

Gilmore Girls — 7. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
824 kelime
Seviye
seçmek
Sahnedebir grup arasından seçmek
Pick out a dress for the party
Parti için bir elbise seç
ayırt etmek
bir gruptaki birini tanımak veya bulmak
I could pick out my friend in the crowd
Kalabalığın içinde arkadaşımı ayırt edebildim
seçmek
bir şeyi tercih ederek ayırmak
She helped me pick out a gift
Bana bir hediye seçmemde yardım etti
seçip çıkarmak
bir yüzeyden bir şeyi ayırıp almak
He picked out the pebble from his shoe
Ayakkabısındaki taşı seçip çıkardı
koleksiyoncu
Sahnedehobi olarak bir şeyler toplayan kişi
He is a stamp collector
O bir pul koleksiyoncusudur
toplayıcı
bir şeyleri bir araya getiren makine veya araç
The dust collector keeps the workshop clean
Toz toplayıcı atölyeyi temiz tutar
tahsildar
para veya ödeme toplamakla görevli kişi
The tax collector came to the house
Vergi tahsildarı eve geldi
koleksiyoncu
eşyaları biriktiren kişi
He is a famous stamp collector
O ünlü bir pul koleksiyoncusu
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
bakmak
Sahnedegözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
paramparça
Sahnedeküçük parçalara bölünmüş veya dağılmış
He tore the letter to bits
Mektubu paramparça etti
baston şeker
SahnedeNoel zamanı yenen baston şeklindeki sert şeker
I bought a candy cane for Christmas
Noel için bir baston şeker aldım
baston şeker
baston şeklinde çizgili bir şekerleme
She has a candy cane
Onun bir baston şekeri var
baston şeker
baston şeklinde sert ve çizgili şekerleme
I hung a candy cane on the tree
Ağaca bir baston şeker astım
domuz pastırması
Sahnedetuzlanmış veya tütsülenmiş domuz eti
I eat bacon for breakfast
Kahvaltıda domuz pastırması yerim
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
ışıldayan
Sahnedeyumuşak ve hareketli bir ışıkla parlayan
I saw the shimmering stars in the sky
Gökyüzündeki ışıldayan yıldızları gördüm
ışıltılı
yumuşak ve titrek bir ışıkla parlayan
The lake was shimmering
Göl pırıldıyordu
parıldayan
yumuşak ve titrek bir ışıkla parlayan
The shimmering stars lit up the night sky
Parıldayan yıldızlar gece gökyüzünü aydınlattı
kazıklamak
Sahnedebir şey için çok fazla para istemek
They ripped me off
Beni kazıkladılar
çalmak
Sahnedebaşkasına ait olan bir şeyi izinsiz almak
He ripped off my wallet
Cüzdanımı çaldı
taklit
bir şeyin kalitesiz kopyası
This song is a rip off
Bu şarkı bir taklit
hızla koparmak
bir şeyi hızla ve sertçe yerinden çıkarmak
He ripped off the bandage
Bandajı hızla kopardı
kazık
değerine göre çok pahalı olan şey
This taxi fare is a rip off
Bu taksi ücreti tam bir kazık
kazık
değerinden çok daha pahalı olan şey
That shirt was a total rip-off
O gömlek tam bir kazıktı
ağaç gövdesi
Sahnedebir ağacın kalın ana gövdesi
The tree has a thick trunk
Ağacın kalın bir gövdesi var
deniz şortu
yüzmek için giyilen şort
He is wearing blue trunks
O mavi deniz şortu giyiyor
hortum
filin uzun ve esnek burnu
The elephant drinks with its trunk
Fil hortumuyla su içer
sandık
eşyaları saklamak için kullanılan kapaklı büyük ve sağlam kutu
She kept her old clothes in the trunk
Eski kıyafetlerini sandıkta sakladı
önsezi
Sahnedebir şeyin doğru olduğuna dair güçlü his
I have a hunch about this
Bu konuda bir önsezim var
kamburlaşmak
vücudunu öne doğru eğmek
Do not hunch your back
Sırtını kamburlaştırma
sezgi
kanıt olmaksızın bir şeyin doğru olduğuna dair his
I had a hunch he would call
Beni arayacağına dair bir sezgim vardı
hokey
Sahnedebuz üzerinde sopa ve diskle oynanan bir takım sporu
They play hockey in winter
Kışın hokey oynarlar
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
bu kadar uzağa
çok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen zaman dilimi
I have finished two chapters so far
Şimdiye kadar iki bölüm bitirdim
beşik
Sahnedebebekler için küçük yatak
The baby is sleeping in the crib
Bebek beşikte uyuyor
ev
kişinin yaşadığı yer
Welcome to my crib
Evime hoş geldin
yuva
birinin oturduğu mekan
Check out my new crib
Yeni yuvama bir bak
kopya çekmek
başkasının çalışmasını kendisininmiş gibi kullanmak
Do not crib during the exam
Sınav sırasında kopya çekme
transkript
Sahnedesözlü ifadelerin yazıya dökülmüş hali
I read the transcript of the interview
Mülakatın transkriptini okudum
kostüm
Sahnedebaşka birine veya bir şeye benzemek için giyilen kıyafetler
He wore a pirate costume
Korsan kostümü giydi
gelecek vadeden
Sahnedegelecekte başarı gösterme potansiyeli olan
He is a promising young athlete
O gelecek vadeden genç bir sporcu
umut verici
gelecekte başarılı olma potansiyeli olan
This is a promising start
Bu umut verici bir başlangıç
dik dik bakma
Sahnedebir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
She is staring at the painting
O tabloya dik dik bakıyor
başarmak
Sahnedezor bir işin üstesinden gelmek
They pulled off the difficult task
Zor görevi başardılar
çıkarmak
özellikle yapışmış bir şeyi yerinden çıkarmak
He pulled off the sticker
Çıkartmayı söküp çıkardı
başarmak
zor bir işi gerçekleştirmek
She pulled off the difficult plan
Planı başarıyla gerçekleştirdi
hareket etmek
bir yerden araçla ayrılmak
The car pulled off at high speed
Araba hızla hareket etti
başarmak
zor bir şeyi yapmayı başarmak
We pulled off the plan
Planı başardık
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
belâ
Sahnedesıkıntı veya zarar veren şey
This addiction is a curse
Bu bağımlılık bir beladır
küfretmek
Sahnedekaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Stop cursing now
Şimdi küfretmeyi bırak
lanetlemek
sihir kullanarak zarar vermek
He cursed his enemy
Düşmanını lanetledi
lanet
kötü şans getiren sihirli büyü
The curse lasted for years
Lanet yıllarca sürdü
güçlendirilmiş
Sahnededaha güçlü veya güvenli hale getirilmiş
The old castle was fortified to defend the city
Eski kale şehri savunmak için güçlendirildi
duyulmak
Sahnedebirçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
çıkmak
bir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
kaşımak
Sahnedekaşıntıyı gidermek için vücudun bir yerini tırnaklarla ovmak
Do not scratch your arm
Kolunu kaşıma
sıfır noktası
Sahnedeyardım almadan veya hazırlıksız başlanan ilk nokta
He built the house from scratch
Evi sıfırdan inşa etti
para
nakit para
He needs some scratch to buy a new car
Yeni bir araba almak için biraz paraya ihtiyacı var
çizip çıkarmak
bir şeyi listeden silmek veya iptal etmek
Please scratch that name from the list
Lütfen o ismi listeden çizip çıkar
çok yetenekli
bir spor dalında çok yüksek beceri seviyesine sahip
He is a scratch golfer
O çok yetenekli bir golfçü
çizik
yüzeyde oluşan küçük iz veya yarık
There is a scratch on my car
Arabamda bir çizik var
sıyrık
ciltte oluşan hafif yüzeysel yara
I have a scratch on my arm
Kolumda bir sıyrık var
başlangıç
bir şeyin en başı
We started from scratch
Sıfırdan başladık
başlangıç
bir işin veya olayın başladığı ilk nokta
We started the project from scratch
Projeye sıfırdan başladık
fırında pişirmek
Sahnedeyiyecekleri fırın kullanarak hazırlamak
She wants to bake some cookies
O biraz kurabiye pişirmek istiyor
kavurmak
birini çok sıcak hissettirmek
The sun is baking us today
Güneş bugün bizi kavuruyor
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
girmek
Sahnedebir yere yürüyerek girmek
He walked into the room
Odaya girdi
çarpmak
yürürken kazara birine veya bir şeye çarpmak
I walked into the door
Kapıya çarptım
kolayca elde etmek
çaba göstermeden bir işi veya fırsatı yakalamak
He walked into a great job
Harika bir işi kolayca kaptı
bilmeden girmek
ne olduğunu anlamadan bir duruma dahil olmak
I walked into a very difficult situation
Çok zor bir duruma bilmeden girdim
erimek
Sahnedekatı halden sıvı hale geçmek
The ice will melt in the sun
Buz güneşte eriyecek
yumuşatmak
birinin duygularını etkileyerek onu hassaslaştırmak
Her smile melted my heart
Gülümsemesi kalbimi yumuşattı
erimiş peynirli sandviç
içinde erimiş peynir bulunan sıcak sandviç
I ordered a tuna melt
Ton balıklı erimiş peynirli sandviç sipariş ettim
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
yatak odası
uyumak için kullanılan oda
I clean my bedroom every day
Her gün yatak odamı temizlerim
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
velayet
Sahnedebir çocuğun bakımı üzerindeki yasal hak
She has custody of the children
Çocukların velayeti onda
velayet
bir çocuğun yasal olarak bakımını üstlenme hakkı
The mother won custody of the children
Anne çocukların velayetini kazandı
gözaltı
bir kişinin polis veya yetkililer tarafından tutulması
The suspect was taken into custody
Şüpheli gözaltına alındı
velayet
mahkeme tarafından karara bağlanan bir konu
They are fighting for custody of their child
Çocuklarının velayeti için savaşıyorlar
daha kısa
Sahnedezaman olarak daha az süren
The meeting was shorter than expected
Toplantı beklenenden daha kısaydı
daha kısa
uzunluğu veya süresi daha az olan
This movie is shorter than the last one
Bu film öncekinden daha kısa
külotlu çorap
Sahnedekadınlar için ince ve dar bacak örtüsü
She is wearing black pantyhose
Siyah külotlu çorap giyiyor
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
adet
Sahnedebelirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
The room is small
Oda küçük
mış gibi yapmak
Sahnedebir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
rol yapmak
Sahnedegerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
mış gibi yapmak
bir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
okyanusun diğer tarafı
SahnedeKuzey Amerika ile Avrupa arasındaki Atlas Okyanusu için kullanılan deyim
My cousin lives across the pond
Kuzenim okyanusun diğer tarafında yaşıyor
bilerek
Sahnedeplanlı veya amaçlı olarak yapılan
He did it intentionally
Bunu bilerek yaptı
karakter
Sahnedehikaye, film veya oyundaki kişi
He is my favorite character
O benim en sevdiğim karakter
karakter
Sahnedebir insanı tanımlayan özellikler bütünü
He has a strong character
Güçlü bir karakteri var
karakter
yazı sisteminde kullanılan harf veya simge
This password requires eight characters
Bu şifre sekiz karakter gerektiriyor
karakter
özellikle sıra dışı veya dikkat çekici olan belirli bir kişi
That old man is a real character
O yaşlı adam gerçekten sıra dışı biri
tam
Sahnedeher şeyi kapsayan
It was a total failure
Tam bir başarısızlıktı
tamamen
bütünüyle bir şekilde
I totally agree with you
Sana tamamen katılıyorum
pert etmek
bir araca onarılamayacak kadar hasar vermek
He totaled his car
Arabasını pert etti
toplam
bütün miktar veya sayı
The total is fifty
Toplam elli ediyor
kuvvet
Sahnedefiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
zorlamak
birini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
ekmek
planlanan bir buluşmaya gelmemek
She stood me up
Beni ekti
ayağa kalkmak
ayaklarının üzerine kalkmak
Please stand up
Lütfen ayağa kalkın
geçerli kalmak
test edildiğinde veya incelendiğinde doğru olduğu kanıtlanmak
The argument will stand up in court
Bu argüman mahkemede geçerli kalacaktır
ayağa kalkmak
oturur veya yatar pozisyondan dikey bir konuma geçmek
Please stand up when the teacher enters
Öğretmen girdiğinde lütfen ayağa kalkın
stand-up
bir kişinin seyirciye şakalar anlattığı komedi türü
He enjoys watching stand up
Stand up izlemekten keyif alıyor
standup komedyeni
canlı izleyicilere şakalar yapan sanatçı
He is a funny standup
O komik bir standup komedyenidir
ekmek
sözleşilen buluşmaya gelmeyerek birini yüzüstü bırakmak
He stood me up at the cinema
Sinemada beni ekti
güvenilir
dürüst ve güvenilebilecek bir kişi
He is a stand-up guy
O güvenilir bir adam
karşı durmak
bir şeye karşı kararlı bir tavır almak
You must stand up to them
Onlara karşı durmalısın
gerçekten
Sahnedeçok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
felakete mahkum
Sahnedekötü bir şekilde bitmesi kesin olan
Their plan was doomed from the start
Planları en başından beri felakete mahkumdu
kötü yazgılı
kötü bir geleceğe sahip olması kaçınılmaz olan
Their marriage was doomed from the start
Evlilikleri en başından kötü yazgılıydı
felakete mahkum
kötü veya başarısız bir sonuca uğrayacağı kesin olan
Their plan was doomed from the start
Planları en başından itibaren felakete mahkumdu
yıkıma mahkum
kötü bir sonla karşılaşması kesin olan
The project was doomed from the start
Proje en başından yıkıma mahkumdu
müzik
Sahnedekulağa hoş gelen seslerin düzenlenmesi
I love listening to music
Müzik dinlemeyi severim
sıkıntı
zor veya hoş olmayan bir durum
He had to face the music for his actions
Yaptıkları yüzünden hesap vermek zorunda kaldı
müzik
dinlenmek için oluşturulmuş düzenli sesler
I listen to music every day
Her gün müzik dinlerim
kaybetme
Sahnedebir şeye artık sahip olamamak
He is losing his keys
O anahtarlarını kaybediyor
yenilme
bir yarışmayı veya oyunu kaybetme durumu
They are losing the match
Takımımız maçı kaybediyor
kaybetme
bir şeye artık sahip olmamak
He is losing weight
O kilo kaybediyor
yitirme
bir şeyin yerini bulamamak
She is always losing her keys
O her zaman anahtarlarını yitiriyor
işaret
Sahnedebilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
radyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
utandırıcı
Sahnedebirinin kendini çekingen veya rahatsız hissetmesine neden olan
It was an embarrassing moment for me
Benim için utandırıcı bir andı
utanç verici
birini mahcup veya huzursuz hissettiren durum
It was an embarrassing moment
Bu utanç verici bir andı
mahcup
kendini çekingen veya huzursuz hissetme hali
I felt embarrassing when I tripped
Takılıp düştüğümde mahcup hissettim
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
I got a letter today
Bugün bir mektup aldım
varmak
bir yere ulaşmak
When did you get home?
Eve ne zaman vardın?
olmak
belirli bir duruma gelmek
It is getting cold
Hava soğuyor
anlamak
bir şeyi kavramak
I don't get it
Bunu anlamıyorum
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
halletmek
bir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
doğrudan
Sahnedearacısız veya düz bir hat şeklinde
He walked directly to the door
Doğrudan kapıya yürüdü
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you directly
Seni yakında göreceğim
doğrudan
birinin veya bir şeyin üzerinde etkisi olmak
The war directly affected the economy
Savaş ekonomiyi doğrudan etkiledi
belgesel
Sahnedegerçek olaylar hakkında bilgi veren film veya program
I watched a documentary about animals
Hayvanlar hakkında bir belgesel izledim
belgesel
gerçek olaylar hakkındaki film veya TV programı
I watched a documentary about lions
Aslanlar hakkında bir belgesel izledim
keçeli kalem
Sahnedekalın uçlu ve parlak mürekkepli yazı aracı
I used a red marker to highlight the text
Metni vurgulamak için kırmızı bir keçeli kalem kullandım
işaret
bilgi veren bir işaret veya direk
The marker shows the path
İşaret yolu gösteriyor
keçeli kalem
çizim veya yazı yazmak için kullanılan kalem
I need a red marker
Kırmızı bir keçeli kaleme ihtiyacım var
işaret
bir şeyi gösteren veya tanımlayan nesne
The stone is a marker for the path
Bu taş yol için bir işarettir
gerçek
Sahnedesahte olmayan
This is an authentic Italian pizza
Bu gerçek bir İtalyan pizzası
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
serbest
Sahnedebir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
ipli kukla
Sahnedeiplerle hareket ettirilen oyuncak bebek
The marionette danced on the stage
İpli kukla sahnede dans etti
hilesiz
Sahnedehile veya gizlilik içermeyen
His business dealings were completely aboveboard
İş ilişkileri tamamen hilesizdi
uyandırmak
Sahnedebir duygu veya tepkiye neden olmak
His behavior aroused suspicion
Davranışları şüphe uyandırdı
uyandırmak
bir duygunun veya tepkinin oluşmasını sağlamak
The story aroused my curiosity
Hikaye merakımı uyandırdı
mesane
Sahnedeidrarın toplandığı organ
The bladder stores urine
Mesane idrarı depolar
yetenek
Sahnedebir şeyi yapmadaki doğal beceri veya tarz
She has a flair for cooking
Yemek yapma konusunda doğal bir yeteneği var
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal yetenek
She has a flair for languages
Onun dillere karşı bir yeteneği var
avukat
Sahnedehukuki konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a good lawyer
O iyi bir avukattır
avukat
Sahnedeinsanlara hukuki tavsiye veren ve onları mahkemede temsil eden kişi
The lawyer defended his client in court
Avukat müvekkilini mahkemede savundu
avukatlık yapmak
biri için avukat olarak hareket etmek
He will lawyer the case
Davaya avukatlık yapacak
daha önce
Sahnedeşimdiden daha önceki bir zamanda
I finished the work earlier today
İşi bugün daha önce bitirdim
daha erken
beklenenden önce gerçekleşen veya gelen
The plane arrived earlier than expected
Uçak beklenenden daha erken vardı
daha önce
belirli bir zamandan önce gerçekleşen
We arrived earlier than our friends
Arkadaşlarımızdan daha önce geldik
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
sıklıkla
Sahnedebirçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
ren geyiği
Sahnedeboynuzları olan büyük bir geyik türü
Santa has a flying reindeer
Noel Baba'nın uçan bir ren geyiği var
müşteri
Sahnedebir hizmet için ödeme yapan kişi
The lawyer met with his client
Avukat müşterisiyle buluştu
etkilemek
Sahnedebirinin hayranlığını veya saygısını kazanmak
He tried to impress his boss
Patronunu etkilemeye çalıştı
etkilemek
birinde hayranlık veya saygı uyandırmak
He wanted to impress his boss
Patronunu etkilemek istedi
iz bırakmak
birinin duygu veya düşünceleri üzerinde güçlü bir etki yaratmak
Her kindness impressed me
Kibarlığı bende iz bıraktı
etki etmek
güçlü bir his uyandırmak
The music impressed the crowd
Müzik kalabalığı etkiledi
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sohbet etmek
Sahnedegayri resmi olarak konuşmak
We chat every day
Her gün sohbet ederiz
kedi
insanların evcil hayvan olarak beslediği tüylü küçük hayvan
The cat is sleeping on the sofa
Kedi kanepede uyuyor
sohbet
samimi ve rahat bir konuşma
We had a nice chat
Güzel bir sohbet ettik
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
anlaşılır
kolayca kavranabilen veya yorumlanabilen
This is a clean answer
Bu anlaşılır bir cevap
yumruklamak
özellikle yüzüne sertçe vurmak
He cleaned him in the face
Onun yüzünü yumrukladı
masum
bir suçtan dolayı suçlu olmayan
The jury found him clean
Jüri onu masum buldu
temiz
yasa dışı hiçbir şey yapmamış olan
His record is clean
Onun sicili temiz
pak
kir veya leke içermeyen
Please keep your room clean
Lütfen odanı pak tut
lekesiz
kirden tamamen arındırılmış
The glass is completely clean
Bardak tamamen lekesiz
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
alışkanlık
Sahnededüzenli olarak yapılan davranış
Reading is a good habit
Kitap okumak iyi bir alışkanlıktır
cübbe
rahibe veya keşişlerin giydiği özel giysi
The nun wore a simple habit
Rahibe sade bir cübbe giymişti
brokoli
Sahnedebirçok küçük çiçek başı olan yeşil bir sebze
I like eating broccoli
Brokoli yemeyi severim
dâhilik
Sahnedeüstün zihinsel yetenek
Her musical genius is obvious
Onun müzikal dâhiliği ortada
dahi
Sahnedeolağanüstü zeka veya yeteneğe sahip kişi
Albert Einstein was a true genius
Albert Einstein gerçek bir dahiydi
yoksun
Sahnedebir şeyden tamamen yoksun olan
The landscape was devoid of life
Manzara yaşamdan yoksundu
evsiz
Sahnedeyaşayacak bir yeri olmayan
He is homeless
O evsiz