

Gilmore Girls — 7. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
752 kelime
Seviye
savurgan
Sahnedeparasını veya kaynaklarını ölçüsüzce harcayan kimse
He is a prodigal who wasted his money
O parasını çarçur eden bir savurgandır
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
evler
Sahnedeinsanların yaşadığı binalar
There are many houses here
Burada birçok ev var
evler
insanların içinde yaşadığı yapılar
There are many houses on this street
Bu sokakta birçok ev var
konutlar
insanların yaşaması için yapılan binalar
The project will build new houses
Proje yeni konutlar inşa edecek
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek veya tamamlamak
I need to finish up my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
kaza
Sahnedehasar veya yaralanmaya yol açan beklenmedik olay
There was a car accident yesterday
Dün bir araba kazası oldu
kaza
beklenmedik ve zararlı olay
It was a car accident
Bu bir araba kazasıydı
kaza
planlanmadan meydana gelen olay
It was just an accident
Bu sadece bir kazaydı
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
Sahnedefikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
böbürlenmek
Sahnedekendi başarısı hakkında aşırı gurur duymak
He gloated about his victory
Zaferiyle böbürlendi
kibirlenmek
yaptığı bir şeyle aşırı gurur duymak veya bunu belli etmek
Don't gloat about your victory
Zaferinle kibirlenme
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
kafasını karıştırmak
Sahnedebirinin bir şeyi net bir şekilde anlamasını zorlaştırmak
These directions confuse me
Bu yol tarifleri kafamı karıştırıyor
karıştırmak
birini veya bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak
I often confuse the twins
İkizleri sık sık karıştırırım
yanıltmak
birini yanlış düşünmeye sevk etmek
The false information confused the witnesses
Yanlış bilgi tanıkları yanılttı
kafasını karıştırmak
birinin zihnini bulandırmak
The complicated instructions confused the students
Karmaşık talimatlar öğrencilerin kafasını karıştırdı
özel ders öğretmeni
Sahnedebir öğrenciye veya küçük bir gruba ders veren kişi
I have a math tutor
Bir matematik özel ders öğretmenim var
özel ders vermek
Sahnedebir öğrenciye veya küçük bir gruba özel eğitim vermek
He will tutor me in math
O bana matematikte özel ders verecek
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
çırpıcı
Sahnedemalzemeleri karıştırmak için kullanılan mutfak aleti
I used a whisk to mix the eggs
Yumurtaları karıştırmak için bir çırpıcı kullandım
hızla götürmek
birini hızla bir yere götürmek
The taxi whisked her to the airport
Taksi onu hızla havaalanına götürdü
izlenim
Sahnedebir kişi veya şey hakkında edinilen fikir veya duygu
My first impression of him was positive
Onun hakkındaki ilk izlenimim olumluydu
taklit
ünlü bir kişinin sesini veya tavırlarını taklit etme
He does a great impression of the president
Başkanın harika bir taklidini yapıyor
iz
bir şeyi bir yüzeye bastırarak bırakılan işaret
The ring left an impression on her finger
Yüzük parmağında bir iz bıraktı
izlenim
bir kişi veya şey hakkında sahip olunan fikir ya da his
She left a good impression on me
O bende iyi bir izlenim bıraktı
yürümek
Sahnedeadımlarla ilerlemek
I am walking to school
Okula yürüyorum
yürüyüş
egzersiz veya keyif için yapılan kısa yolculuk
The daily walking keeps you healthy
Günlük yürüyüş sizi sağlıklı tutar
yürümek
ayakları sırayla atarak ilerlemek
I am walking to the park
Parka yürüyorum
çökmek
Sahnedeaniden yere yıkılmak
The building collapsed
Bina çöktü
çöküş
fiziksel veya zihinsel sağlığın aniden bozulması
He suffered a total physical collapse
Tam bir fiziksel çöküş yaşadı
çökmek
aniden faaliyet göstermeyi veya var olmayı durdurmak
The entire system collapsed suddenly
Tüm sistem aniden çöktü
dava süreci
Sahnedebir sorunu çözmek için mahkemeye başvurma süreci
They are involved in costly litigation
Masraflı bir dava sürecindeler
endişelendirmek
Sahnedebirini huzursuz veya mutsuz etmek
The unexpected news perturbed her
Beklenmedik haber onu endişelendirdi
tedirgin etmek
Sahnedebirinde kaygı veya huzursuzluk yaratmak
The sudden noise perturbed the guests
Ani gürültü misafirleri tedirgin etti
zayıf
Sahnedegücü veya kuvveti az olan
He feels weak after being sick
Hastalandıktan sonra kendini zayıf hissediyor
zayıf
gücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
korkmuş
Sahnedekorkuya kapılmış
He was scared of the dark
Karanlıktan korkuyordu
korkmuş
korku hisseden
I am scared of spiders
Örümceklerden korkuyorum
korkmuş
korku veya endişe hissetme durumu
She is scared of dogs
O köpeklerden korkuyor
yıl
Sahnedeon iki aylık bir süre
It has been five years
Beş yıl oldu
yıllar
çok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
yıl
üç yüz altmış beş günlük süre
I have lived here for two years
İki yıldır burada yaşıyorum
yıllar
uzun bir zaman dilimi
It has been years since we met
Görüşmeyeli yıllar oldu
sene
on iki aylık bir süre
The project will take one year
Proje bir sene sürecek
inanılır
Sahnedeinanılabilecek olan
The story sounds believable
Hikaye inanılır geliyor
sürme
Sahnedebir taşıtı kontrol etmek ve hareket ettirmek
I am driving a car
Araba sürüyorum
zorlamak
birini bir şeyi yapmaya veya belli bir şekilde hissetmeye itmek
He is driving me crazy
Beni deli ediyor
kazandırmak
bir işletmenin para kazanmasını sağlamak
This strategy is driving profit
Bu strateji kâr sağlıyor
uğruna
Sahnedebir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
uğruna
bir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
web sitesi
Sahnedeinternette belirli bir konu veya kişi hakkında bilgi içeren sayfalar bütünü
I visited the company website
Şirketin web sitesini ziyaret ettim
web sitesi
internette bilgi içeren sayfa veya sayfalar topluluğu
Visit our website for more information
Daha fazla bilgi için web sitemizi ziyaret edin
web sitesi
internette bilgi veya hizmet sunan yer
I found this information on a website
Bu bilgiyi bir web sitesinde buldum
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
fren
Sahnedebir taşıtın yavaşlamasını veya durmasını sağlayan cihaz
Use the brake to stop the car
Arabayı durdurmak için freni kullan
frenlemek
bir taşıtın hızını azaltmak
You need to brake here
Burada frenlemen gerekiyor
fren yapmak
bir taşıtı durdurmak
The driver had to brake at the light
Sürücü ışıkta fren yapmak zorunda kaldı
gıcırdamak
yüksek perdeden bir ses çıkarmak
The wheels brake with a loud noise
Tekerlekler yüksek sesle gıcırdıyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
tam anlamıyla
Sahnedekelimesi kelimesine veya tam olarak
I literally read every word of the book
Kitabın her kelimesini tam anlamıyla okudum
gerçekten
gerçek bir şekilde
I am literally exhausted today
Bugün gerçekten çok yorgunum
gözler
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut parçası
She has blue eyes
Onun mavi gözleri var
dikkat
bir şeye odaklanma veya fark etme yeteneği
Keep your eyes on the road
Gözlerini yoldan ayırma
gözlemciler
bir şeye bakan veya onu izleyen kimseler
Many eyes were watching the game
Birçok gözlemci maçı izliyordu
göz
görmemizi sağlayan vücut organları
She has blue eyes
Onun mavi gözleri var
gözler
görme duyusunu sağlayan vücut bölümleri
Keep your eyes open
Gözlerini açık tut
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
tıraş olmak
Sahnedecildin üzerindeki tüyleri kesmek
He needs to shave every morning
Her sabah tıraş olması gerekiyor
yontmak
küçük bir miktar kesip çıkarmak
He shaved the edge of the board
Tahtanın kenarını yonttu
tıraş olmak
derideki tüyleri keserek temizlemek
He needs to shave every morning
O her sabah tıraş olmalı
eğitmek
Sahnedebirine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
tren
Sahnederaylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
eğitmek
birine bir beceriyi yapmayı öğretmek
They train dogs to help people
İnsanlara yardım etmeleri için köpekleri eğitirler
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
tamam
Sahnedeanlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
çok uluslu
Sahnedebirçok ülkede faaliyet gösteren
It is a multinational company
Bu çok uluslu bir şirkettir
holding
Sahnedebirçok küçük şirketten oluşan büyük şirket
The company grew into a global conglomerate
Şirket küresel bir holdinge dönüştü
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
varmak
belirli bir yere giden yol veya rota olmak
This path leads to the beach
Bu yol plaja varır
yol açmak
bir yere gitmeyi sağlayan geçit oluşturmak
This door leads to the garden
Bu kapı bahçeye yol açar
eşyalar
Sahnedebirine ait olan şeyler
He lost all his possessions
Tüm eşyalarını kaybetti
sahiplik
bir şeye sahip olma durumu
The possession of the land is disputed
Arazinin sahipliği tartışmalı
musallat
bir ruh tarafından ele geçirilme durumu
He claimed to be suffering from demonic possession
Kötü ruhların musallatına uğradığını iddia etti
bulundurma
bir şeyi yasal olarak elinde tutma durumu
The suspect was arrested for illegal drug possession
Şüpheli yasa dışı uyuşturucu bulundurmaktan tutuklandı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
havuz evi
Sahnedehavuzun yanında bulunan soyunma veya dinlenme amaçlı küçük yapı
We relaxed in the pool house after swimming
Yüzdükten sonra havuz evinde dinlendik
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
evlenmek
biriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
doğa
Sahnedefiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
bir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
feragatname
bir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
yayınlamak
bir ürünü veya bilgiyi halka sunmak
The band will release their new album next week
Grup yeni albümlerini gelecek hafta yayınlayacak
tetik
bir silahı ateşlemek için çekilen parça
Pull the release to fire the gun
Silahı ateşlemek için tetiği çekin
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
milyar dolarlık
Sahnedebir milyar dolar değerinde
This is a billion-dollar company
Bu milyar dolarlık bir şirket
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
üzgün
Sahnedeüzüntü veya mutsuzluk hissetmek
I feel sad today
Bugün üzgün hissediyorum
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
omlet
Sahnedegenellikle içine çeşitli malzemeler eklenen pişmiş yumurta yemeği
I had an omelet for breakfast
Kahvaltıda omlet yedim
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
devam etmek
Sahnedebir şeyi durmadan yapmaya devam etmek
Keep on trying
Denemeye devam et
işte tutmak
birini işten çıkarmayıp çalıştırmaya devam etmek
They decided to keep on the new assistant
Yeni asistanı işte tutmaya karar verdiler
güvensiz
Sahnedegüvenli olmayan
This road is unsafe
Bu yol güvensiz
köpekbalığı
Sahnedekeskin dişleri olan büyük bir deniz balığı
The shark is swimming
Köpekbalığı yüzüyor
köpek balığı
keskin dişleri olan büyük bir balık
The shark swam in the ocean
Köpek balığı okyanusta yüzdü
kurt avukat
çok hırslı veya becerikli avukat
He is a real shark in the courtroom
O mahkeme salonunda tam bir kurt avukattır
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
benzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
yumru
Sahnedeküçük yuvarlak kütle
The doctor found a small nodule on her lung
Doktor akciğerinde küçük bir yumru buldu
bölge
Sahnedebelirli bir bölge veya alan
This is a no-parking zone
Burası park yasak bölgesi
bölgelere ayırmak
bir alanı belirli bir kullanım için ayırmak
The city is zoned for residential use
Şehir konut kullanımı için bölgelere ayrılmıştır
odaklanmış durum
tamamen konsantre olma hali
He is in the zone today
Bugün tamamen odaklanmış durumda
dalmak
bir şeye veya birine odaklanmayı bırakıp hayallere dalmak
I tend to zone during lectures
Derslerde dalmaya meyilliyim
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
solunum cihazı
Sahnedebir kişinin nefes almasına yardımcı olan makine
The patient was connected to a ventilator
Hasta solunum cihazına bağlandı
ventilatör
birinin nefes almasına yardımcı olan makine
The patient is on a ventilator
Hasta ventilatöre bağlı
maske
Sahnedeyüzü örtmek için kullanılan araç
He is wearing a mask
O bir maske takıyor
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
She tried to mask her sadness
Üzüntüsünü gizlemeye çalıştı
gizlemek
bir şeyi örtmek veya saklamak
He tried to mask his nervousness
Sinirini gizlemeye çalıştı
Maske
1994 yapımı Amerikan komedi dram filmi
I really like the movie Mask
Maske filmini gerçekten seviyorum
yakalamak
Sahnedebirini veya bir şeyi zorla veya ustalıkla ele geçirmek
The police captured the thief
Polis hırsızı yakaladı
kaydetmek
bir şeyin fotoğrafını veya videosunu çekmek
He captured the sunset
Gün batımını kaydetti
yakalamak
bir kişiyi veya canlıyı zorla ele geçirmek
The police were able to capture the suspect
Polis şüpheliyi yakalayabildi
etkilemek
birinin ilgisini veya beğenisini kazanmak
Her smile captured his heart
Gülümsemesi onun kalbini kazandı
yalvarmak
Sahnedebir şeyi çok acil veya ısrarlı bir şekilde istemek
I beg you to stay
Kalman için sana yalvarıyorum
dilenmek
genellikle para veya yardım istemek
He begged for money on the street
Sokakta para dilendi
fark etmek
Sahnedebir şeyi görmek veya dikkat etmek
I noticed a new sign
Yeni bir tabela fark ettim
duyuru
bilgi veya uyarı veren yazılı beyan
There is a notice on the wall
Duvarda bir duyuru var
dikkat
bir şeye dikkatini verme durumu
His new car caught my notice
Yeni arabası dikkatimi çekti
tezgah
Sahnedeyemek hazırlanan veya hizmet verilen düz yüzey
Put the keys on the counter
Anahtarları tezgaha koy
sayıcı
nesneleri sayan kişi
He is a fast counter
O hızlı bir sayıcıdır
karşı çıkmak
bir fikre veya argümana ters bir görüş belirtmek
She decided to counter his claim
Onun iddiasına karşı çıkmaya karar verdi
sayaç
sayıları sayan veya gösteren bir cihaz
The electric counter shows how much energy we use
Elektrik sayacı ne kadar enerji kullandığımızı gösteriyor
raket
Sahnedetopa veya tüylü topa vurmak için kullanılan telli çerçeve
He bought a new tennis racquet
Yeni bir tenis raketi satın aldı
tanımak
Sahnededaha önce görülen birini veya bir şeyi hatırlayıp kim olduğunu anlamak
I didn't recognize him at first
Onu ilk başta tanıyamadım
kabul etmek
bir şeyin doğru veya önemli olduğunu kabul etmek
They finally recognized the need for change
Sonunda değişim gerekliliğini kabul ettiler
inanılmaz
Sahnedeçok şaşırtıcı veya inanması güç olan
The result of the game was unbelievable
Maçın sonucu inanılmazdı
inanılmaz
doğru veya gerçek olması zor olan
That is an unbelievable price
Bu inanılmaz bir fiyat
inanılmaz
inanılması çok zor veya imkansız olan
It is an unbelievable story
Bu inanılmaz bir hikaye
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
bin
Sahnede1.000 sayısı
I have a thousand books
Bin kitabım var
gri
Sahnedesiyah ve beyaz arası bir renk
The sky is gray today
Bugün gökyüzü gri
grileşmek
siyah ile beyaz arasında bir renge dönüşmek
His hair is starting to gray
Saçları grileşmeye başladı
şekerleme
Sahnedekısa süreli uyku
I took a short nap
Kısa bir şekerleme yaptım
kestirmek
kısa süreliğine uyumak
I like to nap after lunch
Öğle yemeğinden sonra kestirmeyi severim
açıkçası
Sahnededürüst ve doğrudan bir şekilde
Frankly, I do not like this
Açıkçası bunu sevmedim
çıkmak
Sahnedefiziksel bir yerden ayrılmak
Get out of the room right now
Hemen odadan çık
sıyrılmak
bir sorumluluktan veya işten kurtulmak
I want to get out of this meeting
Bu toplantıdan sıyrılmak istiyorum
verim almak
bir şeyden kazanç veya fayda sağlamak
What did you get out of that class
O dersten ne verim aldın
kaçmak
bir yerden uzaklaşmak
You should get out of the house
Evden kaçmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Get out of my room
Odamdan çık
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir