

Gilmore Girls — 7. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
769 kelime
Seviye
sıcacık
Sahnedeısı sayesinde keyifli bir şekilde ısınmış veya kızarmış
My feet are toasty in these socks
Bu çoraplarla ayaklarım sıcacık
uğramak
Sahnedekısa süreliğine ziyaret etmek
Please come by tomorrow
Lütfen yarın uğra
elde etmek
bir şeyi edinmek veya bulmak
How did you come by this book
Bu kitabı nasıl elde ettin
uğramak
bir yere veya birine kısa süreliğine ziyaret gerçekleştirmek
Come by my office later
Daha sonra ofisime uğra
arkamdan
Sahnedebirinin haberi olmadan gizlice
He talked behind my back
Arkamdan konuştu
çift taraflı
Sahnedeher iki tarafı da kullanılabilen
I need double sided tape for this project
Bu proje için çift taraflı banta ihtiyacım var
çift taraflı
iki tarafı olan
I need double sided tape
Çift taraflı banda ihtiyacım var
çift taraflı
iki yanı veya yüzü olan
This paper is double sided
Bu kağıt çift taraflı
kalay
Sahnedeyumuşak, gümüş renkli bir metal
This can is made of tin
Bu kutu kalaydan yapılmıştır
görmek
Sahnedebir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
Sahnedebiriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
aynı evi paylaşmak
Sahnedebaşka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
kabullenmek
zor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
dört gözle beklemek
Sahnedegelecekte olacak bir şeyi heyecanla beklemek
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
dört gözle beklemek
gelecekte olacak bir şey için heyecan duymak
I look forward to meeting you
Sizinle tanışmayı dört gözle bekliyorum
en yeni
Sahnedeen yakın zamanda yapılmış veya gelmiş olan
This is the newest model
Bu en yeni model
en yeni
en son olan
This is the newest version
Bu en yeni versiyon
en yeni
zaman bakımından en yakın olan
He is the newest member
O en yeni üye
tuhaf
Sahnedenormalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
olasılık
bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tek
ikiye tam bölünemeyen sayı
Three is an odd number
Üç tek bir sayıdır
tek tük
nadiren gerçekleşen veya ortaya çıkan
I do odd jobs for my neighbors
Komşularım için tek tük işler yapıyorum
mutlak
Sahnedetam veya sınırsız
He has absolute power
Onun mutlak gücü var
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
karşılamak
varan birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
korkak
Sahnedecesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
tavuk
etinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
Snickers çikolatası
Sahnedeiçinde karamel ve yer fıstığı bulunan çikolata kaplı bir atıştırmalık
I bought a Snickers bar at the store
Marketten bir Snickers çikolatası aldım
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
azat edilmiş köle
Sahnedeeskiden köle olan ancak şimdi özgür olan kişi
The freedman worked hard to build a new life for his family
Azat edilmiş köle ailesi için yeni bir hayat kurmak amacıyla çok çalıştı
muhteşem
Sahnedeçok çekici veya güzel
You look gorgeous in that dress
Bu elbisenin içinde muhteşem görünüyorsun
tematik
Sahnedebelirli bir konunun veya tarzın niteliklerini taşıyan
This room is very theme-y
Bu oda çok tematik
lastik
Sahnedeörgülerde kabartmalı doku oluşturan desen türü
This sweater has a rib pattern
Bu kazağın lastik örgüsü var
takılmak
birisiyle şaka yollu eğlenmek
They liked to rib him
Onunla takılmayı severlerdi
kaburga
göğüs kafesindeki kıvrımlı kemiklerden her biri
He broke a rib while skiing
Kayarken kaburgasını kırdı
kaburga
hayvanın göğüs bölgesinden kesilen et parçası
They grilled the ribs for dinner
Akşam yemeği için kaburga ızgara yaptılar
kampanya
Sahnedebelirli bir hedefi gerçekleştirmek için yapılan planlı çalışmalar
The company launched a new ad campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
kampanya
bir amaca ulaşmak için yürütülen organize çalışmalar
The politician started his campaign
Politikacı kampanyasına başladı
kampanya
rol yapma oyunlarındaki birbiriyle bağlantılı maceralar dizisi
We started a new campaign in our game
Oyunumuzda yeni bir kampanyaya başladık
kampanya
bir amaca ulaşmak için planlanmış etkinlikler bütünü
The company started a new advertising campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
iplik
Sahnedeörgü veya dikiş için kullanılan ince lif
She bought some red yarn for the sweater
Kazak için biraz kırmızı iplik satın aldı
uydurma hikaye
genellikle abartılı olan uzun hikaye
He told a long yarn about his travels
Seyahatleri hakkında uzun ve uydurma bir hikaye anlattı
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
hastane
Sahnedehasta insanların tedavi edildiği yer
He is in the hospital
O, hastanede
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği bina
I went to the hospital for a checkup
Kontrolüm için hastaneye gittim
hastane
Sahnedehastaların tedavi edildiği yer
He works at the hospital
O hastanede çalışıyor
sağlık merkezi
tıbbi hizmetlerin sunulduğu yer
The medical center is very busy today
Sağlık merkezi bugün çok yoğun
doğum destekçisi
Sahnedehamilelik ve doğum sürecinde kadınlara destek olmak için eğitilmiş kişi
The doula provided support during the birth
Doğum destekçisi doğum sürecinde destek sağladı
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please go in
Lütfen içeri gir
bulutlanmak
güneşin bulutların arkasına gizlenmesi
The sun went in behind the clouds
Güneş bulutların arkasında bulutlandı
saldırmak
birini eleştirmeye veya ona karşı çıkmaya başlamak
The media will go in on the politician
Medya siyasetçiye saldırmaya başlayacak
tekila
Sahnedeagave bitkisinden yapılan sert bir alkollü içki
He drinks tequila
O tekila içer
tekila
agav bitkisinden yapılan sert bir alkollü içki
They drank tequila at the party
Partide tekila içtiler
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
zeki
Sahnedehızlı zekaya sahip olan
He is a smart student
O zeki bir öğrenci
akıllı
Sahnedemantıklı ve doğru karar veren
It was a smart choice
Bu akıllıca bir seçimdi
sızlamak
keskin bir acı vermek
My eyes began to smart
Gözlerim sızlamaya başladı
şık
iyi giyimli veya temiz görünüşlü
He looks very smart in his suit
O takım elbisesiyle çok şık görünüyor
ayrı
Sahnedeparçalara bölünmüş
The machine fell apart
Makine parçalara ayrıldı
ayrı
beraber olmayan
They live apart
Onlar ayrı yaşıyorlar
ayrı
bir arada olmayan
They live apart from each other
Birbirlerinden ayrı yaşıyorlar
parça parça
parçalara ayrılmış durumda
The clock fell apart
Saat parça parça oldu
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
Sahnedebüyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
gizlice evlenmek
Sahnedebirisiyle gizlice veya aniden evlenmek
They decided to elope
Gizlice evlenmeye karar verdiler
kaçarak evlenmek
gizlice evlenmek için evden kaçmak
They decided to elope last weekend
Geçen hafta sonu kaçarak evlenmeye karar verdiler
detaylı inceleme
bir yerin dikkatlice kontrol edilmesi
We did a walk-through of the house before buying it
Satın almadan önce evi detaylıca inceledik
adım adım anlatım
bir sürecin detaylı açıklaması veya gösterimi
This video is a walk-through of the software
Bu video yazılımın adım adım anlatımıdır
içinden geçmek
bir taraftan diğerine yürüyerek ilerlemek
We walked through the park
Parkın içinden yürüdük
rehberlik etmek
bir süreci veya görevi yaparken birine eşlik edip yol göstermek
Let me walk you through the new software
Yeni yazılımı kullanırken sana rehberlik etmeme izin ver
içinden yürümek
bir yerden yürüyerek geçmek
We walk through the park every morning
Her sabah parkın içinden yürüyoruz
uğruna
Sahnedebir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
uğruna
Sahnedebir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
fiyasko
Sahnedeani ve tam bir başarısızlık
The project was a complete debacle
Proje tam bir fiyaskoydu
alkol
Sahnedeinsanı sarhoş edebilen içki
He does not drink alcohol
O alkol içmez
alkol
cildi veya nesneleri temizlemek için kullanılan bir sıvı
I cleaned the cut with alcohol
Kesilen yeri alkolle temizledim
alkol
mayalanmış tahıl veya meyvelerden yapılan içki
She does not drink alcohol
O alkol kullanmıyor
büyük parça
Sahnedebir şeyin büyük parçası
He cut a hunk of cheese
Büyük bir parça peynir kesti
yakışıklı adam
çok çekici ve kaslı erkek
He is a total hunk
O tam bir yakışıklı
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
Sahnedeçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
Sahnedegöze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
koridor
Sahnedebir binada odalara açılan uzun geçit
The bedroom is at the end of the hallway
Yatak odası koridorun sonunda
koridor
bir binanın içinde kapıların yanlarda olduğu uzun ve dar alan
I walked down the hallway
Koridorda yürüdüm
dans etmek
Sahnedemüziğe göre vücudunu hareket ettirmek
They dance together
Birlikte dans ederler
isim
birini veya bir şeyi çağırmak için kullanılan sözcük
The station dance is Alpha
İstasyonun ismi Alfa
dans
müzik eşliğinde yapılan ritmik hareket sanatı
They performed a traditional dance
Geleneksel bir dans sergilediler
dans eşi
birlikte bir şeyler yaptığınız kişi
He was her dance for the night
O gece onun dans eşiydi
dans
insanların dans ettiği sosyal toplanma
We are going to a dance tonight
Bu akşam bir dansa gidiyoruz
dans etmek
vücudunu müzikle uyumlu hareket ettirmek
She likes to dance at parties
Partilerde dans etmeyi sever
baloncuk
Sahnedesıvı veya gaz içinde oluşan ince yuvarlak hava küresi
Soap creates many bubbles
Sabun birçok baloncuk oluşturur
köpürmek
hava kabarcıkları oluşturmak
The water began to bubble
Su köpürmeye başladı
balon
güvenli veya izole edilmiş bir ortam
He lives in a protected bubble
O korunaklı bir balonun içinde yaşıyor
hayal dünyası
bir kişinin sahip olduğu yanlış inanç
She lives in a bubble
O bir hayal dünyasında yaşıyor
ileri
Sahnedeileriye doğru
They walked back and forth
İleri geri yürüdüler
korsan
Sahnededenizde gemilere saldıran kişi
He is a pirate
O bir korsandır
yasadışı kopyalamak
bir şeyi izin almadan kopyalamak
It is illegal to pirate software
Yazılımı yasadışı kopyalamak suçtur
korsan çizmesi
kıvrık ağızlı uzun çizme
She wore pirate boots with her costume
Kostümüyle korsan çizmeleri giydi
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
sonbahara özgü
Sahnedesonbahar mevsimiyle ilgili
The forest has an autumnal look
Ormanın sonbahara özgü bir görünümü var
salsa dansı
SahnedeLatin Amerika kökenli hareketli bir dans
They danced salsa at the party
Partide salsa dansı yaptılar
salsa sos
domates ve biberden yapılan baharatlı sos
I love eating salsa with chips
Salsayı cipsle yemeyi çok severim
salsa tarzı
Latin Amerika kökenli bir dans stili
Salsa is an energetic dance style
Salsa enerjik bir dans tarzıdır
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
şişme oyun parkı
Sahnedeçocukların içinde zıplayıp oynaması için şişirilebilir yapı
We rented a bounce house for the party
Parti için bir şişme oyun parkı kiraladık
şişme oyun parkı
çocukların içine girip zıplayarak eğlendikleri şişirilebilir yapı
There is a big bounce house at the party
Partide büyük bir şişme oyun parkı var
gösteriş yapmak
Sahnedebir şeyi gururla sergilemek
She likes to flaunt her wealth
Zenginliğiyle gösteriş yapmayı sever
iltifat etmek
Sahnedebirine övgüde bulunmak
He complimented her on her dress
Onun elbisesine iltifat etti
taze sıkılmış
sıvısını çıkarmak için sıkılarak elde edilmiş
I love fresh squeezed orange juice
Taze sıkılmış portakal suyunu çok severim
Taze sıkılmış
meyve gibi bir şeyin çok yakın zamanda sıkılmasıyla elde edilen
I love fresh squeezed orange juice
Taze sıkılmış portakal suyunu severim
taze sıkılmış
meyvenin kullanılmadan hemen önce sıkılmasıyla elde edilen
I prefer fresh-squeezed orange juice
Taze sıkılmış portakal suyunu tercih ederim
kısa
Sahnedekısa süren
It was a brief meeting
Kısa bir toplantıydı
bilgilendirmek
birine önemli bilgileri vermek
The boss briefed the team
Patron ekibi bilgilendirdi
özet
kısa yazılı rapor veya özet
I read the brief before the meeting
Toplantıdan önce özeti okudum
külot
dar kesim erkek iç çamaşırı
He bought a new pair of briefs
Yeni bir külot aldı
ortaya çıkmak
Sahnedebir gerçeğin sonradan fark edilmesi
It turned out that the key was in the drawer
Anahtarın çekmecede olduğu ortaya çıktı
neticelenmek
Sahnedebir durumun belli bir şekilde bitişe ulaşması
Their long search turned out in failure
Uzun aramaları başarısızlıkla neticelendi
dönüşmek
gelişim göstererek bir şeye dönüşmek
He turned out to be a good student
İyi bir öğrenci oldu
ortaya çıkmak
gerçek durumun sonradan anlaşılması
It turned out that he was lying
Yalan söylediği ortaya çıktı
söndürmek
ışığı kapatmak
Turn out the lights
Işıkları söndür
boşaltmak
bir kabın veya cebin içindekileri dışarı çıkarmak
He turned out his pockets to find the coin
Bozuk parayı bulmak için ceplerini boşalttı
geri çevirmek
birini kabul etmeyi veya ona yardım etmeyi reddetmek
They turned out the man who asked for help
Yardım isteyen adamı geri çevirdiler
ortaya çıkmak
bir durumun sonunda aslında nasıl olduğunun anlaşılması
It turned out to be true
Doğru olduğu ortaya çıktı
katılmak
bir topluluğa veya etkinliğe hazır bulunmak
Many people turned out for the concert
Konsere pek çok insan katıldı
sonuçlanmak
belirli bir şekilde gelişmek veya bitmek
The cake turned out delicious
Kek harika sonuçlandı
üretmek
büyük miktarlarda mal ortaya koymak
The factory turns out many toys
Fabrika çok sayıda oyuncak üretiyor
dışarı salmak
hayvanları açık bir alana bırakmak
The farmer turned out the cows
Çiftçi inekleri dışarı saldı
sonuçlanmak
bir durumun belirli bir şekilde bitmesi
The meeting turned out well
Toplantı iyi sonuçlandı
söndürmek
bir ışık kaynağını kapatmak
Please turn out the light before sleeping
Uyumadan önce lütfen ışığı söndür
toplanmak
bir olay için insanların bir araya gelmesi
Many people turned out for the protest
Protesto için birçok insan toplandı
gerçekleşmek
olayların belirli bir seyir izlemesi
The situation turned out quite complicated
Durum oldukça karmaşık bir şekilde gerçekleşti
anlaşılmak
bir şeyin aslında öyle olduğunun fark edilmesi
It turned out he was right all along
Onun başından beri haklı olduğu anlaşıldı
çıkmak
bir kişinin sonradan farklı bir karakterde görülmesi
The stranger turned out to be an old friend
Yabancı eski bir arkadaş çıktı
bot
Sahnedeayağı ve ayak bileğini veya bacağı örten ayakkabı
I bought new boots for winter
Kış için yeni botlar aldım
üstelik
söylenenlere ilave bir şey eklemek için kullanılır
He is smart and kind to boot
O hem zeki hem de üstelik nazik
bagaj
arabanın arkasında eşya taşımak için kullanılan yer
Put the suitcase in the boot
Bavulu bagaja koy
kovmak
birini işinden veya görevinden zorla uzaklaştırmak
They had to boot him from his job
Onu işinden kovmak zorunda kaldılar
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
kocaman
Sahnedeçok büyük olan
There was a humongous spider in the bathroom
Banyoda kocaman bir örümcek vardı
bağlayıcı
Sahnedehukuken zorunlu olan
The contract is legally binding
Sözleşme yasal olarak bağlayıcıdır
bağlama
bir şeyi iple veya başka bir yolla tutturma eylemi
He is binding the parcel with string
Paketi iple bağlıyor
bağlayıcı
birinin özgürlüğünü veya davranışlarını kısıtlayan
The new rules are binding for everyone
Yeni kurallar herkes için bağlayıcıdır
bağlayıcı
bir belgedeki kurallara uyulmasını zorunlu kılan
This is a binding agreement
Bu bağlayıcı bir anlaşmadır
yıldönümü
Sahnedegeçmişteki bir olayın her yıl kutlanması
Happy wedding anniversary
Evlilik yıldönümünüz kutlu olsun
omuz
Sahnedekolu vücuda bağlayan eklem
My shoulder hurts
Omzum ağrıyor
yük
kişinin üstlenmesi gereken ağır görev
He bears a heavy shoulder for the team
Takım için ağır bir yük taşıyor
banket
yolun kenarında bulunan emniyet şeridi
He pulled the car onto the shoulder
Arabayı bankete çekti
davet eden
Sahnedebirini bir yere gitmeye veya bir şey yapmaya çağırma
I received an inviting message
Davet eden bir mesaj aldım
davetkar
insanı içeri girmeye veya katılmaya heveslendiren
The room looked warm and inviting
Oda sıcak ve davetkar görünüyordu
huzursuz
Sahnedekendisini rahat hissetmeyen
I feel uncomfortable here
Burada huzursuz hissediyorum
rahatsız
fiziksel olarak rahatlık vermeyen
This chair is uncomfortable
Bu sandalye rahatsız
anlamsız
Sahnedehiçbir anlamı veya amacı olmayan
It was a senseless act of violence
Bu anlamsız bir şiddet eylemiydi
baygın
görme, duyma veya düşünme yeteneğini kaybetmiş
He lay senseless on the floor
Yerde baygın yatıyordu
kitap desteği
Sahnedekitapların dik durmasını sağlayan nesne
I bought new bookends for my shelf
Rafım için yeni kitap destekleri aldım
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
poşe yapmak
Sahnedeyiyecekleri az miktarda sıvıda yavaşça pişirmek
I like poached eggs for breakfast
Kahvaltıda poşe yumurta severim
aşırmak
birine ait olanı yasadışı yollarla ele geçirmek
He tried to poach the company's best clients
Şirketin en iyi müşterilerini aşırmaya çalıştı
formül
Sahnedebir şeyi yapmak için kullanılan kurallar veya talimatlar bütünü
He found a formula for success
Başarı için bir formül buldu
mama
bebekler için hazırlanan özel besin
The baby drinks formula
Bebek mama içiyor
formül
özel bir madde karışımı
The baby is fed with formula
Bebek formülle besleniyor
moda
Sahnedeşu an çok popüler olan şey
These jeans are all the rage
Bu kot pantolonlar şu an çok moda
öfke
çok güçlü ve vahşi öfke
He was full of rage
Öfke doluydu
öfke
çok güçlü ve yoğun kızgınlık duygusu
He shouted in a fit of rage
Bir öfke nöbetiyle bağırdı
bir araya gelmek
Sahnedebirleşmek veya buluşmak
They came together as a family
Bir aile olarak bir araya geldiler
yoluna girmek
başarılı bir şekilde sonuçlanmak
The plan is coming together
Plan yoluna giriyor
tamamlanmak
bitmiş veya düzenli bir duruma gelmek
The project is finally coming together
Proje sonunda tamamlanıyor
sınıf arkadaşı
Sahnedeokulda sizinle aynı sınıfta olan kişi
She is my classmate
O benim sınıf arkadaşım
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
kullanmak
bir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
izin almak
Sahnedebelirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
havalanmak
bir uçağın veya aracın yerden yükselmeye başlaması
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
açık hava
Sahnedeaçık havada gerçekleşen
I love outdoor activities
Açık hava etkinliklerini severim
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
genç insan yavruları
The children are playing in the park
Çocuklar parkta oynuyorlar
gençler
gelişme çağındaki insanlar
These children are studying for their exam
Bu gençler sınavlarına çalışıyorlar
transkript
Sahnedesözlü ifadelerin yazıya dökülmüş hali
I read the transcript of the interview
Mülakatın transkriptini okudum
kaygan
Sahnedepürüzsüz ve tutması zor
The fish is slithery and hard to catch
Balık kaygandır ve yakalaması zordur
sıska
Sahnedeçok zayıf ve güçsüz
The scrawny cat looked hungry
Sıska kedi aç görünüyordu
sıska
hoş görünmeyecek kadar zayıf ve kemikli
He is a scrawny boy
O sıska bir çocuk