

Gossip Girl — 5. Sezon Bölüm 24
Kelimeler ve anlamları
614 kelime
Seviye
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
kuzeybatı
Sahnedekuzey ile batı arasındaki yön
The city is in the northwest of the country
Şehir ülkenin kuzeybatısındadır
Kuzeybatı
1959 yapımı ünlü Amerikan gerilim filmi
I like the movie North by Northwest
Kuzeybatı filmini seviyorum
savaştı
Sahnedebir kavgaya veya savaşa katılmak
They fought for their freedom
Özgürlükleri için savaştılar
etek ucu
Sahnedekumaşın kıvrılıp dikilmiş kenarı
I need to shorten the hem of these pants
Bu pantolonun etek ucunu kısaltmam gerekiyor
boğaz temizleme sesi
birinin dikkatini çekmek için çıkarılan ses
Hem! I am still here
Öhöm! Ben hâlâ buradayım
kenar kıvırmak
bir kumaş parçasının kenarını katlayıp dikmek
She needs to hem her dress
Elbisesinin kenarını kıvırması gerekiyor
tereddüt etmek
tereddüt veya kararsızlık gösteren bir ses çıkarmak
He hemmed because he was not sure what to say
Ne diyeceğinden emin olmadığı için tereddüt etti
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
pay
bir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
dolap
Sahnedeeşyaları saklamak için kullanılan küçük oda veya dolap
Put your coat in the closet
Paltonu dolaba koy
gizli
başkalarından saklanan veya gizli tutulan
He is a closet fan of that band
O bu grubun gizli bir hayranı
ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyi görünür veya bilinir hale getirmek
The report will expose the truth
Haber bülteni gerçeği ortaya çıkaracak
açıkta bırakmak
bir şeyi örtüsüz veya korumasız bırakmak
Do not expose your skin to the sun
Cildini güneşte açıkta bırakma
ortaya çıkarmak
gizli olan bir şeyi görünür hale getirmek
The report will expose the truth
Rapor gerçeği ortaya çıkaracak
biyografi
Sahnedegerçek bir kişinin hayatını anlatan yazı
I am reading a biography of Steve Jobs
Steve Jobs'ın biyografisini okuyorum
tasarımcı
Sahnedeşeyleri tasarlayan kişi
He is a graphic designer
O bir grafik tasarımcıdır
tasarım
ünlü bir tasarımcı tarafından yapılmış veya tasarlanmış
She wears designer clothes
O tasarım kıyafetler giyer
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
kaçınılmaz
Sahnedeolması kesin olan
Change is inevitable
Değişim kaçınılmazdır
olay
Sahnedegenellikle kötü veya sıra dışı olan bir hadise
It was a strange incident
Tuhaf bir olaydı
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
kulp
bir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
sallanmak
Sahnedebir uçtan diğerine kavisli şekilde hareket etmek
The pendulum swings
Sarkaç sallanıyor
yedek oyuncu
Sahnedebir gösteride birden fazla rolü üstlenen oyuncu
The swing covered three roles tonight
Yedek oyuncu bu gece üç rolü üstlendi
halletmek
bir şeyi yapmayı başarmak
I can swing it
Bunu halledebilirim
swing müzik
güçlü ritimli bir caz müzik tarzı
He likes swing music
O swing müziğini sever
savurmak
birine veya bir şeye vurmak için bir şeyi kuvvetlice hareket ettirmek
He swung his bat at the ball
Sopasını topa doğru savurdu
ayarlamak
bir şeyi ayarlamayı veya yapmayı başarmak
I can swing a meeting for Friday
Cuma günü için bir toplantı ayarlayabilirim
deneme
bir şeyi yapmaya çalışma çabası
He took a swing at the problem
Sorunu çözmek için bir deneme yaptı
etkilemek
bir durumun sonucunu değiştirmek
He tried to swing the vote
Oyların yönünü değiştirmeye çalıştı
istedi
Sahnedebir şeyi arzu etmek
I wanted a new car
Yeni bir araba istedim
istemek
bir şey yapmayı planlamak veya amaçlamak
I wanted to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmek istedim
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police wanted the suspect
Polis şüpheliyi arıyordu
aranan
polis tarafından yakalanmaya çalışılan kişi
The man is wanted by the police
Adam polis tarafından aranıyor
aranan
biri tarafından ihtiyaç duyulduğunu veya sevildiğini hissetmek
She felt wanted by her friends
Arkadaşları tarafından sevildiğini hissetti
acınası
Sahnedeacıma veya küçümseme uyandıran
His excuse was pathetic
Mazereti acınasıydı
acınası
çok kötü veya işe yaramaz
Your effort was pathetic
Çaban acınasıydı
karar vermek
Sahnedebir konu hakkında seçim yapmak
I need to decide what to eat
Ne yiyeceğime karar vermem lazım
prömiyer
Sahnedebir film veya oyunun ilk halka açık gösterimi
I went to the movie premiere
Film prömiyerine gittim
ilk gösterim
Sahnedebir film veya oyunun ilk halka açık performansı
The play had its premiere in London
Oyunun ilk gösterimi Londra'da yapıldı
prömiyer yapmak
ilk kez gösterilmek
The movie will premiere tomorrow
Film yarın prömiyer yapacak
birinci sınıf
en yüksek kalitede veya en önemli olan
They stayed at a premiere hotel
Birinci sınıf bir otelde kaldılar
dağınık
Sahnedetemiz veya düzenli olmayan
His room is very messy
Odası çok dağınık
küçümseme
Sahnedebirine veya bir şeye duyulan güçlü nefret veya saygısızlık hissi
He looked at them with scorn
Onlara küçümseyerek baktı
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
gülümseme
Sahnedeyüzdeki mutlu ifade
He has a beautiful smile
Onun güzel bir gülümsemesi var
gülümsemek
ağzını kıvırarak mutluluk belirtmek
She smiled at me
Bana gülümsedi
gülümsemek
birine nezaket veya onay göstermek
Fortune smiled on the family
Şans aileye güldü
gülümsemek
ağzı yukarı kıvırarak mutlu bir ifade oluşturmak
She gave a small smile
O hafifçe gülümsedi
yedek oyuncu
Sahnedeana oyuncu yokluğunda onun yerine çıkan kişi
The understudy performed well
Yedek oyuncu iyi performans gösterdi
yedek oyuncu
başka birinin rolünü öğrenip onun yerine geçebilecek kişi
She is the understudy for the lead actress
Başrol oyuncusunun yedek oyuncusudur
yedek rolüne hazırlanmak
başkasının yerini almak için rolünü öğrenmek
She must understudy the main role
Ana rol için yedek rolüne hazırlanmalı
yedek
birinin görevini gerektiğinde devralan kişi
He is the understudy for the lead
Başrol için yedek o
yazar
Sahnedekitap veya makale yazan kişi
He is a famous writer
O ünlü bir yazardır
felakete mahkum
Sahnedekötü bir şekilde bitmesi kesin olan
Their plan was doomed from the start
Planları en başından beri felakete mahkumdu
kötü yazgılı
kötü bir geleceğe sahip olması kaçınılmaz olan
Their marriage was doomed from the start
Evlilikleri en başından kötü yazgılıydı
felakete mahkum
kötü veya başarısız bir sonuca uğrayacağı kesin olan
Their plan was doomed from the start
Planları en başından itibaren felakete mahkumdu
yıkıma mahkum
kötü bir sonla karşılaşması kesin olan
The project was doomed from the start
Proje en başından yıkıma mahkumdu
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
buhar çıkarmak
Sahnededışarıya buhar vermek
The pot is steaming
Tencere buhar çıkarıyor
güç
bir işi yapabilme kuvveti
The project lost steam halfway through
Proje yarı yolda gücünü kaybetti
hızla ilerlemek
bir araçla çok hızlı hareket etmek
The train steamed into the station
Tren istasyona hızla girdi
Steam
video oyunları satın almak ve oynamak için popüler çevrimiçi mağaza
I bought a new game on Steam
Steam üzerinden yeni bir oyun satın aldım
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
ortaya çıkarmak
Sahnedegizli olan bir durumu herkese göstermek
The report is exposing the truth
Rapor gerçeği ortaya çıkarıyor
bahsetmek
Sahnedebir konu hakkında kısaca konuşmak
He mentioned the project
Projeden bahsetti
bahsetmek
bir şeyden kısaca söz etmek
He mentioned the plan
Plandan bahsetti
herkesin önünde
Sahnedebirçok kişi tarafından görülecek veya bilinecek şekilde
He apologized publicly for his mistake
Hatası için herkesin önünde özür diledi
acımak
Sahnedebirine karşı üzüntü duymak
I pity him
Ona acıyorum
akılsız
iyi muhakemesi olmayan kişi
He is a total pity
O tam bir akılsız
yazık
bir durumun olması gerektiği gibi olmamasından duyulan üzüntü
It is a pity that you cannot come
Gelememen çok yazık
kendine acıma
kendi durumuna duyulan üzüntü
Stop feeling pity for yourself
Kendine acımayı bırak
üst
Sahnededaha yüksek bir konumda olan
The upper shelf is too high
Üst raf çok yüksek
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
buluşmak
Sahnedeplanlanmış bir zamanda ve yerde buluşmak
We will rendezvous at the park
Parkta buluşacağız
uzak durmak
Sahnedebir şeyden uzak kalmak
Please stay off the grass
Lütfen çimlerden uzak durun
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya berbat etmek
I did not want to screw up the project
Projeyi mahvetmek istemedim
jest
Sahnedesembolik bir anlam taşıyan davranış
It was a kind gesture
Nazik bir hareketti
el hareketi
bir şeyi ifade etmek için yapılan vücut hareketi
She made a small gesture
Küçük bir el hareketi yaptı
mutluluk
Sahnedemutlu olma durumu
Money cannot buy happiness
Para mutluluğu satın alamaz
imaj
Sahnedeinsanların bir kişi veya şirket hakkında sahip olduğu fikir
The company wants to improve its public image
Şirket kamuoyundaki imajını düzeltmek istiyor
görüntü
bir şeyin görsel temsili
The image is very clear
Görüntü çok net
görüntülemek
bir şeyin görsel bir kopyasını oluşturmak
Doctors can image the body with this machine
Doktorlar bu makineyle vücudu görüntüleyebilir
edebiyat
Sahnedebir döneme, dile veya konuya ait yazılı eserler
I love reading English literature
İngiliz edebiyatı okumayı seviyorum
hemen
Sahnedehiç vakit kaybetmeden
I will do it right away
Onu hemen yapacağım
gücü yetmek
Sahnedebir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
gücü yetmek
bir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
sağlamak
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
kadarıyla
Sahnedebilinen derece anlamında
As far as I know he is right
Bildiğim kadarıyla o haklı
açısından
ile ilgili olarak
As far as I am concerned this is appropriate
Bana göre bu uygun
ölçüsünde
belirlenen sınır veya kapsam dahilinde
As far as the law allows we can do it
Kanunun izin verdiği ölçüde bunu yapabiliriz
kadarıyla
bir şeyin doğru veya ilgili olduğu ölçüde
As far as I know he is coming
Bildiğim kadarıyla o geliyor
kadar
belirli bir noktaya veya seviyeye ulaşmak
We walked as far as the lake
Göle kadar yürüdük
vicdansızca
Sahnedeherhangi bir ahlaki standartla kabul edilemez veya adil olmayan
It is unconscionable to ignore the suffering of others
Başkalarının acılarını görmezden gelmek vicdansızcadır
geçmiş
Sahnedezaten yaşanmış olan zaman
We should learn from the past
Geçmişten ders almalıyız
geçe
saatin tam vaktinden sonraki zaman
It is ten past five
Saat beşi on geçiyor
hamur işi
fırında pişmiş bir tür hamur işi veya tuzlu yemek
He bought a fresh past
Taze bir hamur işi satın aldı
sunmak
birine incelemesi veya onaylaması için vermek
Please pass this document to the manager
Lütfen bu belgeyi yöneticiye sunun
görmek
Sahnedebirini veya bir şeyi belirli bir şekilde değerlendirmek
She considers him a good friend
O onu iyi bir arkadaş olarak görüyor
topuk
Sahnedeayağın arka alt kısmı
My heel hurts
Topuğum ağrıyor
alçak
kötü veya zalim kişi
He is a real heel
O gerçek bir alçak
yanımda yürümek
bir köpeğin sahibinin yanında yürümesi
Teach the dog to heel
Köpeğe yanımda yürümesini öğret
zayıf nokta
başarısızlığa yol açabilecek zayıf bir yön
His arrogance is his biggest heel
Kibri onun en büyük zayıf noktası
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
silmek
Sahnedebir şeyi kaldırmak veya yok etmek
Delete the file
Dosyayı sil
iptal etmek
Sahnederesmen geçersiz kılmak
The court annulled the contract
Mahkeme sözleşmeyi iptal etti
yeri gelmişken
Sahnedekonuyla ilişkili yeni bir konudan bahsetmeye başlarken kullanılır
Speaking of which, did you see the news today?
Yeri gelmişken, bugün haberleri gördün mü?
lafı açılmışken
konuşulan konuyla ilgili bir şeye değinmek
I'm going to the store. Speaking of which, do we need milk?
Markete gidiyorum. Lafı açılmışken, süte ihtiyacımız var mı?
işe almak
Sahnedebirine iş vermek
They want to hire a new manager
Yeni bir yönetici işe almak istiyorlar
kiralamak
bir şeyi belirli bir süre kullanmak için para ödemek
We decided to hire a car for our holiday
Tatilimiz için bir araba kiralamaya karar verdik
işe alınan kişi
şirketin işe aldığı kimse
They welcomed the new hire
Yeni işe alınan kişiyi karşıladılar
işe almak
birine ücretli bir iş vermek
We need to hire more staff
Daha fazla personel işe almamız gerekiyor
öfke
Sahnedekızgınlık duygusu
He lost his temper
Sinirlendi
yumuşatmak
bir şeyin şiddetini veya etkisini azaltmak
He tempered his criticism with praise
Eleştirisini övgüyle yumuşattı
sertleştirmek
bir şeyi daha dayanıklı hale getirmek
They tempered the steel to make it stronger
Çeliği daha güçlü olması için sertleştirdiler
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
görev
Sahnedeyapılması gereken iş
This is a difficult task
Bu zor bir görev
görevlendirmek
birine bir iş vermek
They tasked me with the project
Beni proje ile görevlendirdiler
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
ücret
Sahnedebir hizmet için ödenen para
You have to pay an entry fee
Giriş ücretini ödemeniz gerekiyor
ücret
bir hizmet karşılığında ödenen para
The entrance fee is ten dollars
Giriş ücreti on dolardır
uyum sağlamak
Sahnedebir gruba veya ortama ait olmak ya da uygun olmak
She wants to fit into the group
Gruba uyum sağlamak istiyor
sığmak
bir şeyin içine girebilecek doğru boyutta veya şekilde olmak
The key does not fit into the lock
Anahtar kilide sığmıyor
zaman ayırmak
yoğun bir programda birine veya bir şeye yer bulmak
I can fit into my schedule on Tuesday
Salı günü programımda sana zaman ayırabilirim
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
iletişim
Sahnedebilgi veya fikir paylaşımı eylemi
Good communication is essential
İyi iletişim esastır
haberleşme
başkalarıyla bilgi paylaşma eylemi
We use phones for communication
Haberleşme için telefon kullanırız
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
anlaşma
Sahnedeinsanlar arasındaki resmi uzlaşı
They signed the agreement
Onlar anlaşmayı imzaladılar
sözleşme
her iki tarafın da uyması gereken kuralları içeren resmi belge
They signed the agreement
Sözleşmeyi imzaladılar
fikir birliği
aynı görüşe sahip olma durumu
We are in agreement
Fikir birliği içindeyiz
evliliğin iptali
Sahnedebir evliliğin resmi olarak geçersiz sayılması
They applied for an annulment
Evliliğin iptali için başvurdular
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
taşınmak
Sahnedeyeni bir eve veya konuta yerleşmek
We move in next week
Gelecek hafta taşınıyoruz
içeri girmek
bir yere grup halinde girmek
The team decided to move in
Takım içeri girmeye karar verdi
oturmaya hazır
hemen yerleşmeye veya kullanılmaya uygun olan
The house is move in ready
Ev oturmaya hazır
yaklaşmak
birine veya bir şeye saldırmak ya da kontrolü ele geçirmek için yakınlaşmak
The soldiers move in on the enemy base
Askerler düşman üssüne yaklaşıyor
taşınmak
yeni bir evde veya dairede yaşamaya başlamak
They will move in tomorrow
Onlar yarın taşınacak
Birlikte taşınmak
biriyle aynı evde yaşamaya başlamak
They decided to move in together
Birlikte taşınmaya karar verdiler
Sessizce girmek
bir yere fark ettirmeden girmek
The cat moved in silently
Kedi sessizce içeri girdi
Aynı evi paylaşmak
biriyle birlikte yaşamaya başlamak
She moved in with her partner
Partneriyle aynı evi paylaşmaya başladı
Yeni eve taşınmak
başka bir yere yerleşmek
He moved in to a new apartment
Yeni bir apartmana taşındı
Yerleşmek
yeni bir konutta düzen kurmak
The tenants will move in soon
Kiracılar yakında yerleşecek
Ortak yaşam kurmak
birisiyle evini birleştirmek
They are moving in as a couple
Çift olarak ortak yaşam kuruyorlar
taşınma
yeni bir eve yerleşme eylemi
We have a move-in date next week
Gelecek hafta için bir taşınma tarihimiz var
temizlemek
Sahnedebir yeri düzenli veya temiz hale getirmek
I need to clean up my room
Odamı temizlemem gerekiyor
temizlik
bir yeri düzenli hale getirme işlemi
The cleanup was fast
Temizlik hızlıydı
temizlik
bir yeri temiz ve düzenli hale getirme eylemi
We started the clean up after the party
Partiden sonra temizliğe başladık
şık görünmek
temiz ve düzgün görünmek
He cleaned up well for the party
Parti için çok şık görünüyordu
köşeyi dönmek
büyük miktarda para kazanmak veya elde etmek
They cleaned up at the casino
Kumarhanede köşeyi döndüler
suçtan arındırmak
bir bölgedeki yasadışı faaliyetleri durdurmak veya azaltmak
The police want to clean up the city
Polis şehri suçtan arındırmak istiyor
temizlik
bir yeri düzenli veya kirden arınmış hale getirme eylemi
The beach clean-up starts at noon
Sahil temizliği öğlen başlıyor
temizlemek
bir yeri düzenli ve kirden arınmış hale getirmek
Please clean up your room
Lütfen odanı temizle
yerleştirmek
Sahnedebir şeyi belirli bir konuma koymak
Please place the book on the table
Lütfen kitabı masanın üzerine koyun
gerçekleşmek
meydana gelmek veya vuku bulmak
The meeting will take place tomorrow
Toplantı yarın gerçekleşecek
yer
belirli bir alan veya konum
This is a beautiful place
Burası güzel bir yer
tanımak
birini nereden tanıdığını hatırlamak
I know his face but I can't place him
Yüzünü hatırlıyorum ama onu çıkaramıyorum
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
dikkate almak
bir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
iş devi
Sahnedeiş dünyasında çok zengin ve güçlü kişi
He is a media mogul
O bir medya devi
kar tümseği
kayak pistinde oluşan kar yığını
Skiers avoid the big mogul on the slope
Kayakçılar pistteki büyük kar tümseğinden kaçınır
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
kalın
Sahnedeiki kenarı arasındaki mesafe fazla olan
This is a thick book
Bu kalın bir kitap
aptal
akıllı olmayan veya anlamakta yavaş olan
He is a bit thick
O biraz aptaldır
yoğun
çok belirgin veya güçlü olan
The fog was very thick this morning
Bu sabah sis çok yoğundu
kalın kafalı
eleştirilere karşı kırılmayan veya etkilenmeyen
He has a thick skin against criticism
O eleştirilere karşı kalın kafalıdır
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı