

Gossip Girl — 5. Sezon Bölüm 23
Kelimeler ve anlamları
636 kelime
Seviye
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
yüzünden
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-den dolayı
bir şeyin sonucu olarak
We stayed at home because of the rain
Yağmurdan dolayı evde kaldık
yüzünden
bir şeyin sebep olduğu durum
The game was canceled because of the rain
Maç yağmur yüzünden iptal edildi
yüzünden
bir durumun nedeni olarak
We stayed home because of the rain
Yağmur yüzünden evde kaldık
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
mesaj atmak
Sahnedetelefonla yazılı mesaj göndermek
Please text me later
Daha sonra bana mesaj at
metin
yazılı bir eser veya içerik
Please read this text carefully
Lütfen bu metni dikkatlice oku
mesaj
telefondan gönderilen yazılı ileti
I sent him a text
Ona bir mesaj gönderdim
mesajlaşmak
telefondan yazılı bir ileti göndermek
I will text you later
Seni sonra mesajlayacağım
asansör
Sahnedeinsanları bina içinde yukarı ve aşağı taşıyan makine
The elevator is broken
Asansör bozuk
asansör
binada insanları aşağı yukarı taşıyan makine
The elevator stopped at the third floor
Asansör üçüncü katta durdu
asansör
katlar arasında dikey ulaşımı sağlayan düzenek
Please wait for the next elevator
Lütfen bir sonraki asansörü bekleyin
bej
Sahnedesoluk kahverengimsi sarı renk
I have a beige coat
Bej bir paltom var
pazar
Sahnedeinsanların mal veya hizmet alıp sattığı yer veya sistem
I go to the market every Sunday
Her pazar pazara giderim
pazarlamak
bir ürün veya hizmeti tanıtmak veya reklamını yapmak
They market their products online
Ürünlerini internet üzerinden pazarlıyorlar
piyasa
tüketicilerin bir ürüne veya hizmete olan talebi
There is a big market for organic food
Organik yiyecekler için büyük bir piyasa var
satışa hazır
alınmaya veya satılmaya hazır olan
This product is ready for the market
Bu ürün satışa hazır
dedikodu
Sahnedebaşkalarının özel hayatları hakkında yapılan gayriresmi konuşma
They love sharing gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikodu
başkalarının özel hayatı hakkında konuşma
I don't like gossip
Dedikodudan hoşlanmam
dedikodu yapmak
başkaları hakkında özel bilgiler paylaşmak
They love to gossip
Dedikodu yapmayı severler
dedikoducu
başkaları hakkında özel bilgileri paylaşmayı seven kişi
He is such a gossip
O çok dedikoducu biri
hüküm
Sahnederesmi bir karar veya yargı
The jury reached a verdict
Jüri bir karara vardı
notlandırma
Sahnedebir çalışmaya puan veya not verme işi
The teacher is grading the students' exams
Öğretmen öğrencilerin sınavlarını notlandırıyor
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I am waiting for the bus
Otobüsü bekliyorum
beklemek
birinin gelmesini veya bir şeyin olmasını bekleyerek bir yerde durmak
I wait for the bus
Otobüsü bekliyorum
sabırsızlıkla beklemek
bir şeyin olmasını heyecanla istemek
I am waiting for my vacation
Tatilimi sabırsızlıkla bekliyorum
rahatsız edici
Sahnedebaşkalarından çok fazla şey isteyerek onları huzursuz eden
I do not want to be imposing
Rahatsız edici olmak istemiyorum
heybetli
dış görünüşüyle insanı etkileyen büyük ve görkemli
The castle looked very imposing on the hill
Kale tepede çok heybetli görünüyordu
güvenlik
Sahnedetehlike veya zarar görme durumunda olmama hali
Please prioritize your safety
Lütfen güvenliğinizi ön planda tutun
savunma oyuncusu
Amerikan futbolunda savunma yapan oyuncu
The safety tackled the runner
Savunma oyuncusu koşucuyu durdurdu
emniyet kilidi
bir aletin çalışmasını veya ateşlenmesini engelleyen mekanizma
Always check the safety before handling the gun
Silahı kullanmadan önce her zaman emniyeti kontrol edin
emniyet
silahın ateş etmesini engelleyen mekanizma
He clicked the safety on
Emniyeti açtı
üzerine gelmek
Sahnedebir şeye veya birine doğru hareket etmek
The dog came at me
Köpek üzerime geldi
üzerine yürümek
birine tehditkar bir şekilde yaklaşmak
He came at me angrily
Öfkeyle üzerime yürüdü
gerektirmek
bir şeye ihtiyaç duymak
This task comes at a lot of focus
Bu görev çok fazla odaklanma gerektirir
saldırmak
birine düşmanca veya agresif bir şekilde yaklaşmak
The dog came at me
Köpek üzerime saldırdı
saldırmak
birine tehditkar şekilde doğru ilerlemek
He came at me with a knife
Bana bıçakla saldırdı
acele etme
Sahnedebir şeyi acele etmeden yapmak
Take your time
Acele etme
yeni
Sahnedeyeni yapılmış veya eski olmayan
I need a fresh start
Yeni bir başlangıca ihtiyacım var
taze
yeni ve en son edinilen bilgi
I got fresh news about the event
Etkinlikle ilgili taze haberler aldım
küstah
kaba veya saygısız bir şekilde cüretkar olma
Don't be fresh with me
Bana karşı küstah olma
acemi
belirli bir işte veya durumda deneyimi az olan
He is fresh to this job
O bu işte acemi
hemfikir olmak
Sahnedebirisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
hemfikir olmak
biriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
önceki
Sahnedeşimdiki zamandan önce olan
The previous chapter was easier
Önceki bölüm daha kolaydı
yol açmak
Sahnedebir şeyin olmasına sebep olmak
Smoking can lead to cancer
Sigara kansere yol açabilir
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
Hard work will lead to success
Sıkı çalışma başarıya yol açacaktır
varmak
belirli bir yere giden yol veya rota olmak
This path leads to the beach
Bu yol plaja varır
yol açmak
bir yere gitmeyi sağlayan geçit oluşturmak
This door leads to the garden
Bu kapı bahçeye yol açar
program
Sahnedeplanlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlamak
bir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
giymek
Sahnedevücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek veya takmak
vücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
hmm
Sahnededüşünürken veya tereddüt ederken çıkarılan ses
Hmm, let me think
Hmm, bir düşüneyim
meslek
Sahnedekişinin yaptığı iş türü
What is your line of work
Mesleğiniz nedir
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
yönelmek
Sahnedebelirli bir yere doğru ilerlemek
They decided to make for the nearest exit
En yakın çıkışa yönelmeye karar verdiler
uygun olmak
bir şey için çok uygun veya elverişli olmak
Her patience makes for a good teacher
Sabrı onu iyi bir öğretmen yapar
hazırlanmak
bir durum için hazırlık yapmak
We must make for the coming storm
Gelecek fırtına için hazırlanmalıyız
yol açmak
bir durumun gerçekleşmesine neden olmak
This design makes for a great result
Bu tasarım harika bir sonuca yol açar
en iyi arkadaş
Sahnedeen yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
çok yakın bir dost
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en yakın arkadaş
diğer herkesten daha çok sevdiğiniz kişi
She is my best friend
O benim en yakın arkadaşım
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
gönüllü olmak
Sahnedebir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
gönüllü
ücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
Sahnedehayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
sadece
Sahnedesadece tek bir şey ve başka hiçbir şey değil
It is nothing but a dream
Bu sadece bir rüya
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
sunmak
Sahnedebirine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
kaynak
Sahnedebir şeyin çıktığı veya başladığı yer veya şey
The sun is the source of energy
Güneş enerji kaynağıdır
temin etmek
bir yerden veya kişiden bir şey elde etmek
We source materials from this factory
Malzemeleri bu fabrikadan temin ediyoruz
bu kadar uzun süre
Sahnedebelirli bir zamanın uzunluğu
It has been so long since we met
Görüşmeyeli çok uzun zaman oldu
hoşça kal
vedalaşırken kullanılan bir ifade
So long, see you later!
Hoşça kal, sonra görüşürüz!
hoşça kal
vedalaşırken söylenen gayriresmi ifade
So long I will see you tomorrow
Hoşça kal yarın görüşürüz
materyal
Sahnedebir performans veya etkinlikte kullanılan içerik
The teacher has new material for the lesson
Öğretmenin ders için yeni materyalleri var
önemli
bir durum için esaslı olan
The new evidence is material to the case
Yeni kanıt dava için önemli
maddi
ruhsal olmayan fiziksel dünyayla ilgili
He prefers material things to spiritual growth
O maddi şeyleri ruhsal gelişime tercih eder
aday
bir iş veya amaç için gerekli niteliklere sahip olma
He is not material for this job
O bu iş için uygun bir aday değil
araştırma
Sahnedegerçekleri ortaya çıkarmak için yapılan sistematik inceleme
She is doing research on cancer
Kanser üzerine araştırma yapıyor
benzerleri
Sahnedeaynı türden veya kategoriden olan insanlar ya da şeyler
The likes of him are rarely seen here
Onun benzerleri burada nadiren görülür
benzerleri
aynı türden kişi veya şeyleri belirtmek için kullanılır
We do not see the likes of him often
Onun gibilerini sık görmeyiz
ders
Sahnedebir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
ders
eğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
bir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
birinin bir şey öğrettiği zaman dilimi
I have a math lesson today
Bugün matematik dersim var
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
her dakika
Sahnedeçok kısa zaman dilimi
I check my phone every minute
Telefonumu her dakika kontrol ediyorum
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
almak
Sahnedebir şeyi eline veya sahipliğine geçirmek
I will take the keys
Anahtarları alacağım
götürmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please take this book to the library
Lütfen bu kitabı kütüphaneye götür
algılamak
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
Don't take it personally
Bunu kişisel algılama
yapmak
bir eylemi gerçekleştirmek
I take a walk every day
Her gün yürüyüş yaparım
delicesine
Sahnedeçok güçlü veya aşırı bir şekilde
They are madly in love
Birbirlerine delicesine aşıklar
dizüstü bilgisayar
Sahnedetaşınabilir küçük bilgisayar
I work on my laptop
Dizüstü bilgisayarımda çalışıyorum
dizüstü bilgisayar
yanında taşıyabileceğin küçük bir bilgisayar
I use my laptop for work
İş için dizüstü bilgisayarımı kullanıyorum
tekrar girmek
Sahnedeeski bir duruma veya yere geri dönmek
She went back into the room
Odaya geri girdi
tekrar girmek
bir yere yeniden giriş yapmak
They moved back into the house
Eve tekrar taşındılar
geri geri girmek
bir yere geriye doğru hareket etmek
They back into the garage
Garaja geri geri giriyorlar
tekrar girmek
bir yere veya duruma geri giriş yapmak
She went back into the house
Eve tekrar girdi
meslek
Sahnedebir kişinin geçimini sağlamak için yaptığı iş
Teaching is a noble profession
Öğretmenlik asil bir meslektir
uyarmak
Sahnedebirini olası bir tehlike hakkında bilgilendirmek
I warned him about the rain
Onu yağmur hakkında uyardım
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
sakin
Sahnedebir yerde yaşayan kimse
He is a sider in this district
O bu bölgede bir sakin
gözden uzak durmak
Sahnededikkat çekmemek için gizlenmek
He decided to lay low for a while
Bir süre gözden uzak durmaya karar verdi
devirmek
birini yenmek ya da gücünü elinden almak
The flu laid him low
Grip onu devirdi
dikkat çekmemek
bir süre ortalıkta görünmemek veya dikkat çekmemeye çalışmak
You should lay low until the situation improves
Durum düzelene kadar dikkat çekmemelisin
telafi etmek
Sahnedegecikmiş veya yapılmamış bir işi tamamlamak
I need to catch up on my sleep
Uykumu telafi etmem gerekiyor
gelişmeleri öğrenmek
bir konu hakkındaki en son bilgileri edinmek
I need to catch up on the news
Haberleri öğrenmem gerekiyor
telafi etmek
kaçırılan şeyleri yapmak veya öğrenmek
I need to catch up on my reading
Okumalarımı telafi etmem gerekiyor
haberleşmek
biri hakkında son gelişmeleri öğrenmek
We met to catch up on old times
Eski günlerden haberleşmek için buluştuk
telafi etmek
kaçırılanları öğrenip eksikleri gidermek
I need to catch up on the news
Haberleri telafi etmem gerekiyor
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
kıyafet
Sahnedebirlikte giyilen elbise takımı
I love your outfit
Kıyafetine bayıldım
kuruluş
bir organizasyon veya insan grubu
It is a small professional outfit
Bu küçük, profesyonel bir kuruluştur
donatmak
birini gerekli giysi veya eşyalarla sağlamak
The store outfitted the hikers with warm clothes
Mağaza yürüyüşçüleri sıcak tutan kıyafetlerle donattı
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
tema
Sahnedebir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the movie is love
Filmin teması aşk
tema
bir eserdeki ana konu veya fikir
The theme of the book is love
Kitabın teması aşk
tema
bir tartışma veya etkinliğin ana konusu
The theme of the conference is climate change
Konferansın teması iklim değişikliğidir
tema
bir müzik eserinin ana melodisi
The movie has a catchy musical theme
Filmin akılda kalıcı bir müzik teması var
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
dik dik bakmak
Sahnedebirine ya da bir şeye gözlerini ayırmadan bakmak
Stop staring at me
Bana dik dik bakmayı bırak
dik dik bakmak
bir şeye uzun süre gözlerini ayırmadan bakmak
Do not stare at people
İnsanlara dik dik bakma
her iki durumda da
Sahnedehangi seçenek olursa olsun
Either way, we will be late
Her iki durumda da geç kalacağız
her iki durumda da
iki seçenekten hangisi olursa olsun
It will rain either way so take an umbrella
Her iki durumda da yağmur yağacak bu yüzden bir şemsiye al
finansal
Sahnedepara veya finans ile ilgili
He is facing financial problems
Finansal sorunlar yaşıyor
mali
parayla veya finansla ilgili
He needs financial help
Mali yardıma ihtiyacı var
mali
para veya finans ile ilgili
He is having financial problems
Mali sorunlar yaşıyor
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
beklemek
bir şeyin olacağını ummak ya da tahmin etmek
You are looking for trouble
Bela arıyorsun
aramak
kayıp bir şeyi ya da kişiyi bulmaya çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
aramak
bir şeyi bulmaya veya elde etmeye çalışmak
I am looking for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
yeterli
Sahnedeihtiyaç duyulduğu kadar olan
We have plenty of food for everyone
Herkes için yeterli yemeğimiz var
bolca
yeterince veya çok miktarda olan
We have plenty of time
Bolca vaktimiz var
oldukça
büyük ölçüde veya çok
That room is plenty big for our needs
O oda ihtiyaçlarımız için oldukça büyük
ayak işi
Sahnedebelirli bir işi yapmak için çıkılan kısa yolculuk
I have to run some errands today
Bugün bazı ayak işlerini halletmem gerekiyor
ikiz
Sahnedeaynı anda doğan iki kişiden her biri
They are twins
Onlar ikizler
ikiz kardeş
Sahnedeaynı anda doğan iki çocuktan biri
I have a twin brother
Bir ikiz kardeşim var
öğrenmek
Sahnedebir şeyi öğrenmek veya keşfetmek
I will find out the answer
Cevabı öğreneceğim
yakalanmak
birinin hatalı veya dürüst olmayan bir şey yaptığını keşfetmek
I hope he does not find out
Umarım o yakalanmaz
öğrenmek
bir bilgi veya gerçek hakkında fikir sahibi olmak
I want to find out the truth
Gerçeği öğrenmek istiyorum
taç
Sahnedekadınların özel günlerde taktığı süslü ve küçük taç
She wore a sparkling tiara to the ball
Baloya parlak bir taç takarak gitti
taç
özel günlerde takılan dekoratif taç
The princess wore a diamond tiara
Prenses elmas bir taç taktı
taç
kadınların taktığı mücevherli başlık
The princess wore a sparkling tiara
Prenses parlayan bir taç taktı
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
hayali
Sahnedegerçek olmayan, sadece zihinde var olan
He has an imaginary friend
Onun hayali bir arkadaşı var
mağaza
Sahnedeürünlerin satıldığı yer
I am going to the store
Mağazaya gidiyorum
depolamak
bir şeyi sonra kullanmak için bir yere koymak
Store the grain in the barn
Tahılları ahıra depola
bekleyen
gelecekte olması beklenen
There is a surprise in store for you
Seni bir sürpriz bekliyor
mağaza
eşyaların satıldığı bir yer
I went to the store
Mağazaya gittim
şehir silüeti
Sahnedegökyüzü önünde görünen bina veya kara hattı
The city has a beautiful skyline
Şehrin güzel bir silüeti var
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
çok
büyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
tüm gün
Sahnedegünün tamamı boyunca
I worked all day
Tüm gün çalıştım
bütün gün
günün tamamı boyunca süren
I worked all day today
Bugün bütün gün çalıştım
tüm gün
sabahın erken saatlerinden akşama kadar süren
I have been studying all-day
Tüm gün ders çalışıyorum
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
kalmak
Sahnedebir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
Sahnedebir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
baş başa kalmak
Sahnedeistemediğin bir kişi veya şeyden kurtulamamak
I am stuck with this boring job
Bu sıkıcı işle baş başa kaldım
devam etmek
bir şeyi yapmaya veya kullanmaya devam etmek
I am stuck with this old phone
Bu eski telefonu kullanmaya devam ediyorum
baş başa kalmak
birinden kurtulamamak veya onunla kalmak zorunda olmak
I am stuck with my boring neighbor
Sıkıcı komşumla baş başa kaldım
yol
Sahnedeşehir içinde bir yol veya patika
They walked along the via
Yol boyunca yürüdüler
aracılığıyla
bir şey yoluyla veya aracılığıyla
I sent the document via email
Belgeyi e-posta aracılığıyla gönderdim
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
bir nevi
Sahnedebir dereceye kadar veya kısmen
I sort of agree with you
Sana bir nevi katılıyorum
çeşit
benzer özelliklere sahip grup
This is a new sort of fruit
Bu yeni bir çeşit meyve
tür
bir şeyin belirli bir çeşidi
What sort of music do you like
Ne tür müzik seversin