

Gilmore Girls — 6. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
890 kelime
Seviye
yeni
Sahnedeson zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
sevimli
Sahnedeçok etkileyici, tatlı ve şirin
The puppy is adorable
Köpek yavrusu çok sevimli
yedi
Sahnedeyiyeceği ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
yedi
yiyecekleri ağza alıp yutmak
He ate an apple
O bir elma yedi
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
ağırlık
Sahnedebir şeyin ne kadar ağır olduğu
What is the weight of this box?
Bu kutunun ağırlığı nedir?
yük
taşınması zor olan ağır sorumluluk
He feels the weight of his job
İşinin yükünü hissediyor
ağırlık
insanların düşünce veya davranışlarını etkileme gücü
Her opinion carries great weight
Fikrinin büyük ağırlığı var
ağırlaştırmak
bir şeye ağırlık eklemek
You should weight the curtain to keep it straight.
Perdeyi düz durması için ağırlaştırmalısın.
taşımak
Sahnedehareket ederken bir şeyi tutmak veya desteklemek
He is bearing a heavy load
Ağır bir yük taşıyor
yön
kişinin nerede olduğu veya hangi yöne gittiği hissi
I lost my bearings
Yönümü kaybettim
alaka
bir durumla olan bağlantı veya önem
This fact has no bearing on the result
Bu gerçeğin sonuçla bir alakası yok
yatak
dönen parçaların sürtünmesini azaltan makine parçası
This machine needs a new bearing
Bu makinenin yeni biryatağa ihtiyacı var
tek başına
Sahnederahatsız edilmeden
Please leave me alone
Lütfen beni yalnız bırak
sadece
tek bir şeyin yeterli olduğunu vurgulamak için kullanılır
The cost alone is high
Sadece maliyeti bile yüksek
yalnız
yanında başka kimse olmayan
She is alone
O yalnız
yalnız
başka kimse olmadan
He walked home alone
Eve yalnız yürüdü
etkileyici
Sahnedebaşkalarını etkileyecek şekilde kibar ve kendinden emin
He is a smooth talker
O, etkileyici konuşan biridir
yumuşatmak
bir durumu daha az zor veya gergin hale getirmek
He tried to smooth the situation
Durumu yumuşatmaya çalıştı
pürüzsüz
yüzeyinde hiçbir engebe veya pürüz bulunmayan
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
yumuşatmak
bir sorunu daha az ciddi hale getirmek
They smoothed out the problems before the meeting
Toplantıdan önce sorunları yumuşattılar
atıştırmalık
Sahnedeana öğünler arasında yenen hafif yemek
I had a healthy snack
Sağlıklı bir atıştırmalık yedim
atıştırmak
öğünler arasında az miktarda yemek yemek
I like to snack on nuts
Kuruyemiş atıştırmayı severim
çekici biri
cinsel açıdan çekici olan kimse
He is such a snack
O çok çekici biri
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
o zamandan beri
Sahnedegeçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have lived here ever since I was a child
Çocukluğumdan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar sürekli olarak
I have lived here ever since
O zamandan beri burada yaşıyorum
o zamandan beri
geçmişteki bir noktadan şu ana kadar
I have lived here ever since
Buraya taşındığımdan beri burada yaşıyorum
o günden beri
geçmişteki belirli bir zamandan itibaren
She has been happy ever since
O günden beri çok mutlu
garip
Sahnedealışılmışın dışında veya şaşırtıcı
That is a strange sound
Bu garip bir ses
tuhaf
alışılmadık veya sıra dışı
It was a strange dream
Tuhaf bir rüyaydı
garip
normal veya beklenenden farklı olan
It is strange to see snow here
Burada kar görmek garip
çalışır durumda
Sahnedeçalışan ve kullanılmaya hazır olan
The website is finally up and running
Web sitesi nihayet çalışır durumda
çalışır durumda
amaçlandığı gibi işleyen veya faaliyet gösteren
The factory is now up and running
Fabrika artık çalışır durumda
aniden harekete geçmek
bir şeyi beklenmedik bir şekilde ve uyarı olmaksızın yapmak
She was up and running with a new idea quickly
Yeni bir fikirle aniden harekete geçti
çalışır durumda
düzgün bir şekilde çalışan ve kullanıma hazır olan
The new system is finally up and running
Yeni sistem nihayet çalışır durumda
boya
Sahnedeyüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
boyamak
bir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
resim yapmak
boya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
süsleme
Sahnedebir yeri daha güzel göstermek için kullanılan nesne
The Christmas decorations are beautiful
Noel süslemeleri çok güzel
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
sebze
Sahnedeinsanların yiyecek olarak tükettiği bitki veya bitki kısmı
I eat fresh vegetables every day
Her gün taze sebze yerim
sebze
yemek olarak yenen bitki
I like to eat fresh vegetables
Taze sebze yemeyi severim
bitkisel hayattaki kişi
ağır beyin hasarı nedeniyle düşünemeyen veya hareket edemeyen kimse
The patient is a vegetable
Hasta bitkisel hayatta
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
besin değeri olmayan
Sahnedeiçinde canlılar için gerekli besin maddelerini barındırmayan
This processed food is nutrient-free
Bu işlenmiş yiyeceğin besin değeri yoktur
film
Sahnedesinemada veya televizyonda gösterilen hikaye
I love watching movies
Film izlemeyi severim
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
raf ustası
Sahnederaf yapan kişi
He works as a shelfmaker
O raf ustası olarak çalışıyor
domuz
Sahnedehortumlu ve kıvrık kuyruklu bir çiftlik hayvanı
The pig is pink
Domuz pembedir
domuz
çok dağınık olan veya çok yemek yiyen kişi
Stop eating like a pig
Domuz gibi yemek yemeyi bırak
obur
çok fazla yemek yiyen veya açgözlü kimse
You are such a pig for eating the whole cake
Tüm pastayı yediğin için tam bir obursun
polis
polislere yönelik kullanılan hakaret içerikli bir söz
Calling an officer a pig is disrespectful
Bir memura bu şekilde hitap etmek saygısızlıktır
deneme
Sahnedebir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
duruşma
birinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
deneme
bir şeyi yapmanın resmi kuralı veya yolu
This trial follows the standard procedure
Bu deneme standart prosedürü izliyor
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I am hoping for the best
En iyisini umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
She is hoping to pass the exam
Sınavı geçmeyi ümit ediyor
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
tutma
Sahnedebir şeyi elinde veya kollarında bulundurma
She is holding a cup of coffee
Bir fincan kahve tutuyor
bulundurma
bir şeyi belirli bir yerde muhafaza etmek
They are holding the cash in a safe
Parayı kasada bulunduruyorlar
gözaltı
polisin insanları tuttuğu yer
The suspect is in the holding cell
Şüpheli gözaltı hücresinde
tutma
bir şeyi elleriyle kavrayıp bırakmamak
She is holding a red apple
O kırmızı bir elma tutuyor
nedime
Sahnededüğünde geline eşlik eden kadın
She is a bridesmaid in the wedding
Düğünde nedime
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
kazanmak
çalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
yapılmış
bir şeyi oluşturmak veya meydana getirmek
She made a cake for the party
O parti için bir kek yaptı
ayrıca
Sahnedesöylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
dans
Sahnedemüzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans etmek
müziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
çevre
Sahnedebir alanın dış sınırı
The perimeter of the garden is 50 meters
Bahçenin çevresi 50 metredir
asılı durmak
Sahnedegörülebilmesi için bir yüzeye tutturulmuş olmak
The painting hangs on the wall
Tablo duvarda asılı duruyor
takılmak
Sahnedeboş zamanı rahat bir şekilde geçirmek
Let us hang out tonight
Bu gece takılalım
takılmak
birileriyle boş vakit geçirmek
I like to hang with my friends
Arkadaşlarımla takılmayı seviyorum
kavrayış
bir işin nasıl yapılacağını anlama becerisi
I finally got the hang of this game
Sonunda bu oyunun inceliğini kavradım
asarak öldürmek
birinin boynuna ip geçirerek yaşamına son vermek
The killer hanged his victim
Katil kurbanını asarak öldürdü
asmak
bir şeyi düşmemesi için yüksek bir yere tutturmak
I will hang the painting on the wall
Tabloyu duvara asacağım
ortada bırakmak
birini zor bir durumda yardımsız bırakmak
They hung me out to dry
Beni ortada bıraktılar
asmak
bir şeyi yüksek bir yere sabitlemek
Hang the coat on the hook
Montu kancaya as
asmak
boynuna ip geçirip kendini aşağı bırakarak yaşamına son vermek
He tried to hang himself
Kendini asmaya çalıştı
askıda kalmak
bir durumun kesinlik kazanmayıp belirsiz olması
The decision hangs in the balance
Karar hala askıda kalıyor
önlük
Sahnedekıyafetlerin üzerine giyilen koruyucu giysi
She wore an apron while cooking
Yemek yaparken önlük giydi
konu
Sahnedebir konuşmanın veya yazının temel meselesi
What is the topic of the lesson
Dersin konusu ne
dış göbek
Sahnededışarı doğru çıkık olan göbek deliği
My brother has an outie
Kardeşimin göbek deliği dışa dönük
kolayca
Sahnedezahmetsiz veya basit bir şekilde
She won the game handily
O, oyunu kolayca kazandı
istasyon
Sahnedeinsanların çalıştığı veya beklediği yer
I will meet you at the station
Seninle istasyonda buluşacağım
baş seviyesi
bebeğin başının doğum kanalındaki konumu
The baby is at station zero
Bebek sıfırıncı seviyede
yerleştirmek
birini bir görev için belirli bir yere atamak
The army stationed soldiers at the border
Ordu sınıra asker yerleştirdi
çiftlik
koyun veya sığır yetiştirilen büyük arazi
They work on a cattle station
Bir sığır çiftliğinde çalışıyorlar
üzerinde
Sahnedebir şeyin daha yüksek konumunda
The book is on top of the desk
Kitap masanın üzerinde
ek olarak
başka bir şeye ilave olarak
On top of that she was late
Buna ek olarak o geç kalmıştı
hakim
bir durumun kontrolünü elinde tutan
She is on top of the situation
Duruma hakim
hakim
bir şeyi kontrol etmek veya yönetmek
She is on top of her work
O işine hakim
pis kokulu
Sahnedekötü kokan
These socks are smelly
Bu çoraplar pis kokulu
boyunca
Sahnedetüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
boyunca
bir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
yanında
biriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
kesip ayırmak
Sahnedebir şeyi tamamen keserek ayırmak
He severed the rope
İpi kesti
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
kapalı
Sahnedegirişlere izin verilmeyen
The shop is closed
Mağaza kapalı
bitirmek
bir işi veya durumu sona erdirmek
He closed the meeting
Toplantıyı bitirdi
tanıdık
Sahnededaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
tanıdık
bir kişi veya durumu önceden tanıyor olmak
This melody sounds familiar to me
Bu melodi bana tanıdık geliyor
fırın
Sahnedeyiyecek pişirmek veya ısıtmak için kullanılan cihaz
Put the cake in the oven
Keki fırına koy
yararlanmak
Sahnedebir şeyi bir amaç için kullanmak
They want to exploit the new technology
Yeni teknolojiden yararlanmak istiyorlar
sömürmek
birini kendi çıkarı için haksız şekilde kullanmak
The company exploits its workers
Şirket işçilerini sömürüyor
kahramanlık
cesur veya etkileyici bir eylem
He told stories of his brave exploits
Cesur kahramanlıkları hakkında hikayeler anlattı
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
Sahnedebelirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
damat
Sahnedeevlenen erkek
The groom looked very happy
Damat çok mutlu görünüyordu
bakım yapmak
bir kişiyi veya hayvanı temiz ve düzenli hale getirmek
She groomed her horse
Atının bakımını yaptı
yetiştirmek
birini bir görev veya iş için hazırlamak
The manager is grooming her for the position
Müdür onu pozisyon için yetiştiriyor
damat
evlenmekte olan erkek
The groom wore a black suit
Damat siyah bir takım elbise giydi
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
mide bulandırıcı
Sahnedeinsanda kusma isteği uyandıran
The smell in the room was vomit-inducing
Odadaki koku mide bulandırıcıydı
ancak
Sahnedeiki ifade arasındaki zıtlığı belirtmek için kullanılır
It is raining; however, we will go out.
Hava yağmurlu; ancak dışarı çıkacağız.
ancak
zıtlık belirtmek için kullanılır
It was raining; however, we went out
Yağmur yağıyordu; ancak dışarı çıktık
nasıl olursa olsun
hangi şekilde olursa olsun
However you do it, it is fine
Nasıl yaparsan yap, sorun değil
eş anlamlı
Sahnedebaşka bir kelimeyle aynı anlama gelen
Happy and joyful are synonymous words
Mutlu ve sevinçli eş anlamlı kelimelerdir
dayan
Sahnedezorluklara rağmen pes etmemek
I know it is hard, but hang in there
Zor olduğunu biliyorum ama dayan
yabancı
Sahnedetanımadığınız biri
Don't talk to strangers
Yabancılarla konuşma
tuhaf
alışılmamış ya da şaşırtıcı
The stranger the better
Ne kadar tuhaf o kadar iyi
ziyaretçi
bilmediği bir yerde bulunan kişi
The stranger looked at the map
Ziyaretçi haritaya baktı
yabancı
tanımadığınız kişi
I do not talk to a stranger
Yabancılarla konuşmam
yabancı
tanınmayan veya alışılmadık kişi
He is a total stranger to me
O benim için tamamen yabancı biri
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
beklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
siyahlığını gidermek
Sahnedebir şeyin üzerindeki siyah rengi kaldırmak
I want to unblack this wall
Bu duvarın siyahlığını gidermek istiyorum
misket tüfeği
Sahnedeeski tip uzun namlulu tüfek
The soldier carried a musket
Asker bir misket tüfeği taşıyordu
seri
Sahnedebenzer şekilde birçok kez tekrarlanan
The police caught the serial thief
Polis seri hırsızı yakaladı
seri
arka arkaya gelen
Check the serial number on the device
Cihaz üzerindeki seri numarasını kontrol edin
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
dönem
Sahnedebelirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
şart
bir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok olan
She has a large family
Onun büyük bir ailesi var
büyük
boyut olarak geniş
I want a large coffee
Büyük bir kahve istiyorum
binlik
bin Amerikan dolarını ifade eden argo terim
He won five large in the game
Oyunda beş bin dolar kazandı
korkunç
Sahnedeçok kötü veya nahoş
The weather is horrible
Hava korkunç
aşırı
çok büyük bir derecede
There was a horrible amount of work
Dehşet verici miktarda iş vardı
berbat
çok kötü veya rahatsız edici
This is a horrible smell
Bu berbat bir koku
korkunç
çok kötü veya nahoş olan
The food was horrible
Yemek korkunçtu
hadi
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik etmek
Come on, you can do it
Hadi, yapabilirsin
üstüne gitmek
çok baskıcı veya aşırı davranmak
Don't come on so strong
Çok üstüme gelme
hadi canım
inanmamayı veya karşı çıkmayı ifade etmek
Come on, that is not true
Hadi canım, bu doğru değil
hadi ama
öfke veya hayal kırıklığını ifade eden söz
Come on, stop wasting my time
Hadi ama, zamanımı boşa harcamayı bırak
kur
birini cezbetmek için yapılan hamle
She gave him a come-on to start a conversation
Sohbet başlatmak için ona kur yaptı
belirmek
görünmeye veya olmaya başlamak
A smile came on his face
Yüzünde bir gülümseme belirdi
yaklaşmak
bir şeye doğru veya daha yakınına hareket etmek
He came on toward the house
Eve doğru yaklaştı
katılmak
bir etkinlikte veya faaliyette yer almak
Do you want to come on the trip with us
Bizimle geziye katılmak ister misin
haydi
birine acele etmesini veya daha fazla çaba göstermesini söylemek için kullanılır
Come on we are going to be late
Haydi geç kalacağız
hadi
birini acele etmeye veya denemeye teşvik etmek
Come on we will be late
Hadi geç kalacağız
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
final
Sahnedebir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
son
sonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gizlice
Sahnedebirinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
saldırganlık
Sahnedeöfkeli veya tehditkar davranış
The dog showed signs of aggression
Köpek saldırganlık belirtileri gösterdi
dilityum kristali
Sahnedebilim kurgu eserlerinde kullanılan kurgusal bir kristal madde
The ship runs on dilithium crystals
Gemi dilityum kristalleriyle çalışıyor
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
buradan gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
I need to get out of here
Buradan gitmem gerekiyor
buradan gitmek
şu an bulunduğum yerden ayrılmak
I am out of here
Buradan gidiyorum
ağırlık salonu
Sahnedeağırlık antrenmanı yapılan oda
He goes to the weightroom every day
O her gün ağırlık salonuna gider
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I like to eat eggs for breakfast
Kahvaltıda yumurta yemeyi severim
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor