

Gilmore Girls — 7. Sezon Bölüm 22
Kelimeler ve anlamları
703 kelime
Seviye
iptal
Sahnedeplanlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar verilmesi
The flight was cancelled due to the storm
Uçuş fırtına nedeniyle iptal edildi
iptal edilmiş
Sahnedeplanlanan bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar verilmesi
The flight was cancelled
Uçuş iptal edildi
iptal edildi
bir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar verilmesi
The flight was cancelled due to the storm
Fırtına nedeniyle uçuş iptal edildi
uydurmak
Sahnedeyeni bir fikir yaratmak
He thought up a new plan
Yeni bir plan uydurdu
bulmak
yeni bir fikir veya plan oluşturmak
I need to think up a new plan
Yeni bir plan bulmam gerekiyor
meme
Sahnedekadın göğsü için kullanılan gayri resmi terim
She has small boobs
Küçük memeleri var
aptalca hata
aptalca yapılan bir hata
I made a real boob
Gerçekten aptalca bir hata yaptım
aptal
aptal veya şapşal bir kişi
Stop acting like a boob
Aptal gibi davranmayı bırak
gergin
Sahnedesinirli veya endişeli hisseden
He is very uptight about the meeting
Toplantı hakkında çok gergin
sonra görüşürüz
Sahnedebirinden ayrılırken kullanılan veda ifadesi
See you later I am going now
Sonra görüşürüz şimdi gidiyorum
sonra görüşürüz
tekrar buluşmayı beklerken veda etmek için kullanılır
Goodbye, see you later!
Hoşça kal, sonra görüşürüz!
adaptör
Sahnedebir cihazı başka bir sisteme bağlayan aygıt
I need an adapter for my laptop
Dizüstü bilgisayarım için bir adaptöre ihtiyacım var
adaptör
Sahnedeiki farklı parçayı birbirine bağlayan cihaz
I need an adapter for my laptop
Dizüstü bilgisayarım için bir adaptöre ihtiyacım var
rahimde gelişmek
Sahnedebir canlının anne karnında büyümesi veya oluşması
Humans typically gestate for nine months
İnsanlar genellikle dokuz ay boyunca rahimde gelişirler
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
tam isabet
Sahnedetamamen doğru veya kesin
Your guess was dead on
Tahminin tam isabetti
itmek
Sahnedebirini veya bir şeyi sertçe itmek
Don't shove me
Beni itme
itme
sert ve kaba bir şekilde itme
He gave me a hard shove
Beni sertçe itti
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
yapışkan
Sahnedebir şeye yapışma özelliğine sahip veya kaplı olan
The tape is very sticky
Bant çok yapışkan
yapışkanlı not
tek tarafında yapıştırıcı bulunan küçük kağıt parçası
I wrote the number on a sticky
Numarayı yapışkanlı nota yazdım
sıkıntılı
başa çıkılması zor veya rahatsız edici
This is a sticky situation
Bu sıkıntılı bir durum
ikiyüzlü
kişinin yaptığıyla söylediğinin tersini yapması
Don't be so sticky
Bu kadar ikiyüzlü olma
yedek
Sahnedeihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek fazladan şey
I have a backup plan
Bir yedek planım var
destek
ek yardım veya kaynak
The police called for backup
Polis destek çağırdı
yedek
bir şeyin güvenli tutulan ikinci kopyası
Always keep a backup of your files
Dosyalarınızın her zaman bir yedeğini tutun
yedek
ihtiyaç duyulduğunda kullanılabilecek ekstra yardım
We need a backup plan
Bir yedek plana ihtiyacımız var
fermuar
Sahnedekıyafetleri kapatmak için kullanılan dişli düzenek
My zipper is broken
Fermuarım bozuldu
sıfat
Sahnedebirinin sahip olduğu rol veya işlev
He is acting in the capacity of a manager
O yönetici sıfatıyla hareket ediyor
kapasite
bir şeyin alabileceği veya yapabileceği maksimum miktar
The stadium has a capacity of 50,000 people
Stadyumun 50.000 kişilik kapasitesi var
kapasite
bir şeyin alabileceği maksimum miktar veya sayı
The stadium has a large capacity
Stadyumun büyük bir kapasitesi var
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
zincirlenmiş
Sahnedemetal halkalarla bağlanmış
The dog is chained to the post
Köpek direğe zincirlenmiş
zincirlenmiş
birinin veya bir şeyin zincirle bağlanmış olması
The dog was chained to the post
Köpek direğe zincirlenmişti
sarılmak
Sahnedekollarını birinin etrafına dolamak
Give me a hug
Bana sarıl
sarılmak
birini sevgiyle kolların arasına alıp sıkıca tutmak
He hugged his friend goodbye
Arkadaşına veda ederken sarıldı
kıyısından gitmek
bir şeyin çok yakınından geçmek veya takip etmek
The road hugs the coastline
Yol sahil şeridini takip ediyor
konuşkan
Sahnedeçok konuşmayı seven
My sister is very chatty
Kız kardeşim çok konuşkandır
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
Sahnedebir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
midesi bulanmış
Sahnedemidesi bulanan veya kusacak gibi hisseden
I feel a bit queasy
Biraz midem bulanıyor
milyarder
Sahnedeen az bir milyar doları olan kişi
He is a billionaire
O bir milyarder
milyarder
milyar dolardan fazla serveti olan kişi
She became a billionaire
O bir milyarder oldu
milyarder
en az bir milyar doları olan kişi
He is a tech billionaire
O bir teknoloji milyarderi
varlıklı kişi
en az bir milyar birim parası olan kimse
The billionaire lives in a mansion
O milyarder bir malikanede yaşıyor
çakıl taşı
Sahnedeçok küçük yuvarlak taş
I picked up a pebble
Bir çakıl taşı aldım
çakıl
küçük yuvarlak taş
The road is made of pebbles
Yol çakıldan yapılmış
aradan sızmak
Sahnedebir yerden sessizce geçmek
He slipped through the door
Kapıdan sessizce sızdı
gözden kaçmak
fark edilmemek veya yakalanmamak
The mistake slipped through unnoticed
Hata gözden kaçtı
gözden kaçmak
fark edilmeden bir boşluktan geçip gitmek
The spy managed to slip through the security gate
Casus güvenlik kapısından gözden kaçarak geçmeyi başardı
resim
Sahnedegörsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
hayal etmek
zihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
kot pantolon
Sahnedekot kumaşından üretilen günlük pantolon
I bought a new pair of blue jeans
Yeni bir kot pantolon aldım
kot pantolon
denim kumaştan yapılmış günlük pantolon
I am wearing blue jeans
Mavi kot pantolon giyiyorum
bırakmak
Sahnedebir okulu veya programı yarıda kesmek
He dropped out of school last year
O geçen yıl okulu bıraktı
beştaş
Sahnedeküçük metal parçalar ve bir topla oynanan bir çocuk oyunu
The children played jacks on the floor
Çocuklar yerde beştaş oynadı
kriko
ağır nesneleri kaldırmak için kullanılan mekanik alet
Use a jack to change the tire
Lastiği değiştirmek için kriko kullan
vale
iskambil destesinde görevli veya uşak simgesi taşıyan kart
I have two jacks in my hand
Elimde iki tane vale var
pikap
Sahnedeplak çalmaya yarayan cihaz
He listens to records on his turntable
Plaklarını pikabında dinliyor
döner tabla
kendi etrafında dönen düz platform
The model stood on the turntable
Model döner tablanın üzerinde duruyordu
tahmin etmek
Sahnedeemin olmadan bir fikir oluşturmak
Can you guess my age
Yaşımı tahmin edebilir misin
tahmin
kesin olarak bilmeden bir cevap verme çabası
I made a guess about the answer
Cevap hakkında bir tahminde bulundum
tahmin
tam olarak emin olmadan doğru olduğunu düşündüğünüz fikir
My guess was wrong
Tahminim yanlıştı
sakız
Sahnedeçiğnenen ama yutulmayan yumuşak şeker
I like mint gum
Naneli sakızı severim
sakız
Sahnedeçiğnenen ama yutulmayan yumuşak bir madde
I am chewing gum
Sakız çiğniyorum
diş eti
dişleri tutan ağızdaki sert pembe doku
My gums are bleeding
Diş etlerim kanıyor
şurup
Sahnedeşeker veya meyveden yapılan koyu tatlı sıvı
I like maple syrup on my pancakes
Kreplerimin üzerinde akçaağaç şurubu severim
yaratık
Sahnedehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
yaratık
hayvan veya başka bir canlı varlık
The ocean is full of strange creatures
Okyanus garip yaratıklarla dolu
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
üniversite
Sahnedeliseden sonra öğrencilerin eğitim gördüğü yer
She is studying at college
O üniversitede okuyor
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
daima
Sahnedeher zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
hiç
geçmişte bir noktadan bugüne kadar olan zaman
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
hiç
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar olan sürede
Have you ever been to Paris
Hiç Parise gittin mi
balon
Sahnedehava veya gazla doldurulmuş esnek torba
She blew up a balloon
Bir balon şişirdi
şişmek
hacmi artmak veya genişlemek
The costs began to balloon
Maliyetler hızla artmaya başladı
balon
hava veya gazla doldurulmuş lastik torba
The balloon floated away into the sky
Balon gökyüzüne doğru uçup gitti
iletmek
Sahnedebilgiyi başka birine göndermek
Please relay the message to him
Lütfen mesajı ona ilet
röle
elektrik devresindeki akımı kontrol eden aygıt
The relay controls the circuit
Röle devreyi kontrol ediyor
bayrak yarışı
takım üyelerinin sırayla koştuğu yarış
Our team won the relay race
Takımımız bayrak yarışını kazandı
daha erken
Sahnedebeklenenden önce
I arrived sooner than expected
Beklenenden daha erken geldim
daha erken
beklenenden daha kısa sürede gerçekleşen
Please arrive sooner next time
Lütfen bir dahaki sefere daha erken gel
tercih etmek
bir şeyi başka bir şeye yeğlemek
I would sooner stay than leave
Gitmektense kalmayı tercih ederim
daha erken
kısa bir süre içinde
Please arrive sooner
Lütfen daha erken gel
yürüyerek gezmek
Sahnedeyaya olarak bir yerden başka bir yere gitmek
It is fun to walk around the town
Kasabayı yürüyerek gezmek eğlencelidir
dolaşmak
keyif için veya belirli bir hedef olmadan yavaşça yürümek
I like to walk around the park
Parkta dolaşmayı severim
taşınabilir
kullanım sırasında taşınabilen
He uses a walk-around phone at home
Evde taşınabilir bir telefon kullanıyor
dolaşmak
bir yerden başka bir yere yürüyerek gitmek
I like to walk around the city
Şehirde dolaşmayı seviyorum
hoşça kal
Sahnedeayrılırken söylenen söz
He said goodbye to his friend
Arkadaşına hoşça kal dedi
sadece
Sahnedesadece veya yalnızca anlamında
It was merely a small error
Bu sadece küçük bir hataydı
sadece
sadece veya yalnızca anlamında
It was merely a mistake
Bu sadece bir hataydı
teşekkür
Sahnedeminnettarlık ifadesi
He sent his thanks
Teşekkürlerini gönderdi
teşekkürler
birine minnettar olduğunu söylemek
Thanks for the help
Yardım için teşekkürler
teşekkürler
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan kısa bir ifade
Thanks for your help
Yardımın için teşekkürler
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
tekne
Sahnedesuda seyahat etmek için kullanılan araç
The boat is on the water
Tekne suyun üzerinde
bot
suda seyahat etmek için kullanılan küçük araç
I have a small boat
Küçük bir botum var
tekne
su üzerinde seyahat etmek için kullanılan küçük araç
We took a boat to the island
Adaya tekneyle gittik
bot
su üzerinde yolculuk yapmak için kullanılan küçük taşıt
They use a small boat for fishing
Balık tutmak için küçük bir bot kullanıyorlar
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
konuşma
Sahnedebir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
konuşma
bir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
ayak bileği
Sahnedeayağı bacağa bağlayan eklem
I hurt my ankle
Ayak bileğimi incittim
ayak bileği
ayak ile bacak arasındaki eklem
He wore socks up to his ankle
Bileğine kadar çorap giydi
giriş yapmak
Sahnedebir yere varışta kayıt yaptırmak
We need to check in at the airport
Havaalanında giriş yapmamız gerekiyor
giriş işlemleri
otel veya havaalanındaki kayıt işlemi
The check in was very fast
Giriş işlemleri çok hızlıydı
uğramak
birinin halini hatırını sormak için ziyaret etmek
I checked in on my sick friend today
Bugün hasta arkadaşımın durumuna bakmak için uğradım
durum görüşmesi
güncellemeleri paylaşmak için yapılan kısa toplantı
We had a quick check in this morning
Bu sabah kısa bir durum görüşmesi yaptık
hal hatır sormak
birinin durumunu öğrenmek için iletişim kurmak
I called to check in on you
Nasıl olduğunu öğrenmek için seni aradım
giriş yapmak
bir yere vardığını bildirmek
We will check in at the hotel
Otele giriş yapacağız
oo
Sahnedeşaşkınlık veya haz belirten bir ünlem
Ooh, look at that cake!
Oo, şu pastaya bak!
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
ilerlemek
bir sonraki aşamaya geçmek
We should move on to the next topic
Bir sonraki konuya ilerlemeliyiz
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
sürmek
Sahnedehareket halindeki bir aracı kontrol ederek kullanmak
She wants to ride her new bike
Yeni bisikletini sürmek istiyor
araç yolculuğu
Sahnedebir vasıta ile yapılan seyahat
The ride to the airport was long
Havaalanına araç yolculuğu uzundu
lunapark aracı
eğlence parklarında insanların keyif için bindiği mekanik araç
The roller coaster is a fun ride
Hız treni eğlenceli bir lunapark aracıdır
sürekli eleştirmek
birini sürekli rahatsız etmek veya eleştirmek
Stop riding me about my mistakes
Hatalarım hakkında beni sürekli eleştirmeyi bırak
binmek
bir aracın üzerine oturup gitmek
I like to ride my bike
Bisikletime binmeyi seviyorum
sürmek
bir hayvanın üzerine oturup onu yönlendirmek
She loves to ride horses
O at sürmeyi seviyor
yolculuk yapmak
bir taşıtla yolculuk etmek
We ride the bus to school
Okula otobüsle gidiyoruz
gezinti
bir araca binerek yapılan kısa süreli yolculuk
They went for a ride
Bir gezintiye çıktılar
düzensiz
Sahnedenormal bir kalıba uymayan
The heartbeat was irregular
Kalp atışları düzensizdi
gayriresmi
Sahnederesmi olmayan
It was an unofficial visit
Bu gayriresmi bir ziyaretti
hamur
Sahnedeun, yumurta ve sütün sıvı karışımı
Mix the batter until it is smooth
Hamuru pürüzsüz olana kadar karıştırın
hırpalamak
bir şeye defalarca ve sert bir şekilde vurmak
The storm battered the house
Fırtına evi hırpaladı
vurucu
beyzbolda topa vuran kişi
The batter hit the ball
Vurucu topa vurdu
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
uğramak
Sahnedebir kişi veya yeri kısa süreliğine ziyaret etmek
I will stop by your office later
Daha sonra ofisine uğrayacağım
uğramak
kısa süreliğine birini ziyaret etmek
I will stop by later
Daha sonra uğrayacağım
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
görmezden gelmek
Sahnedebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
toplamak
Sahnedeşeyleri bir araya getirmek
I collect stamps
Pul topluyorum
toparlanmak
zihnini sakinleştirip odaklamak
He paused to collect his thoughts
Düşüncelerini toparlamak için duraksadı
gidip almak
bir yerden birini alıp getirmek
I will collect you from the airport
Seni havaalanından gidip alacağım
tahsil etmek
düzenli olarak ödeme veya fayda olarak bir şey almak
The company collects rent every month
Şirket her ay kira tahsil ediyor
çılgınlık
Sahnedekısa süreliğine popüler olan şey
The fitness craze is popular
Fitness çılgınlığı popüler
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
Sahnedebir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
cephe
Sahnedeilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
onaylamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kiliseye kabul etmek
birini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
Sahnedebir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapması gerekli olmak
I have got to study for the exam
Sınava çalışmak zorundayım
mecbur olmak
bir şeyi yapmaya mecbur kalmak
I have got to follow the rules
Kurallara uymak mecburiyetindeyim
zorunda olmak
bir şeyi yapma zorunluluğu
I have got to go now
Şimdi gitmek zorundayım
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
seçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
Choose your favorite color
En sevdiğin rengi seç
seçmek
bir karar vererek tercihini yapmak
You must choose a path
Bir yol seçmelisin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
This is the chosen one
Bu seçilmiş olandır
içeri girmek
Sahnedebir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
dahil olmak
bir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
herhangi bir şey
Sahnedeherhangi bir nesne veya madde
I can eat anything
Herhangi bir şeyi yiyebilirim
hiçbir şey
herhangi bir nesne veya madde
I don't have anything
Hiçbir şeyim yok
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
turna yemişi
Sahnedeküçük kırmızı ve ekşi bir meyve
I like cranberry juice
Turna yemişi suyunu severim
turna yemişi
küçük kırmızı ekşi bir meyve
Cranberry juice is very healthy
Turna yemişi suyu çok sağlıklıdır
dik dik bakmak
Sahnedebirine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
dik dik bakmak
bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Do not stare at people
İnsanlara dik dik bakma