

Gilmore Girls — 6. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
836 kelime
Seviye
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
ukala
Sahnedeukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
sevimli
şirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
şirin
hoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
bej
Sahnedesoluk kahverengimsi sarı renk
I have a beige coat
Bej bir paltom var
konu
Sahnedetartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
tebaa
hükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
ölüm ilanı
Sahnedebir gazetede yayınlanan ve birinin ölüm haberini veren yazı
I read the obituary in the newspaper
Gazetedeki ölüm ilanını okudum
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
sırt çevirmek
Sahnedebirini desteklemeyi bırakıp ona karşı olmak
He suddenly turned on his friends
Aniden arkadaşlarına sırt çevirdi
açmak
bir cihazı çalıştırmak
Turn on the TV
Televizyonu aç
tahrik etmek
birini cinsel olarak uyarmak
That music turns me on
Bu müzik beni tahrik ediyor
tahrik edici özellik
birini cinsel olarak çeken şey
Confidence is a turn on
Özgüven tahrik edicidir
doğrultmak
bir silahı veya aracı birine yöneltmek
He turned the gun on his opponent
Silahını rakibine doğrulttu
saldırmak
birini aniden eleştirmeye veya ona karşı gelmeye başlamak
He will turn on his friends
O arkadaşlarına saldıracak
bağlı olmak
bir sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success often turns on small details
Başarı genellikle küçük detaylara bağlıdır
sevdirmek
birine yeni bir şeyi tanıtıp hoşuna gitmesini sağlamak
She turned me on to jazz
Bana cazı sevdirdi
cezbetmek
birinde cinsel arzu uyandırmak
This movie really turns me on
Bu film beni gerçekten cezbediyor
tahrik etmek
birini cinsel yönden heyecanlandırmak
You really turn me on
Beni gerçekten tahrik ediyorsun
açmak
bir cihazı veya makineyi çalıştırmak
Turn on the computer
Bilgisayarı aç
etkilemek
birinde cinsel arzu uyandırmak
That movie really turns him on
O film onu gerçekten etkiliyor
karşı gelmek
birine saldırmaya veya karşı durmaya başlamak
They turned on their leader during the meeting
Toplantı sırasında liderlerine karşı geldiler
duraklamak
Sahnedekısa bir süreliğine durmak
She paused to think
Düşünmek için durakladı
ara
kısa bir mola veya duruş
There was a long pause
Uzun bir ara oldu
duraklamak
bir eylemi kısa bir süreliğine durdurmak
Please pause the video for a second
Lütfen videoyu bir saniyeliğine durdur
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
balık göleti
Sahnedebalık tutmak için kullanılan küçük su birikintisi
We caught three fish in the small fishing hole
Küçük balık göletinde üç balık yakaladık
balık tutma yeri
insanların balık avlamak için gittikleri bölge
They know a secret fishing hole by the lake
Göl kenarında gizli bir balık tutma yeri biliyorlar
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
cerrah
Sahnedeameliyat yapan doktor
The surgeon performed the operation
Cerrah ameliyatı gerçekleştirdi
ahlaki
Sahnededoğru ve yanlış davranışlarla ilgili
It is a moral issue
Bu ahlaki bir mesele
ahlak dersi
bir olaydan çıkarılan ders veya öğüt
The moral of the story is to be honest
Hikayeden çıkarılacak ders dürüst olmaktır
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
Çin yemeği
SahnedeÇin'e özgü yemek pişirme tarzı
I love Chinese food
Çin yemeklerini severim
Çinli
Çin ile ilgili olan
He is Chinese
O Çinli
Çince
Çin'de konuşulan dil
I am learning to speak Chinese
Çince konuşmayı öğreniyorum
ilerlemek
Sahnedebelirli bir hızda veya tempoda hareket etmek
They are going at a fast pace
Hızlı bir tempoda ilerliyorlar
girişmek
bir işe büyük bir enerji veya güçle başlamak
He went at the task with energy
Göreve enerjiyle girişti
konumlanmak
belirli bir yerde bulunmak
Where does this part go at
Bu parça nereye konumlanıyor
ilerlemek
belirli bir hızla hareket etmek
He goes at a steady rate
O sabit bir hızla ilerliyor
aşırı korumacı
Sahnedebirini korumak için gereğinden fazla çaba sarf eden
My parents are overprotective
Ailem aşırı korumacı
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
anekdot
Sahnedekısa ve ilginç bir hikaye
He told a funny anecdote
Komik bir anekdot anlattı
şov dünyası
Sahnedefilm müzik ve gösteri yapma sektörü
She wants to work in showbiz
O şov dünyasında çalışmak istiyor
görme yetisi
Sahnedegörme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
vizyon
gelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
hayal
gerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
temelde
Sahnedetemel olarak veya en önemli yönüyle
The two products are essentially the same
İki ürün temelde aynı
nöbetçi
Sahnedegözetleme yapmak için görevlendirilen asker
The sentry stood at the gate
Nöbetçi kapıda duruyordu
skorbüt
SahnedeC vitamini eksikliğinden kaynaklanan bir hastalık
Sailors often suffered from scurvy
Denizciler eskiden skorbüt hastalığına yakalanırdı
ot
Sahnedemarihuana için kullanılan yaygın isim
He smokes weed
O ot içiyor
yabani ot
Sahnedeistenmediği yerlerde yetişen yabani bitki
There are weeds in the garden
Bahçede yabani otlar var
yabani ot
Sahnedebahçede istenmeden büyüyen bitki
There is a weed in the garden
Bahçede bir yabani ot var
esrar
yasadışı uyuşturucu olarak kullanılan bir bitki
They found some weed in his bag
Çantasında biraz esrar buldular
engel
Sahnedebir şeyi yapmayı zorlaştıran durum
Not knowing the language was a big handicap for him
Dili bilmemek onun için büyük bir engeldi
felaket
Sahnedebüyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
felaket
çok kötü veya başarısız olan durum
The event was a total disaster
Etkinlik tam bir felaketti
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
bekar
Sahnedeevli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
tek
yalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
devirmek
Sahnedebirini iktidardan uzaklaştırmak
The rebels tried to topple the government
İsyancılar hükümeti devirmeye çalıştı
devrilmek
dengesini kaybedip düşmek
The tall tower started to topple
Uzun kule devrilmeye başladı
barışmak
Sahnedetartışmadan sonra tekrar arkadaş olmak
They finally made up
Sonunda barıştılar
makyaj
yüzü renklendirmek için kullanılan ürünler
She puts on her make up
Makyajını yapıyor
uydurmak
bir şeyi hayal ederek oluşturmak
He made up a story
Bir hikaye uydurdu
karar vermek
bir konuda kesin bir karara varmak
He made up his mind
O kararını verdi
oluşum
bir şeyin parçalarının bir araya gelme şekli
The chemical make-up of the water is simple
Suyun kimyasal oluşumu basittir
sevişmek
insanlar arasında cinsel yakınlık
They were making up on the sofa
Kanepede sevişiyorlardı
görünüş
bir kişinin veya şeyin nasıl göründüğü
The make-up of the room is simple
Odanın görünüşü sade
uydurmak
bir hikaye veya bahane yaratmak
He had to make up an excuse
Bir bahane uydurmak zorundaydı
son zamanlarda
Sahnedeyakın geçmişte
I have been very busy lately
Son zamanlarda çok meşguldüm
düzeltme
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek için yapılan değişiklik
I made a correction to the text
Metinde bir düzeltme yaptım
düzeltme
Sahnedebir şeyi doğru hale getirmek için yapılan değişiklik
He made a correction to his homework
Ödevine bir düzeltme yaptı
müsait
Sahnedekullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
müsait
Sahnedekullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
eş
Sahnedebirbiriyle aynı olan
I found two matching socks
İki tane eş çorap buldum
uyumlu
aynı görünüme veya stile sahip olan
She wore a matching hat and scarf
Birbiriyle uyumlu bir şapka ve atkı taktı
eşleştirme
benzerlikleri bulmak için karşılaştırma yapma
We are matching the items
Eşyaları eşleştiriyoruz
eşleştirmek
birbirine benzeyen şeyleri bir araya getirmek
They are matching their socks
Çoraplarını eşleştiriyorlar
uyumlu
tarz olarak aynı veya benzer olan
They are wearing matching shirts
Onlar uyumlu gömlekler giyiyorlar
suçlamak
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
suçlamak
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
They accuse him of stealing
Onu hırsızlıkla suçluyorlar
silo
Sahnedetahıl veya hayvan yemi depolanan yüksek yapı
The farmer filled the silo with wheat
Çiftçi siloyu buğdayla doldurdu
silo
tahıl veya hayvan yemi depolamak için kullanılan yüksek kule
The farmer stored the corn in the silo
Çiftçi mısırı siloya depoladı
ağrılı
Sahnedeağrıyan veya rahatsız hissettiren
My muscles are sore
Kaslarım ağrıyor
yara
ciltteki ağrılı bölge
He has a sore on his lip
Dudağında bir yara var
alıngan
çabuk darılan veya kolayca sinirlenen
He is a sore loser
O yenilgiyi kabullenemeyen biridir
fon
Sahnedebelirli bir amaç için ayrılmış para
They started a fund for the new library
Yeni kütüphane için bir fon başlattılar
fon
belirli bir amaç için ayrılmış para miktarı
The government created a fund for education
Hükümet eğitim için bir fon oluşturdu
finanse etmek
bir şey için gereken parayı sağlamak
They will fund the project
Projeyi finanse edecekler
fon
belirli bir amaç için para toplayan kuruluş
The fund supports local schools
Fon yerel okulları destekliyor
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
Sahnedebir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
noktayı koymak
Sahnedebir şeyi son bir ekleme yaparak tamamlamak
We had a great dinner and topped it off with dessert
Harika bir akşam yemeği yedik ve üzerine tatlıyla noktayı koyduk
taçlandırmak
bir şeyi etkileyici bir şekilde tamamlamak
We topped it off with a cake
Bunu bir pasta ile taçlandırdık
omlet
Sahnedegenellikle içine çeşitli malzemeler eklenen pişmiş yumurta yemeği
I had an omelet for breakfast
Kahvaltıda omlet yedim
alışveriş
Sahnedemağazalara gidip ürün satın alma eylemi
I enjoy doing my shopping on Saturdays
Cumartesi günleri alışveriş yapmaktan keyif alırım
alışveriş
bir mağazadan satın alınan şeyler
I put the shopping in the car
Alışverişi arabaya koydum
alışveriş
bir şeyler satın almak için dışarı çıkma aktivitesi
I am going shopping today
Bugün alışverişe gidiyorum
raf
Sahnedeeşyaları tutmak için kullanılan çerçeve veya raf
Put the shoes on the rack
Ayakkabıları rafa koy
zorlamak
Sahnedezihinsel veya fiziksel stres yaratmak
I rack my brain to remember
Hatırlamak için beynimi zorluyorum
göğüsler
bir kadının vücudunun üst ön kısmı
She has a large rack
Büyük göğüsleri var
yatak
üzerinde uyumak için kullanılan mobilya
It is time to hit the rack
Yatağa girme vakti geldi
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
gülüş
Sahnedemutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
gülmek
bir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
çatı
Sahnedebir binanın tepesini örten yapı
The cat is sitting on the roof
Kedi çatının üzerinde oturuyor
ev
yaşanılan ev veya yer
He has a roof over his head
Başını sokacak bir evi var
çatı
bir binanın en üst kısmı
The roof is leaking
Çatı akıyor
sıhhi tesisat
Sahnedebinadaki su boruları ve armatürler sistemi
He works with sanitary plumbing
O sıhhi tesisat ile uğraşıyor
su tesisatçılığı
su borularının döşenmesi ve tamir edilmesi işi
He decided to study plumbing
Su tesisatçılığı okumaya karar verdi
tesisat
bir binada suyun taşınmasını sağlayan borular sistemi
The plumbing in this house is old
Bu evin tesisatı eski
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
sana kalmış
Sahnedekarar verme yetkisinin sende olması durumu
We can go out or stay home it is up to you
Dışarı çıkabiliriz veya evde kalabiliriz bu sana kalmış
kararına bağlı
bir durumun senin seçimine göre belirlenmesi
The movie we watch is up to you
Hangi filmi izleyeceğimiz senin kararına bağlı
deliler gibi
Sahnedeçok yüksek bir derecede
He worked like crazy to finish the project
Projeyi bitirmek için deliler gibi çalıştı
deliler gibi
çok büyük bir enerji veya güçle
He was dancing like crazy
Deliler gibi dans ediyordu
deli gibi
çok yoğun bir şekilde ve büyük enerjiyle
He worked like crazy to finish the task
İşi bitirmek için deli gibi çalıştı
iptal etmek
Sahnedeplanlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
iptal etmek
bir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
I need to cancel my appointment
Randevumu iptal etmem gerekiyor
geçersiz kılmak
bir bilet veya pulun artık kullanılamayacağını belirtmek için işaretlemek
The machine will cancel your ticket
Makine biletinizi geçersiz kılacak
dışlamak
birine olan desteği veya onayı kamusal alanda durdurmak
People decided to cancel the actor
İnsanlar oyuncuyu dışlamaya karar verdi
sunum
Sahnedebir kitleye yapılan konuşma veya gösteri
I have a presentation tomorrow
Yarın bir sunumum var
takdim
birine hediye verme eylemi
The presentation of the gift was touching
Hediyenin takdimi çok duygusaldı
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
He is watching the birds
Kuşları izliyor
izlemek
bir şeyi bir süre boyunca gözleme
I am watching a movie
Bir film izliyorum
ne olursa olsun
her ne yaşanırsa yaşansın
Come what may I will finish this task
Ne olursa olsun bu görevi bitireceğim
ne olursa olsun
başına gelecekleri önemsemeden
I will finish this task come what may
Bu görevi ne olursa olsun bitireceğim
koşturmak
Sahnedehızlıca veya meşgul bir şekilde bir yerlerde dolaşmak
The children are running around in the garden
Çocuklar bahçede koşturuyorlar
koşturmak
bir sürü işle uğraşmak
I have been running around all day
Bütün gün koşturdum
hassas
Sahnedekolayca kırılabilen veya zarar görebilen
The glass vase is very delicate
Cam vazo çok hassastır
hassas
dikkat ve özen gerektiren
This is a delicate situation
Bu hassas bir durum
hassas
dikkatle ele alınması gereken
Please handle this delicate vase with care
Lütfen bu hassas vazoyu dikkatle tut
penguen benzeri
Sahnedebir penguene benzeyen veya penguenin özelliklerini taşıyan
He walked with a penguinesque waddle
Penguen benzeri bir paytak yürüyüşle yürüyordu
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
oturup konuşmak
Sahnedebiriyle resmi veya planlı bir görüşme yapmak
We should sit down to discuss the contract
Sözleşmeyi görüşmek için oturup konuşmalıyız
masada yenen yemek
insanların masaya oturarak yediği yemek
We had a sit-down meal
Masada yenen bir yemek yedik
oturma eylemi
bir şeyi protesto etmek için topluca oturarak yapılan eylem
The workers held a sit-down in the factory
İşçiler fabrikada bir oturma eylemi yaptılar
oturup dinlenmek
vücudunu alt kısmı üzerine dayayıp dinlenmek
You can sit down here
Buraya oturup dinlenebilirsin
oturmak
vücudunu bir yere veya zemine doğru alçaltmak
Please sit down here
Lütfen buraya otur
oturmak
sandalyeye veya yere yerleşmek
You can sit down on the floor
Yere oturabilirsin
çıkarmak
Sahnedebir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
randevuya çıkarmak
romantik bir buluşma için dışarı götürmek
He took her out for a drink
Onu bir şeyler içmeye randevuya çıkardı
paket yemek
restorandan alınıp başka bir yerde yenen yemek
We ordered some take-out last night
Dün gece paket yemek sipariş ettik
öldürtmek
birinin öldürülmesi için ayarlama yapmak
The gang decided to take out their rival
Çete rakibini öldürtmeye karar verdi
yıkmak
bir yapıyı veya binayı tamamen yok etmek
The army took out the bridge
Ordu köprüyü yıktı
almak
bir şeyi elde etmek veya edinmek
I need to take out a loan for my house
Evim için kredi almam gerekiyor
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı almak
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
inceleme
Sahnedebir şeyi dikkatle okuma eylemi
He left the document for my perusal
Belgeyi incelemem için bıraktı
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
nihai sonuç
Sahnedebir konudaki en önemli veya temel nokta
The bottom line is that we must start now
Nihai sonuç şimdi başlamamız gerektiğidir
en önemli nokta
dikkate alınması gereken en önemli şey
The bottom line is that we need more money
Asıl mesele daha fazla paraya ihtiyacımız olması
özetlemek
bir şeyin ana fikrini veya sonucunu kısaca belirtmek
Can you bottom-line the results for me
Sonuçları benim için özetleyebilir misin
net kâr
bir şirketin tüm giderleri ödedikten sonra kalan toplam kâr miktarı
We need to improve our bottom line
Net kârımızı artırmamız gerekiyor
ahır
Sahnedeatların tutulduğu bina
The horse is in the stable
At ahırda
stabil
değişmesi veya hareket etmesi beklenmeyen
The patient is stable
Hasta stabil
grup
birlikte tutulan kişi veya nesneler topluluğu
The actor is part of the studio stable
Oyuncu stüdyo grubunun bir parçası
sıradan
Sahnedeözel veya farklı olmayan
It was a generic hotel room
Sıradan bir otel odasıydı
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
süt ürünleri
Sahnedesütten yapılan gıdalar
I don't eat dairy
Süt ürünleri yemem
mezun olmak
Sahnedebir okuldan diplomayla ayrılmak
He graduated from high school
Liseden mezun oldu
seviye atlamak
daha üst bir düzeye veya etkinliğe geçmek
He graduated to a faster car
Daha hızlı bir arabaya geçti
lisansüstü
ilk üniversite derecesinden sonraki eğitim seviyesi ile ilgili
She is applying for a graduate program
O lisansüstü programa başvuruyor
araya girmek
Sahnedekonuşma sırasında bir şey söylemek
He decided to interject during the discussion
Tartışma sırasında araya girmeye karar verdi
karşı çıkmak
Sahnedebir şeye veya fikre karşı olmak
They oppose the new plan
Yeni plana karşı çıkıyorlar
karşı çıkmak
bir şeye karşı olmak
I oppose the new law
Yeni yasaya karşı çıkıyorum
karşı çıkmak
bir şeye karşı durmak
I oppose this new rule
Bu yeni kurala karşı çıkıyorum
küçük kasaba
küçük bir toplulukla ilgili olan
They like small town life
Onlar küçük kasaba hayatını sever
kasaba
nüfusu az olan ve insanların birbirini tanıdığı yerleşim yeri
I grew up in a small town
Küçük bir kasabada büyüdüm
küçük kasaba
küçük bir yerleşim yeri veya oranın halkı ile ilgili olan
He has a small-town mentality
O küçük kasaba zihniyetine sahip
kasaba
büyük veya önemli olmayan küçük yerleşim yeri
We live in a small town
Biz bir kasabada yaşıyoruz
istenen fiyat
Sahnedesatıcının bir şey için belirlediği bedel
The asking price for the house is too high
Ev için istenen fiyat çok yüksek
istenen fiyat
satıcının bir ürün için talep ettiği para miktarı
The asking price for the car is high
Arabanın istenen fiyatı çok yüksek
banka
Sahnedeparanın saklandığı finansal kurum
I have a bank account
Bir banka hesabım var
nehir kıyısı
bir nehrin yanındaki toprak alan
We sat on the river bank
Nehir kıyısında oturduk
yana yatmak
bir yana doğru eğilmek
The plane banked to the left
Uçak sola doğru yattı
biriktirmek
bir şeyi daha sonra kullanmak üzere saklamak
You should bank your savings for later
Birikimlerini daha sonrası için saklamalısın
yamaç
Sahnedeyukarı veya aşağı doğru eğimli yüzey
The ski slope is steep
Kayak pisti diktir
eğim
yüzeyi düz olmayan açılı alan
The road has a gentle slope
Yolun hafif bir eğimi var
eğim
iki seviyeyi birbirine bağlayan eğik yüzey
The path follows a gentle slope
Yol hafif bir eğimi takip ediyor