

Gilmore Girls — 6. Sezon Bölüm 18
Kelimeler ve anlamları
813 kelime
Seviye
kazandı
Sahnedebir yarışmada en iyi olmak veya birinci gelmek
She won the gold medal in the race
Yarışta altın madalyayı o kazandı
kazandı
bir yarışmada veya oyunda başarı sağlamak
They won the match
Maçı onlar kazandı
yönelmiş
Sahnedebir yere doğru hareket eden
The ship is bound for home
Gemi eve doğru gidiyor
sıçrayış
uzun veya yüksek bir atlama hareketi
The deer cleared the fence in a single bound
Geyik tek bir sıçrayışla çitin üzerinden atladı
bağlı
iple veya başka bir şeyle sıkıca tutturulmuş
The prisoner was bound in chains
Mahkum zincirlerle bağlanmıştı
kesin
gerçekleşmesi neredeyse kaçınılmaz olan
It is bound to rain today
Bugün yağmur yağması kesin
adamlar
Sahnedeerkekler için kullanılan samimi ifade
Those guys are tall
Şu adamlar uzun
arkadaşlar
bir grup insan için kullanılan samimi ifade
Hi guys
Selam arkadaşlar
adam
bir erkek için kullanılan samimi ifade
He is a nice guy
O iyi bir adam
millet
bir grup insan için kullanılan gayriresmi ifade
Listen guys
Dinleyin millet
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
neon
Sahnedeçok parlak ve dikkat çekici renk
She wore a neon yellow shirt
Neon sarı bir gömlek giydi
neon ışık
parlak ve renkli gazlı lamba
The street is full of neon lights
Sokak neon ışıklarla dolu
düğün
Sahnedeevlilik töreni
We are going to a wedding this Saturday
Bu cumartesi bir düğüne gidiyoruz
evlilik töreni
Sahnedeiki kişinin evlendiği merasim
The wedding ceremony starts at noon
Evlilik töreni öğlen başlıyor
gelin
evlenen kadın
The bride arrived at the wedding early
Gelin düğüne erken geldi
düğün
evlilik töreni
They are planning their wedding
Onlar düğünlerini planlıyorlar
düğün
iki kişinin evlendiği tören
They are planning a beautiful wedding
Güzel bir düğün planlıyorlar
nikah
evlilik bağıyla birleşme töreni
They had a small nikah ceremony
Küçük bir nikah töreni yaptılar
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
pazar
Sahnedeinsanların mal veya hizmet alıp sattığı yer veya sistem
I go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderim
piyasa
Sahnedetüketicilerin bir ürüne veya hizmete olan talebi
There is a big market for organic food
Organik yiyecekler için büyük bir piyasa var
pazarlamak
bir ürün veya hizmeti tanıtmak veya reklamını yapmak
They market their products online
Ürünlerini internet üzerinden pazarlıyorlar
satışa hazır
alınmaya veya satılmaya hazır olan
This product is ready for the market
Bu ürün satışa hazır
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
sıklıkla
Sahnedebirçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
mantar
Sahnedemantar veya küf gibi canlı bir organizma
The fungus grows on damp walls
Mantar nemli duvarlarda yetişir
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
en üstün
Sahnedeen üst düzeyde veya en uç noktada olan
They achieved the super-ultimate success
En üstün başarıyı elde ettiler
davet
Sahnedebir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
davet etmek
birini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
belki
Sahnedemuhtemelen
Maybe he is late
Belki geç kalmıştır
belki
belirsizlik ifade etmek için kullanılır
Maybe it will rain
Belki yağmur yağar
ihtimal
gerçekleşebilecek veya doğru olabilecek durum
It is a maybe
Bu bir ihtimal
uğramak
Sahnedebir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
uğramak
kısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
erken
Sahnedebeklenenden daha önce gerçekleşen
I arrived early today
Bugün erken geldim
erken
bir zaman diliminin başlangıcına yakın
I woke up early today
Bugün erkenden uyandım
erken
şimdiki zamandan önceki bir vakitte
We arrived early
Erken geldik
yetişkin
Sahnedetam olarak gelişmiş veya olgunlaşmış kişi
Talk to a grown up
Bir yetişkinle konuş
yetişkin
yetişkin bir kişi veya yetişkinlere özgü davranışlar
Act like a grown-up
Bir yetişkin gibi davran
fast food
Sahnedehızlıca hazırlanan ve servis edilen ucuz yiyecek
They enjoy eating fast food
Fast food yemeyi severler
ayaküstü yemek
çok hızlı hazırlanan ve servis edilen yiyecek
I grabbed some fast food for lunch
Öğle yemeği için ayaküstü bir şeyler yedim
hazır yemek
hızlıca hazırlanan ve servis edilen yiyecek
I like eating fast food
Hazır yemek yemeyi severim
el işi
Sahnedeelle yapılan ürün veya çalışma
This sweater is her own handiwork
Bu kazak onun kendi el işidir
el işi
Birinin elle yaptığı şey
This sweater is her own handiwork
Bu kazak onun kendi el işidir
base jumping
sabit bir yapıdan paraşütle atlama sporu
Base jumping is very dangerous
Base jumping çok tehlikelidir
base jumping
sabit bir noktadan paraşütle atlama sporu
He wants to try base jumping
O base jumping denemek istiyor
yüksekten atlamak
sabit bir yapıdan paraşütle atlama eylemi
They base-jump from the bridge
Köprüden yüksekten atlıyorlar
kremalı puf
Sahnedeiçi krema dolu hafif bir hamur tatlısı
She baked a delicious cream puff
Lezzetli bir kremalı puf pişirdi
kelime cambazı
Sahnedekelime oyunları yapmaktan hoşlanan kişi
He is a real punster who makes jokes all the time
O sürekli kelime şakaları yapan tam bir kelime cambazı
kullanışlı
Sahnedekullanımı kolay veya faydalı
This tool is very handy
Bu alet çok kullanışlı
el altında
kolayca ulaşılabilecek bir yerde olan
Keep your tools handy
Aletlerini el altında tut
becerikli
onarım veya yapım işlerinde yetenekli olan
He is very handy around the house
Ev işlerinde çok beceriklidir
eyvah
Sahnedeşaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
sayın
mektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
hadi canım
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirten ünlem
Jeez, that is expensive
Hadi canım, bu çok pahalı
sağlamak
Sahnedeihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company supplies electricity
Şirket elektrik sağlıyor
malzeme
belirli bir amaç için gereken şeyler
We need more school supplies
Daha fazla okul malzemesine ihtiyacımız var
stok
kullanım için mevcut olan miktar
We have a large supply of water
Büyük bir su stoğumuz var
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The supply performed at the concert
Müzik grubu konserde sahne aldı
atamak
Sahnedebirine bir görev veya rol vermek
The boss assigned a task to him
Patron ona bir görev atadı
uzaklaştırmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden alıp başka bir yere götürmek
The waiter took away the dirty plates
Garson kirli tabakları uzaklaştırdı
gölgelemek
bir şeyin önemini veya özel oluşunu azaltmak
The mistake does not take away from the success
Hata, başarıyı gölgelemiyor
magnezyum
Sahnedeperiyodik tabloda yer alan kimyasal element
Magnesium is a chemical element
Magnezyum bir kimyasal elementtir
magnezyum
vücudun ihtiyaç duyduğu mineral türü
Eat food rich in magnesium
Magnezyumca zengin gıdalar yiyin
araba gasp etmek
Sahnedesürücüsü içindeyken bir aracı zor kullanarak çalmak
He was carjacked on his way home
Eve dönerken arabası gasp edildi
araba gasp etmek
zor kullanarak birinin aracını çalmak
The thief tried to carjack the driver
Hırsız sürücünün arabasını gasp etmeye çalıştı
Araba gaspetmek
bir aracı sürücüsünden zorla çalmak
The criminal tried to carjack the taxi driver
Suçlu taksi şoförünün arabasını gasp etmeye çalıştı
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous author
O ünlü bir yazardır
rağmen
Sahnedebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
vuruş ortalaması
Sahnedebir vurucunun topa vurma başarısının ölçüsü
His batting average is very high this season
Bu sezon vuruş ortalaması çok yüksek
vuruş ortalaması
bir beyzbol oyuncusunun ne sıklıkla vuruş yaptığını belirleyen istatistik
His batting average is very high
Vuruş ortalaması çok yüksek
ortalama
bir sayı kümesindeki tipik değer
The average of these numbers is five
Bu sayıların ortalaması beştir
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
Sahnedebir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
işe alım uzmanı
Sahnedeişler için uygun kişileri bulan kişi
The recruiter called me for an interview
İşe alım uzmanı beni mülakat için aradı
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
editör
Sahnedemetinleri yayınlanmak üzere hazırlayan kişi
He works as an editor
Editör olarak çalışıyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
tam anlamıyla
Sahnedekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
yavan
Sahnedeilginç veya heyecan verici olmayan
His speech was quite insipid
Konuşması oldukça yavandı
iğrenç
Sahnedeçok nahoş veya şok edici
That smell is gross
Bu koku iğrenç
pantolon
Sahnedeerkekler veya kadınlar tarafından giyilen bir pantolon türü
He bought a new pair of slacks for the interview
Görüşme için yeni bir pantolon aldı
kükürt
Sahnedeçürük yumurta gibi kokan sarı renkli bir kimyasal element
Sulfur is often found near volcanoes
Kükürt genellikle yanardağların yakınında bulunur
kas
Sahnedehareket sağlamak için kasılan doku
He has strong muscles
Onun güçlü kasları var
güç
fiziksel kuvvet
They needed some muscle to move the piano
Piyanoyu taşımak için biraz güce ihtiyaçları vardı
kas arabası
güçlü bir motora sahip yüksek performanslı araba
He drives a powerful muscle car
Güçlü bir kas arabası sürüyor
zorla yaptırmak
birine bir şey yaptırmak için güç veya kuvvet kullanmak
They muscled him to accept the deal
Anlaşmayı kabul etmesi için onu zorladılar
saldırtmak
Sahnedebir hayvanı veya kişiyi birine saldırması için yönlendirmek
Don't sic the dog on me
Köpeği üzerime salma
rutin
Sahnedebir şeylerin yapılışındaki düzenli yol
I have a morning routine
Bir sabah rutinim var
hareket dizisi
spor veya gösterilerde düzenli olarak uygulanan hareketler bütünü
The gymnast practiced her routine
Jimnastikçi hareket dizisini çalıştı
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
kucak
Sahnedeotururken bacakların üst kısmında oluşan düz alan
The baby slept in her lap
Bebek onun kucağında uyudu
tur
bir pist veya parkur etrafındaki tam bir tur
He ran one lap of the track
Pistte bir tur koştu
şıpırdamak
bir yüzeye çarparken hafif bir şırıltı sesi çıkarmak
The water laps against the rocks
Su kayalara çarpıp şıpırdıyor
yanılsama
gerçek gibi görünen ama aslında olmayan şey
That is an illusion
O bir yanılsama
hoşça kal
Sahnedeayrılırken kullanılan bir kelime
Bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
bay bay
veda etmenin kısa ve gayriresmi yolu
Bye, mom
Bay bay anne
şişme bot
Sahnedetahtadan veya kauçuktan yapılmış küçük düz tekne
We rented a rubber raft
Bir şişme bot kiraladık
sal
suyun üzerinde yüzmek için kullanılan düz yapı
They built a raft from logs
Kütüklerden bir sal yaptılar
sal ile gitmek
su üzerinde sal kullanarak seyahat etmek
We decided to raft across the lake
Gölü sal ile geçmeye karar verdik
sal
suyun üzerinde yüzebilen düz platform
He stood on a wooden raft
Ahşap bir salın üzerinde duruyordu
ezmek
Sahnedebir şeyi büyük bir güçle sıkıştırmak
He crushed the empty can
Boş kutuyu ezdi
platonik aşk
birine karşı duyulan güçlü romantik çekim
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
hoşlanma
birine karşı duyulan romantik ilgi
I have a crush on him
Ondan hoşlanıyorum
ezmek
birini tamamen yenilgiye uğratmak
Our team will crush the rival
Takımımız rakibi ezecek
ceza
Sahnedekural ihlali sonucu verilen ceza
He paid a penalty
Bir ceza ödedi
helyum
Sahnedebalonlarda kullanılan çok hafif bir gaz
Balloons are filled with helium
Balonlar helyum ile doldurulur
karbon
Sahnedetüm canlılarda ve birçok maddede bulunan bir kimyasal element
Diamonds are made of carbon
Elmaslar karbondan yapılmıştır
karbon
tüm canlılarda bulunan bir kimyasal element
Carbon is a basic element of life
Karbon, yaşamın temel bir elementidir
karbon kopya
karbon kağıdıyla oluşturulmuş belge kopyası
Please keep a carbon copy for your records
Kayıtlarınız için lütfen bir karbon kopya saklayın
eşlik etmek
Sahnedebir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
toplamak
masadaki kirli tabakları kaldırmak
He bussed the table after the meal
Yemekten sonra masayı topladı
altyapı
Sahnedeyollar köprüler ve diğer kamu tesislerinden oluşan sistem
The government invests in public works to improve the city
Hükümet şehri iyileştirmek için altyapıya yatırım yapıyor
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aslında
Sahnedebir durumu düzeltmek veya ekleme yapmak için kullanılır
I thought he was American, but actually he is British
Onun Amerikalı olduğunu sanıyordum ama aslında İngiliz
gerçekten
bir şeyin doğru veya gerçek olduğunu vurgulamak için kullanılır
Did he actually say that
Bunu gerçekten söyledi mi
sabıka fotoğrafı
Sahnedetutuklanan kişinin çekilen fotoğrafı
The police took his mug shot
Polis onun sabıka fotoğrafını çekti
sabıka fotoğrafı
tutuklanan kişinin polis tarafından çekilen fotoğrafı
The police took his mug shot
Polis onun sabıka fotoğrafını çekti
protesto
Sahnedegüçlü bir şikayet veya itiraz
The decision met with a loud protest
Karar sert bir protestoyla karşılandı
protesto etmek
bir şeye karşı olduğunu söylemek veya göstermek
They protest against the new law
Yeni yasayı protesto ediyorlar
flor
Sahnedesoluk sarı renkte gaz halinde bir kimyasal element
Fluorine is a highly reactive chemical element
Flor son derece reaktif bir kimyasal elementtir
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
anlık
Sahnedeçok kısa süren
There was a momentary silence
Anlık bir sessizlik oldu
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
beklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
kol
Sahnedegömlek veya ceketin kolu örten kısmı
This shirt has long sleeves
Bu gömleğin kolları uzun
kılıf
bir nesneyi korumak için kullanılan kap
This sleeve protects my laptop
Bu kılıf dizüstü bilgisayarımı koruyor
beklemek
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
umarım
Sahnedebir şeyin olmasını dileyerek
Hopefully, the weather will be nice
Umarım hava güzel olur
keşfetme
Sahnedebir yeri öğrenmek için seyahat etme
They are exploring the new city
Onlar yeni şehri keşfediyorlar
buluşma noktası
Sahnedeinsanların buluşmak için anlaştığı yer
The train station is our meeting point
Tren istasyonu bizim buluşma noktamız
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
kıyafetler
Sahnedevücuda giyilen şeyler
I like my new clothes
Yeni kıyafetlerimi seviyorum
ıslak
su veya başka bir sıvı ile kaplanmış
The clothes are wet
Kıyafetler ıslak
giydirmek
birine kıyafetlerini giydirmek
She clothes the children
Çocukları giydiriyor
kıyafet
vücudu örtmek için giyilen eşya
I need new clothes for the party
Parti için yeni kıyafetlere ihtiyacım var