

Gossip Girl — 5. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
588 kelime
Seviye
ziyaretçi
Sahnedebir yeri veya bir kişiyi görmeye gelen kişi
We have a visitor today
Bugün bir ziyaretçimiz var
ziyaretçi
bir yere gelen kimse
The visitor is at the door
Ziyaretçi kapıda
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya karşı çok hevesli olmak
He is keen to learn more
Daha fazlasını öğrenmek için çok istekli
keskin
çok güçlü veya yoğun
He has a keen sense of smell
Onun keskin bir koku alma duyusu var
güçlü
çok kuvvetli veya yoğun
She has a keen interest in sports
Spora karşı güçlü bir ilgisi var
ağıt yakmak
ölen birinin arkasından yüksek sesle ağlamak
She began to keen for her lost friend
Kaybettiği arkadaşı için ağıt yakmaya başladı
en büyük
Sahnedederece olarak en yüksek olan
This is the biggest challenge
Bu en büyük zorluk
en büyük
boyutu en büyük olan
This is the biggest house
Bu en büyük ev
en büyük
boyut veya miktar olarak en geniş olan
This is the biggest cake in the shop
Bu dükkandaki en büyük pasta
en büyük
boyutu veya miktarı en fazla olan
This is the biggest cake in the shop
Bu dükkandaki en büyük pasta budur
asistan
Sahnedebaşka birine yardım eden kişi
She is my assistant
O benim asistanım
var olmak
Sahnedegerçekte mevcut olmak
Do you think aliens exist?
Uzaylıların var olduğunu düşünüyor musun?
var olmak
bir şeyin gerçek olması veya bulunması
Do ghosts really exist
Hayaletler gerçekten var mı
yeniden beraber
Sahnedeayrılıktan sonra tekrar ilişkiye başlama
They are back together
Onlar yeniden beraber
tekrar birleştirmek
ayrı parçaları tek bir bütün haline getirmek
I put the toy back together
Oyuncağı tekrar birleştirdim
yeniden bir araya gelmek
ayrı kaldıktan sonra tekrar buluşmak
The team is back together
Takım yeniden bir araya geldi
ikna edici
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya veya inanmaya sevk eden
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
ikna edici
birine bir şeyin doğru olduğuna inandıran
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
bahsetmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
bahsetmek
bir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir mekan
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
görmezden gelmek
Sahnedebirine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
görmezden gelmek
bir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
geri dönmek
bir yere tekrar gitmek
I will go back to my house
Evime geri döneceğim
ikiyüzlülük
Sahnedegerçek duygu veya niyetleri saklama davranışı
His dissimulation made it hard to trust him
İkiyüzlülüğü ona güvenmeyi zorlaştırdı
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
açıkça söylemek
Sahnedebir şeyi dürüstçe ve doğrudan ifade etmek
He finally came out about the truth
Sonunda gerçekler hakkında açıkça konuştu
dışarı çıkmak
bir yerden ayrılmak veya görünür olmak
The sun came out
Güneş çıktı
dökülmek
yerinden ayrılmak veya düşmek
His tooth came out
Dişi düştü
sonuçlanmak
belli bir şekilde sonuçlanmak
The photo came out well
Fotoğraf güzel çıktı
ortaya çıkmak
bir şeyin hemen veya gecikmeden görünür hale gelmesi
The truth will come out immediately
Gerçekler hemen ortaya çıkacak
yayımlanmak
bir eserin halka sunulması veya duyurulması
The new book will come out soon
Yeni kitap yakında yayımlanacak
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
restoran
Sahnedeyemek satın alıp yiyebileceğiniz yer
This restaurant is very famous
Bu restoran çok ünlü
restoran
yemek yenen yer
Let's meet at the restaurant
Restoranda buluşalım
restoran
yemek servisi yapılan yer
The restaurant is closed today
Restoran bugün kapalı
restoran
yemek yiyebileceğiniz bir yer
I like to eat at a restaurant
Restoranda yemek yemeyi severim
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
bir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
hoşça kal
Sahnedebirinden ayrılırken kullanılan sözler
Good bye, see you tomorrow
Hoşça kal, yarın görüşürüz
hoşça kal
vedalaşırken söylenen dostça ifade
Please say good bye to your friend
Lütfen arkadaşına hoşça kal de
evlenmek
Sahnedeevlilik bağıyla birleşmek
They decided to wed in June
Haziran ayında evlenmeye karar verdiler
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
izin vermek
Sahnedebir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
izin vermek
birinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
yemin etmek
Sahnedebir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
yemin etmek
ciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
uğrayıp bakmak
Sahnedebirinin iyi olup olmadığını anlamak için onu ziyaret etmek
I need to check in on my friend today
Bugün arkadaşımın durumuna bakmam gerekiyor
ortaya çıkarmak
Sahnedegizli olan bir şeyi göstermek
The police uncovered the truth
Polis gerçeği ortaya çıkardı
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
sıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
gazeteci
Sahnedehaber makaleleri veya raporlar yazan kişi
He is a famous journalist
O ünlü bir gazetecidir
gazeteci
haber hikayeleri yazan kişi
The journalist wrote a story about the city
Gazeteci şehir hakkında bir haber yazdı
cevap vermek
Sahnedebir soruya veya duruma karşılık olarak bir şey söylemek veya yapmak
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap verin
tepki vermek
Sahnedebir şeye karşılık olarak bir şey yapmak
How did he respond to the news
Habere nasıl tepki verdi
yanıtlamak
bir yazıya veya mesaja karşılık olarak bir şey yazmak veya söylemek
He didn't respond to the email
E-postaya yanıt vermedi
cevap vermek
bir soruya veya söze karşılık olarak bir şey söylemek
Please respond to my question
Lütfen soruma cevap ver
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
şekerleme
Sahnedeşeker veya çikolatadan yapılan tatlı yiyecek
I bought some candy at the store
Mağazadan biraz şekerleme aldım
şeker
şekerle yapılan küçük ve tatlı yiyecek
Do you want some candy?
Biraz şeker ister misin?
şekerleme
şekerden yapılan tatlı yiyecek
She bought some candy at the store
Mağazadan biraz şekerleme aldı
şeker
şekerden yapılmış küçük tatlı parça
She gave me a piece of candy
Bana bir parça şeker verdi
varlık
Sahnedebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
bir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
vuruş
Sahnedesaatin çalma sesi
The bell rang at the stroke of noon
Çan öğle vuruşunda çaldı
hamle
tek bir hareket veya vuruş
He won the game with one stroke
Oyunu tek bir hamleyle kazandı
felç
beyne kan akışının durmasıyla oluşan ani rahatsızlık
He suffered a stroke last year
Geçen yıl felç geçirdi
okşama
elle yapılan nazik dokunuş
She gave the cat a gentle stroke
Kediye nazik bir okşama yaptı
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
karar
Sahnedebir şeyi yapmak için alınan kesin karar
I made a New Year's resolution
Bir yılbaşı kararı aldım
çözünürlük
bir ekranda gösterilen detay miktarı
This screen has a high resolution
Bu ekranın çözünürlüğü yüksek
çözünürlük
bir görüntüdeki detay düzeyi
This screen has high resolution
Bu ekran yüksek çözünürlüğe sahip
karar
bir grup tarafından kabul edilen resmi karar
The council passed a resolution
Meclis bir karar aldı
ayak işi
Sahnedebelirli bir işi yapmak için çıkılan kısa yolculuk
I have to run some errands today
Bugün bazı ayak işlerini halletmem gerekiyor
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
dikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
odaklanmak
bir konuya zihnini vermek
Focus on the road while driving
Araba sürerken yola odaklan
dikkatini vermek
bir şeyle yakından ilgilenmek
You should focus on the important details
Önemli detaylara dikkatini vermelisin
çehre
Sahnedeinsanın yüzü
A smile appeared on his visage
Çehresinde bir gülümseme belirdi
dönüşüm
Sahnedebiçim veya görünümdeki büyük değişim
The caterpillar underwent a transformation
Tırtıl bir dönüşüm geçirdi
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
heyecanlı
Sahnedeçok mutlu ve istekli hissetmek
She is excited to meet you
Seninle tanışacağı için heyecanlı
heyecanlı
bir şey hakkında çok mutlu ve coşkulu hissetmek
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
heyecanlı
çok mutlu veya istekli hissetme durumu
I am excited about the trip
Gezi için heyecanlıyım
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
duymak
kulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yeni konuya geçmek
Sahnedebaşka bir konuya geçmek
Let's move on to the next topic
Hadi bir sonraki konuya geçelim
atlatmak
geçmişteki kötü bir olayın etkisinden kurtulup hayatına devam etmek
She is ready to move on after the breakup
Ayrılıktan sonra hayatına devam etmeye hazır
ilerlemek
bir sonraki aşamaya geçmek
We should move on to the next topic
Bir sonraki konuya ilerlemeliyiz
yeni bir başlangıç yapmak
önceki bir işi bitirdikten sonra farklı bir şeye başlamak
It is time to move on with your life
Hayatına yeni bir başlangıç yapma zamanı geldi
Not Defteri
Sahnedeünlü bir romantik film
I watched The Notebook with my girlfriend
Kız arkadaşımla Not Defteri filmini izledim
defter
yazı yazmak için kullanılan boş sayfalı kitap
I have a new notebook
Yeni bir defterim var
defter
üzerine yazmak için boş sayfaları olan küçük kitap
I write my notes in a notebook
Notlarımı bir deftere yazarım
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
cezalandırmak
Sahnedeyanlış bir davranış nedeniyle ceza vermek
The teacher punished the student for cheating
Öğretmen, kopya çektiği için öğrenciyi cezalandırdı
şarkı söylemek
Sahnedesesiyle müzikal sesler çıkarmak
I like to sing
Şarkı söylemeyi severim
çok iyi işlemek
bir şeyin çok iyi veya başarılı şekilde çalışması
The new design is really singing
Yeni tasarım gerçekten çok iyi işliyor
övmek
birinden veya bir şeyden iyi bir şekilde bahsetmek
She sang his praises
Ondan övgüyle bahsetti
melodi
bir şarkıyı oluşturan müzikal notalar dizisi
That sing was very catchy
O melodi çok akılda kalıcıydı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
duyarlı
Sahnedeküçük değişikliklere hızlı tepki veren
The sensor is very sensitive
Sensör çok duyarlıdır
hassas
olaylardan kolayca etkilenen veya üzülen
He is very sensitive
O çok hassastır
hassas
fiziksel olarak kolayca incinebilen
My teeth are sensitive to cold
Dişlerim soğuğa karşı hassastır
hassas
gizli tutulması gereken ve açıklanırsa sorun yaratabilecek
This is a sensitive topic
Bu hassas bir konu
Alıngan
kolayca üzülen veya kırılan
She is very sensitive about her hair
Saçları konusunda çok alıngan
Hassas
fiziksel olarak kolayca acıyan veya etkilenen
I have sensitive skin
Hassas bir cildim var
Duyarlı
başkalarını incitmemeye çalışan
You should be sensitive to his feelings
Onun duygularına karşı duyarlı olmalısın
etkinlik
Sahnedeplanlanmış toplumsal veya sosyal bir organizasyon
The music event was great
Müzik etkinliği harikaydı
olay
gerçekleşen herhangi bir şey özellikle önemli bir durum
This event changed my life
Bu olay hayatımı değiştirdi
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
monitör
Sahnedegörüntüleri veya metinleri gösteren cihaz
He bought a new monitor for his computer
Bilgisayarı için yeni bir monitör aldı
monitör
bir şeyi izleyen veya kontrol eden makine
The doctor checked the heart monitor
Doktor kalp monitörünü kontrol etti
izlemek
bir şeyi dikkatlice izlemek veya kontrol etmek
We must monitor the temperature
Sıcaklığı izlemeliyiz
gözetmen
bir yeri veya etkinliği izleyen kişi
The exam monitor walked around the room
Sınav gözetmeni odada dolaştı
bağlanmak
Sahnedebir amaca veya sözüne sadık kalmak
I cannot commit to this project
Bu projeye bağlanamam
işlemek
bir suç gerçekleştirmek
He committed a serious crime
Ciddi bir suç işledi
intihar etmek
kendi yaşamına kasten son vermek
He decided to commit suicide
İntihar etmeye karar verdi
kaydetmek
bir kamera ile hareketli görüntüleri yakalamak
They committed the event to film
Olayı filme kaydettiler
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
ikram etmek
birine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
araştırma
Sahnedegerçekleri ortaya çıkarmak için yapılan sistematik inceleme
She is doing research on cancer
Kanser üzerine araştırma yapıyor
seviye
Sahnedebir şeyin miktarı veya derecesi
The water level is rising
Su seviyesi yükseliyor
yerle bir etmek
bir yapıyı tamamen yıkmak
The storm leveled the building
Fırtına binayı yerle bir etti
düz
yüksek veya alçak kısmı olmayan bir yüzeye sahip
The ground is level here
Buradaki zemin düz
kat
bir binada belirli bir yükseklikte bulunan düz alan
We live on the third level
Üçüncü katta yaşıyoruz
gibi gelmek
Sahnededoğru veya olası görünmek
That sounds like a good idea
Bu iyi bir fikir gibi geliyor
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
birinci sınıf
Sahnedebir okulda veya iş yerinde ilk yılında olan kişi
He is a first year student
O birinci sınıf öğrencisi
birinci sınıf öğrencisi
eğitimin ilk yılındaki öğrenci
The first-year student asked for help
Birinci sınıf öğrencisi yardım istedi
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
bozmak
Sahnedeiyi bir şeyi mahvetmek veya zarar vermek
The rain spoiled the picnic
Yağmur pikniği bozdu
şımartmak
birini aşırı ilgi ve sevgiyle şımartmak
Don't spoil the child
Çocuğu şımartma
ganimet
zafer veya çaba sonucunda elde edilen değerli şeyler
They divided the spoils of war among the soldiers
Savaş ganimetlerini askerler arasında paylaştırdılar
ganimet
savaşta veya zorla ele geçirilen değerli eşyalar
The soldiers shared the spoils after the battle
Askerler savaştan sonra ganimetleri paylaştılar
sayısız
Sahnedeçok büyük miktarda olan
There are myriad possibilities
Sayısız olasılık var
yetinmek
Sahnedeumutlandığından daha az iyi olan bir şeye razı olmak
Don't settle for less than you deserve
Hak ettiğinden daha azıyla yetinme
gizlilik
Sahnedebir şeyin gizli tutulma durumu
The doctor must maintain patient confidentiality
Doktor, hasta gizliliğini korumalıdır
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
açıkçası
Sahnededürüst ve doğrudan bir şekilde
Frankly, I do not like this
Açıkçası bunu sevmedim
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
eşlik etmek
Sahnedebiriyle bir yere beraber gitmek
I will accompany you to the airport
Havaalanına sana eşlik edeceğim
eşlik etmek
bir yere giderken birinin yanında bulunmak
Please accompany me to the store
Lütfen dükkana giderken bana eşlik et
eşlik etmek
birisiyle birlikte bir yere gitmek
I will accompany you to the airport
Sana havaalanına kadar eşlik edeceğim
bırakmak
Sahnedebir şeyi yapmayı bırakmak
I want to give up smoking
Sigarayı bırakmak istiyorum
pes etmek
denemeyi bırakmak veya teslim olmak
Don't give up now
Şimdi pes etme
işten çıkarmak
birini bir işi bırakmaya veya bir yerden ayrılmaya zorlamak
The company had to give up some staff
Şirket bazı personeli işten çıkarmak zorunda kaldı
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
tükenmek
Sahnedesona ermek veya bitmek
We are running out of time
Zamanımız tükeniyor
dışarı koşmak
bir yerden aceleyle ayrılmak
He ran out of the room
Odadan dışarı koştu
götürmek
bir şeyi birine ulaştırmak
He ran out the food to the table
Yemeği masaya götürdü
bitirmek
bir şeyi tamamen kullanıp tüketmek
They ran out of all their money
Tüm paralarını bitirdiler
tükenmek
bir şeyin tamamının kullanılıp bitmesi
We ran out of milk
Sütümüz tükendi
bitirmek
eldeki miktarı tamamen kullanmak
I ran out of time to finish the exam
Sınavı bitirmek için zamanımı tükettim
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
editör
Sahnedemetinleri yayınlanmak üzere hazırlayan kişi
He works as an editor
Editör olarak çalışıyor
utanç verici
Sahnedekamuoyunda öfke veya ahlaki şok yaratan
It was a scandalous decision
Bu utanç verici bir karardı
utanç verici
kabul edilen davranış biçimlerine aykırı ve şok edici
His behavior was scandalous
Onun davranışı utanç vericiydi
davetiye
Sahnedebirini bir etkinliğe çağırmak için gönderilen kart veya mesaj
I received an invitation to the wedding
Düğün için bir davetiye aldım
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
durdurmak
Sahnedebir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti