

Gilmore Girls — 6. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
739 kelime
Seviye
bazen
Sahnedebazı zamanlar, her zaman değil
Sometimes I wake up early
Bazen erken uyanırım
daha iyi
Sahnededaha yüksek kaliteli veya daha sağlıklı
This is a better plan
Bu daha iyi bir plan
daha iyi
daha yüksek bir ölçüde
I understand it better now
Onu şimdi daha iyi anlıyorum
iyileştirmek
bir şeyi veya birini daha iyi hale getirmek
He wants to better his English
İngilizcesini iyileştirmek istiyor
iyi olur
bir şeyin yapılması gerektiğini veya mantıklı olduğunu belirtmek için kullanılır
You had better leave now
Şimdi gitsen iyi olur
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
at yarışı
Sahnedeatların hızlarını ölçmek için yapılan yarışma
We went to see a horse race yesterday
Dün bir at yarışı izlemeye gittik
başa baş yarış
sonucunun belirsiz olduğu çekişmeli bir durum
The election is a horse race between the two candidates
Seçim iki aday arasında başa baş bir yarış
bastırmak
Sahnedebir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
basın
haber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
ısrar etmek
bir konuda güçlü talepte bulunmak
They will press us for an answer
Bizden cevap için ısrar edecekler
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
iletişim kurmak
biriyle haberleşmek veya irtibat sağlamak
I need to get in touch with my boss
Patronumla iletişim kurmam gerekiyor
katılmak
bir grubun veya etkinliğin parçası haline gelmek
I hope to get in the team
Takıma katılmayı umuyorum
palyaço
Sahnedeinsanları güldürmek için renkli giysiler ve makyaj giyen sanatçı
The clown made the children laugh
Palyaço çocukları güldürdü
soytarı
aptalca veya komik davranışlarda bulunan kimse
Stop acting like a clown
Bir soytarı gibi davranmayı bırak
palyaço
komik kıyafetler giyen ve insanları güldüren kişi
The clown made everyone laugh at the party
Palyaço partide herkesi güldürdü
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
üzerinde durmak
Sahnedebir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
uğraşmak
Sahnedebir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
çalışmak
bir işi ücret karşılığı veya görev olarak yapmak
I work on a big project
Büyük bir projede çalışıyorum
uğraşmak
bir görevi yaparken meşgul olmak
I am working on my homework
Ödevimle uğraşıyorum
emek vermek
bir işi yapmak için zaman ve çaba harcamak
She works on her painting daily
O her gün resmine emek veriyor
çözmeye çalışmak
bir problem üzerine düşünmeye başlamak
We are working on the problem
Problem üzerinde çalışıyoruz
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
uğraş göstermek
bir şeyi yapmaya veya çözmeye çabalamak
They work on a new strategy
Yeni bir strateji üzerinde uğraş gösteriyorlar
meşgul olmak
bir görev veya faaliyetle vakit geçirmek
She is working on her report
Raporuyla meşgul oluyor
dahil olmak
bir faaliyetle ilgilenmek
He works on a charity project
Bir yardım projesine dahil oluyor
tamir etmek
bir şeyi onarmaya veya iyileştirmeye çalışmak
They work on the broken car
Bozulan arabayı tamir etmeye çalışıyorlar
odaklanmak
bir işe zaman ve çaba ayırmak
I work on my writing tasks
Yazma görevlerime odaklanıyorum
ele almak
bir şeyi yapmaya veya halletmeye çalışmak
We work on the difficult issue
Zor konuyu ele alıyoruz
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
He works on his performance
Performansını iyileştirmeye çalışıyor
onarmak
bir şeyi düzeltmek veya geliştirmek için çabalamak
I work on the leaky pipe
Sızdıran boruyu onarmaya çalışıyorum
çabalamak
bir şeyi yapmak veya geliştirmek için gayret etmek
She works on her fitness
Formunu korumaya çabalıyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için uğraşmak
They work on their garden
Bahçelerini güzelleştirmek için uğraşıyorlar
çözüm aramak
bir soruna yanıt bulmaya çalışmak
We work on the puzzle
Yapboza çözüm arıyoruz
uğraşmak
bir şeyi geliştirmek için çaba harcayarak vakit geçirmek
I am working on my English skills
İngilizce becerilerim üzerinde uğraşıyorum
malikane
Sahnedeçok büyük ve görkemli ev
He lives in a huge mansion
O, kocaman bir malikanede yaşıyor
ücret talep etmek
Sahnedebir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
ücret talep etmek
bir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
suçlamak
birini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
sorumluluk
kontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
fayda
Sahnedebirine yardım eden veya iyi bir sonuç veren şey
This plan has many benefits
Bu planın birçok faydası var
yardım etkinliği
bir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
They organized a benefit for the children
Çocuklar için bir yardım etkinliği düzenlediler
yararlanmak
bir şeyden iyi bir sonuç veya avantaj elde etmek
You will benefit from this course
Bu kurstan yararlanacaksın
fayda
bir kişinin durumunu iyileştiren olumlu şey
Exercise has many benefits for health
Egzersizin sağlık için birçok faydası vardır
lisansüstü
Sahnedeilk üniversite derecesini bitirdikten sonra yapılan eğitimle ilgili
She is doing her post-grad studies
O lisansüstü eğitimini yapıyor
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
Sahnededüşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
erken
Sahnedebir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
elde
Sahnedekullanıma hazır veya ulaşılabilir
We have extra supplies on hand
Elimizde fazladan malzeme var
uyanmak
Sahnedeuykudan çıkıp bilincin yerine gelmesi
I wake up at seven
Saat yedide uyanırım
uyandırmak
birini uykudan uyandırmak
Wake up your sister
Kız kardeşini uyandır
uyanma
uykudan uyanma eylemi
My early wake-up made me tired
Erken uyanmam beni yordu
uyanmak
uykudan uyanmak
I wake up early every morning
Her sabah erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp bilinçli hale gelmek
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyanmak
uyumayı bırakıp gözlerini açmak
I wake up early every day
Her gün erken uyanırım
uyandırma
kişinin uyanmasını sağlayan sinyal veya zil sesi
The wake-up call is at seven
Uyandırma servisi saat yedide
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
sabah
Sahnedegünün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
gözden uzak durmak
Sahnededikkat çekmemek için gizlenmek
He decided to lay low for a while
Bir süre gözden uzak durmaya karar verdi
devirmek
birini yenmek ya da gücünü elinden almak
The flu laid him low
Grip onu devirdi
dikkat çekmemek
bir süre ortalıkta görünmemek veya dikkat çekmemeye çalışmak
You should lay low until the situation improves
Durum düzelene kadar dikkat çekmemelisin
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
yüzde
Sahnede100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
tamamen
bütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
bir bütünün parçası olarak belirtilen miktar oranı
Fifty percent of the students passed the exam
Öğrencilerin yüzde ellisi sınavı geçti
kusmak
Sahnedemide içeriğini ağız yoluyla dışarı atmak
The baby threw up his milk
Bebek sütünü kustu
inşa etmek
bir yapıyı hızlıca meydana getirmek
They threw up a wall in one day
Bir günde bir duvar inşa ettiler
kusmak
mide içeriğini ağız yoluyla dışarı çıkarmak
He felt sick and started to throw up
Kendini kötü hissetti ve kusmaya başladı
olmakta olan
Sahnedeşu anda gerçekleşen
What is going on here
Burada neler oluyor
gidiş
bir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
Our going was delayed by the rain
Gidişimiz yağmur yüzünden gecikti
demek
bir şeyin içeriğini veya sesini ifade etmek
That is how the story goes
Hikaye böyle diyor
başlamak
bir işe girişmek veya devam etmek
I am going on with my work
İşimle devam ediyorum
gidiş
bir yerden başka bir yere hareket etme eylemi
His going was very sudden
Onun gidişi çok aniydi
gitme
bir yerden ayrılma eylemi
I am going home now
Şimdi eve gidiyorum
gidiş
bir yerden başka bir yere hareket etme durumu
The going was slow on the muddy road
Çamurlu yolda gidiş yavaştı
kanaat
Sahnedebir kişi veya durum hakkındaki yargı veya inanç
In my estimation he is honest
Benim kanaatime göre o dürüst
tahmin
yaklaşık bir hesaplama veya görüş
This is only a rough estimation
Bu sadece kaba bir tahmin
öğrenim ücreti
Sahnedebir eğitim kurumuna ödenen para
The tuition at this university is high
Bu üniversitenin öğrenim ücreti yüksek
aşırı faizli
Sahnedehaksız derecede yüksek faiz oranları talep eden
The loan had usurious interest rates
Kredinin aşırı faiz oranları vardı
en kötü
Sahnedekalite bakımından en düşük seviyede olan
This is the worst restaurant in town
Bu şehirdeki en kötü restoran
en feci
Sahnedeen ağır veya en olumsuz durumda olan
It was the worst day of his life
Hayatının en feci günüydü
en kötü
en nahoş veya en düşük kaliteli olan
This is the worst movie I have ever seen
Bu, şimdiye kadar izlediğim en kötü film
parasını ödemek
Sahnedebir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ben ödeyeceğim
bedel ödemek
geçmişteki bir eylemin kötü sonuçlarına katlanmak
You will pay for what you did
Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin
parasını ödemek
bir şey karşılığında para vermek
I paid for the ticket
Biletin parasını ödedim
bedelini ödemek
yapılan bir davranışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for your mistakes
Hatalarının bedelini ödeyeceksin
ödemek
bir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the dinner
Yemeğin ücretini ben ödeyeceğim
satın almak
alınan bir şey için para vermek
I paid for these new shoes
Bu yeni ayakkabılar için para ödedim
karşılamak
bir şeyin maliyetini üstlenmek
He pays for his sons education
Oğlunun eğitim masraflarını o karşılıyor
sahne
Sahnedeperformans sergilenen yüksek alan
The actor is on the stage
Oyuncu sahnededir
hazırlamak
Sahnedehazır hale getirmek
He staged the equipment
Ekipmanları hazırladı
aşama
bir sürecin adımı
We are at the first stage
İlk aşamadayız
sahnelemek
bir şeyi gerçekmiş gibi göstermek amacıyla düzenlemek
They staged a protest in the city center
Şehir merkezinde bir protesto sahnelediler
aşama
bir süreçteki belirli bir nokta
We are in the first stage of the project
Projenin ilk aşamasındayız
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
akşam yemeği
Sahnedegünün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
yakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
iyi
nazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
rekor
Sahnedeşimdiye kadar ulaşılan en yüksek seviye
He broke the world record
Dünya rekorunu kırdı
kaydetmek
Sahnedeses video veya bilgiyi daha sonra kullanmak üzere depolamak
Please record the meeting
Lütfen toplantıyı kaydedin
plak
Sahnedemüzik veya ses depolayan düz disk
I listen to music on an old record
Eski bir plaktan müzik dinliyorum
kayıt
olayların veya gerçeklerin yazılı ya da sözlü hesabı
The police have a record of the accident
Polisin kaza ile ilgili bir kaydı var
kayarak girmek
Sahnedeayağı kayıp bir yere girmek
He slipped in through the open door
Açık kapıdan ayağı kayarak içeri girdi
sessizce girmek
bir yere sessizce ve gizlice girmek
I tried to slip in quietly
Sessizce girmeye çalıştım
araya sıkıştırmak
bir şeyi konuşmaya fark ettirmeden dahil etmek
She slipped in a comment about his new job
Yeni işi hakkında bir yorumu araya sıkıştırdı
boşaltmak
Sahnedebir çanta veya kaptaki eşyaları çıkarmak
I need to unpack my suitcase
Bavulumu boşaltmam gerekiyor
ayrıntılı incelemek
bir konuyu detaylı bir şekilde analiz edip tartışmak
We need to unpack this complex issue
Bu karmaşık konuyu ayrıntılı olarak incelememiz gerekiyor
kablosuz
Sahnedekablo yerine radyo sinyalleri kullanan
I have a wireless mouse
Kablosuz bir farem var
radyo
radyo yayınlarını alan cihaz
I listened to the news on the wireless
Haberleri radyodan dinledim
elli
Sahnede50 sayısı
I have fifty dollars
Elli dolarım var
elli
elli sayısı
I am fifty years old
Elli yaşındayım
gizlice girdi
Sahnedesessizce ve gizlice bir yere gitmek
He snuck out of the house
Evden gizlice çıktı
ebeveyn
Sahnedebir kişinin annesi veya babası
I love my parents
Ebeveynlerimi seviyorum
ana şirket
başka bir şirketin sahibi olan şirket
The parent company owns several smaller businesses
Ana şirket birkaç küçük işletmeye sahip
ebeveynlik yapmak
bir çocuğun bakımını üstlenip onu büyütmek
They are parenting their children with love
Çocuklarını sevgiyle yetiştiriyorlar
ebeveyn
bir çocuğun annesi veya babası
My parent is very kind
Ebeveynim çok nazik
söylemek
Sahnedebirine bir şeyi anlatmak veya söylemek
Tell me your name
Bana adını söyle
ayırt etmek
bir şeyi fark etmek veya tanımak
I can't tell them apart
Onları birbirinden ayırt edemiyorum
acınası
Sahnedeacıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
acınası
çok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
daha yüksek
Sahnededaha fazla seviyede veya miktarda olan
The price is higher now
Fiyat şimdi daha yüksek
daha yüksek
miktar veya derece olarak daha fazla olan
The price is higher now
Fiyat şu an daha yüksek
daha ileri
daha gelişmiş veya ileri bir seviyede olan
She studies at a higher level
O daha ileri bir seviyede eğitim alıyor
daha fazla
miktar veya sayıca daha büyük
Costs are higher today
Maliyetler bugün daha fazla
bilek kemiği
Sahnedebilekte bulunan küçük kemiklerden biri
The doctor examined his carpal bone
Doktor bilek kemiğini inceledi
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
zımbırtı
Sahnedeadını bilmediğiniz veya hatırlayamadığınız nesne
Give me that metal thingy
Şu metal zımbırtıyı bana ver
şey
adını bilmediğimiz veya hatırlayamadığımız nesneler için kullanılan gayriresmi kelime
Can you hand me that thingy
Şu şeyi bana uzatır mısın
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
prova yapmak
Sahnedebir performans için pratik yapmak
They rehearse the play every day
Oyunu her gün prova yapıyorlar
prova yapmak
bir gösteri veya konuşmayı gerçek olana hazırlık için tekrar etmek
They need to rehearse the play
Oyunu prova etmeleri gerekiyor
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
hastane
hasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
hastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
düzenlemek
Sahnedeeşyaları planlı bir sırayla yerleştirmek
Lay out the tools on the table
Aletleri masanın üzerine diz
bayıltmak
birine vurarak bilincini kaybetmesini sağlamak
The boxer laid out his opponent with one punch
Boksör rakibini tek yumrukla bayılttı
uzanmak
bir yerde dinlenmek için yatmak
We spent the day laying out on the beach
Günü kumsalda uzanarak geçirdik
açıklamak
bilgiyi açık ve net şekilde sunmak
He laid out the details of the project
Projenin detaylarını açıkladı
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
I got to school late
Okula geç vardım
fırsat bulmak
bir şey yapma şansı elde etmek
I got to see the concert
Konseri görme fırsatı buldum
zorunda olmak
bir şeyi yapmak gerekmek
I have got to leave now
Şimdi gitmek zorundayım
etkilemek
birinin duygularını etkilemek
His words really got to me
Söyledikleri beni gerçekten etkiledi
zorunda olmak
bir şeyi yapmak gerektiğini ifade eder
I have got to go home now
Şimdi eve gitmek zorundayım
sık nefes almak
Sahnedenormalin üzerinde bir hızla soluk alıp vermek
He began to hyperventilate from the excitement
Heyecandan sık nefes almaya başladı
hiperventilasyon yapmak
Sahnedetıbbi olarak normalden hızlı nefes alıp vermek
Do not hyperventilate or you might faint
Hiperventilasyon yapma yoksa bayılabilirsin
hızlı hızlı nefes almak
korku veya stres nedeniyle çok hızlı nefes almak
She started to hyperventilate
Hızlı hızlı nefes almaya başladı
hızlı nefes almak
çok seri şekilde soluk alıp vermek
She started to hyperventilate during the test
Sınav sırasında hızlı nefes almaya başladı
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
lisansüstü
Sahnedeüniversiteyi bitirip daha ileri seviyede eğitim alan öğrenci
Most grad students are very busy
Çoğu lisansüstü öğrencisi çok meşguldür
mezun
bir üniversite eğitimini tamamlamış kişi
He is a recent grad
O yeni bir mezun
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
ekipman
Sahnedebelirli bir etkinlik için kullanılan araç gereçler
I have all the gear for skiing
Kayak yapmak için tüm ekipmanlara sahibim
vites
taşıtlarda tekerleklere giden gücü ayarlayan mekanizma
Shift into a lower gear for the hill
Yokuş için daha düşük bir vitese geç
kıyafet
belirli bir etkinlik için giyilen giysiler
I need cycling gear for the race
Yarış için bisiklet kıyafetlerine ihtiyacım var
uyarlamak
bir şeyi belirli bir amaca veya gruba uygun hale getirmek
The lesson was geared towards beginners
Ders yeni başlayanlara göre ayarlanmıştı
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
mutlu
Sahnedeüzgün olmayan
I feel unsad today
Bugün kendimi mutlu hissediyorum
köpekgil
Sahnedeköpek veya onunla akraba olan hayvan
Wolves are canine animals
Kurtlar köpekgil hayvanlardır
hava
Sahnedebir yerdeki genel duygu veya ortam
The restaurant has a romantic atmosphere
Restoranın romantik bir havası var
atmosfer
bir ortamın yarattığı ruh hali
The atmosphere at the party was tense
Partideki atmosfer gergindi
atmosfer
dünyayı çevreleyen gaz tabakası
The atmosphere protects the earth
Atmosfer dünyayı korur
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
sürgün etmek
Sahnedebirini zorla ülkesinden veya yaşadığı yerden göndermek
The king decided to exile the prince
Kral, prensi sürgün etmeye karar verdi
barışmak
Sahnedeayrıldıktan sonra yeniden bir ilişkiye başlamak
They decided to get back together
Tekrar barışmaya karar verdiler
barışmak
bir ayrılıktan sonra birisiyle tekrar görüşmeye başlamak
They decided to get back together
Tekrar barışmaya karar verdiler
barışmak
ayrıldıktan sonra yeniden sevgili olmak
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
arayı düzeltmek
bir problemden sonra ilişkiyi onarmak
We should get back together after that fight
O kavgadan sonra aramızı düzeltmeliyiz
kalın
Sahnedeiki kenarı arasındaki mesafe fazla olan
This is a thick book
Bu kalın bir kitap
aptal
akıllı olmayan veya anlamakta yavaş olan
He is a bit thick
O biraz aptaldır
yoğun
çok belirgin veya güçlü olan
The fog was very thick this morning
Bu sabah sis çok yoğundu
kalın kafalı
eleştirilere karşı kırılmayan veya etkilenmeyen
He has a thick skin against criticism
O eleştirilere karşı kalın kafalıdır
kapanış
Sahnedebir yerin kapandığı zaman
We arrived just before closing
Kapanıştan hemen önce vardık
yaklaşma
bir şeye daha yakın hale gelme
The deadline is closing fast
Son teslim tarihi hızla yaklaşıyor
kapanma
bir yerin açık olmasını durdurma eylemi
The closing of the shop was sudden
Dükkanın kapanması ani oldu
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
ödemek
Sahnedeyapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
ödemek
bir şeyin karşılığını vererek sahip olmak
I will pay for the book
Kitabın parasını ödeyeceğim
öğrenci
Sahnedebir okulda eğitim gören kişi
I am a student
Ben bir öğrenciyim
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bir yerden dışarı çekmek veya çıkarmak
He pulled out his phone
Telefonunu çıkardı
çekilmek
bir etkinlikten ayrılmaya karar vermek
She pulled out of the project
Projeden çekildi
açılır
çekilerek genişletilebilen
This sofa is a pull out bed
Bu kanepe açılır bir yataktır
varını yoğunu ortaya koymak
bir şeyi başarmak için tüm imkanları seferber etmek
We pulled out all the stops to finish the work
İşi bitirmek için varımızı yoğumuzu ortaya koyduk
açılır
kullanım için dışarı doğru çekilebilen
This desk has a pull-out shelf
Bu masanın açılır bir rafı var
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
akıllı
mantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
gömlek
Sahnedevücudun üst kısmına giyilen giysi
He is wearing a white shirt
O beyaz bir gömlek giyiyor
gömlek
vücudun üst kısmına giyilen bir giysi
He is wearing a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
hindi
SahnedeŞükran Günü veya Noel'de sıkça yenen büyük bir kuş
We ate turkey for dinner
Akşam yemeği için hindi yedik
hindi
eti için yetiştirilen büyük bir kuş
The farmer raises turkeys
Çiftçi hindiler yetiştiriyor
Türkiye
Avrupa ve Asya kıtalarında toprağı bulunan bir ülke
I want to visit Turkey next summer
Gelecek yaz Türkiye'yi ziyaret etmek istiyorum