

Gossip Girl — 1. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
522 kelime
Seviye
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
özgür
kısıtlama olmadan istenileni yapabilme durumu
They live a free life
Onlar özgür bir hayat yaşıyorlar
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
daire
Sahnededaha büyük bir binanın parçası olan konut
I live in a small apartment
Küçük bir dairede yaşıyorum
daire
yaşamak için ayrılmış odalar bütünü
Your apartment is very beautiful
Daireniz çok güzel
daire
daha büyük bir binanın parçası olan yaşam alanı
She lives in a small apartment
O küçük bir dairede yaşıyor
herhangi bir zaman
Sahnedeistenilen veya ihtiyaç duyulan herhangi bir an
You can call me anytime
Beni istediğin zaman arayabilirsin
herhangi bir zamanda
herhangi bir zamanda veya ne zaman istersen
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
herhangi bir zaman
istenilen herhangi bir an
You can call me anytime
Beni her zaman arayabilirsin
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
dişler
Sahnedeısırmak için kullanılan ağızdaki sert beyaz parçalar
Brush your teeth
Dişlerini fırçala
diş
çiğnemek için kullanılan ağızdaki sert beyaz nesne
He lost a tooth
Bir dişini kaybetti
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
yaptırmak
birini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
anahtarı
Sahnedebir şeyi başarmak için en önemli olan şey
Hard work is the key to success
Sıkı çalışma başarının anahtarıdır
giriş anahtarı
bir yere girmek veya bir şeyi kullanmak için gereken yol
This card is the key to the building
Bu kart binaya giriş anahtarıdır
anahtar
bir şeyin başarıya ulaşması için gereken en önemli faktör
Hard work is the key to success
Çok çalışmak başarının anahtarıdır
bere
Sahnedebaşa tam oturan yumuşak şapka
She wears a warm cap in winter
Kışın sıcak tutan bir bere takıyor
büyük harfler
alfabenin büyük biçimde yazılmış halleri
You should not write your email in caps
E-postanı büyük harflerle yazmamalısın
kapaklar
bir kabın ağzını kapatan düz parçalar
Please put the caps on the bottles
Lütfen şişelerin kapaklarını kapatın
geri gelmek
Sahnedebir yere veya bir kişiye geri dönmek
When will you come back?
Ne zaman geri geleceksin?
geri dönmek
bir dönem sonra yeniden popüler veya başarılı hale gelmek
Vintage clothes are coming back
Vintage kıyafetler yeniden popüler oluyor
yutmak
Sahnedebir şeyi boğazdan aşağı mideye indirmek
Swallow the pill with water
Hapı suyla yut
kırlangıç
Sahnedeküçük sivri kanatlı ve çatallı kuyruklu bir kuş
I saw a swallow flying in the sky
Gökyüzünde uçan bir kırlangıç gördüm
yutmak
bir şeyi doğru kabul etmek veya inanmak
He swallowed the lie completely
Yalanı tamamen yuttu
yutmak
bir şeyi tamamen örtmek veya içine almak
The darkness swallowed the whole city
Karanlık bütün şehri yuttu
savunmak
Sahnedebirini desteklemek veya onun lehine konuşmak
I will stick up for my friend
Arkadaşımı savunacağım
destek çıkmak
birini korumak veya onun tarafını tutmak
You should stick up for your friends
Arkadaşlarına destek çıkmalısın
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
müsait
Sahnedekullanıma hazır veya ulaşılabilir olan
This seat is available
Bu koltuk müsait
müsait
kullanılabilir veya elde edilebilir olan
Is this seat available?
Bu koltuk müsait mi?
mevcut
kullanıma hazır veya erişilebilir olan
The report is available now.
Rapor şu an mevcut.
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I eat breakfast at 8 AM
Saat 8'de kahvaltı yaparım
kahvaltı
Sahnedegünün ilk öğünü
I like to eat eggs for breakfast
Kahvaltıda yumurta yemeyi severim
gizem
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
meçhul
Sahnedekimliği veya kişiliği bilinmeyen kişi
The new student is a total mystery
Yeni öğrenci tam bir meçhul
gizem
bilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
olay
Sahnedeheyecanlı veya sıkıntılı durum
There is too much drama at work
İşte çok fazla olay var
oyun
sahnede veya ekranda sergilenen hikaye
I saw a new drama
Yeni bir oyun izledim
kaderin cilvesi
Sahnedebaşına gelenlerde meydana gelen beklenmedik değişim
By a twist of fate, they met again
Kaderin bir cilvesiyle tekrar karşılaştılar
zahmet etmek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
rahatsız etmek
birini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
artık değil
Sahnedegeçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
fiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha uzatılmış
genişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
daha fazla vakit
ilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
eskisine göre daha uzun
önceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
daha uzun
bir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha fazla miktarda zaman boyunca
I cannot wait any longer
Daha fazla bekleyemem
öğle
Sahnedegünün ortası, saat on iki
I will see you at noon
Seninle öğlen görüşürüz
öğle
günün ortası saat on iki
We will meet at noon
Öğlen buluşacağız
asi
Sahnedeotoriteye veya kabul görmüş kurallara karşı gelen kişi
The rebel refused to follow the rules
Asi kurallara uymayı reddetti
asi
otoriteye karşı savaşan kişi
The rebel fought against the government
Asi, hükümete karşı savaştı
isyan etmek
otoriteye veya kurallara karşı çıkmak veya direnmek
Teenagers often rebel against their parents
Gençler genellikle ebeveynlerine isyan ederler
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
tamir etmek
Sahnedebozulan bir şeyi yeniden çalışır hale getirmek
Can you fix my bike?
Bisikletimi tamir edebilir misin?
zor durum
zor veya nahoş bir durum
They are in a real fix
Onlar gerçekten zor bir durumda
hile karıştırmak
bir yarışma veya oylama sonucunu önceden haksız yere belirlemek
They tried to fix the election
Seçime hile karıştırmaya çalıştılar
sabitlemek
bir şeyi belli bir yerde duracak şekilde tutturmak
Please fix the shelf to the wall
Lütfen rafı duvara sabitleyin
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
ikram etmek
birine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
nefes almak
akciğerlere hava alıp verme işlemi
Please breathe deeply
Lütfen derin nefes al
rahatsız olmak
Sahnedebir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
minnettar olmak
bir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
sarmak
Sahnedebir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
girmek
bir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
etkilemek
birini belirli bir şekilde davranmaya yöneltmek
His friends got into him to behave badly
Arkadaşları onu kötü davranmaya yöneltti
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
karar vermek
bir seçenek üzerinde tercihte bulunmak
You must decide which path to take
Hangi yolu seçeceğine karar vermelisin
şu anda
Sahnedeşu an veya şimdi
I am currently at home
Şu anda evdeyim
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
gündeme gelmek
Sahnedebir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
yukarı çıkmak
yüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
harem
Sahnedebir erkeğe bağlı kadınlar grubu
The sultan had a large harem
Sultanın büyük bir haremi vardı
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
yeni
son zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
daha sonra
şimdiki zamandan sonraki bir vakitte
I will call you later
Seni daha sonra arayacağım
çok aç
Sahnedeçok şiddetli yemek yeme isteği duymak
I am starving
Çok açım
çekilmek
Sahnedebir durumdan veya etkinlikten ayrılmak
He decided to bow out of the race
Yarıştan çekilmeye karar verdi
inmek
Sahnededaha düşük bir yere hareket etmek
Please come down from the ladder
Lütfen merdivenden in
düşmek
seviye miktar veya sıcaklık olarak azalmak
Prices will come down soon
Fiyatlar yakında düşecek
dayanmak
bir durumun temel sebebinin belirli bir şeye bağlı olması
It all comes down to money
Her şey paraya dayanıyor
sert davranmak
birine karşı katı ve disiplinli bir tavır takınmak
The teacher came down on the student
Öğretmen öğrenciye sert davrandı
inmek
yüksek bir yerden aşağıya doğru hareket etmek
The rain began to come down
Yağmur inmeye başladı
alçalmak
daha yüksek bir noktadan daha aşağıya gelmek
The plane will come down soon
Uçak yakında alçalacak
ziyarete gelmek
bir yerden başka bir yere gitmek
You should come down to our office
Ofisimize ziyarete gelmelisin
yıkılmak
yapısal bir bütünlüğünü kaybedip çökmek
The old building might come down soon
Eski bina yakında yıkılabilir
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
ihtiyaç duymak
Sahnedebir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
halletmek
Sahnedebir sorunu veya durumu çözmek
I will take care of the dishes
Bulaşıkları ben halledeceğim
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu almak
She takes care of the children
O çocuklarla ilgileniyor
ilgilenmek
bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek veya bakmak
Please take care of the dog
Lütfen köpekle ilgilen
arkadaş
Sahnedesevdiğiniz ve birlikte vakit geçirdiğiniz kişi
He is my friend
O benim arkadaşım
Akrabalar
Kan bağı veya evlilik yoluyla birbirine bağlı insan grubu
They are my friends
Onlar benim akrabalarım
destekçiler
bir grubu veya davayı destekleyen insanlar
The museum has many friends who donate money
Müzenin para bağışlayan birçok destekçisi var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz insanlar
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
arkadaşlar
tanıdığınız ve sevdiğiniz kişilerden oluşan grup
I have many friends
Benim birçok arkadaşım var
hoşlanmak
Sahnedebirine karşı romantik bir ilgi duymak
I have a crush on my classmate
Sınıf arkadaşımdan hoşlanıyorum
hoşlanmak
birine karşı güçlü romantik bir ilgi duymak
I have a crush on my classmate
Sınıf arkadaşımdan hoşlanıyorum
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
iç
bir yerin iç kısmı veya oraya girme imkanı
The key lets you inside the room
Anahtar odaya girmenizi sağlar
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
waffle
Sahnedekare desenli yassı bir kek
I like waffles for breakfast
Kahvaltıda waffle severim
boş konuşmak
önemli bir şey söylemeden çok konuşmak veya yazmak
He just waffled during the speech
O konuşma sırasında sadece boş konuştu
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya heyecanı ifade etmek için kullanılan nida
Oh my god that is incredible
Aman tanrım bu inanılmaz
aman tanrım
şaşkınlık veya şok ifade eden söz
Oh my god look at this
Aman tanrım şuna bak
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
ortalama
Sahnedenormal veya alışılmış olan
He is an average student
O, ortalama bir öğrencidir
ortalamasını almak
bir sayı kümesinin tipik değerini bulmak
You should average these numbers
Bu sayıların ortalamasını almalısın
ortalama
bir sayı grubunun tipik değeri
The average score is eighty
Ortalama puan seksen
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
bakmak
Sahnedegörmek için gözlerini bir şeye çevirmek
She is looking at the stars
Yıldızlara bakıyor
görünmek
bir durumun izlenimini vermek
You are looking happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
arama
bir şeyi bulmaya çalışma
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
rol yapmak
Sahnedegerçek olmayan bir durumu doğruymuş gibi davranmak
The children like to pretend they are pirates
Çocuklar korsanmış gibi davranmayı severler
mış gibi yapmak
bir şey gerçek değilken gerçekmiş gibi davranmak
He pretended to be asleep
Uyuyormuş gibi yaptı
mış gibi yapmak
bir şey gerçekmiş gibi davranmak
The kids pretend to be superheroes
Çocuklar süper kahramanmış gibi yapıyor
taklit etmek
bir şeyin gerçek olmadığını bilerek öyleymiş gibi yapmak
The child likes to pretend he is a superhero
Çocuk kahramanmış gibi yapmayı sever
gülümsemek
Sahnedeağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümseme
yüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
dolu
Sahnedebir şeyin içinde çok miktarda bulunan
The room is full of people
Oda insanlarla dolu
çocukluk
Sahnedeçocuk olduğu zamanlar
I had a happy childhood
Mutlu bir çocukluğum vardı
tam bir karmaşa
Sahnedeçok karışık veya düzensiz bir durum
The project meeting became a total fustercluck
Proje toplantısı tam bir karmaşaya dönüştü
kılık kıyafet kuralı
Sahnedebir ortamda giyilmesi gereken kıyafetlerle ilgili kurallar bütünü
There is a strict dress code at the office
Ofiste katı bir kıyafet kuralı var
kıyafet kuralı
belirli bir yerde nelerin giyilebileceğine dair kurallar dizisi
The office has a strict dress code
Ofisin katı bir kıyafet kuralı var
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
Sahnedenazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
Sahnedekonuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
yani
Sahnedekonuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
tembel
Sahnedeçalışmaya veya aktif olmaya isteksiz
He is very lazy
O çok tembel
tembel
çalışmaya veya çaba göstermeye isteksiz
He is too lazy to clean his room
Odasını temizleyemeyecek kadar tembel
tembel
çalışmak veya çaba sarf etmek istemeyen
He is too lazy to work
O çalışmak için çok tembel
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
gitmek
bir yerin yönüne doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
umarım
Sahnedebir şeyin olmasını dileyerek
Hopefully, the weather will be nice
Umarım hava güzel olur
atölye
Sahnedesanatçıların veya zanaatkarların çalıştığı yer
The artist works in his atelier
Sanatçı kendi atölyesinde çalışıyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
biriyle çıkmak
Sahnedebiriyle romantik bir ilişki yaşamak
He is going out with Sarah
Sarah ile çıkıyor
kalp şeklinde
kalp biçiminde olan
She gave him a heart shaped box
Ona kalp şeklinde bir kutu verdi
kalp şeklinde
kalp formunda olan
I bought a heart shaped box of chocolates
Kalp şeklinde bir kutu çikolata aldım
kalp şeklinde
kalp biçiminde olan
She drew a heart shaped box
Kalp şeklinde bir kutu çizdi
kalp şeklinde
insan kalbi formunda olan
This anatomical model is heart shaped
Bu anatomik model kalp şeklindedir
kalp biçiminde
kalp formuna sahip olan
I bought a heart shaped box
Kalp biçiminde bir kutu aldım
kalp şeklinde
kalp biçimine sahip olan
She gave me a heart-shaped box
Bana kalp şeklinde bir kutu verdi
hı hı
evet veya onay belirtmek için çıkarılan ses
Do you agree? Uh huh
Katılıyor musun? Hı hı
anlıyorum
dinleyicinin anladığını göstermek veya bir duraksama için kullanılan ses
Go on. Uh huh
Devam et. Anlıyorum
hı hı
evet demek veya dinlediğini göstermek için kullanılan bir ses
Uh huh I understand what you mean
Hı hı ne demek istediğini anlıyorum
evet
onaylama veya dinlediğini belirtme amacıyla kullanılan gayriresmi ifade
Uh-huh I understand what you mean
Evet ne demek istediğini anlıyorum
hı hı
onay veya anlaşıldığını göstermek için kullanılan ifade
Uh huh I understand your point
Hı hı fikrini anlıyorum
kahkaha atar
Sahnedekomik bir durum karşısında yüksek sesle gülmek
She laughs at the movie
O filme kahkaha atar
komik biri
Sahnedeçok eğlenceli veya güldüren kimse
They are such laughs
Onlar çok eğlenceli tipler
kahkahalar
mutlu veya eğlenmiş olunduğunda çıkarılan sesler
Their laughs filled the room
Kahkahaları odayı doldurdu
güler
eğlenceli bir şey karşısında ses çıkarmak
He laughs at the joke
O şakaya güler
bez bebek
Sahnede1980lerden kalma popüler bir tür yumuşak oyuncak bebek
She played with a Cabbage Patch Kid doll
O Cabbage Patch Kid oyuncak bebeği ile oynadı
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a law firm
Bir hukuk firmasında çalışıyor
sert
yumuşak olmayan veya esnemeyen
The mattress is very firm
Yatak çok sert
kararlı
fikrini veya kararını değiştirmeyen
She remained firm in her decision
Kararında kararlı kaldı
firma
ticari bir kuruluş
He works at a law firm
O bir hukuk firmasında çalışıyor
kupkuru
tamamen nemsiz
The ground is bone dry
Toprak kupkuru
kupkuru
tamamen kurumuş
The ground is bone-dry after the long summer
Uzun yazdan sonra toprak kupkuru
misafirperverlik
Sahnedemisafirlere gösterilen güler yüzlü ve cömert karşılama
They showed us great hospitality during our visit
Ziyaretimiz sırasında bize büyük misafirperverlik gösterdiler
misafirperverlik
misafirlere gösterilen dostça ve cömert davranış
Thank you for your hospitality
Misafirperverliğiniz için teşekkür ederim
fırçalamak
Sahnedebir şeyi fırça kullanarak temizlemek
I brush my teeth every morning
Her sabah dişlerimi fırçalarım
fırça
temizlik veya boyama için kullanılan kıllı araç
I need a paint brush
Bir boya fırçasına ihtiyacım var
hafifçe değmek
bir şeyi başka bir şeye hafifçe sürterek hareket ettirmek
His arm brushed against mine
Kolu benimkine hafifçe değdi
çalı
yabani ortamda yetişen sık ağaç veya bitki örtüsü
We walked through the thick brush
Sık çalıların arasından yürüdük
şık
Sahnedestil sahibi ve yüksek kaliteli
She looks very classy in that dress
O elbisenin içinde çok şık görünüyor
başarısız olmak
Sahnedebir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
düşmek
hızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü