

Gilmore Girls — 7. Sezon Bölüm 21
Kelimeler ve anlamları
683 kelime
Seviye
kutluyor
Sahnedeözel bir gün için bir şey yapmak
We are celebrating her birthday
Onun doğum gününü kutluyoruz
bornoz
Sahnedeuzun ve bol bir giysi
He put on his robe after the shower
Duştan sonra bornozunu giydi
kavramak
Sahnedebir konuyu veya durumu anlamak
I cannot wrap my mind around this
Bunu bir türlü kavrayamıyorum
paketlemek
bir şeyin etrafını kaplamak
I need to wrap the gift
Hediyeyi paketlemem gerekiyor
bitiş
bir film veya etkinliğin sona ermesi
That is a wrap for today
Bugünlük bu kadar, bitti
dürüm
içine malzeme sarılmış yassı ekmek
I ate a chicken wrap for lunch
Öğle yemeği için tavuklu dürüm yedim
candan
Sahnedeçok yakın ve samimi
They are bosom friends
Onlar candan arkadaşlardır
göğüs
vücudun ön üst kısmı
She held the child to her bosom
Çocuğu göğsüne bastırdı
ilgisizlik
Sahnedeilgi veya duygu eksikliği
He felt a sense of apathy toward his studies
Derslerine karşı bir ilgisizlik hissediyordu
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
eğiliminde olmak
Sahnedebir şeyi tercih etmeye veya yapmaya meyilli olmak
I am leaning towards the blue shirt
Mavi gömleği alma eğilimindeyim
dayanmak
yardım veya destek için birine güvenmek
You can lean on your friends
Arkadaşlarına dayanabilirsin
caymak
Sahnedeplanlanan bir şeyi yapmaktan vazgeçmek
He decided to back out of the deal
Anlaşmadan caymaya karar verdi
geri geri çıkmak
bir aracı park yerinden veya garajdan geriye doğru sürmek
I need to back out of the garage
Garajdan geri geri çıkmam gerekiyor
belini incitmek
sırt veya bel kaslarına zarar vermek
I backed out my back lifting the box.
Kutuyu kaldırırken belimi incittim.
vazgeçmek
bir anlaşmadan veya planlanan bir durumdan çekilmek
He decided to back out of the project
Projeden vazgeçmeye karar verdi
plastik
Sahnedeşekillendirilebilen sentetik bir malzeme
This bottle is made of plastic
Bu şişe plastikten yapılmıştır
plastik
Sahnedekimyasal maddelerden üretilen hafif ve dayanıklı malzeme
Plastic bottles are bad for the environment
Plastik şişeler çevre için kötüdür
potansiyel
Sahnedebir şeyin gerçekleşme veya gelişme olasılığı
This student has a lot of potential
Bu öğrencinin büyük bir potansiyeli var
potansiyel
bir şeyin daha iyi hale gelme veya bir şeyi başarma olasılığı
He has great potential as a leader
Lider olarak büyük bir potansiyeli var
merhum
Sahnedevefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
sonra
bir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
yürüyerek gezmek
Sahnedeyaya olarak bir yerden başka bir yere gitmek
It is fun to walk around the town
Kasabayı yürüyerek gezmek eğlencelidir
dolaşmak
keyif için veya belirli bir hedef olmadan yavaşça yürümek
I like to walk around the park
Parkta dolaşmayı severim
taşınabilir
kullanım sırasında taşınabilen
He uses a walk-around phone at home
Evde taşınabilir bir telefon kullanıyor
dolaşmak
bir yerden başka bir yere yürüyerek gitmek
I like to walk around the city
Şehirde dolaşmayı seviyorum
kötü şöhretli bir şekilde
Sahnedekötü bir özelliğiyle tanınmış olarak
He is notoriously late for meetings
Toplantılara geç kalmasıyla kötü tanınır
bekle
Sahnedekısa bir süre beklemek
Hang on a minute
Bir dakika bekle
bağlı olmak
bir durumun veya sonucun başka bir şeye dayalı olması
Success hangs on your hard work
Başarı senin sıkı çalışmana bağlı
asmak
bir şeyi bir yere sabitlemek
Hang on the poster here
Posteri buraya as
elinde tutmak
bir şeyi kaybetmeden saklamak
Please hang on to this receipt
Lütfen bu fişi elinde tut
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
Vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
sıkıcı
Sahnedeilginç veya heyecan verici olmayan
The movie was dull
Film sıkıcıydı
hafifletmek
bir şeyin etkisini veya şiddetini azaltmak
The medicine helped to dull the pain
İlaç acıyı hafifletti
kör
keskin veya sivri olmayan
This knife is too dull to cut bread
Bu bıçak ekmek kesemeyecek kadar kör
hanımefendi
Sahnedeyetişkin kadın
She is a lady
O bir hanımefendidir
hanımlar
kadınlar
The ladies are here
Hanımlar burada
dolgu macunu
Sahnededuvarlardaki delikleri ve çatlakları doldurmak için kullanılan macun
He used spackle to fix the hole in the wall
Duvardaki deliği kapatmak için dolgu macunu kullandı
duvarı macunlamak
Sahnededuvarlardaki delikleri pürüzsüz hale getirmek için dolgu maddesi sürmek
You should spackle the wall before painting
Boyamadan önce duvarı macunlamalısın
çatlakları doldurmak
Sahnededuvardaki delikleri veya çatlakları macun yardımıyla kapatmak
I used special paste to spackle the cracks
Çatlakları doldurmak için özel macun kullandım
kule
Sahnedeyüksek ve dar bir yapı
The tower is very tall
Kule çok yüksek
dev gibi yükselmek
etrafındaki herkesten veya her şeyden çok daha uzun olmak
He towers over everyone in the room
O odadaki herkesin üzerinde yükseliyor
örnek
Sahnedebir şeyin neye benzediğini gösteren şey
Can you give me an example
Bana bir örnek verebilir misin
örnek
bir şeyi açıklamak için kullanılan somut durum
Give me an example
Bana bir örnek ver
yer fıstığı
Sahnedeyeraltında yetişen yenebilir bir tür kuruyemiş
He is eating some peanuts
O biraz yer fıstığı yiyor
yer fıstığı
atıştırmalık olarak yenen küçük bir kuruyemiş
I like to eat peanuts while watching a movie
Film izlerken yer fıstığı yemeyi severim
silmek
Sahnedebir şeyi tamamen ortadan kaldırmak
Please erase the board
Lütfen tahtayı silin
silmek
bir şeyi silerek kaldırmak
Please erase the mistakes on the page
Lütfen sayfadaki hataları silin
netleştirmek
Sahnedebir şeyi daha anlaşılır hale getirmek
Please clarify your statement
Lütfen ifadenizi netleştirin
açıklığa kavuşturmak
bir şeyi daha kolay anlaşılır hale getirmek
Could you clarify your instructions
Talimatlarını açıklığa kavuşturabilir misin
açıklığa kavuşturmak
bir şeyi anlaşılır veya açık hale getirmek
Could you clarify the instructions
Talimatları açıklığa kavuşturabilir misiniz
akortsuz
Sahnededoğru müzikal perdede olmayan
She sang the song off key
Şarkıyı akortsuz söyledi
yersiz
uygun veya doğru olmayan
His comment was off key
Yorumu yersizdi
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
gayriresmi olarak
Sahnederesmi veya yasal bir onay olmadan
They met unofficially to discuss the plan
Planı görüşmek için gayriresmi olarak buluştular
yanında
Sahnedebiriyle birlikte veya beraberinde
Bring your sister along
Kız kardeşini de yanına al
boyunca
bir hat veya yön boyunca
Walk along the river
Nehir boyunca yürüyün
boyunca
tüm süre boyunca
He sang along the way
Yol boyunca şarkı söyledi
kandırmak
birini çıkar sağlamak amacıyla yalanla oyalama
He led me along with fake promises
Beni sahte vaatlerle kandırdı
çünkü
Sahnedebir durumun nedenini açıklamak için kullanılır
I am happy because I passed the test
Mutluyum çünkü sınavı geçtim
tebrikler
Sahnedebir başarıyı kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your new job
Yeni işin için tebrikler
ayak başparmağı çıkıntısı
Sahnedeayak başparmağının kökündeki eklemde oluşan ağrılı şişlik
Wearing tight shoes can cause a painful bunion
Dar ayakkabılar giymek ağrılı bir ayak başparmağı çıkıntısına neden olabilir
üzgün
Sahnedemutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzmek
birini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
patlamak
Sahnedegürültüyle parçalara ayrılmak
The bomb blew up
Bomba patladı
büyütmek
Sahnedebir şeyin boyutunu daha büyük hale getirmek
I want to blow up this photo
Bu fotoğrafı büyütmek istiyorum
büyütmek
daha büyük hale getirmek
Blow up the photo
Fotoğrafı büyüt
patlama yapmak
bir durumun aniden çok hareketli hale gelmesi
Her social media accounts blew up overnight
Sosyal medya hesapları bir gecede patlama yaptı
patlamak
aniden çok ünlü veya başarılı hale gelmek
His career blew up after that song
Onun kariyeri o şarkıdan sonra patladı
mesaj yağmuruna tutmak
birine çok sayıda mesaj veya arama göndermek
She was blowing up my phone with messages
Sürekli mesaj atarak telefonumu rahatsız etti
şişme
hava ile doldurulmuş
We played with a blow-up ball
Şişme bir topla oynadık
kavga
aniden çıkan şiddetli tartışma
They had a sudden blow-up during the meeting
Toplantı sırasında aniden büyük bir kavga çıktı
rağmen
Sahnedezıt bir durumu belirtmek için kullanılır
Although it was raining, we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
kutlamak
Sahnedeözel bir olay için eğlenceli bir şeyler yapmak
We will celebrate your birthday tonight
Bu gece doğum gününü kutlayacağız
kutlamak
özel bir etkinlik için eğlenceli bir şeyler yapmak
We celebrate my birthday
Doğum günümü kutlarız
kutlamak
önemli bir olayı anmak için özel bir şeyler yapmak
They celebrate the victory
Zaferi kutluyorlar
kutlamak
özel bir günü veya olayı anmak
We celebrate his birthday every year
Onun doğum gününü her yıl kutlarız
havalı
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
That car is so cool
O araba çok havalı
sakin
heyecanlı veya kızgın olmayan
Keep cool during the test
Sınav sırasında sakin kal
serin
sıcak veya ılık olmayan
The weather is cool today
Bugün hava serin
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
donut
Sahnedeortasında delik bulunan tatlı bir hamur işi
I ate a chocolate doughnut for breakfast
Kahvaltıda çikolatalı bir donut yedim
donut
ortası genellikle delik olan kızartılmış tatlı hamur işi
I eat a doughnut for breakfast
Kahvaltıda bir donut yerim
uğraşı
Sahnedeboş zamanları değerlendirmek için yapılan eğlenceli iş
Gardening is his favorite leisure activity
Bahçe işleri onun en sevdiği uğraşıdır
hobi
boş zamanlarda keyif için yapılan etkinlik
Reading is my favorite hobby
Okumak benim en sevdiğim hobimdir
uğraş
zevk için yapılan aktivite
Painting is a relaxing hobby
Resim yapmak rahatlatıcı bir uğraştır
hobi
boş vakitlerde keyif için yapılan etkinlik
Her hobby is painting pictures
Hobisi resim yapmaktır
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please continue reading
Lütfen okumaya devam et
sürmek
olmaya veya gerçekleşmeye devam etmek
The rain continued all day
Yağmur tüm gün sürdü
sürdürmek
bir şeyi kararlılıkla yapmaya devam etmek
He continued his studies
Çalışmalarını sürdürdü
devam etmek
bir eylemi kesintisiz sürdürmek
They decided to continue the meeting
Toplantıya devam etmeye karar verdiler
büyükanne veya büyükbaba
Sahnedeanne veya babanın ebeveyni
I love my grandparent
Büyükannemi veya büyükbabamı seviyorum
büyükanne veya büyükbaba
Sahnedeanne veya babanızın ebeveyni
My grandparent came to visit us
Büyükanne veya büyükbabam bizi ziyarete geldi
büyükanne veya büyükbaba
anne veya babanın ebeveyni
She is my grandparent
O benim büyükannem veya büyükbabam
büyük ebeveyn
annenin veya babanın anne ya da babası
My grandparent is very kind
Büyük ebeveynim çok naziktir
iş açısından
Sahnedeişle ilgili konularda
Business-wise, this is a good decision
İş açısından bu iyi bir karar
yemin etmek
Sahnedeçok ciddi ve dürüst bir söz vermek
I swear to God that I did not take it
Onu almadığıma yemin ederim
his
Sahnedevücut tarafından hissedilen fiziksel duygu
I felt a burning sensation
Yanma hissettim
fenomen
hızla popülerleşen kişi veya şey
The new singer became a sensation
Yeni şarkıcı bir fenomen haline geldi
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
desen
Sahnedetekrarlanan dekoratif şekil veya resim
The fabric has a floral pattern
Kumaşın çiçekli bir deseni var
kalıp
bir şeyi yapmanın düzenli yolu
I noticed a pattern in his behavior
Davranışlarında bir kalıp fark ettim
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
harika
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
doğru
Sahnedebirine veya bir şeye yönelik
He walked toward the door
O kapıya doğru yürüdü
-e doğru
birine veya bir şeye doğru olan yön
She walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
amacıyla
bir şeyi yapma amacıyla
They saved money toward a new car
Yeni bir araba almak amacıyla para biriktirdiler
doğru
birinin veya bir şeyin yönünde
He walked toward the door
Kapıya doğru yürüdü
pazarlık
Sahnedebir şey alıp satarken fiyat hakkında tartışma
People enjoy haggling at the local market
İnsanlar yerel pazarda pazarlık yapmaktan keyif alır
sonsuza kadar
Sahnedetüm zamanlar boyunca
I will love you forever
Seni sonsuza kadar seveceğim
sonsuza dek
çok uzun bir süre
I will remember this day forever
Bu günü sonsuza dek hatırlayacağım
nöbet
Sahnedebeyni etkileyen ani hastalık atağı
He had a seizure
Nöbet geçirdi
el koyma
yasal yetkiyle bir şeye el konulması durumu
The police ordered the seizure of the illegal items
Polis yasadışı eşyalara el konulmasını emretti
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en az
belirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
bir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
çok
Sahnedebir şeyi vurgulamak için kullanılır
That is a darn good idea
Bu çok iyi bir fikir
sökmük dikmek
kumaştaki deliği dikişle onarmak
She needs to darn her socks
Çoraplarındaki söküğü dikmesi gerekiyor
ezme
Sahnedesüt ürünü olmayan meyve veya kuruyemişten yapılan sürülebilir gıda
I spread almond butter on my bread
Ekmeğime badem ezmesi sürdüm
yağ çekmek
birinden bir şey elde etmek için onu övmek
She is buttering him up
Ona yağ çekiyor
tereyağı
sütten veya kremadan yapılan yumuşak sarı yiyecek
I spread butter on bread
Ekmeğe tereyağı sürdüm
restoran
yemek ve içecek servisi yapılan yer
We had dinner at a local restaurant
Yerel bir restoranda akşam yemeği yedik
banyo
Sahnedeuzun ve rahatlatıcı bir banyo
I had a nice long soak in the tub
Küvette güzel ve uzun bir banyo yaptım
ıslatmak
bir şeyi ıslak veya nemli hale getirmek
Soak the towel in water
Havluyu suda ıslat
kazıklamak
birinden çok fazla para istemek
That shop tried to soak me for a simple repair
O dükkan basit bir tamirat için beni kazıklamaya çalıştı
çabalamak
bir şeyi yapmak için elinden gelenin en iyisini yapmak
She soaked her effort into the task
O tüm çabasını bu göreve verdi
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous writer
O ünlü bir yazardır
sıradan
Sahnedesıradan ve ilgi çekici olmayan
He was tired of his mundane routine
Sıradan rutininden sıkılmıştı
otoriter
Sahnedegüç ve özgüven sergileyen
She has a commanding presence
Otoriter bir duruşu var
hakim
bir durum veya kişi üzerinde kontrol sahibi
She has a commanding view of the city
Şehre hakim bir manzarası var
komuta eden
otorite veya kontrol sahibi olma durumu
She has a commanding presence
Otoriter bir duruşu var
kandırılıp yaptırılmak
Sahnedebirini kandırarak ona istemediği bir şeyi yaptırmak
I got roped into helping them clean the garage
Garajı temizlemelerine yardım etmek için kandırıldım
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
yormak
Sahnedebirini çok yormak
Working all day exhausts me
Tüm gün çalışmak beni yoruyor
egzoz
motorlu taşıtların dışarı attığı atık gaz
The exhaust from the car is black
Arabadan çıkan egzoz siyahtır
tüketmek
bir şeyi hiç kalmayana kadar kullanmak
They exhausted their savings
Birikimlerini tükettiler
sağlık
Sahnedesağlıklı veya hasta olma durumu
Exercise is good for your health
Egzersiz sağlığınız için iyidir
sağlık durumu
bir kişinin vücudunun veya zihninin hali
Her health is improving
Sağlık durumu iyileşiyor
sağlık
hastalık veya yaralanma olmayan durum
Eating vegetables is good for your health
Sebze yemek sağlığınız için iyidir
varsayımsal
Sahnedegerçek olmayan sadece tartışma amacıyla düşünülen
This is just a hypothetical situation
Bu sadece varsayımsal bir durum
varsayımsal
gerçek olmayan, olası bir duruma dayanan
This is a hypothetical question
Bu varsayımsal bir soru
farazi
olası bir durum olarak değerlendirilen
Let's consider a hypothetical scenario
Farazi bir senaryoyu düşünelim
konuşma
Sahnedebir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
konuşma
bir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
tamam
Sahnedekabul veya onay belirtmek için kullanılır
Okay, I agree
Tamam, katılıyorum
iyi
Sahnedeiyi veya kabul edilebilir durumda olan
I am okay
İyiyim
peki
Sahnedebir cümleye başlamak veya dikkat çekmek için kullanılır
Okay, let's go
Peki, hadi gidelim
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya fark etmek
I see what you mean
Ne demek istediğini anlıyorum
bak
birinin dikkatini çekmek için kullanılır
See here
Buraya bak
görmek
bir şeyi fark etmek için gözlerini kullanmak
I can see you
Seni görebiliyorum
görüşmek
biriyle buluşmak veya ziyaret etmek
I will see you tomorrow
Yarın seninle görüşeceğim
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
tedarik etmek
Sahnedeçaba harcayarak bir şeyi elde etmek
She managed to procure the documents
Belgeleri tedarik etmeyi başardı
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
mayonez
Sahnedeyumurta ve yağ ile yapılan koyu kıvamlı soğuk sos
I like mayonnaise in my sandwich
Sandviçimde mayonez severim
bakıcı
Sahnedebir şeye göz kulak olan kimse
He is the keeper of the zoo animals
Hayvanat bahçesi hayvanlarının bakıcısı odur
bakıcı
bir şeyi koruyan veya ona bakan kişi
He is the keeper of the zoo
O, hayvanat bahçesinin bakıcısıdır
değerli biri
elden çıkarılmaması gereken kişi veya şey
You should marry him because he is a keeper
Onunla evlenmelisin çünkü o kaçırılmaması gereken biri
kaleci
sporda kaleyi koruyan kişi
The keeper blocked the shot
Kaleci şutu engelledi