

Gossip Girl — 3. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
619 kelime
Seviye
mantık
Sahnedeaçık veya makul olma özelliği
What you said makes sense
Söylediklerin mantıklı geliyor
anlam
belirli bir mana veya yorum
This word has another sense
Bu kelimenin başka bir anlamı var
hissetmek
bir şeyin farkına varmak
I sense that something is wrong
Bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyorum
his
bir duygu veya farkındalık
I have a sense of relief
Bir rahatlama hissi içindeyim
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
görmezden gelmek
Sahnedebir hatayı cezalandırmamak veya eleştirmemek
I will let it slide this time
Bu sefer görmezden geleceğim
görmezden gelmek
yapılan bir hatayı cezalandırmamayı veya şikayet etmemeyi seçmek
I decided to let it slide this time
Bu seferlik görmezden gelmeye karar verdim
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
Sahnedebir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
gizli
Sahnedegörülmeyecek şekilde saklanmış
The key is hidden in the box
Anahtar kutunun içinde gizli
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından görülmeyen
They found a hidden room in the house
Evde gizli bir oda buldular
ne kadar
Sahnedemiktar veya fiyat sormak için kullanılan ifade
How much is this
Bu ne kadar
yönetmek
Sahnedebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
ertesi gün
Sahnedemevcut günden sonra gelen gün
I will see you the next day
Seni ertesi gün göreceğim
sızlanmak
Sahnedesessizce ağlamak veya ağlar gibi sesler çıkarmak
The puppy began to whimper
Köpek yavrusu sızlanmaya başladı
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
biliyor musun
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya zaman kazanmak için kullanılan ifade
You know what we should go home
Biliyor musun eve gitmeliyiz
bilirsin ya
konuşmacının adını söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunmak için kullanılır
He is doing you know what again
Yine bilirsin ya, onu yapıyor
malum şey
ismini söylemek istemediğimiz şey
I forgot to buy you know what
Malum şeyi almayı unuttum
ergen
Sahnedeçocukluk ile yetişkinlik arasındaki dönemde olan
He is a teenage boy
O, ergen bir erkek çocuk
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
tavsiye
Sahnedene yapılması gerektiği hakkında verilen fikir veya öneri
I need some advice
Biraz tavsiyeye ihtiyacım var
tavsiye
birinin ne yapması gerektiği hakkındaki fikir
I need your advice
Senin tavsiyene ihtiyacım var
tavsiye etmek
Sahnedebir şeyin iyi veya yararlı olduğunu söylemek
I recommend this book
Bu kitabı tavsiye ederim
yer veren
Sahnedebir şeyi parçası olarak içeren veya sunan
The movie is featuring a famous actor
Yeni film ünlü bir oyuncuya yer veriyor
hareket
Sahnedebir konumun veya yerin değiştirilmesi eylemi
The sudden movement scared the bird
Ani hareket kuşu korkuttu
hareket
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grubu
They started a new social movement
Yeni bir sosyal hareket başlattılar
dışkılama
vücuttan atıkların çıkarılması eylemi
The doctor asked about his bowel movement
Doktor dışkılaması hakkında sordu
ona çıkma teklif etmek
Sahnedebirine randevuya çıkmayı teklif etmek
He wants to ask her out
Ona çıkma teklif etmek istiyor
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
cin
Sahnedeardıç meyvesinden yapılan alkollü içki
I would like a gin and tonic
Bir cin tonik istiyorum
cin
ardıç meyvesinden yapılan sert alkollü içki
He drinks gin every Friday
Her Cuma cin içer
canlandırmak
enerji veya hayat vermek
The music seemed to gin her up
Müzik onu canlandırmış gibi görünüyordu
cin
ardıç meyveleriyle tatlandırılmış berrak alkollü içki
I would like a gin and tonic
Bir cin tonik alabilir miyim
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
kekeleme
Sahnedekonuşurken bir kelimenin ilk sesini tekrar etme
I w-w-want to sleep
U-u-uyumak istiyorum
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için ses çıkarmak
He laughs at the joke
Şakaya gülüyor
gülüş
mutlu veya eğlenmişken çıkarılan ses
I heard her laugh
Onun gülüşünü duydum
kahkaha
insanları gülümseten veya eğlendiren şey
That joke was a good laugh
O şaka çok iyi bir kahkahaydı
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
güler
Sahnedeeğlenceli bir şey karşısında ses çıkarmak
He laughs at the joke
O şakaya güler
kahkaha atar
Sahnedekomik bir durum karşısında yüksek sesle gülmek
She laughs at the movie
O filme kahkaha atar
kahkahalar
mutlu veya eğlenmiş olunduğunda çıkarılan sesler
Their laughs filled the room
Kahkahaları odayı doldurdu
komik biri
çok eğlenceli veya güldüren kimse
They are such laughs
Onlar çok eğlenceli tipler
üzerinde düşünmek
Sahnedebir karar vermeden önce konuyu iyice düşünmek
I need to sleep on this offer
Bu teklif üzerinde bir gece düşünmem gerekiyor
hafife almak
birinin veya bir şeyin değerini fark edememek
Never sleep on this team
Bu takımı asla hafife alma
üzerinde uyumak
bir yüzeyin üzerinde uzanıp dinlenmek
I slept on the sofa
Koltukta uyudum
akr
Sahnede4047 metrekareye eşit alan ölçüsü birimi
The farm is ten acres in size
Çiftlik on akr büyüklüğündedir
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
zorba
Sahnedegücünü acımasızca kullanan yönetici
The people rebelled against the tyrant
Halk zorbaya karşı ayaklandı
zorba
zalim veya adaletsiz bir yönetici
The people rebelled against the tyrant
Halk zorbaya karşı isyan etti
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
bastırmak
Sahnedeşiddet veya protesto gibi durumları güç kullanarak durdurmak
The police managed to quell the riot
Polis isyanı bastırmayı başardı
hiçbir fikri olmayan
Sahnedebir durum hakkında bilgisi olmayan
He is clueless about the rules
Kurallar hakkında hiçbir fikri yok
yazık
Sahnedebir durumun üzücü olduğunu belirtmek için kullanılır
Too bad you cannot come
Gelememen ne yazık
ekmek
Sahnedeplanlanmış bir buluşmaya veya etkinliğe gitmemek
I decided to blow it off and stay home
Onu ekmeye ve evde kalmaya karar verdim
batırmak
bir işi başarısızlıkla sonuçlandırmak veya hata yapmak
I studied hard for the test but I blew it off
Sınava çok çalıştım ama batırdım
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
sadece
basit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
vardı
Sahnedebir yere ulaşmak
I got home late
Eve geç vardım
haline gelmek
Sahnededeğişip yeni bir duruma girmek
It got dark outside
Dışarısı karardı
edinmek
Sahnedebir şeye sahip olmak
He got a new car
Yeni bir araba edindi
anlamak
bir şeyi doğru şekilde kavramak veya duymak
I finally got the message
Sonunda mesajı anladım
çapa
Sahnedebahçe işlerinde toprağı sürmek ve otları temizlemek için kullanılan alet
He used a hoe in the garden
Bahçede bir çapa kullandı
çapa
toprağı işlemek için kullanılan uzun saplı metal uçlu alet
I used a hoe to prepare the garden
Bahçeyi hazırlamak için çapa kullandım
sayın
Sahnedemektup veya e-posta başlangıcında kullanılan nezaket sözü
Dear Mr. Smith
Sayın Bay Smith
sevgili
sevilen veya değer verilen
My dear friend is coming
Sevgili arkadaşım geliyor
eyvah
şaşkınlık veya üzüntü belirten ifade
Oh dear, I forgot my keys
Eyvah, anahtarlarımı unuttum
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
kol
büyük bir organizasyonun belirli bir iş alanıyla ilgilenen bölümü
This is the research arm of the company
Bu şirketin araştırma koludur
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
geri dönmek
Sahnedeönceki bir yere veya zamana dönmek
I want to go back home
Eve geri dönmek istiyorum
dayanmak
belirli bir geçmiş zamandan beri var olmak
Our friendship goes back ten years
Dostluğumuz on yıl öncesine dayanıyor
aptal
Sahnedeçok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
aptal
aptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
kızlar
kız çocukları veya genç kadınlar
Those girls are students
O kızlar öğrencidir
kızlara özgü
kızlara has özellikler taşıyan
These toys are designed for girls
Bu oyuncaklar kızlara özgü
kız
çocuk yaştaki dişi birey
The girl is reading a book
Kız kitap okuyor
kız çocukları
henüz yetişkin olmayan dişi insanlar
There are many girls playing in the park
Parkta oynayan birçok kız çocuğu var
kızlar
genç kadınlar
The girls are going to school
Kızlar okula gidiyor
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
çekinmeyin
Sahnedebir şeyi yapmakta özgür olduğunu belirtmek için kullanılır
Feel free to call me
Beni aramaktan çekinmeyin
boş olmak
yapılacak bir işi veya sorumluluğu olmamak
I am free this afternoon to help you
Size yardım etmek için bu öğleden sonra boşum
zorunlu hissetmemek
bir şeyi yapmaya mecbur olmadığını düşünmek
You do not need to feel obligated to help
Yardım etmek için zorunlu hissetmemelisin
ilginç
Sahnedemerak uyandıran
The book is very interesting
Kitap çok ilginç
ilgi çekici
bir şeyi merak etme veya öğrenme isteği uyandıran
This book is very interesting
Bu kitap çok ilgi çekici
ilgi çekici
merak veya dikkat uyandıran
This is an interesting story
Bu ilgi çekici bir hikaye
hoşnutsuz
Sahnedemevcut durumdan memnun olmayan kimse
The malcontent was unhappy with the new rules
Hoşnutsuz kişi yeni kurallardan memnun değildi
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
dışarı çıkmak
Sahnedebir yerden ayrılıp başka bir yere gitmek
It is time to go out
Dışarı çıkma zamanı geldi
gezmek
eğlenmek için evden ayrılmak
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
sönmek
yanmayı veya çalışmayı durdurmak
The lights suddenly went out
Işıklar aniden söndü
gönderilmek
bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkmak
The invitations went out yesterday
Davetiyeler dün gönderildi
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılıp dışarı gitmek
I want to go out tonight
Bu gece dışarı çıkmak istiyorum
dışarı çıkmak
sosyal nedenlerle evden ayrılıp bir yere gitmek
We will go out for dinner tonight
Bu akşam akşam yemeği için dışarı çıkacağız
demir yumruk
Sahnedebaşkaları üzerinde kurulan baskıcı ve acımasız otorite
He ruled the country with an iron fist
Ülkeyi demir yumrukla yönetti
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden başka bir yere ayrılmak
Please go away now
Lütfen şimdi git
bütün
Sahnedetamamı veya eksiksiz olan
I read the entire book
Kitabın tamamını okudum
tüm
bir şeyin tamamı
The entire team arrived early
Tüm takım erken geldi
bütün
eksiksiz ve tam olan
She read the entire book
Bütün kitabı okudu
saniye
Sahnededakikanın altmışta biri olan zaman birimi
Wait for a second
Bir saniye bekle
ikinci
birinciden sonra gelen
This is my second book
Bu benim ikinci kitabım
ikinci porsiyon
yemeğin ikinci servis edilen kısmı
I want a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
desteklemek
bir öneriye resmi olarak destek vermek
I second the motion
Öneriyi destekliyorum
canlandırma
Sahnedeinsanların belirli rolleri üstlendiği etkinlik
The training includes role playing
Eğitim canlandırmalar içeriyor
rol yapma
Sahnedebir oyunda veya hikayede bir karakteri canlandırma
The children enjoyed role playing together
Çocuklar birlikte rol yapmaktan keyif aldılar
rol yapma oyunu
oyuncuların karakterleri canlandırdığı oyun
I like role playing games
Rol yapma oyunlarını severim
rol yapma çalışması
bir beceriyi geliştirmek için yapılan etkinlik
We used role playing to learn
Öğrenmek için rol yapma çalışması yaptık
rol yapmak
başka biriymiş gibi davranmak
Children love role playing
Çocuklar rol yapmayı sever
rol yapma oyunu
oyuncuların kurgusal bir ortamda karakterleri canlandırdığı bir oyun türü
I enjoy playing role playing games
Rol yapma oyunları oynamaktan keyif alırım
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yaymak
Sahnedebir fikri veya bilgiyi geniş kitlelere duyurmak
They promulgated their ideas through the internet
Fikirlerini internet yoluyla yaydılar
Met Balosu
SahnedeNew York Metropolitan Sanat Müzesinde düzenlenen geleneksel bağış toplama gecesi
The celebrities arrived at the Met Ball in stunning outfits
Ünlüler Met Balosuna göz kamaştırıcı kıyafetlerle geldi
melodram
Sahnedeaşırı duygusal ve abartılı drama
The movie was a bit of a melodrama
Film biraz melodramdı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
güve
Sahnedegece ortaya çıkan uçan bir böcek
The moth is attracted to the light
Güve ışığa çekilir
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
şirket
Sahnedemal veya hizmet satan kuruluş
He works for a law firm
Bir hukuk firmasında çalışıyor
sert
yumuşak olmayan veya esnemeyen
The mattress is very firm
Yatak çok sert
kararlı
fikrini veya kararını değiştirmeyen
She remained firm in her decision
Kararında kararlı kaldı
firma
ticari bir kuruluş
He works at a law firm
O bir hukuk firmasında çalışıyor
düşük profil
Sahnededikkat çekmeme durumu
He keeps a low profile
O düşük profil çiziyor
dikkat çekmeyen
kamuoyunun ilgisini çekmeyen
He likes a low-profile lifestyle
O dikkat çekmeyen bir hayat tarzını sever
sonsuz
Sahnedesonu olmayan veya sonsuza kadar süren
The ocean looks endless
Okyanus sonsuz görünüyor
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
sınava yoğun çalışmak
Sahnedekısa sürede çok miktarda konuyu öğrenmeye çalışmak
I had to cram for my history exam
Tarih sınavım için yoğun çalışmam gerekiyordu
tıkıştırmak
bir şeyi küçük bir alana zorla sığdırmak
He crammed all his clothes into the suitcase
Tüm kıyafetlerini valize tıkıştırdı
tıkıştırmak
bir şeyi zorla dar bir alana sokmak
He crammed his clothes into the suitcase
Kıyafetlerini valize tıkıştırdı
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
yedek
Sahnedeilk seçenek başarısız olduğunda kullanılan kaynak veya yöntem
We need a fallback if the main plan fails
Ana plan başarısız olursa bir yedeğe ihtiyacımız var
yedek plan
ilk seçenek işe yaramadığında başvurulan alternatif çözüm
It is wise to have a fallback plan
Bir yedek plana sahip olmak akıllıcadır
cep telefonu
Sahnedearama yapmak ve internet kullanmak için kullanılan cihaz
I lost my cell phone
Cep telefonumu kaybettim
hücre
daha büyük bir sistemin parçası olan küçük birim
The human body is made of cells
İnsan vücudu hücrelerden oluşur
hücre
hapishanedeki küçük oda
The prisoner is in his cell
Mahkum hücresinde
hücre
canlıların en küçük yapı birimi
The human body is made of many cells
İnsan vücudu birçok hücreden oluşur
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
gizlice çıkmak
Sahnedebir yerden veya durumdan sessizce veya gizlice ayrılmak
I slipped out of the room
Odadan gizlice çıktım
fark ettirmeden çıkmak
bir yerden kimseye fark ettirmeden ayrılmak
He slipped out of the room quietly
Odadan sessizce çıktı
cüzdan
Sahnedepara ve kartların konulduğu küçük katlanabilir kılıf
I lost my wallet
Cüzdanımı kaybettim
cüzdan
para ve kart taşımaya yarayan küçük eşya
I keep my money in my wallet
Paramı cüzdanımda taşıyorum
kadın cinsel organı
kadın dış cinsel organı için kullanılan argo bir terim
Some people use the word wallet as a slang term for female genitalia
Bazı insanlar wallet kelimesini kadın cinsel organı için argo bir terim olarak kullanır
cüzdan
para ve kart taşımak için kullanılan katlanabilir yassı kap
I keep my money in my wallet
Paramı cüzdanımda tutuyorum
basın danışmanı
Sahnedebir kişi veya kurumun medyada tanıtımını yapan profesyonel
The publicist organized an interview for the actor
Basın danışmanı oyuncu için bir röportaj ayarladı
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am thankful for your help
Yardımın için minnettarım
belirsizce
Sahnededuyulması veya anlaşılması kolay olmayan bir şekilde
He spoke indistinctly
Belirsizce konuştu
harika
Sahnedehayranlık veya şaşkınlık uyandıran
The view is amazing
Manzara harika
harika
Sahnedeçok iyi veya olumlu şekilde şaşırtıcı
You did an amazing job
Harika bir iş çıkardın
inanılmaz
büyük bir şaşkınlık veya hayranlık yaratan
It was an amazing sight
İnanılmaz bir manzaraydı
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
bir sürü
bir şeyin büyük miktarı veya sayısı
I have a lot of books
Bir sürü kitabım var
çok
bir şeyden büyük miktarda olması
I have a lot of books
Çok kitabım var