

Gilmore Girls — 6. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
733 kelime
Seviye
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
danışmanlık
Sahnedeprofesyonel tavsiye ve destek
He needs career counseling
Kariyer danışmanlığına ihtiyacı var
terapi
kişisel sorunlar için profesyonel destek
She is going to counseling
Terapiye gidiyor
danışmanlık
birine yapması gerekenler hakkında verilen öneriler
He received counseling on his career
Kariyeri hakkında danışmanlık aldı
şık
Sahnedeçekici ve modaya uygun
She looked snappy in her new dress
Yeni elbisesiyle çok şık görünüyordu
ters
kızgın bir şekilde kısa ve sert ifade edilen
She gave me a snappy answer
Bana ters bir cevap verdi
vah vah
Sahnedesahte üzüntü belirten bir ses
He said boo-hoo to mock me
Benimle alay etmek için vah vah dedi
geçmek
Sahnedeöne geçmek veya birinin önüne geçmek
The runner decided to overtake his opponent
Koşucu rakibini geçmeye karar verdi
geride bırakmak
bir şeyden daha güçlü veya büyük hale gelmek
The small company soon overtook its competitors
Küçük şirket kısa sürede rakiplerini geride bıraktı
içeri girmek
Sahnedebir yerin içine girmek
Step into the room
Odaya gir
yerine geçmek
birinin pozisyonunu veya görevini üstlenmek
She stepped into the vacant position
Boşalan pozisyonun yerine o geçti
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
bu arada
konu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
yeri gelmişken
yeni veya ek bir konuyu açarken kullanılan ifade
By the way have you finished the report
Yeri gelmişken raporu bitirdin mi
aklıma gelmişken
yeni veya ilgili bir konuyu belirtirken kullanılan ifade
By the way did you call Mom
Aklıma gelmişken anneni aradın mı
bu arada
konuyu değiştirmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way I saw your brother yesterday
Bu arada kardeşini dün gördüm
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
hemen
Sahnedehiç vakit kaybetmeden
I will do it right away
Onu hemen yapacağım
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
sürülmek
Sahnedebir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
konuşup durmak
Sahnedebir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
kanepe
Sahnedeiki veya daha fazla kişinin oturabileceği uzun yumuşak koltuk
I sat on the couch
Kanepeye oturdum
ifade etmek
bir düşünceyi belirli bir biçimde dile getirmek
The request was couched in polite terms
İstek nazik bir dille ifade edilmişti
beslenmek
Sahnedegıda alarak yaşamak
Cows feed on grass
İnekler otla beslenir
besleme
bir makineye veya sisteme sağlanan veri ya da malzeme
The machine needs a steady feed
Makinenin sürekli beslemeye ihtiyacı var
içerik akışı
sürekli güncellenen bilgi dizisi
The website has a constant content feed
Web sitesinin sürekli bir içerik akışı var
yayın
canlı video veya veri akışı
The news feed is updated constantly
Haber akışı sürekli güncelleniyor
yem
hayvanlar için yiyecek
The farmer bought some feed for the cows
Çiftçi inekler için biraz yem aldı
beslemek
bir kişiye veya hayvana yiyecek vermek
It is time to feed the baby
Bebeği besleme zamanı geldi
kandırmak
Sahnedebirini aldatmak veya hile yapmak
He tried to gyp me
Beni kandırmaya çalıştı
savunmak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
savunmak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek için sebepler sunmak
She defended her decision
Kararını savundu
desteklemek
birinin veya bir şeyin tarafını tutmak
He defended his friend
Arkadaşını destekledi
kenara
Sahnedeyan tarafa doğru
Please step aside
Lütfen kenara çekilin
hariç
dahil etmeden
Aside from the weather it was a great trip
Hava durumu dışında harika bir geziydi
yan yorum
asıl konu dışındaki kısa açıklama
He made a quick aside during the speech
Konuşması sırasında kısa bir yan yorum yaptı
heyecan
Sahnedeilgi veya mutluluğun verdiği güçlü duygu
She was full of excitement
Heyecan doluydu
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
keşfetmek
Sahnedebir şeyi ilk kez bulmak
They discovered a new planet
Yeni bir gezegen keşfettiler
keşfetmek
bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak
Scientists discovered a new planet
Bilim insanları yeni bir gezegen keşfetti
not tutan kişi
Sahnedetoplantı veya ders esnasında bilgileri yazan kimse
She is the note-taker for the class
Sınıfın not tutanı o
berbat etmek
Sahnedebir işi beceriksizce veya kötü bir şekilde yapmak
He botched the repair
Tamiratı berbat etti
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
hortum
Sahnedesu taşımak için kullanılan esnek boru
The garden hose is long
Bahçe hortumu uzundur
hortumla yıkamak
birini veya bir şeyi hortumla yıkamak
I will hose the car
Arabayı hortumla yıkayacağım
çorap
bacakları ve ayakları örten giysi
She wore silk hose
İpek çoraplar giydi
kazıklamak
birini parasını alarak kandırmak
He hosed me on the deal
Anlaşmada beni kazıkladı
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
yine de
Sahnedebir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
striptiz
Sahnedegiysilerin çıkarıldığı bir dans türü
The club features a nightly striptease
Kulüpte her gece striptiz gösterisi var
kelepçe
Sahnedebilekleri birbirine bağlamaya yarayan araç
He wore handcuffs on his wrists
Bileklerinde kelepçe vardı
kelepçelemek
Sahnedebirinin bileklerine metal kelepçeler takmak
The police officer had to handcuff the thief
Polis memuru hırsızı kelepçelemek zorunda kaldı
kelepçelemek
birinin bileklerine kelepçe takmak
The police officer handcuffed the suspect
Polis memuru şüpheliyi kelepçeledi
hızlı
Sahnedekısa sürede gerçekleşen veya yapılan
She gave a quick answer
Hızlı bir cevap verdi
tırnak eti
tırnakların altındaki hassas deri dokusu
He cut his nail too short and reached the quick
Tırnağını çok kısa kesti ve tırnak etine ulaştı
kavrayışlı
bir şeyleri hızlı düşünebilen veya anlayabilen
She has a quick mind
O hızlı kavrayan bir zihne sahip
fotoğrafik olarak
Sahnedefotoğrafçılık ile ilgili bir şekilde
The scene was documented photographically
Sahne fotoğrafik olarak belgelendi
dikiş yeri
Sahnedeiki kumaş parçasının birbirine dikildiği çizgi
The seam of the shirt ripped
Gömleğin dikiş yeri yırtıldı
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
Sahnedebir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
cezalandırmak
Sahnedeyanlış bir davranış nedeniyle ceza vermek
The teacher punished the student for cheating
Öğretmen, kopya çektiği için öğrenciyi cezalandırdı
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
sevmek
Sahnedebirine karşı güçlü sevgi ve şefkat duymak
I love my family
Ailemi seviyorum
çok sevmek
bir şeyi veya birini çok fazla sevmek
I love chocolate
Çikolatayı çok severim
çok istemek
bir şeyi çok fazla istemek
I would love a cup of coffee
Bir fincan kahve çok isterdim
sevişmek
cinsel ilişkiye girmek
They made love
Seviştiler
araknofobi
Sahnedeörümceklerden duyulan aşırı korku
She has arachnophobia and dislikes spiders
Onun araknofobisi var ve örümceklerden hoşlanmıyor
örümcek korkusu
Sahnedeörümceklere karşı duyulan yoğun korku
My sister has a severe arachnophobia
Kız kardeşimin şiddetli bir örümcek korkusu var
ücret talep etmek
Sahnedebir mal veya hizmet karşılığında para istemek
The hotel charges for breakfast
Otel kahvaltı için ücret talep ediyor
şarj etmek
bir cihaza elektrik enerjisi yüklemek
I need to charge my phone
Telefonumu şarj etmem gerekiyor
suçlamak
birini yasal olmayan bir şey yapmakla resmen itham etmek
The police charged him with robbery
Polis onu soygunla suçladı
sorumluluk
birinin bakmakla yükümlü olduğu kişi veya şey
The children were in her charge
Çocuklar onun sorumluluğundaydı
ücret talep etmek
bir hizmet veya ürün için para istemek
They charge a high price
Bunun için yüksek ücret talep ediyorlar
hücum emri
ileri atılmayı veya saldırmayı bildiren komut
The general gave the order to charge
General hücum emrini verdi
hücum etmek
bir yöne doğru hızla ve güç kullanarak hareket etmek
The bull charged at the matador
Boğa matadora hücum etti
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmi olarak söylemek
The police will charge him with robbery
Polis onu soygunla suçlayacak
saldırmak
birine veya bir şeye hızlıca ve saldırganca hareket etmek
The soldiers charge the enemy position
Askerler düşman mevzisine saldırıyor
sorumluluk
kontrol veya mesuliyet sahibi olma durumu
She is in charge of the team
Ekibin sorumluluğu onda
yönetmek
bir şey üzerinde kontrol veya mesuliyet sahibi olmak
The manager charges the department
Müdür departmanı yönetiyor
sorumlu
bir şeyi idare etmekten veya kontrol etmekten yükümlü
Who is in charge of this project
Bu projenin sorumlusu kim
her ne zaman
Sahnedeherhangi bir zamanda
Call me whenever you want
İstediğin her an beni ara
her ne zaman
uygun olan herhangi bir zamanda
Come visit whenever you like
Ne zaman istersen gel
onur duymuş
Sahnedebir şeyi yapmaktan dolayı gururlu ve memnun hissetmek
I am honored to meet you
Sizinle tanıştığıma onur duydum
onurlandırılmış
büyük saygı görmüş
He was honored for his work
Çalışmaları nedeniyle onurlandırıldı
onurlandırılmış
saygı duyulduğu için kendini mutlu hissetmek
I am honored to meet you
Sizinle tanıştığım için onur duydum
onurlandırılmış
büyük saygı duyulduğunu hissetmek
I feel honored to be here
Burada olmaktan onur duydum
zorla
Sahnedefiziksel güç veya şiddet kullanarak
They were forcibly removed from the building
Binadan zorla çıkarıldılar
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
duvar kağıdı
Sahnededuvarları kaplamak için kullanılan dekoratif kağıt
They put new wallpaper in the living room
Oturma odasına yeni duvar kağıdı yapıştırdılar
duvar kağıdı
Sahnedebir odanın duvarlarını kaplamak ve süslemek için kullanılan kağıt
They put up new wallpaper in the bedroom
Yatak odasına yeni duvar kağıdı yapıştırdılar
duvar kağıdı
bilgisayar ekranını kaplayan görsel
I changed my computer wallpaper
Bilgisayarımın duvar kağıdını değiştirdim
duvar kağıdı
duvarları kaplamak ve süslemek için kullanılan kağıt
She put new wallpaper in the living room
Oturma odasına yeni duvar kağıdı yaptı
alay etmek
Sahnedebirisiyle veya bir şeyle kaba bir şekilde eğlenmek
They mocked his silly hat
Onun komik şapkasıyla alay ettiler
alay etmek
biriyle veya bir şeyle eğlenmek için dalga geçmek
Do not mock your classmates
Sınıf arkadaşlarınla alay etme
sahte
gerçek olmayıp aslına benzetilen
They held a mock trial
Sahte bir duruşma düzenlediler
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
oyuncak kamyon
Sahnedeçocukların oynaması için üretilmiş küçük oyuncak kamyon
He pushed his tonka truck across the floor
Oyuncak kamyonunu zeminde ileri itti
alışveriş merkezi
Sahnedeiçinde çok sayıda mağaza bulunan büyük bina
I am going to the mall
Alışveriş merkezine gidiyorum
cadde
Londrada bulunan ağaçlıklı geniş cadde
They walked down the mall
Onlar caddede yürüdüler
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
bir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
holigan
Sahnedekamusal alanda gürültülü veya şiddetli davranan kimse
The hooligans damaged the stadium after the match
Holiganlar maçtan sonra stadyuma zarar verdi
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
ekran
SahnedeGörüntü veya bilgi gösteren düz yüzey
The phone screen is broken
Telefon ekranı kırık
taramak
Bir şeyi tespit etmek için incelemek veya test etmek
Doctors screen patients for the virus
Doktorlar hastaları virüs için tarıyor
sineklik
pencere veya kapılarda kullanılan delikli ince ağ
The screen keeps bugs out
Sineklik böcekleri dışarıda tutar
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
onarmak
Sahnedebir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
He wants to fix up the old car
Eski arabayı onarmak istiyor
ayarlamak
biri için buluşma veya randevu ayarlamak
I will fix up a meeting for you
Senin için bir toplantı ayarlayacağım
hazırlamak
bir şeyi hazır hale getirmek
Can you fix up some snacks
Biraz atıştırmalık hazırlayabilir misin
yönetmek
Sahnedebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
satın alma
Sahnedepara ödeyerek bir şeyi edinmek
She is buying a new bag
O yeni bir çanta satın alıyor
şarkı
Sahnedesözleri olan müzik parçası
I love this song
Bu şarkıyı seviyorum
şarkı
sözleri olan kısa müzik parçası
She sang a short song
Kısa bir şarkı söyledi
fuaye
Sahnedebir binanın girişindeki geniş alan
We met in the hotel foyer
Otelin fuayesinde buluştuk
posta
Sahnedegönderilen veya alınan mektup ve paketler
I received a lot of mail today
Bugün çok posta aldım
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
posta
sistem aracılığıyla gönderilen mektup veya paketler
Did you check the mail today
Bugün postaya baktın mı
tarz
Sahnedebir şeyin yapılış şekli veya biçimi
He spoke in a professional manner
Profesyonel bir tarzda konuştu
Chianti şarabı
Sahnedeüzümlerden yapılan bir İtalyan kırmızı şarabı
He ordered a glass of Chianti
Bir kadeh Chianti sipariş etti
ödül
Sahnedekazanıldığında alınan şey
He won a prize
Bir ödül kazandı
değer vermek
bir şeyi çok önemli bulmak
I prize our friendship
Arkadaşlığımıza değer veriyorum
kıymetli şey
çok değerli veya iyi olan kişi ya da nesne
That vintage car is a real prize
O antika araba çok kıymetli bir parça
doo-wop
Sahnedebir ritim ve blues müzik türü
They enjoy listening to doo-wop
Doo-wop dinlemekten hoşlanıyorlar
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
teknik
Sahnedebelirli bir konu veya alanla ilgili
This is a technical problem
Bu teknik bir sorun
de
Sahnedeolumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
ya da
iki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
araba
Sahnededört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
araba
dört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
macera
Sahnedealışılmadık ve heyecan verici bir deneyim veya etkinlik
We had a great adventure in the mountains
Dağlarda harika bir macera yaşadık
gerçek
Sahnedegerçek olan veya doğru olan
The actual cost was higher
Gerçek maliyet daha yüksekti
gerçek
gerçekten var olan
The actual cost was lower
Gerçek maliyet daha düşüktü
analiz etmek
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
We need to analyze the data
Verileri analiz etmemiz gerekiyor
herhangi bir zamanda
Sahnedeherhangi bir zamanda veya ne zaman istersen
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen veya ihtiyaç duyulan herhangi bir an
You can call me anytime
Beni istediğin zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen herhangi bir an
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
dışarı
Sahnedebir bina veya odanın dışında olan
Let's go out
Hadi dışarı çıkalım
tamamlamak
bir eylemin başarıyla bittiğini gösterir
I worked it out
Bunu hallettim
dışarı çıkarmak
bir şeyi içeriden dışarıya almak
Take out the trash
Çöpü dışarı çıkar
açığa çıkarmak
gizli bir şeyi bilinir hale getirmek
The truth came out
Gerçek ortaya çıktı
hadi çok sessiz olalım
Sahnedeaşırı derecede az ses çıkarmak
Let's be super-quiet so we do not wake the baby
Bebeği uyandırmamak için hadi çok sessiz olalım
en üst düzey
çok önemli veya başarılı
He finally made it to the big time
Sonunda en üst düzeye ulaştı
çok
çok yüksek bir derecede
He messed up big time
Çok büyük bir hata yaptı
büyük başarı
büyük bir başarı veya ün seviyesi
She finally made it to the big time
Sonunda büyük başarıyı yakaladı
çok
büyük ölçüde veya fazlasıyla
You messed up big time
Bunu çok berbat ettin
çok
büyük bir ölçüde veya derecede
He messed up big time
O işi çok berbat etti
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
bağış yapmak
Sahnedeözellikle yardım amacıyla bir şeyi ücretsiz vermek
I want to donate some money
Biraz para bağışlamak istiyorum
bağışlamak
karşılık beklemeden bir kişiye veya kuruma para ya da eşya vermek
They donate money to the hospital
Hastaneye para bağışlıyorlar
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
boşvermek
Sahnedebir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
paytak yürümek
Sahnedeördek gibi kısa ve sallanarak yürümek
The duck waddled across the road
Ördek yoldan paytak paytak yürüdü
paytak yürümek
ördek gibi sağa sola sallanarak kısa adımlarla yürümek
The duck waddled across the pond
Ördek göletin karşısına paytak paytak yürüdü
kapmak
Sahnedebir şeyi elinle hızla almak
She reached out to grab the bag
Çantayı kapmak için uzandı
kapmak
Sahnedehızlı bir hareketle bir şeyi almak
She grabbed her keys and left
Anahtarlarını kaptı ve gitti
çevrelemek
bir şeyi her taraftan sarmak
The walls grab the garden
Duvarlar bahçeyi çevreliyor
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor