

Gossip Girl — 4. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
771 kelime
Seviye
sahtekârlık
Sahnededoğruyu söylememe durumu
He was fired for his dishonesty
Sahtekârlığı yüzünden kovuldu
sadece
Sahnedesadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
hiç kimse
Sahnedehiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
pusu kurmak
Sahnedebirine sürpriz bir saldırı yapmak
The soldiers planned to ambush the enemy
Askerler düşmana pusu kurmayı planladı
alev alev
Sahnedeyanmakta olan
The building was ablaze
Bina alev alev yanıyordu
coşkulu
güçlü duygu veya enerji dolu
His face was ablaze with excitement
Yüzü heyecandan parlıyordu
normal
Sahnedealışılmış, sıradan veya garip olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
normal
alışılagelmiş veya tuhaf olmayan
It is normal to feel nervous
Gergin hissetmek normaldir
yaşlanma
Sahnedeyaşlı hale gelme süreci
He is worried about aging
O yaşlanmaktan endişeleniyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
durdurmak
Sahnedebir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
Sahnedebir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
taksi
Sahnedeücret ödeyerek bindiğiniz araç
I called a cab
Bir taksi çağırdım
kiralık araç
kiralık olan taksi veya araç
He is a cab driver
O bir taksi şoförü
kırmızı şarap
cabernet sauvignon üzümünden yapılan şarap çeşidi
We had a glass of cab
Bir kadeh kırmızı şarap içtik
yarasını deşmek
Sahnedezaten üzgün olan birini bilerek daha kötü hissettirmek
Do not twist the knife by reminding him of the failure
Ona başarısızlığını hatırlatarak yarasını deşme
edebî
Sahnedekitaplar ve yazıyla ilgili olan
She has a great literary talent
Onun büyük bir edebi yeteneği var
son teslim tarihi
Sahnedebir işin tamamlanması gereken en son zaman
I have to finish this report before the deadline
Bu raporu son teslim tarihinden önce bitirmem gerekiyor
son teslim tarihi
bir işin tamamlanması gereken son tarih veya saat
The deadline is tomorrow
Son teslim tarihi yarın
son teslim tarihi
bir şeyin bitirilmesi gereken zaman
The deadline is tomorrow
Son teslim tarihi yarın
korkutmak
Sahnedebirini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
korku
ani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
insanlar
Sahnedebir grup insan, özellikle aile veya arkadaşlar
My folks are coming to visit
Ailem ziyarete geliyor
aile
aile bireyleri
I am visiting my folks this weekend
Bu hafta sonu ailemi ziyarete gidiyorum
halk
sıradan insanların geleneksel kültürüyle ilgili
She likes to listen to folk music
O halk müziği dinlemeyi sever
sebzeli et yemeği
Sahnedeet ve sebzelerin birlikte haşlanmasıyla yapılan geleneksel bir Fransız yemeği
We had pot-au-feu for dinner
Akşam yemeği için pot-au-feu yedik
öğleden sonra
Sahnedeöğle vaktinden akşama kadar olan süre
I have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantım var
öğleden sonra
günün öğle ile akşam arasındaki bölümü
We have a meeting in the afternoon
Öğleden sonra bir toplantımız var
bu arada
Sahnedeyeni bir konuya geçmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way, what is your name?
Bu arada, adın ne?
bu arada
konu dışı veya ek bir yorum yaparken kullanılan ifade
By the way I like your shoes
Bu arada ayakkabılarını beğendim
yeri gelmişken
yeni veya ek bir konuyu açarken kullanılan ifade
By the way have you finished the report
Yeri gelmişken raporu bitirdin mi
aklıma gelmişken
yeni veya ilgili bir konuyu belirtirken kullanılan ifade
By the way did you call Mom
Aklıma gelmişken anneni aradın mı
bu arada
konuyu değiştirmek veya ek bilgi vermek için kullanılır
By the way I saw your brother yesterday
Bu arada kardeşini dün gördüm
hangisi
Sahnedebir grup içinden herhangi bir kişi veya şey
You can choose whichever you like
Hangisini istersen seçebilirsin
atlama
Sahnedebir şeyi dahil etmeme eylemi
The omission of her name was a mistake
İsminin atlanması bir hataydı
tam vaktinde
Sahnedeplanlanan zamanda gerçekleşen
The train arrived on time
Tren tam vaktinde vardı
tanıdık
Sahnededaha önceden bilinen veya tanınan
Your face looks familiar
Yüzün tanıdık geliyor
tanıdık
Sahnedebir kişi veya durumu önceden tanıyor olmak
This melody sounds familiar to me
Bu melodi bana tanıdık geliyor
takım elbise
Sahnedebirbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
uymak
bir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
sökmek
Sahnedebir yapıyı parçalarına ayırmak ya da duvardan bir şeyi indirmek
They will take down the tent
Çadırı sökecekler
alt etmek
birini veya bir şeyi yenmek ya da etkisiz hale getirmek
The boxer took down his opponent
Boksör rakibini alt etti
yazmak
bilgiyi kağıda kaydederek not almak
Please take down his phone number
Lütfen onun telefon numarasını yazın
yere sermek
birini yere düşürmek
The wrestler tried to take down his opponent
Güreşçi rakibini yere sermeye çalıştı
indirmek
yüksek bir yerden aşağıya getirmek
Please take down the decorations
Lütfen süsleri indir
şahsen
Sahnedebizzat orada bulunarak
We should meet in person
Şahsen buluşmalıyız
yüz yüze
biriyle aynı yerde fiziksel olarak bulunmak
I want to meet you in person
Seninle yüz yüze tanışmak istiyorum
baskı yapmak
Sahnedebirine bir şey yaptırmaya çalışmak
They pressured him to sign the paper
Kağıdı imzalaması için ona baskı yaptılar
basınç
bir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
baskı
taleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
yokluk
Sahnedebir yerde bulunmama durumu
His absence was noticed by everyone
Yokluğu herkes tarafından fark edildi
normal
Sahnedestandart ve alışılmış olan
It was just a normal day
Sadece normal bir gündü
her zamanki
normal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
yaygın
çoğu zaman gerçekleşen durum
It is usual to see rain
Burada yağmur görmek yaygındır
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
şaşırtıcı olay
Sahnedeani ve beklenmedik bir şekilde şaşırtan durum
It was a real shocker to hear the news
Haberi duymak gerçekten şaşırtıcıydı
farklı
Sahnedebaşkalarından ayrı olan
These two ideas are distinct
Bu iki fikir birbirinden farklı
belirgin
kolayca görülebilen veya fark edilebilen
There is a distinct smell of smoke
Belirgin bir duman kokusu var
kendine özgü
iyi bir şekilde diğerlerinden farklı ve göze çarpan
This flavor has a distinct taste
Bu aromanın kendine özgü bir tadı var
yukarı çıkmak
Sahnedeyüksek bir yere doğru hareket etmek
Come up and see my room
Yukarı gel ve odamı gör
ortaya çıkmak
beklenmedik bir durumun oluşması
A problem came up
Bir sorun çıktı
gündeme gelmek
bir konunun konuşulmaya başlanması
This topic will come up in the meeting
Bu konu toplantıda gündeme gelecek
yetişmek
bir yerde büyüme süreci
She came up in a small town
O küçük bir kasabada yetişti
yaklaşmak
birine veya bir şeye doğru ilerlemek
A stranger came up to me
Bir yabancı bana yaklaştı
ortaya çıkmak
meydana gelmek veya görünmek
A problem came up at work
İş yerinde bir sorun ortaya çıktı
yukarı çıkmak
daha yüksek bir konuma hareket etmek
I came up the stairs to my office
Ofisime doğru merdivenlerden yukarı çıktım
bahsi geçmek
konuşulmak veya tartışılmak
Your name came up in our meeting
Toplantımızda isminizin bahsi geçti
yaklaşmak
yakın zamanda gerçekleşecek olmak
The exam date is coming up soon
Sınav tarihi yaklaşıyor
yaklaşmak
yakın gelecekte olacak olmak
Christmas is coming up fast
Noel hızla yaklaşıyor
meydana gelmek
olmak veya gerçekleşmek
Many questions came up during the event
Etkinlik sırasında birçok soru meydana geldi
yükselmek
daha üst bir konuma veya duruma gelmek
She came up in the company quickly
Şirkette hızlıca yükseldi
versiyon
Sahnedebir şeyin belirli bir biçimi
This is the new version of the book
Bu, kitabın yeni versiyonu
şart
Sahnedebir anlaşmanın kuralı veya parçası
The terms of the contract are fair
Sözleşmenin şartları adildir
terim
Sahnedebelirli bir bağlamda kullanılan kelime veya ifade
This is a technical term
Bu teknik bir terimdir
dönem
belirli bir görev süresi veya zaman dilimi
His term in office ends soon
Görev süresi yakında doluyor
gergin
Sahnedebaskı altında hissedilen endişeli durum
She felt very strained today
Bugün çok gergin hissetti
zorlanmış
aşırı kullanım nedeniyle incinmiş
He strained a muscle
Bir kasını zorladı
süzülmüş
bir sıvıdaki katı parçaları ayırmak için süzgeçten geçirilmiş
Please drink the strained juice
Lütfen süzülmüş meyve suyunu iç
batmak
Sahnedebir girişimin başarısızlığa uğraması
His new company started to sink
Yeni şirketi batmaya başladı
lavabo
yıkama için kullanılan kap
Wash your hands in the sink
Ellerini lavaboda yıka
ısı emici
ısıyı emip dağıtan cihaz
The computer needs a heat sink
Bilgisayarın bir ısı emiciye ihtiyacı var
batmak
özellikle suyun içine doğru aşağı inmek
The ship started to sink
Gemi batmaya başladı
doğramak
Sahnedebir şeyi parçalara ayırarak kesmek
Chop the onions
Soğanları doğra
yetenek
belirli bir alandaki beceri veya yetenek
He has great guitar chops
Harika gitar yetenekleri var
çalkantı
su yüzeyindeki küçük ve düzensiz dalgalar
The boat struggled in the rough chop
Tekne çalkantılı sularda zorlandı
pirzola
kemikli kalın et dilimi
I ate a lamb chop for dinner
Akşam yemeğinde kuzu pirzola yedim
için
Sahnedebir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
-den beri
geçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
beş dakika
Sahnedekısa bir süre
I will be there in five minutes
Beş dakika içinde orada olacağım
kısa süre
çok az bir zaman
The meeting will only take five minutes
Toplantı sadece beş dakika sürecek
beş dakika
belirli bir süre
He waited five minutes for the bus
Otobüs için beş dakika bekledi
beş dakika
çok kısa bir zaman
The break will last five minutes
Mola beş dakika sürecek
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
görünüşe göre
Sahnedegöründüğü kadarıyla
Apparently, he forgot the meeting
Görünüşe göre toplantıyı unuttu
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
Sahnedeinsanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
belirli
Sahnedenet bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
belirli
açık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
silah
Sahnedemermi atan alet
The man has a gun
Adamın bir silahı var
ateş etmek
silahla ateş etmek
He gunned the target
Hedefe ateş etti
tabanca
bir maddeyi püskürten cihaz
She used a glue gun
Silikon tabancası kullandı
silah
mermi atarak ateş eden bir silah
He hid the gun in his bag
Silahı çantasına sakladı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
endüstriler
Sahnedemal üreten veya hizmet sunan iş kolları
These industries provide many jobs
Bu endüstriler birçok iş imkanı sağlıyor
sanayiler
Sahnedebüyük iş organizasyonları
These industries hire many workers
Bu sanayiler birçok işçi alıyor
sektörler
benzer ürünleri üreten veya satan iş grupları
The tech industries are growing fast
Teknoloji sektörleri hızla büyüyor
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
cesaretlendirmek
Sahnedebirini daha mutlu veya kendine güvenli hissettirmek
The news heartened the team
Haber takımı cesaretlendirdi
sökmek
Sahnedebir şeyi parçalarına ayırmak
He had to dismantle the clock
Eski saati sökmesi gerekiyordu
otobüs
Sahnedebüyük bir toplu taşıma aracı
I take the bus to work
İşe otobüsle giderim
otobüsle götürmek
birini otobüs kullanarak bir yere taşımak
They bus students to school
Öğrencileri okula otobüsle götürüyorlar
toplamak
masadaki kirli tabakları kaldırmak
He bussed the table after the meal
Yemekten sonra masayı topladı
çocukça
Sahnedeçocuk gibi davranan veya olgunlaşmamış
Stop being so childish
Bu kadar çocukça davranmayı bırak
caiz
Sahnededinen yapılmasına izin verilen
It is halal to donate money
Para bağışlamak caizdir
helal
İslami kurallara uygun hazırlanan yiyecek
We eat only halal food
Biz sadece helal yemek yeriz
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please come into the room
Lütfen odaya girin
dahil olmak
bir durumun veya sürecin parçası olmak
Money does not come into this decision
Para bu karara dahil değil
miras kalmak
bir şeye genellikle miras yoluyla sahip olmak
She came into a lot of money
Ona yüklü miktarda para miras kaldı
birleşik
Sahnedetek bir bütün haline getirilmiş
They formed a unified team to solve the problem
Sorunu çözmek için birleşik bir ekip oluşturdular
gerektirmek
Sahnedebir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
denetçi
Sahnedebir şeyi kontrol eden kişi
The ticket checker asked for my pass
Bilet kontrolörü kartımı istedi
dama taşı
dama oyununda kullanılan küçük yassı nesne
I need one more checker to play
Oynamak için bir dama taşına daha ihtiyacım var
atmak
Sahnedebir şeyden kurtulmak veya çöpe atmak
Please dispose of your trash properly
Lütfen çöplerinizi uygun şekilde atın
düzenlemek
bir şeyleri belirli bir düzene veya konuma koymak
He disposed the troops along the ridge
Birlikleri sırt boyunca düzenledi
elden çıkarmak
bir şeyi atmak veya yok etmek
You should dispose of these old papers
Bu eski kağıtları elden çıkarmalısın
ile birlikte
Sahnedebirine veya bir şeye eşlik ederek
He came along with his friend
Arkadaşıyla birlikte geldi
ile birlikte
bir kişinin veya nesnenin eşliğinde
She came along with her friend
O arkadaşı ile birlikte geldi
yanı sıra
bir şeyin ek olarak veya yanında bulunması
I need a pen along with this paper
Bu kağıdın yanı sıra bir kaleme de ihtiyacım var
hedef
Sahnedeulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
haricinde
Sahnededahil etmeden
Aside from the rain, the trip was great
Yağmur haricinde, gezi harikaydı
haricinde
bir şeyin kapsamı dışında tutulması
Aside from you nobody came
Senin haricinde kimse gelmedi
arkasını dönmek
Sahnedeyönünü değiştirip ters tarafa bakmak
Turn around and look at me
Arkana dön ve bana bak
tersine çevirmek
kötü giden bir durumu iyileştirmek
The new manager turned the business around
Yeni müdür işletmeyi düzeltti
düzeltmek
kötü bir durumu çok daha iyi hale getirmek
The new plan will turn around the company
Yeni plan şirketi düzeltecek
dönüş
yön veya fikirde yaşanan tam bir değişiklik
The sudden turnaround in his opinion was surprising
Onun fikrindeki ani dönüş şaşırtıcıydı
yönünü şaşırmak
nerede olduğunu bilememek veya kaybolmak
I turned around in the woods
Ormanda yönümü şaşırdım
arkasına dönmek
ters yöne bakacak şekilde hareket etmek
Please turn around so I can see you
Lütfen arkana dön ki seni görebileyim
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
akılsızca
Sahnedemantıksız veya iyi düşünülmemiş
It was a harebrained plan
Bu akılsızca bir plandı
iş
Sahnedeücretli çalışma görevi
She is looking for a new position
Yeni bir iş arıyor
görüş
Sahnedebir konu hakkındaki düşünce biçimi veya yaklaşım
What is your position on this issue
Bu konu hakkındaki görüşün nedir
konumlandırmak
bir şeyi belirli bir yere koymak
Please position the camera carefully
Lütfen kamerayı dikkatlice konumlandırın
durum
bir kişinin içinde bulunduğu koşullar
They are in a difficult position
Onlar zor bir durumda
soğuk
Sahnededüşük sıcaklık
The winter cold is harsh
Kış soğuğu serttir
soğuk
nezaket veya sevgi göstermeyen
He is a cold person
O soğuk bir insandır
soğuk algınlığı
burun akıntısı ve öksürükle seyreden hastalık
I have a cold
Soğuk algınlığına yakalandım
bilinçsiz
olan bitenin farkında olmayacak şekilde uyanık olmama durumu
He was knocked cold in the fight
Dövüşte darbe alıp bilinçsiz hale geldi
kibir
Sahnedeaşırı gururlu veya kendini önemli görme hali
His pomposity annoyed everyone at the meeting
Kibiri toplantıdaki herkesi rahatsız etti
sabır
Sahnedesakince bekleme yeteneği
Please have some patience
Lütfen biraz sabır gösterin
sabır
kızmadan sakin bir şekilde bekleme yeteneği
Learning requires a lot of patience
Öğrenmek çok sabır gerektirir
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
sonsuz
Sahnedesonu olmayan veya sonsuza kadar süren
The ocean looks endless
Okyanus sonsuz görünüyor
montaj
Sahnedeparçaları birleştirme veya takma işi
The fitting of the parts took time
Parçaların montajı zaman aldı
deneme
Sahnedebir giysinin doğru bedende olup olmadığını anlamak için giyilmesi
The fitting of the coat took five minutes
Montun denenmesi beş dakika sürdü
uygun
belirli bir durum için doğru veya yerinde olan
It is a fitting end to the story
Bu hikayeye uygun bir son
prova
bir şeyin tam ölçüsüne getirilmesi işlemi
The tailor is doing a fitting for my suit
Terzi takım elbisem için prova yapıyor
veya benzeri
Sahnedeveya buna benzer bir şey
Do you want some tea or something?
Çay veya benzeri bir şey ister misin?
falan
veya benzeri bir şey
Do you want coffee or something
Kahve falan ister misin
olay
Sahnedegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
bir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
gitar
Sahnedeparmaklarla veya pena ile çalınan telli bir müzik aleti
I play the guitar
Gitar çalarım
müsait
Sahnedeyapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
kısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler