

Gossip Girl — 3. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
582 kelime
Seviye
almak
Sahnedebir nesneyi yerden kaldırmak veya birini bir yerden almak
I will pick up my friend from the airport
Arkadaşımı havaalanından alacağım
iyileşmek
daha iyi hale gelmek veya artmak
The economy is starting to pick up
Ekonomi canlanmaya başlıyor
fark etmek
bir şeyi gözlemlemek veya anlamak
I picked up a strange smell in the room
Odaya girince tuhaf bir koku fark ettim
tavlamak
birini romantik olarak etkilemeye çalışmak
He always tries to pick up women
Her zaman kadınları tavlamaya çalışır
gidip getirmek
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden almak
I will pick you up at seven
Seni saat yedide alacağım
tavlama
birini etkileyerek romantik bir ilişki başlatma girişimi
He is very good at the pick-up
O tavlama konusunda çok başarılıdır
teslim alma
birini veya bir şeyi bulunduğu yerden alma işlemi
The package pick-up is at the front desk
Paket teslim alma yeri resepsiyondadır
kaldığı yerden devam etmek
bir işe ara verdikten sonra tekrar başlamak
We will pick up the lesson tomorrow
Derse yarın kaldığımız yerden devam edeceğiz
almak
birini veya bir şeyi gidip getirmek
I will pick up my sister from school
Kız kardeşimi okuldan alacağım
kaldırmak
bir şeyi eline almak veya yerden yukarı kaldırmak
Please pick up the pen from the floor
Lütfen yerdeki kalemi kaldır
açmak
çalan telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
açmak
çaldığında telefona cevap vermek
Please pick up the phone
Lütfen telefonu aç
öğrenmek
bir bilgi veya beceri edinmek
She picked up Spanish quickly
İspanyolcayı hızlıca öğrendi
heyecan verici
Sahnedeheyecan uyandıran
The game was very exciting
Oyun çok heyecan vericiydi
uyum sağlamak
Sahnedebir grubun veya çevrenin parçası olarak kendini rahat ve kabul görmüş hissetmek
He fits in well with his new team
Yeni ekibiyle iyi bir uyum sağlıyor
yer açmak
yoğun bir programda veya kısıtlı alanda birine ya da bir şeye zaman veya yer bulmak
I can fit in a quick meeting
Hızlı bir toplantı için yer açabilirim
uyum sağlamak
bir gruba veya ortama ait hissetmek
She does not fit in with her classmates
O sınıf arkadaşlarına uyum sağlayamıyor
uyum sağlamak
bir grubun parçası olarak kabul edildiğini ve rahat hissetmek
He tries to fit in with his new colleagues
O yeni çalışma arkadaşlarına uyum sağlamaya çalışıyor
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
uzak
bir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
önemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
inanmak
Sahnedebir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birine güven duymak veya bir fikri desteklemek
I believe in your success
Başaracağına inanıyorum
inanmak
birine veya bir şeye güven duymak
I believe in my team
Takımıma inanıyorum
inanmak
bir şeyin veya birinin gerçekten var olduğunu düşünmek
I believe in ghosts
Hayaletlere inanırım
akbabalar
Sahnedeölü hayvanlarla beslenen büyük kuşlar
Vultures circle in the sky looking for food
Akbabalar yiyecek aramak için gökyüzünde daire çizerler
ortaya çıkmak
Sahnedebirinin bir yerde görünmesi veya gelmesi
He finally showed up at the party
Sonunda partide göründü
gelmek
bir yere varmak veya görünmek
He didn't show up for the meeting
Toplantıya gelmedi
rezil etmek
birini başkalarının önünde utandırmak
She showed him up in front of the team
Onu takımın önünde rezil etti
belirmek
bir arka plan üzerinde kolayca fark edilmek
The stain does not show up on this dark shirt
Bu koyu renkli gömlekte leke belli olmuyor
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu kötü duruma düşürmek
He tried to show up his rival during the match
Maç sırasında rakibini gölgede bırakmaya çalıştı
gölgede bırakmak
birinden daha iyi performans göstererek onu geride bırakmak
He showed up his rival with a better performance
Rakibini daha iyi bir performansla gölgede bıraktı
gelmek
bir etkinliğe katılmak veya bir yere varmak
He did not show up for the party
O partiye gelmedi
içinden çıkarmak
Sahnedebir şeyi bir yerin içinden almak
Take the money out of it
Parayı içinden çıkar
kendinde değil
ne olduğunu fark etmeyen veya bilinci yerinde olmayan
I am a bit out of it today
Bugün biraz kendimde değilim
dışlanmış
bir durumun veya grubun dışında kalmış
She feels out of it today
Bugün kendini dışlanmış hissediyor
uçakla gelmek
Sahnedeuçak kullanarak bir yere varmak
He will fly in from London tomorrow
Yarın Londra'dan uçakla gelecek
hava yoluyla getirmek
bir şeyi hava yoluyla taşımak
They flew in the supplies last night
Malzemeleri dün gece hava yoluyla getirdiler
uçakla getirmek
birini hava yoluyla bir yere getirmek
They will fly in a specialist tomorrow
Yarın bir uzmanı uçakla getirecekler
el işi
SahnedeBirinin elle yaptığı şey
This sweater is her own handiwork
Bu kazak onun kendi el işidir
el işi
elle yapılan ürün veya çalışma
This sweater is her own handiwork
Bu kazak onun kendi el işidir
birlikte çalışmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla beraber yapmak
We need to work together
Birlikte çalışmamız gerekiyor
geri almak
Sahnededaha önce verdiğin veya izin verdiğin bir şeyi geri almak
I want to take back the money I lent him
Ona borç verdiğim parayı geri almak istiyorum
geri götürmek
bir şeyi eski yerine geri götürmek
I need to take back these books to the library
Bu kitapları kütüphaneye geri götürmem gerekiyor
geçmişe götürmek
birine eski bir zamanı hatırlatmak
This song takes me back to my childhood
Bu şarkı beni çocukluğuma götürüyor
tekrar kabul etmek
birisiyle ayrıldıktan sonra ilişkiye yeniden başlamak
She decided to take him back
Onu tekrar kabul etmeye karar verdi
geri alma
söylenen ya da yapılan bir şeyi geri çekme eylemi
That offer is a take-back
O teklif bir geri almadır
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
Sahnedealtmış saniyelik zaman dilimi
I will be back in a minute
Bir dakika içinde geri döneceğim
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
tutanak
bir toplantıda konuşulanların resmi yazılı kaydı
They read the minutes of the meeting
Toplantı tutanaklarını okudular
tam o an
bir şeyin gerçekleştiği an
Call me the minute you arrive
Vardığın an beni ara
açılır pencere
ekranda beliren küçük pencere
Close the pop up
Açılır pencereyi kapat
ortaya çıkmak
aniden görünür olmak
He popped up behind me
Aniden arkamda belirdi
açılır kitap
açıldığında üç boyutlu şekiller çıkan kitap
I bought a pop up book
Bir açılır kitap satın aldım
geçici etkinlik
kısa süreli hizmet veren dükkan veya etkinlik
They opened a pop-up store for the weekend
Hafta sonu için geçici bir mağaza açtılar
geçici
kısa bir süre için var olan
They opened a pop-up shop in the city center
Şehir merkezinde geçici bir dükkan açtılar
ortaya çıkmak
aniden belirmek veya görünmek
A new window will pop up
Yeni bir pencere ortaya çıkacak
devretmek
Sahnedeyasal hakları başka birine vermek
He signed over the property to his son
Mülkü oğluna devretti
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
haricinde
Sahnedebir şeyin dışında veya hariç tutularak
No one was there besides me
Benden başka kimse yoktu
ayrıca
Sahnedesöylenenlere ek bir nokta katmak için kullanılır
Besides it is raining outside
Ayrıca dışarıda yağmur yağıyor
ayrıca
ek bir bilgi veya nokta eklemek için kullanılır
Besides, it is too late
Ayrıca, çok geç
ayrıca
söylenene ek olarak
Besides it is getting late
Ayrıca hava kararıyor
haline gelmek
Sahnedebir duruma girmek veya o duruma geçmek
He fell into a deep sleep
Derin bir uykuya daldı
yerli yerine oturmak
bir bütün olarak organize olmak veya düzene girmek
Everything will fall into place soon
Her şey yakında yerli yerine oturacak
tuzağa düşmek
bir hile veya hata yüzünden kandırılmak
They fell into his trap
Onun tuzağına düştüler
dahil olmak
belirli bir grubun veya kategorinin parçası olmak
This item falls into that category
Bu öğe o kategoriye dahil
sabırsızlanmak
Sahnedebir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
ayak basmak
Sahnedebir yere girmek
I will never set foot in that house again
O eve bir daha asla ayak basmayacağım
sonunda
Sahnedeuzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşmak
Sahnedebir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
onur duymuş
Sahnedebir şeyi yapmaktan dolayı gururlu ve memnun hissetmek
I am honored to meet you
Sizinle tanıştığıma onur duydum
onurlandırılmış
büyük saygı görmüş
He was honored for his work
Çalışmaları nedeniyle onurlandırıldı
onurlandırılmış
saygı duyulduğu için kendini mutlu hissetmek
I am honored to meet you
Sizinle tanıştığım için onur duydum
onurlandırılmış
büyük saygı duyulduğunu hissetmek
I feel honored to be here
Burada olmaktan onur duydum
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
şifonyer
Sahnedekıyafetleri saklamak için çekmeceleri olan mobilya
Put your socks in the dresser
Çoraplarını şifonyere koy
giyinen kişi
belirli bir şekilde giyinen kişi
He is a neat dresser
O düzenli giyinen biridir
giydirici
birinin giyinmesine yardım etmekle görevli kişi
The actor called his dresser to help with his costume
Oyuncu kostümü için giydiricisini çağırdı
ikinci favori
Sahnedeen çok sevilen ikinci şey
This pizza is my second favorite
Bu pizza benim ikinci favorim
ikinci en sevilen
sadece bir şeyden daha az sevilen
Blue is my second favorite color
Mavi benim ikinci en sevdiğim renktir
bryndza peyniri
SahnedeSlovakya'ya özgü yumuşak bir koyun sütü peyniri
Bryndza is a traditional cheese from Slovakia
Bryndza Slovakya'ya özgü geleneksel bir peynirdir
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
Sahnedebaşkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
fayda
Sahnedebirine yardım eden veya iyi bir sonuç veren şey
This plan has many benefits
Bu planın birçok faydası var
fayda
Sahnedebir kişinin durumunu iyileştiren olumlu şey
Exercise has many benefits for health
Egzersizin sağlık için birçok faydası vardır
yardım etkinliği
bir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
They organized a benefit for the children
Çocuklar için bir yardım etkinliği düzenlediler
yararlanmak
bir şeyden iyi bir sonuç veya avantaj elde etmek
You will benefit from this course
Bu kurstan yararlanacaksın
barmen
Sahnedebarda içki servisi yapan görevli
The bartender served us some drinks
Barmen bize içki servisi yaptı
barmen
barlarda içki servis eden kişi
The bartender made a cocktail
Barmen bir kokteyl hazırladı
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
dikkatli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmak için özen gösteren
Be careful
Dikkatli ol
çalışmak
Sahnedebir kurumda veya kişiye bağlı olarak görev yapmak
I work for a global company
Küresel bir şirkette çalışıyorum
uymak
bir durumun veya planın birine uygun olması
This schedule works for me
Bu program bana uyuyor
uğraşmak
bir şeyi zaman içinde elde etmeye çalışmak
He is working for his goals
Hedefleri için uğraşıyor
çalışmak
birinin işinde görev yapmak
I work for a big company
Büyük bir şirket için çalışıyorum
faaliyetler
Sahnedeinsanların yaptığı işler
They started the rescue operations
Kurtarma faaliyetlerini başlattılar
işletme faaliyetleri
bir işletmenin yönetilmesiyle ilgili işler
Daily operations are expensive
Günlük işletme faaliyetleri maliyetlidir
faaliyetler
bir işi veya kurumu yönetmek için yapılan işler bütünü
They are optimizing business operations
İşletme faaliyetlerini optimize ediyorlar
aksesuarlar
Sahnedebir kıyafeti tamamlayan ek parçalar
She loves buying fashion accessories
Moda aksesuarları satın almayı seviyor
kastetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı planlamak
I meant to call you
Seni aramayı kastetmiştim
anlamına gelmek
belirli bir mesajı veya kavramı ifade etmek
This word means love
Bu kelime aşk anlamına gelir
anlam
bir kelimenin veya cümlenin ifade ettiği şey
What is the meaning of this word
Bu kelimenin anlamı nedir
ucuz
Sahnededüşük fiyatlı
This shirt is very cheap
Bu gömlek çok ucuz
kalitesiz
düşük kaliteli veya değersiz
This is a cheap plastic toy
Bu kalitesiz bir plastik oyuncak
cimri
para harcamak istemeyen
He is too cheap to buy a gift
Hediye almayacak kadar cimri
kalıcı
Sahnedeuzun süre veya sonsuza dek süren
This is a permanent job
Bu kalıcı bir iş
ayık
Sahnedealkolün etkisi altında olmayan
He is completely sober
O tamamen ayık
kibirli
Sahnedekendisini diğerlerinden daha önemli gören
She became uppity after her promotion
Terfisinden sonra kibirli biri oldu
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
yerine getirmek
vaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
sunmak
bir topluluğa resmi bir konuşma yapmak
The professor will deliver a lecture today
Profesör bugün bir ders sunacak
etek ucu
Sahnedeetek veya elbisenin alt kenar çizgisi
The hemline of her dress is uneven
Elbisesinin etek ucu düzensiz
yattı
Sahnedebiriyle cinsel ilişkiye girmek
He finally got laid
Sonunda biriyle yattı
koydu
bir şeyi bir yere yerleştirmek
He laid the book on the table
Kitabı masanın üzerine koydu
sunmak
bir şeyi görmeleri veya değerlendirmeleri için birine göstermek
He laid his plans before the committee
O planlarını komitenin önüne sundu
sofra kurmak
yemek için masayı tabak ve çatallarla hazırlamak
She laid the table for dinner
Akşam yemeği için sofrayı kurdu
buradan çık
Sahnedebir yerden ayrılmak
Please get out of here
Lütfen buradan çık
çok
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
manzara
Sahnedebir yerden görülebilen şey
The hotel room has a great view
Otel odasının harika bir manzarası var
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
görüş
bir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
program
televizyonda yayınlanan içerik
I watched the morning view on TV
Televizyondaki sabah programını izledim
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
Sahnededoğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
bir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
taksi
Sahnedeücret karşılığında yolcu taşıyan araç
I will take a taxi to the airport
Havalimanına gitmek için taksi tutacağım
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
olduğun yerde kalmak
Sahnedeaynı yerde kalmak
Please stay put
Lütfen olduğun yerde kal
olduğu yerde kalmak
bulunduğun yerden ayrılmamak
Please stay put until I come back
Ben dönene kadar lütfen olduğu yerde kal
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anlayıp anlamadığını kontrol etmek veya duraksamak için kullanılır
It is a bit expensive, you know
Biraz pahalı, biliyorsun
hani
Sahnedekonuşurken dikkat çekmek veya düşünürken kullanılan bir ifade
You know, I am not sure about this
Hani, bu konuda emin değilim
bilmek
bir şey hakkında bilgi sahibi olmak
Do you know the answer
Cevabı biliyor musun
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
hile
Sahnedebirini aldatmak için kurulan kurnazca plan
It was a clever ruse
Bu kurnazca bir hileydi
hayal kırıklığına uğramış
Sahnedeumulan bir şeyin gerçekleşmemesinden dolayı üzüntü duyan
He was disappointed with his exam results
Sınav sonuçlarından dolayı hayal kırıklığına uğradı
hayal kırıklığına uğramış
beklediği gibi olmadığı için üzgün
I was disappointed with the result
Sonuçtan dolayı hayal kırıklığına uğradım
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
-e kadar
Sahnedebelirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
kadar
belirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
pile
Sahnedekumaşta ütülenmiş kat yeri
The skirt has many pleats
Eteğin birçok pilesi var
biraz
Sahnedeaz miktarda veya bir dereceye kadar
I am kind of tired
Biraz yorgunum
tür
Sahnedebenzer nitelikleri olan grup
What kind of book do you want
Ne tür bir kitap istiyorsun
tür
belirli bir çeşit veya tip
This is a new kind of fruit
Bu yeni bir tür meyve
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
hep aynı
Sahnedesıkıcı ve sürekli tekrarlanan durum
It is the same old routine
Hep aynı rutin
görünüş
Sahnedebirinin veya bir şeyin nasıl göründüğü
She has a professional appearance
Profesyonel bir görünüşü var
görünme
bir kişinin belirli bir yerde olma durumu
She made a brief appearance at the party
Partide kısa bir süre göründü
muhteşem
Sahnedeson derece iyi veya cazip
That dress is to die for
O elbise muhteşem
uğruna ölünecek
çok harika ve arzu edilen
This chocolate cake is to die for
Bu çikolatalı pasta uğruna ölünecek cinsten
muhteşem
çok çekici veya etkileyici
Her new dress is to die for
Onun yeni elbisesi muhteşem
hap
Sahnedeyutulması gereken küçük yuvarlak ilaç
Take one pill before you sleep
Uyumadan önce bir hap al
çekilmez kişi
can sıkıcı veya zor biri
He is such a pill
O çok çekilmez biridir
hap
küçük ve katı ilaç parçası
I take a pill every morning
Her sabah bir hap alırım
tüylenmek
kumaş yüzeyinde küçük topçuklar oluşması
This sweater tends to pill
Bu kazak tüylenmeye meyilli
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
iki
2 sayısı
I have two dogs
İki köpeğim var
kucak
Sahnedeotururken bacakların üst kısmında oluşan düz alan
The baby slept in her lap
Bebek onun kucağında uyudu
tur
bir pist veya parkur etrafındaki tam bir tur
He ran one lap of the track
Pistte bir tur koştu
şıpırdamak
bir yüzeye çarparken hafif bir şırıltı sesi çıkarmak
The water laps against the rocks
Su kayalara çarpıp şıpırdıyor
yanılsama
gerçek gibi görünen ama aslında olmayan şey
That is an illusion
O bir yanılsama
dava
Sahnedemahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
takım elbise
birbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
aslında
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
I thought it was easy, but in fact it was hard
Kolay olduğunu sanmıştım ama aslında zordu
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
heyecanlı
Sahnedeçok mutlu ve istekli hissetmek
She is excited to meet you
Seninle tanışacağı için heyecanlı
heyecanlı
bir şey hakkında çok mutlu ve coşkulu hissetmek
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
heyecanlı
çok mutlu veya istekli hissetme durumu
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
kıyafet
Sahnedevücudu örtmek için giyilen şeyler
She bought new clothing
Yeni kıyafetler satın aldı
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim