

Gilmore Girls — 6. Sezon Bölüm 17
Kelimeler ve anlamları
823 kelime
Seviye
iç işleyiş
Sahnedebir sistemin veya makinenin çalışma şekli
She wanted to understand the inner workings of the computer
Bilgisayarın iç işleyişini anlamak istiyordu
kırıntı
Sahnedeyiyeceklerin çok küçük parçası
There is a crumb on your shirt
Gömleğinde bir kırıntı var
kokmak
Sahnedebir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
Sahnedeburunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
kokusunu almak
bir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
nişanlı
Sahnedeevlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
dahil etmek
birini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
dokunulmaz
Sahnedeeleştirilemeyecek veya değiştirilemeyecek kadar önemli veya saygın olan
These rules are considered sacrosanct
Bu kurallar dokunulmaz kabul edilir
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
mil
Sahnede1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
Sahnede1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
mil
yaklaşık 1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzakta
alt kat
Sahnedebinanın mevcut katının altındaki kat
He is downstairs
O alt katta
adamlar
Sahnedeyetişkin erkek insanlar
Two men are here
İki adam burada
erkekler
yetişkin insan erkekler
Many men work here
Burada birçok erkek çalışıyor
erkekler
yetişkin erkek bireyler
These men are strong
Bu erkekler güçlüdür
erkekler
yetişkin erkek insanlar
The men are standing outside
Erkekler dışarıda duruyor
ideal olarak
Sahnedeolması gereken en iyi şekilde
Ideally we should finish this today
İdeal olarak bunu bugün bitirmeliyiz
yürütmek
Sahnedebir faaliyeti yapmak veya gerçekleştirmek
They conduct a survey
Bir anket yürütüyorlar
davranış
bir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His conduct was professional
Davranışları profesyonelceydi
iletmek
elektrik veya ısının geçmesine izin vermek
Metal wires conduct electricity
Metal teller elektriği iletir
yönetmek
bir etkinliği düzenlemek veya idare etmek
The scientist will conduct the experiment
Bilim insanı deneyi yönetecek
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha önce
Sahnedebelirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
yanlışlıkla
Sahnedeistemeden veya hata sonucu
I accidentally deleted the file
Dosyayı yanlışlıkla sildim
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
şımartmak
Sahnedebirini aşırı ilgi ve sevgiyle şımartmak
Don't spoil the child
Çocuğu şımartma
bozmak
iyi bir şeyi mahvetmek veya zarar vermek
The rain spoiled the picnic
Yağmur pikniği bozdu
ganimet
zafer veya çaba sonucunda elde edilen değerli şeyler
They divided the spoils of war among the soldiers
Savaş ganimetlerini askerler arasında paylaştırdılar
ganimet
savaşta veya zorla ele geçirilen değerli eşyalar
The soldiers shared the spoils after the battle
Askerler savaştan sonra ganimetleri paylaştılar
intihar
Sahnedekişinin kendi hayatına kasten son vermesi
He committed suicide
O intihar etti
intihar
kişinin kendi canına kıyması
He attempted suicide
İntihar girişiminde bulundu
mekik koşusu
sporcuların belirli çizgiler arasında hızlıca gidip gelerek yaptığı bir egzersiz
We ran suicides during practice
Antrenman sırasında mekik koşusu yaptık
yaygın
kolayca bulunan veya özel olmayan
This is a common mistake
Bu yaygın bir hata
uğramak
Sahnedebir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
uğramak
kısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
akşam yemeği
Sahnedegünün genellikle akşam saatlerinde yenen ana öğünü
We are having chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk yiyoruz
akşam yemeği
günün ana öğünü, genellikle akşam yenir
What's for dinner?
Akşam yemeğinde ne var?
akşam yemeği
günün genellikle akşam yenen ana öğünü
We are having dinner at seven
Akşam yemeğini saat yedide yiyoruz
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
molekül
Sahnedebir kimyasal maddenin en küçük birimi
Water is made of molecules
Su moleküllerden oluşur
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
kopya
Sahnedebaşka bir şeyin aynısı olarak yapılan şey
I made a copy of the document
Belgenin bir kopyasını çıkardım
anlaşıldı
bir radyo mesajını almak ve anlamak
Copy that, loud and clear
Anlaşıldı, yüksek ve net
taklit etmek
bir başkasının yaptığı bir şeyi aynı şekilde yapmak
She tries to copy her sister
Kız kardeşini taklit etmeye çalışıyor
metin
basılacak veya yayınlanacak yazılı içerik
Please proofread the advertising copy
Lütfen reklam metnini düzeltin
hay aksi
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık ifade eden ünlem
Shoot I forgot my keys
Hay aksi anahtarlarımı unuttum
silah ateşlemek
Sahnedebir silahı kullanıp patlatmak
Please do not shoot the weapon
Lütfen silahı ateşleme
hay aksi
hafif kızgınlık veya hayal kırıklığı belirten ünlem
Shoot, I forgot my keys
Hay aksi, anahtarlarımı unuttum
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie
Bir film çekeceğiz
çekmek
kamera ile görüntü kaydetmek
We will shoot a movie tomorrow
Yarın bir film çekeceğiz
ateşlemek
bir silahın patlamasını sağlamak
He shot the gun into the air
Silahı havaya ateşledi
vurmak
birini veya bir şeyi vurmak için silah kullanmak
You should not shoot at birds
Kuşlara ateş etmemelisin
ateş etmek
birine veya bir şeye silah doğrultup ateşlemek
The soldier shot at the target
Asker hedefe ateş etti
ateş açmak
silah veya başka bir mühimmatı ateşlemek
They decided to shoot at the enemy
Düşmana ateş açmaya karar verdiler
yaralamak
silahla birini vurarak sakat bırakmak
The robber shot the security guard
Soyguncu güvenlik görevlisini vurdu
hedef almak
birine veya bir şeye ateş etmek
Do not shoot at the innocent people
Masum insanlara ateş etmeyin
enjekte etmek
bir sıvıyı zorla bir yere vermek
The doctor will shoot the medicine
Doktor ilacı enjekte edecek
vurup yaralamak
mermi ile birini yaralamak
He accidentally shot his friend
Kazara arkadaşını vurdu
öldürmek
mermi ile birinin yaşamına son vermek
The soldier shot the guard
Asker nöbetçiyi vurdu
vurup öldürmek
silah kullanarak birini öldürmek
They shot the man in the street
Adamı sokakta vurup öldürdüler
ateş etmek
birine veya bir şeye ateşli silahla vurmak
He decided to shoot at the target
Hedefe ateş etmeye karar verdi
fırlatmak
bir şeyi hızla ileriye doğru göndermek
Please shoot the ball to me
Lütfen topu bana fırlat
yara
Sahnedeciltteki ağrılı bölge
He has a sore on his lip
Dudağında bir yara var
ağrılı
ağrıyan veya rahatsız hissettiren
My muscles are sore
Kaslarım ağrıyor
alıngan
çabuk darılan veya kolayca sinirlenen
He is a sore loser
O yenilgiyi kabullenemeyen biridir
düzenek
Sahnedegenellikle garip veya karmaşık olan makine veya alet
He built a strange contraption to open the door
Kapıyı açmak için garip bir düzenek yaptı
incinmiş
Sahnedefiziksel veya duygusal acı hissetmek
He felt deeply hurt
Derinden incinmiş hissetti
incitmek
birine veya bir şeye fiziksel ya da duygusal zarar vermek
Don't hurt your brother
Kardeşini incitme
kırgın
üzgün veya alınmış hissetmek
She felt hurt by his words
Onun sözleri yüzünden kırgın hissetti
acıtmak
birine fiziksel acı vermek
Don't hurt your knee
Dizini acıtma
banka
Sahnedeparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
mal olmak
Sahnedebirine belli bir miktarda paraya mal olmak
The repair set me back a hundred dollars
Tamirat bana yüz dolara mal oldu
gerileme
ilerlemeyi durduran veya yavaşlatan zorluk ya da gecikme
This injury was a major setback for his career
Bu sakatlık kariyeri için büyük bir gerileme oldu
geciktirmek
bir şeyin planlanandan daha geç olmasını sağlamak
The bad weather set back our trip
Kötü hava yolculuğumuzu geciktirdi
başlamak
Sahnedebir eylemi yapmaya başlamak
The show has begun
Gösteri başladı
ödemek
Sahnedebir şey için para vermek
I have to pay the bill
Faturayı ödemem gerekiyor
ödemek
Sahnedeyapılan işin karşılığında para vermek
They pay the workers every week
İşçilere her hafta ödeme yaparlar
işe yaramak
iyi bir sonuç veya avantaj getirmek
Honesty will pay in the end
Dürüstlük sonunda işe yarayacak
göstermek
bir şeye dikkat veya saygı yöneltmek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
kazançlı olmak
zaman veya çaba harcamaya değmek
It pays to arrive on time
Zamanında gelmek kazançlıdır
ücretli
yapılan iş karşılığında parası verilmiş
This is a paid position
Bu ücretli bir pozisyon
ücret
yapılan iş için verilen para
He received his pay yesterday
Ücretini dün aldı
dikkat etmek
birine veya bir şeye özen göstermek
Please pay attention to the teacher
Lütfen öğretmene dikkat edin
para kazanmak
yapılan iş karşılığında para elde etmek
This job pays well
Bu iş iyi para kazandırıyor
maaş
bir işte çalışmanın karşılığı olarak alınan para
My pay is deposited monthly
Maaşım her ay yatıyor
borcu ödemek
birine olan borcu geri vermek
I need to pay my credit card debt
Kredi kartı borcumu ödemem gerekiyor
cezasını çekmek
yapılan yanlışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for what you did
Yaptığının cezasını çekeceksin
maaş
iş karşılığında verilen para
I receive my pay every month
Maaşımı her ay alırım
ziyaret etmek
birini veya bir yeri görmeye gitmek
We will pay a visit to the museum
Müzeyi ziyaret edeceğiz
ödemek
bir şeyin karşılığını vererek sahip olmak
I will pay for the book
Kitabın parasını ödeyeceğim
işler
Sahnedeinsanların yaptığı eylemler veya olaylar
We have many things to do today
Bugün yapacak çok işimiz var
şeyler
bir nesne, fikir veya durum
Some things are hard to explain
Bazı şeyler açıklanması zordur
şey
nesne veya eşya
This is a useful thing
Bu yararlı bir şey
şeyler
türü ne olursa olsun nesneler veya durumlar
I have many things in my bag
Çantamda birçok şey var
durumlar
genel olaylar veya faaliyetler
Things are going well
Durumlar iyi gidiyor
eşyalar
nesneler veya maddeler
Please put your things away
Lütfen eşyalarını yerine koy
püskürtmek
Sahnedebir sıvıyı küçük damlalar halinde dışarı göndermek
He sprayed water on the flowers
Çiçeklerin üzerine su püskürttü
sprey
kutudan küçük damlalar halinde çıkan sıvı madde
She used some hair spray
Biraz saç spreyi kullandı
saçmak
bir sıvıyı havaya küçük damlalar halinde yaymak
The waves spray water on the rocks
Dalgalar kayaların üzerine su saçar
püskürtmek
sıvıyı küçük damlalar halinde havaya saçmak
He sprayed water on the flowers
Çiçeklerin üzerine su püskürttü
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
koşu bandı
Sahnedeyürümek veya koşmak için hareketli bir bant içeren egzersiz aleti
I run on the treadmill every morning
Her sabah koşu bandında koşarım
ortaya çıkmak
Sahnedebirinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
kalış
Sahnedebir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
durum
Sahnedebelirli bir durum veya örnek
This is a special case
Bu özel bir durum
vaka
Sahnedepolisin araştırdığı olay
The police are working on the case
Polis vaka üzerinde çalışıyor
kılıf
eşyaları saklamak veya taşımak için kullanılan kutu veya çanta
He put the phone in its case
Telefonu kılıfına koydu
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
ait olmak
bir şeyin parçası veya sahibi olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
birinin mülkiyetinde bulunmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
imkansızlık
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin veya yapılmasının mümkün olmaması durumu
He realized the impossibility of the task
Görevin imkansızlığını fark etti
ses geçirmez
Sahnedesesin geçmesini engelleyen
This room is soundproof
Bu oda ses geçirmez
ses yalıtımı yapmak
sesin geçmesini engellemek
I need to soundproof my room
Odama ses yalıtımı yapmam gerekiyor
saat
Sahnede60 dakikalık zaman birimi
It took two hours to finish
Bitirmesi iki saat sürdü
saatlerce
uzun veya belirsiz bir süre
I waited for hours
Saatlerce bekledim
saat
altmış dakikalık zaman dilimi
We waited for two hours
İki saat bekledik
saat
altmış dakikalık bir zaman dilimi
I have been waiting for two hours
İki saattir bekliyorum
saat
günün yirmi dörtte birlik zaman dilimi
We studied for many hours
Birçok saat boyunca çalıştık
saat
altmış dakikalık zaman birimi
It takes two hours to reach there
Oraya varmak iki saat sürüyor
saat
altmış dakikadan oluşan zaman periyodu
The work will take five hours
İş beş saat sürecek
stok
Sahnedesatılmak veya kullanılmak için bekletilen ürünler
The store has a large stock of books
Mağazada büyük bir kitap stoğu var
hisse
bir şirketteki sahiplik birimi
He bought stock in a tech company
Bir teknoloji şirketinden hisse aldı
et suyu
yemek yapımında kullanılan et veya sebze haşlama suyu
I used chicken stock for the soup
Çorba için tavuk suyu kullandım
Son Durak
Sahnedeinsanların ölümden kaçmaya çalıştığı bir korku filmi serisi
I watched the Final Destination movie last night
Dün gece Son Durak filmini izledim
görevi görmek
Sahnedebir şeyin işini yapmak veya o işlevi üstlenmek
This sofa acts as a bed
Bu kanepe yatak görevi görüyor
görevi görmek
birinin veya bir şeyin işlevini yerine getirmek
The sofa can act as a bed
Kanepe yatak görevi görebilir
görevi görmek
bir şeyin işlevini yerine getirmek
This box acts as a chair
Bu kutu sandalye görevi görüyor
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
peynirli hamburger
Sahnedeüzerinde peynir olan bir hamburger
I want a cheeseburger
Bir peynirli hamburger istiyorum
çizburger
peynir dilimi içeren hamburger
I ordered a cheeseburger for lunch
Öğle yemeği için bir çizburger sipariş ettim
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
denemek
Sahnedebir kıyafetin üzerimize uyup uymadığını görmek için giymek
I want to try on this shirt
Bu gömleği denemek istiyorum
denemek
üzerimize uyup uymadığını görmek için kıyafet giymek
I want to try on this shirt
Bu gömleği denemek istiyorum
kanun kaçağı
Sahnedeyasaları çiğneyen kişi
He lived as an outlaw
Bir kanun kaçağı olarak yaşadı
yasaklamak
bir şeyi yasal olmaktan çıkarmak
They decided to outlaw smoking in the park
Parkta sigara içmeyi yasaklamaya karar verdiler
atmak
Sahnedeistenmeyen bir şeyi elden çıkarmak
Don't throw away these papers
Bu kağıtları atma
boşa harcamak
bir şeyi gereksiz yere elden çıkarmak
Don't throw away this chance
Bu fırsatı boşa harcama
atmak
bir şeyi bir yerden atarak uzaklaştırmak
I will throw away the trash
Çöpü atacağım
eve davet etmek
Sahnedebirini evine gelmesi için çağırmak
I want to invite you over
Seni eve davet etmek istiyorum
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
artı ve eksiler
Sahnedeiyi ve kötü yanların detaylıca incelenmesi
We weighed the pros and cons
Artı ve eksileri tarttık
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
kilidini açmak
Sahnedekilitli bir kapıyı veya kabı açmak
I unlock the door
Kapının kilidini açıyorum
kilidini açmak
bir şeyi kullanılabilir veya ulaşılabilir hale getirmek
You can unlock new features in the game
Oyunda yeni özelliklerin kilidini açabilirsin
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
sorun çıkaran
Sahnedesorunlara yol açan kişi
He was a troublemaker in school
Okulda sorun çıkaran biriydi
erken
Sahnedeşimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
garaj
Sahnedearabaları park etmek için kullanılan bina
The car is in the garage
Araba garajda
boyamak
Sahnedebir yüzeyi boya ile renklendirmek
I will paint the wall
Duvarı boyayacağım
resim yapmak
Sahnedeboya kullanarak resim oluşturmak
She likes to paint
O resim yapmayı sever
boya
yüzeyleri renklendirmek için kullanılan sıvı madde
The paint is blue
Boya mavi
resmetmek
bir durumu veya kişiyi kelimelerle betimlemek
The report paints a sad picture of the situation
Rapor durumu üzücü bir şekilde resmediyor
saymak
Sahnedebir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
şaka yapmak
Sahnedeciddi olmayan bir şey söylemek
I am just kidding
Sadece şaka yapıyorum
çocuk
genç bir kişi
The kid is playing
Çocuk oyun oynuyor
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
tam o an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
garip
Sahnedenormal veya alışılmış olmayan
He had a weird dream last night
Dün gece garip bir rüya gördü
garip hissettirmek
birine kendini garip veya rahatsız hissettirmek
He weirded me out
Beni garip hissettirdi
tuhaf
alışılmadık veya garip
This is a weird smell
Bu tuhaf bir koku
garip hissettirmek
birini tuhaf veya tedirgin hissettirmek
His comment really weirded me out
Yorumu beni gerçekten garip hissettirdi
ovmak
Sahnedesertçe sürterek temizlemek
Please scrub the dirty pan
Lütfen kirli tavayı ovun
çalılık
bodur ağaçların ve çalıların bulunduğu alan
We walked through the dense scrub
Yoğun çalılığın içinden yürüdük
ezik
önemsiz veya düşük statülü görülen kimse
He acts like a total scrub
Tam bir ezik gibi davranıyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliği gerçekleştirmekten vazgeçmek
We had to scrub the mission
Görevi iptal etmek zorunda kaldık
sona ermek
Sahnedebir etkinliğin veya ilişkinin bitmesi
The meeting broke up at five
Toplantı saat beşte sona erdi
ayrılmış
romantik bir ilişkinin bitişi
They are broken up now
Onlar artık ayrılmış durumdalar
yıkılmış
bir olay karşısında çok üzgün veya duygusal hissetmek
He was really broken up by the news
Haberler karşısında çok yıkılmıştı
ayrılmak
romantik bir ilişkiyi sonlandırmış olmak
They have broken up recently
Onlar yakın zamanda ayrıldılar
hostes
Sahnedeuçakta yolculara hizmet eden kadın görevli
The stewardess helped the passenger
Hostes yolcuya yardım etti
dışarı çıkarmak
Sahnedebir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı
bir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
gizlice izlemek
Sahnedebirini haberi olmadan izlemek
He tried to spy on his neighbors
Komşularını gizlice izlemeye çalıştı
gizlice izlemek
birini gizlice takip etmek veya gözetlemek
They used a camera to spy on him
Onu gizlice izlemek için bir kamera kullandılar
gözetlemek
birini fark ettirmeden takip etmek
The detective decided to spy on the suspect
Dedektif şüpheliyi gözetlemeye karar verdi
hoş
Sahnedegüzel veya keyif verici
We had a lovely day at the park
Parkta çok hoş bir gün geçirdik
güzel
çok hoş veya çekici olan
She looks lovely in that dress
O elbise içinde çok güzel görünüyor
sevimli
nazik ve hoş bir insan
She is a lovely person
O çok sevimli bir insan
hoş
çok hoş veya güzel olan
She looks lovely in that dress
O bu elbise içinde çok hoş görünüyor
alışveriş
Sahnedemağazalara gidip ürün satın alma eylemi
I enjoy doing my shopping on Saturdays
Cumartesi günleri alışveriş yapmaktan keyif alırım
alışveriş
bir mağazadan satın alınan şeyler
I put the shopping in the car
Alışverişi arabaya koydum
alışveriş
bir şeyler satın almak için dışarı çıkma aktivitesi
I am going shopping today
Bugün alışverişe gidiyorum
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gönderilmek
Sahnedebir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
araştırmak
Sahnedebir bilgiye ulaşmak için kaynaklara bakmak
I will look up the word in the dictionary
Kelimeyi sözlükten araştıracağım
yukarı bakmak
gözleri yukarıya yöneltmek
Look up at the sky
Gökyüzüne bak
düzelmek
daha iyi bir duruma gelmek
Things are starting to look up for us
İşler bizim için düzelmeye başladı
uğramak
birinin bulunduğu yere gidip onu ziyaret etmek
Look me up when you visit Ankara
Ankara ya gittiğinde bana uğra
bakmak
bir kaynaktan bilgi bulmak
I will look up the word in the dictionary
Sözlükten kelimeye bakacağım
araştırmak
bir şey hakkında bilgi bulmaya çalışmak
I will look up the word in the dictionary
Kelimeyi sözlükten araştıracağım