

Gossip Girl — 2. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
631 kelime
Seviye
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
ilham vermek
Sahnedebirine yeni bir fikir veya yaratıcılık hissi vermek
Her story inspires me
Onun hikayesi bana ilham veriyor
ilham vermek
birini bir şey yapmaya heveslendirmek
Her teacher inspired her to write
Öğretmeni ona yazması için ilham verdi
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
denedi
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He tried to open the door
Kapıyı açmayı denedi
denenmiş
tecrübeyle işe yaradığı kanıtlanmış
This is a tried method
Bu denenmiş bir yöntem
üzerine koymak
Sahnedebir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
Sahnedebir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
açmak
bir cihazı veya kontrolü çalışır duruma getirmek
I put on the heater when it is cold
Hava soğuk olduğunda ısıtıcıyı açarım
eklemek
birini bir listeye veya anlaşmaya dahil etmek
Please put my name on the list
Lütfen adımı listeye ekle
kilo almak
vücut ağırlığının artması
I put on weight during the holidays
Tatil boyunca kilo aldım
çalmak
müzik veya kayıt başlatmak
I put on some jazz music
Biraz caz müziği çaldım
değer biçmek
bir şeye önem seviyesi atamak
They put a high value on honesty
Dürüstlüğe büyük değer biçiyorlar
giymek
kıyafet veya ayakkabı gibi şeyleri vücuda takmak
Put on your coat before going out
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
sürmek
vücudun bir bölgesine krem veya makyaj yaymak
She puts on lotion
O krem sürer
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
She puts on a coat
O bir palto giyer
sahnelemek
bir tiyatro oyunu veya gösteri sunmak
They put on a show
Onlar bir gösteri sahnelediler
düzenlemek
halka açık bir etkinlik organize etmek
They put on a charity event
Bir yardım etkinliği düzenlediler
sergilemek
bir performansı izleyicilere göstermek
He put on a great performance
Harika bir performans sergiledi
takmak
gözlük gibi bir aksesuarı kullanmaya başlamak
Put on your glasses
Gözlüklerini tak
açmak
bir cihazda ses veya görüntü başlatmak
Put on some music
Biraz müzik aç
işletmek
birine şaka yoluyla takılmak
Don't put me on
Beni işletme
koymak
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yerleştirmek
Put your book on the table
Kitabını masanın üzerine koy
görevlendirmek
birine iş veya sorumluluk vermek
They put him on the project
Onu projede görevlendirdiler
kandırmak
birini doğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışmak
Are you putting me on
Beni kandırıyor musun
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
şüpheli
Sahnedekesin olmayan veya doğruluğu net olmayan
His claims are questionable
Onun iddiaları şüpheli
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
çok iyi işlemek
bir şeyin çok iyi veya başarılı şekilde çalışması
The new design is really singing
Yeni tasarım gerçekten çok iyi işliyor
övmek
birinden veya bir şeyden iyi bir şekilde bahsetmek
She sang his praises
Ondan övgüyle bahsetti
melodi
bir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
That sing was very catchy
O melodi çok akılda kalıcıydı
dikmek
Sahnedeiplikle birleştirmek
I can sew a button
Bir düğme dikebilirim
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
biricik
Sahnedetürünün tek örneği olan
You are my one and only
Sen benim biriciğimsin
tek
türünün tek örneği olan
She is the one and only winner
Kazanan tek kişi o
almak
Sahnedebir şeyi elde etmek
She gets a nice gift
Güzel bir hediye alır
varmak
bir yere ulaşmak
She gets home at six
Eve saat altıda varır
hale gelmek
bir durum veya koşul içine girmeye başlamak
It gets cold in winter
Kışın hava soğuk olur
isim almak
bir şeye yeni bir ad verilmesi
The company gets a new name
Şirket yeni bir isim alıyor
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
oyuncu
Sahnedevideo oyunları oynayan kişi
He is a professional gamer
O, profesyonel bir oyuncu
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
kararlılık
Sahnedevazgeçmeme ve azimli olma özelliği
She showed great determination to finish the race
Yarışı bitirmek için büyük bir kararlılık gösterdi
kararlılık
bir konuda alınan kesin karar
He showed great determination to succeed
Başarmak için büyük bir kararlılık gösterdi
seçkin
Sahnedeen iyi veya en yetenekli kişilerden oluşan grup
The elite team won the championship
Seçkin takım şampiyonluğu kazandı
seçkin
Sahnedeen yetenekli veya başarılı olan insan grubu
They are part of an elite team
Onlar seçkin bir takımın parçası
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
hayal gücü
Sahnedezihinde görüntüler oluşturma yeteneği
She has a great imagination
Onun harika bir hayal gücü var
hayal gücü
zihinde yeni fikirler veya resimler oluşturma yeteneği
She has a vivid imagination
Onun çok canlı bir hayal gücü var
haz
Sahnedebüyük bir mutluluk hissi
The children played with delight
Çocuklar büyük bir hazla oynadı
sevindirmek
birini çok mutlu etmek
The news will delight the whole family
Bu haber tüm aileyi sevindirecek
yarı yolda
Sahnedeiki nokta arasında eşit uzaklıkta olan
The station is halfway between the towns
İstasyon kasabalar arasında yarı yolda
orta yolu bulmak
bir anlaşmaya varmak için karşılıklı çaba göstermek
Let's meet halfway on this price
Bu fiyat konusunda orta yolu bulalım
yarı yolda
orta noktada veya orta noktaya kadar
We are halfway to the city
Şehre yarı yoldayız
kısmen
tam olarak değil
I only understand this halfway
Bunu sadece kısmen anlıyorum
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here?
Burada neler oluyor?
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
I am going on a trip
Bir yolculuğa çıkıyorum
devam etmek
bir eylemi sürdürmek
He kept going on with his work
Çalışmasına devam etti
yaklaşmak
belli bir yaşa veya sayıya yaklaşmak
She is going on ten
O on yaşına yaklaşıyor
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
varmak
Sahnedebir yere veya varış noktasına ulaşmak
We will get there by noon
Öğlene kadar oraya varacağız
amaca ulaşmak
hedeflenen sonuca varmak
It took time but we finally got there
Zaman aldı ama sonunda amaca ulaştık
ilerleme kaydetmek
bir hedefe doğru yol almak veya gelişme göstermek
We are slowly getting there with our project
Projemizde yavaş yavaş ilerleme kaydediyoruz
şık giyinmek
Sahnederesmi veya özel günler için özenli kıyafetler giymek
We need to dress up for the wedding
Düğün için şık giyinmemiz gerekiyor
giyinmek
üzerine kıyafet giymek
She decided to dress up for the party
Parti için giyinmeye karar verdi
kostüm partisi
insanların özel kıyafetler giydiği bir parti
We went to a fun dress up party
Eğlenceli bir kostüm partisine gittik
kılığa girmek
bir başkası gibi görünmek için özel kıyafetler giymek
The children love to dress up as superheroes
Çocuklar süper kahraman kılığına girmeyi sever
kılık değiştirmece
başkası gibi görünmek için kostüm giyilen bir oyun
We like to play dress-up
Kılık değiştirmece oynamayı seviyoruz
süslemek
bir şeyi daha çekici görünmesi için dekore etmek
You can dress up the room with flowers
Odayı çiçeklerle süsleyebilirsin
maskelemek
bir durumu gerçekte olduğundan daha iyi göstermek
He tried to dress up the bad news
Kötü haberi maskelemeye çalıştı
süslenmek
özel veya kostüm tarzı kıyafetler giymek
Children like to dress up for Halloween
Çocuklar Cadılar Bayramı için süslenmeyi severler
şık giyinmek
özel veya süslü kıyafetler giymek
People often dress up for parties
İnsanlar partiler için genellikle şık giyinir
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
olay örgüsü
Sahnedebir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
komplo
kötü bir şey yapmak için hazırlanan gizli plan
They discovered the plot against the king
Krallığa karşı kurulan komployu ortaya çıkardılar
kredi kartı
Sahnedealışveriş yapıp sonra ödemek için kullanılan plastik kart
Can I pay by credit card
Kredi kartıyla ödeyebilir miyim
kredi kartı
borç almak veya ödemeleri ertelemek için kullanılan küçük plastik kart
I applied for a new credit card
Yeni bir kredi kartı için başvurdum
kredi kartı
borç alarak ödeme yapmaya yarayan küçük plastik kart
I paid with my credit card
Kredi kartımla ödeme yaptım
kredi kartı
eşya almak için borçlanarak ödeme yapmaya yarayan plastik kart
I paid for the ticket with my credit card
Bileti kredi kartımla ödedim
kovmak
Sahnedebirini bir yerden zorla uzaklaştırmak
They kicked him out of the party
Onu partiden kovdular
çıkarmak
makineden bir şeyi dışarı itmek
The machine will kick out the disk
Makine diski dışarı çıkaracak
üretmek
bir şeyi ortaya koymak veya göndermek
The factory can kick out many items
Fabrika çok sayıda ürün üretebilir
kovmak
birini bir yerden zorla göndermek
They will kick out the noisy guests
Gürültülü misafirleri kovacaklar
kovmak
birinin bir yeri terk etmesini zorunlu tutmak
The landlord will kick out the noisy tenants
Ev sahibi gürültücü kiracıları kovacak
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı durdurmak
I want to quit smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
bırakmak
bir işi veya eylemi yapmayı durdurmak
He decided to quit his job.
O işini bırakmaya karar verdi.
limuzin
Sahnedeşoförlü, uzun ve pahalı bir araç
They arrived in a limo
Bir limuzinle geldiler
limuzin
Sahnedeşoförlü uzun lüks araç
They arrived at the party in a limo
Partiye limuzinle geldiler
limuzin
yolcu taşımak için kullanılan büyük ve lüks otomobil
They arrived at the party in a limo
Partiye limuzinle geldiler
limuzin
lüks seyahat için kullanılan uzun araba
They arrived at the party in a limo
Partiye bir limuzinle geldiler
dedikodu
Sahnedebaşkalarının özel hayatı hakkında konuşma
I don't like gossip
Dedikodudan hoşlanmam
dedikodu yapmak
başkaları hakkında özel bilgiler paylaşmak
They love to gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikodu
başkalarının özel hayatları hakkında yapılan gayriresmi konuşma
They love sharing gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikoducu
başkaları hakkında özel bilgileri paylaşmayı seven kişi
He is such a gossip
O çok dedikoducu biri
mahremiyet
Sahnedebaşkalarının dikkati olmadan yalnız olma durumu
I need some privacy to work
Çalışmak için biraz mahremiyete ihtiyacım var
mahremiyet
başkalarının müdahalesi veya dikkatinden uzak olma durumu
I value my privacy
Mahremiyetime önem veririm
mahremiyet
başkalarının gözünden uzak olma durumu
I need some privacy to work
Çalışmak için biraz mahremiyete ihtiyacım var
yayınlamak
Sahnedebilgiyi birçok kişiyle paylaşmak veya duyurmak
The company put out a new report today
Şirket bugün yeni bir rapor yayınladı
söndürmek
bir yangını durdurmak
Please put out the fire
Lütfen ateşi söndür
zahmet etmek
biri için çaba göstermek veya zahmete girmek
I don't want to put you out
Seni zahmete sokmak istemiyorum
dışarı koymak
bir şeyi başkalarının görebileceği veya kullanabileceği bir yere koymak
Put out the trash
Çöpü dışarı çıkar
rahatsız
canı sıkılmış veya gücenmiş
She felt put out by his rude comment
Onun kaba yorumu yüzünden rahatsız oldu
rahatsız etmek
birine zahmet vermek veya fazladan iş çıkarmak
I hope I am not putting you out
Umarım seni rahatsız etmiyorumdur
yayınlamak
bir şeyi halkın erişimine sunmak
The company put out a new report
Şirket yeni bir rapor yayınladı
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
kum midyesi
Sahnedeyenilebilen, sert kabuklu bir deniz hayvanı
He found a clam on the beach
Kumsalda bir kum midyesi buldu
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
son
diğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
dikkat
Sahnedebir şeye veya birine odaklanma durumu
Please pay attention
Lütfen dikkat edin
bakım
hasta veya yaralı birine yardım etme eylemi
He needs medical attention
Tıbbi bakıma ihtiyacı var
dikkat
bir şeyi özenle dinleme veya izleme eylemi
Pay attention to the teacher
Öğretmene dikkat et
bekaret
Sahnedehiç cinsel ilişkiye girmemiş olma durumu
She lost her virginity
Bekaretini kaybetti
bekaret
daha önce hiç cinsel ilişkiye girmemiş olma durumu
She valued her virginity
Bekaretine değer veriyordu
elektrik
Sahnedeışık ve makineler için kullanılan bir enerji türü
The electricity went out during the storm
Fırtına sırasında elektrik kesildi
elektrik
ışık ve ısı üretmek için kullanılan enerji
We use electricity at home
Evde elektrik kullanırız
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
kapı görevlisi
Sahnedebir binanın girişinde durup insanlara yardım eden veya güvenliği sağlayan kişi
The doorman opened the door for me
Kapı görevlisi kapıyı benim için açtı
söylenti
Sahnededoğruluğu kanıtlanmamış yayılan bilgi
I heard a rumor about the new project
Yeni proje hakkında bir söylenti duydum
söylenti
doğru olmayabilecek bir hikaye
I heard a rumor about him
Onun hakkında bir söylenti duydum
mobilya
Sahnedeevde kullanılan sandalye, masa, yatak gibi eşyalar
I need new furniture for my room
Odam için yeni mobilyaya ihtiyacım var
mobilya
evde oturmak uyumak veya eşya saklamak için kullanılan büyük nesneler
We bought new furniture for our living room
Oturma odamız için yeni mobilyalar aldık
mahkum etmek
Sahnedebirini suçlu bulmak veya cezalandırmak
The judge decided to condemn the criminal
Hakim suçluyu mahkum etmeye karar verdi
kullanılamaz ilan etmek
bir binanın güvenli olmadığını söylemek
The city condemned the building
Şehir binayı kullanılamaz ilan etti
sunmak
Sahnedebir şeyi bir topluluğa göstermek veya teklif etmek
He is presenting his project
Projesini sunuyor
sunmak
birine bir şey vermek
She is presenting the award to the winner
Ödülü kazanan kişiye sunuyor
sunmak
bir şeyi göstermek veya bildirmek
He is presenting his new project
O yeni projesini sunuyor
zorluk
Sahnedebaşa çıkması zor olan şey
We faced a big difficulty
Büyük bir zorlukla karşılaştık
zorluk
yapılması zor olan durum
He has difficulty breathing
Nefes almakta zorluk çekiyor
zorluk
üstesinden gelinmesi zor olan şeyler
They faced many difficulties
Birçok zorlukla karşılaştılar
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
ayrıca
Sahnedesöylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
haricinde
bir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binada belirli bir yükseklikte bulunan düz alan
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
küçük kız
Sahnedegenç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
küçük kız
genç kız çocuğu
The little girl is playing in the park
Küçük kız parkta oynuyor
ihlal etmek
Sahnedebirinin gizliliğine veya haklarına müdahale etmek
This violates my privacy
Bu benim gizliliğimi ihlal ediyor
ihlal etmek
bir kurala veya yasaya aykırı davranmak
He violated the law
Yasayı ihlal etti
tecavüz etmek
birine iradesi dışında cinsel saldırıda bulunmak
He was arrested for violating the victim
Kurbanı taciz ettiği için tutuklandı
tül
Sahnedeince ve hafif şeffaf ağ kumaş
Her wedding dress is made of tulle
Gelinliği tülden yapılmış
tetikte
Sahnedebir şeyi fark etmek için dikkatli olma durumu
He is on the lookout for a new job
Yeni bir iş için tetikte
tetikte
bir şeyi veya birini dikkatle bekleme
I am on the lookout for a new job
Yeni bir iş için tetikteyim
tetikte
bir şeyin ortaya çıkıp çıkmadığını görmek için dikkatli olmak
She is on the lookout for a new job
O yeni bir iş arayışında tetikte bekliyor
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
fikrini belirtmek
Sahnedebir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
vakit geçirmek
Sahnedebelirli bir şekilde zaman harcamak
I spend time with my family
Ailemle vakit geçiririm
vakit geçirmek
bir şey yaparak zamanı değerlendirmek
I like to spend time with my friends
Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi severim
zaman harcamak
bir işe vakit ayırmak
Do not spend too much time on this game
Bu oyuna çok fazla zaman harcama
finansal
Sahnedepara veya finans ile ilgili
He is facing financial problems
Finansal sorunlar yaşıyor
mali
parayla veya finansla ilgili
He needs financial help
Mali yardıma ihtiyacı var
mali
para veya finans ile ilgili
He is having financial problems
Mali sorunlar yaşıyor
iyi oynandı
çok iyi yapılmış
That was well played
Bu iyi oynandı
ustaca oynandı
büyük bir beceriyle yapılmış
The move was well played
Hamle ustaca oynandı
iyi oynanmış
çok başarılı bir şekilde gerçekleştirilmiş
It was a well-played match by both teams
Her iki takım tarafından da iyi oynanmış bir maçtı
yumuşamak
Sahnededaha az sert veya dostça olmayan bir duruma gelmek
Her voice softened when she saw the puppy
Yavru köpeği görünce sesi yumuşadı
yumuşatmak
bir şeyi daha az sert veya katı hale getirmek
Add milk to soften the dough
Hamuru yumuşatmak için süt ekleyin
yumuşatmak
bir şeyi daha az sert veya kaba hale getirmek
She tried to soften her voice
Ses tonunu yumuşatmaya çalıştı
lakros
Sahnedesopa ve küçük bir topla oynanan bir takım sporu
He plays lacrosse at university
Üniversitede lakros oynuyor
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya razı olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma
He is willing to help
O yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
reklamcılık
Sahnedeinsanların bir ürün veya hizmetten haberdar edilmesini sağlayan faaliyet
Advertising is very expensive
Reklamcılık çok pahalıdır
tren
Sahnederaylar üzerinde giden birbirine bağlı araçlar dizisi
The train is very crowded today
Tren bugün çok kalabalık
doğrultmak
bir silahı hedefe yöneltmek
He trained the rifle at the target
Tüfeği hedefe doğrulttu
eğitmek
birine bir beceri kazandırmak için hazırlamak
They train dogs to help people
Köpekleri insanlara yardım etmesi için eğitiyorlar
kuyruk
resmi bir kıyafetin arkasından yere sarkan uzun kısım
The bride wore a dress with a long train
Gelin uzun kuyruklu bir elbise giydi
antrenman yapmak
kondisyonu veya yeteneği geliştirmek için fiziksel çalışma yapmak
Athletes train every day
Sporcular her gün antrenman yapar
eğitmek
birine bir beceriyi yapmayı öğretmek
They train dogs to help people
İnsanlara yardım etmeleri için köpekleri eğitirler
tırtıl
Sahnedekelebek veya güveye dönüşen küçük solucan benzeri böcek
The caterpillar eats a leaf
Tırtıl bir yaprak yiyor
tırtıl
kelebek veya güveye dönüşen solucan benzeri küçük canlı
The caterpillar is eating a leaf
Tırtıl bir yaprak yiyor
zanaat
Sahnedeözel beceri gerektiren iş dalı
He learned a trade from his father
Babasından bir zanaat öğrendi
takas etmek
Sahnedebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I want to trade my red pen for your blue one
Kırmızı kalemimi mavi kalemle takas etmek istiyorum
cinsel partner
cinsel anlamda kullanılan argo erkek terimi
He is just trade to him
O onun için sadece cinsel bir partner
ticaret
mal veya hizmet alıp satma faaliyeti
International trade is important for the economy
Uluslararası ticaret ekonomi için önemlidir
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
birini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara