

Gilmore Girls — 6. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
868 kelime
Seviye
en erken
Sahnedebelirtilen zamandan önce olmayacak şekilde
We can arrive at the earliest at five o'clock
En erken saat beşte varabiliriz
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
siper
Sahnedekoruma amacıyla yere kazılan küçük çukur
The soldier hid in the foxhole
Asker sipere saklandı
yara
Sahnedederideki ağrılı bölge
He has a sore on his arm
Kolunda bir yara var
yaralar
Sahnedederideki ağrılı bölgeler
The sores on his back are painful
Sırtındaki yaralar acı veriyor
yara yeri
Sahnedederideki zedelenmiş kısım
She cleaned the sore on her leg
Bacağındaki yara yerini temizledi
ayaklanma
Sahnedekalabalığın şiddetli ve kontrolsüz bir şekilde davranması durumu
Rioting broke out in the city
Şehirde ayaklanma patlak verdi
ayaklanma
kalabalık bir grubun çıkardığı şiddetli karışıklık
people were rioting in the streets
insanlar sokaklarda ayaklanıyordu
bayılmak
Sahnedeaniden bilincini kaybetmek
She fainted from the heat
Sıcaktan bayıldı
hafif
gücü veya enerjisi eksik olan
The sound was faint
Ses hafifti
hafif
çok küçük veya zayıf olan
I heard a faint sound
Hafif bir ses duydum
halsiz
gücü veya enerjisi az olan
She felt faint after the long walk
Uzun yürüyüşten sonra halsiz hissetti
sızmak
Sahnedeyavaşça bir yerden dışarı akmak
Thick mud began to ooze from the pipe
Kalın çamur borudan sızmaya başladı
sızmak
yavaşça ve yoğun bir şekilde akmak
Honey oozes from the jar
Bal kavanozdan sızıyor
öf
Sahnederahatsızlık veya sıkkınlık belirten ünlem
Ugh, I hate waking up early
Öf, erken uyanmaktan nefret ederim
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
reklamcılık
Sahnedeinsanların bir ürün veya hizmetten haberdar edilmesini sağlayan faaliyet
Advertising is very expensive
Reklamcılık çok pahalıdır
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
yanlış anlama
Sahnedebir şeyi doğru şekilde anlayamama durumu
There was a misunderstanding between them
Aralarında bir yanlış anlama oldu
yanlış anlaşılma
insanların birbirini doğru anlamadığı durum
It was a simple misunderstanding
Basit bir yanlış anlaşılmaydı
yanlış anlamak
bir şeyi hatalı biçimde yorumlamak
Do not misunderstand my intentions
Niyetlerimi yanlış anlama
cüzdan
Sahnedepara ve kişisel eşyaları taşımak için kullanılan küçük çanta
She put the money in her purse
Parayı cüzdanına koydu
büzmek
dudakları sıkıca birbirine bastırmak
She pursed her lips in anger
Öfkeden dudaklarını büktü
ödül parası
bir yarışmada ödül olarak verilen para miktarı
The winner took home a large purse
Kazanan büyük bir ödül parası kazandı
kesin yemin etmek
Sahnedeçok güçlü bir şekilde söz vermek
I super-swear I will clean my room
Odamı temizleyeceğime kesin yemin ediyorum
bela
Sahnedebüyük sorun veya acıya neden olan kişi ya da şey
Inflation is a scourge for the economy
Enflasyon ekonomi için bir beladır
kırbaçlamak
birini kırbaçla cezalandırmak
They scourge the prisoners
Mahkumları kırbaçlıyorlar
birkaç
Sahnedeikiden fazla fakat çok olmayan
I have several books
Birkaç kitabım var
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in London
Londra'da yaşıyorum
yatılı
biriyle aynı evde yaşayan
They have a live-in nanny
Yatılı bir bakıcıları var
lojman kalmak
çalışılan binanın içinde ikamet etmek
The nanny lives in with the family
Bakıcı aileyle birlikte evde kalıyor
oturmak
bir yerde ikamet etmek
I live in a big house
Büyük bir evde oturuyorum
birlikte yaşayan
bir romantik partnerle aynı evde oturan
They are a live-in couple
Onlar birlikte yaşayan bir çift
broşür
Sahnederesimler ve bilgiler içeren küçük bir kitapçık
I picked up a travel brochure
Bir seyahat broşürü aldım
kurmak
Sahnedebir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
editör
Sahnedemetinleri yayınlanmak üzere hazırlayan kişi
He works as an editor
Editör olarak çalışıyor
yer
Sahnedebir şeyin bulunduğu yer
This is the site of the accident
Burası kazanın olduğu yer
alan
belirli bir amaç için kullanılan bölge
The construction site is closed
İnşaat alanı kapalı
web sitesi
internette web sayfalarının bulunduğu yer
I found this information on a site
Bu bilgiyi bir sitede buldum
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
melankoli
Sahnedederin ve uzun süren bir üzüntü hissi
He fell into a state of melancholia
O derin bir melankoli haline düştü
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
takma ad
Sahnedebir kişinin gerçek adı yerine kullandığı isim
He goes by the street name Shadow
O Shadow takma adını kullanıyor
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından tanınan
He is a famous singer
O ünlü bir şarkıcıdır
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
alet kutusu
Sahnedealetleri taşımak için kullanılan kutu
He put his hammer in the toolbox
Çekicini alet kutusuna koydu
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
kesin
Sahnedetamamen doğru veya hatasız
What is the exact time?
Tam saat kaç?
zorla almak
birinden bir şeyi baskı ile istemek
He exacted a promise from her
Ondan zorla bir söz aldı
boğulmak
Sahnedesu altında nefes alamadığınız için ölmek
Many people drown every year
Her yıl birçok insan boğuluyor
bastırmak
diğer seslerden daha yüksek çıkmak
The music drowned out the voices
Müzik sesleri bastırdı
boğmak
birini suyun altında tutarak ölümüne yol açmak
The villain tried to drown the hero
Kötü adam kahramanı boğmaya çalıştı
söz konusu olamaz
Sahnedeyapılması ya da düşünülmesi imkansız
Going to the party is out of the question
Partiye gitmek söz konusu olamaz
gündemde
üzerinde tartışılan veya düşünülen
The topic is out of the question at the meeting
Konu toplantıda gündemde
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
tarihi
Sahnedegeçmişteki önemli olaylarla ilgili olan
This is a historic day for us
Bu bizim için tarihi bir gün
tarihi
tarih açısından önemli olan
This is a historic building
Bu tarihi bir bina
cep telefonu
Sahnedearama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
fazla ütülemek
Sahnedebir kumaşı gerektiğinden daha fazla ütülemek
You will damage the fabric if you over-iron it
Kumaşı fazla ütülersen ona zarar verirsin
sos
Sahnedeyemekle birlikte servis edilen koyu kıvamlı sıvı
I like tomato sauce
Domates sosunu severim
içki
alkol için kullanılan argo bir terim
He hits the sauce every night
Her gece içkiye vuruyor
sos
yemeklere lezzet katmak için eklenen yoğun sıvı
Add some sauce to the meat
Ete biraz sos ekle
yemek sosu
tabağın üzerine dökülen yoğun kıvamlı sıvı
Pour the sauce over the salad
Sosu salatanın üzerine dök
diafon
Sahnedefarklı odalardaki kişilerin birbirleriyle konuşmasını sağlayan cihaz
I answered the intercom
Diafona cevap verdim
içecekler
Sahnedeiçilebilen sıvı
Would you like some drinks?
Biraz içecek ister misiniz?
içecekler
içilebilen sıvılar
I like cold drinks
Soğuk içecekleri severim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He rarely drinks
O nadiren içki içer
içmek
bir sıvıyı ağza alıp yutmak
She drinks water every day
O her gün su içer
şekil
Sahnedebir şeyin dış biçimi veya hatları
The clouds have a strange shape
Bulutlar garip bir şekle sahip
form
bir kişinin fiziksel veya zihinsel durumu
He is in good shape
O iyi bir formda
şekillendirmek
bir şeye belirli bir biçim kazandırmak
You can shape the clay with your hands
Kili ellerinle şekillendirebilirsin
şekil
bir şeyin dış görünüşü veya ana hatları
Everything has a shape
Her şeyin bir şekli vardır
üretmek
Sahnedeyeni bir fikir plan veya cevap ortaya atmak
She came up with a great idea
O harika bir fikir üretti
bulmak
bir şeyi sağlamak veya temin etmek
Can you come up with the money
Parayı bulabilir misin
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek için yerleştirmek
I need to install the new software
Yeni yazılımı kurmam gerekiyor
cobbler tatlısı
Sahnedeüzeri hamurla pişirilmiş meyveli tatlı
I love peach cobbler
Şeftalili cobbler tatlısını çok severim
ayakkabı tamircisi
Sahnedeayakkabıları onaran kişi
The cobbler fixed my boots
Ayakkabı tamircisi botlarımı onardı
meyveli kokteyl
şarap meyve ve şekerle hazırlanan karışık bir içecek
He sipped his refreshing cobbler
Meyveli kokteylinden bir yudum aldı
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yabancı
Sahnedebaşka bir kültürden olduğu için bilinmeyen
This custom is foreign to me
Bu gelenek bana yabancı
yabancı
başka bir ülkeye ait olan
I want to learn a foreign language
Yabancı bir dil öğrenmek istiyorum
yabancı
kendi ülkenizden olmayan
I like learning foreign languages
Yabancı dil öğrenmeyi seviyorum
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
aramak
Sahnedetelefonla iletişime geçmek
Please call me tomorrow
Lütfen beni yarın ara
karar
bir konuda karar verme sorumluluğu
It was a tough call
Zor bir karardı
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They call him the boss
Ona patron diyorlar
çağırmak
bir şeyi istemek veya davet etmek
I will call a taxi
Bir taksi çağıracağım
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
yüzyıl
Sahnedeyüz yıllık süre
The castle is five centuries old
Kale beş yüzyıllık
yüzyıl
yüz yıllık bir dönem
We live in the twenty-first century
Yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz
halı
Sahnedeyer kaplamak için kullanılan yumuşak örtü
The carpet is red
Halı kırmızı
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
yarım peni
Sahnedeyarım peni değerindeki eski İngiliz madeni parası
I found an old ha'penny in the attic
Çatı katında eski bir yarım peni buldum
Viktorya dönemi
SahnedeKraliçe Viktorya zamanına ait veya o dönemin özelliklerini taşıyan
She lives in a Victorian house
Viktorya dönemine ait bir evde yaşıyor
yemek alanı
Sahnedeinsanların yemek yediği yer
The dining area is clean
Yemek alanı temiz
yemek odası
evde insanların yemek yedikleri oda
We are having dinner in the dining room
Akşam yemeğini yemek odasında yiyoruz
şık
Sahnedestil sahibi ve yüksek kaliteli
She looks very classy in that dress
O elbisenin içinde çok şık görünüyor
plantasyon
Sahnedeürün yetiştirilen büyük arazi
They work on a large coffee plantation
Büyük bir kahve plantasyonunda çalışıyorlar
seyirci katılımı
Sahnedeizleyicilerin bir etkinliğe aktif olarak dahil olması
The show features a lot of audience participation
Gösteri bolca seyirci katılımı içeriyor
Yusufçuk Oteli
Sahnedeinsanların konaklamak için para ödediği yer
The Dragonfly Inn is very nice
Yusufçuk Oteli çok güzel
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That is a swell idea
Bu harika bir fikir
şişmek
büyümek veya şişmek
My ankle began to swell
Ayak bileğim şişmeye başladı
artış
miktar veya yoğunluktaki kademeli yükseliş
The crowd began to swell
Kalabalık artmaya başladı
durup dururken
Sahnedehiç beklenmedik bir anda
He called me out of the blue
Beni durup dururken aradı
beklenmedik bir şekilde
Sahnedeönceden hiçbir işaret olmadan gerçekleşen
The idea came out of the blue
Fikir beklenmedik bir şekilde ortaya çıktı
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
onuncu
Sahnedesıralamada onuncu sırada gelen
She is the tenth student to arrive
O gelen onuncu öğrenci
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
dürtmek
Sahnedeparmakla hafifçe itmek
She poked him in the arm
Kolunu dürttü
dürtmek
bir parmak veya sivri bir nesne ile itmek
Don't poke the bear
Ayıyı dürtme
kurcalamak
bilgi bulmak için bir yeri araştırmak
He was poking around the old desk
Eski masayı kurcalıyordu
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
aptal
Sahnedezeki olmayan veya iyi düşünemeyen
That was a dumb question
O aptalca bir soruydu
basitleştirmek
bir şeyi anlaşılması daha kolay hale getirmek
They had to dumb down the manual
Kılavuzu basitleştirmek zorunda kaldılar
dilsiz
konuşma yetisi olmayan
The man was born dumb
Adam dilsiz doğmuştu
rahatsız edici
Sahnedebirinin üzülmesine veya endişelenmesine neden olan
The news was very disturbing
Haberler çok rahatsız ediciydi
Rahatsız edici
huzursuzluk veya tiksinti veren
The movie had some disturbing scenes
Filmde bazı rahatsız edici sahneler vardı
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
tıkıştırmak
bir şeyi bir kaba veya boşluğa sıkıca yerleştirmek
I stuffed my clothes into the suitcase
Kıyafetlerimi bavula tıkıştırdım
çöküşe geçmek
Sahnedeaniden başarısız olmaya veya kötüye gitmeye başlamak
His career hit the skids after the scandal
Onun kariyeri o skandaldan sonra çöküşe geçti
acil durum
Sahnedebeklenmedik ve acil müdahale gerektiren durum
I have a family emergency
Ailevi bir acil durumum var
acil durum
derhal müdahale gerektiren ciddi durum
This is an emergency
Bu bir acil durum
acil servis
hastanelerin acil tıbbi bakım sağlayan bölümü
He is in the emergency
O acil serviste
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
sonunda
Sahnedeuzun bir süreden veya gecikmeden sonra
We eventually arrived home
Sonunda eve vardık
sonunda
uzun bir süre sonra veya sonunda
He eventually found his keys
Sonunda anahtarlarını buldu
sonunda
uzun bir süre veya gecikmeden sonra
He eventually arrived home
Sonunda eve vardı
reklam panosu
Sahnedereklam amacıyla kullanılan büyük tabela
I saw a big billboard on the highway
Otoyolda büyük bir reklam panosu gördüm
reklam panosu
reklamlar için kullanılan büyük dış mekan panosu
I saw an advertisement on the billboard
Reklam panosunda bir ilan gördüm
lisans
Sahnedebir şeyi yapmaya izin veren resmi belge
I have a license
Lisansım var
ruhsat vermek
bir şeye resmi izin vermek
The city licensed the new cafe
Şehir yeni kafeye ruhsat verdi