

Gossip Girl — 6. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
758 kelime
Seviye
göze hoş gelen
Sahnedebakılması keyif veren çekici
That new design is very easy on the eyes
O yeni tasarım oldukça göze hoş geliyor
süit
Sahnedebir otelde birbirine bağlı oda takımı
We stayed in a luxury suite
Lüks bir süitte kaldık
süit
birbiriyle bağlantılı odalar grubu
We booked a honeymoon suite at the hotel
Otelde bir balayı süiti tuttuk
takım
birbiriyle ilişkili ve bir arada bulunan şeyler grubu
They installed a new software suite
Yeni yazılım takımını yüklediler
süit
birbirine bağlı odalar grubu
They booked a luxury suite at the hotel
Otelde lüks bir süit tuttular
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
istenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
eş
Sahnedebirbiriyle aynı olan
I found two matching socks
İki tane eş çorap buldum
uyumlu
aynı görünüme veya stile sahip olan
She wore a matching hat and scarf
Birbiriyle uyumlu bir şapka ve atkı taktı
eşleştirme
benzerlikleri bulmak için karşılaştırma yapma
We are matching the items
Eşyaları eşleştiriyoruz
eşleştirmek
birbirine benzeyen şeyleri bir araya getirmek
They are matching their socks
Çoraplarını eşleştiriyorlar
uyumlu
tarz olarak aynı veya benzer olan
They are wearing matching shirts
Onlar uyumlu gömlekler giyiyorlar
ruhban sınıfı
Sahnededini liderlerin oluşturduğu grup
He entered the cloth
Ruhban sınıfına katıldı
kumaş
Sahnedeliflerin dokunmasıyla elde edilen malzeme
This cloth is very soft
Bu kumaş çok yumuşak
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
harita
Sahnedebir alanı veya bilgileri gösteren çizim
I need a map
Bir haritaya ihtiyacım var
harita
yerlerin nerede olduğunu gösteren çizim
Look at the map
Haritaya bak
eşlemek
bir şeyi diğeriyle bağlantılandırmak
You need to map these values to the correct items
Bu değerleri doğru öğelerle eşlemeniz gerekiyor
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
teori
Sahnedebir durumu açıklamak için kurulan sistemli fikirler bütünü
The theory of relativity is complex
Görelilik teorisi karmaşıktır
varsayım
bir olayla ilgili öne sürülen fikir veya tahmin
I have a theory about why she left
Neden gittiğine dair bir varsayımım var
teori
bir şeyin nasıl çalıştığını açıklayan fikirler
This theory explains how the engine works
Bu teori motorun nasıl çalıştığını açıklıyor
inanılmaz
Sahnedeçok iyi veya etkileyici
The view is incredible
Manzara inanılmaz
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
tanıştırma
Sahnedebirini ilk kez başkalarıyla tanıştırma eylemi
I am introducing my friend to you
Arkadaşımı seninle tanıştırıyorum
zehir
Sahnedehastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake's poison is strong
Yılanın zehri güçlüdür
zehirlemek
birine zehirli bir madde vermek
He tried to poison the king
Kralı zehirlemeye çalıştı
zehir
hastalığa veya ölüme neden olabilen madde
The snake had a deadly poison
Yılanın ölümcül bir zehri vardı
içki
birinin tercih ettiği alkollü içecek için kullanılan gayriresmi terim
What is your poison tonight
Bu gece ne içersin
zevksiz
Sahnedeucuz ve kötü zevkli
That dress is a bit tacky
Bu elbise biraz zevksiz
zevksiz
kaba ve beğenilmeyen
That outfit looks tacky
O kıyafet çok zevksiz görünüyor
açık tenli
Sahnedeaçık renkli bir cilde sahip olan
she is very fair skinned
o çok açık tenli
silah
Sahnedebirine zarar vermek veya saldırmak için kullanılan nesne
He has a dangerous weapon
Onun tehlikeli bir silahı var
silahlandırmak
birini veya bir şeyi silahla donatmak
They will weaponize the drones
İHA'ları silahlandıracaklar
silah
saldırı veya savunma için kullanılan araç
The suspect dropped the weapon
Şüpheli silahı yere attı
silah
saldırmak veya savunmak için kullanılan nesne
He was carrying a weapon
O bir silah taşıyordu
görüşmek
Sahnedeuzun süredir görmediğin biriyle buluşmak
We met for coffee to catch up
Neler yaptığımızı konuşmak için kahve içmeye buluştuk
telafi
birinin beklenen seviyeye ulaşmasına yardımcı olan çalışma
She took catch up classes to improve her grades
Notlarını düzeltmek için telafi dersleri aldı
görüşme
birbirini gelişmelerden haberdar etmek için yapılan konuşma
Let's have a quick catch-up
Kısa bir görüşme yapalım
ilgi duymak
bir konuya dahil olmaya başlamak
I need to catch up on the latest trends
En son trendlere ilgi duymaya başlamam lazım
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
She ran fast to catch up with the group
Gruba yetişmek için hızlı koştu
yetişmek
başkalarıyla aynı seviyeye gelmek
I need to catch up with my studies
Derslerime yetişmem gerekiyor
psikopat
Sahnedeempati yeteneği olmayan ve antisosyal davranan kişi
He is a psychopath
O bir psikopat
psikopat
ciddi bir akıl hastalığı olan kimse
The movie was about a dangerous psychopath
Film tehlikeli bir psikopat hakkındaydı
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
birine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
dokuzuncu
Sahnedesekizinciden sonra gelen
He finished in ninth place
Dokuzuncu sırada bitirdi
uyuşturucu etkisinde
Sahnedeyasa dışı maddelerin etkisi altında olma durumu
He is on drugs
O uyuşturucu etkisinde
uyuşturucu etkisinde
yasadışı uyuşturucu maddeler kullanıyor
He was clearly on drugs at the concert
Konserde bariz bir şekilde uyuşturucu etkisindeydi
ilaç etkisinde
zihni veya vücudu etkileyen maddeler kullanıyor
She is on drugs for her back pain
Sırt ağrısı için ilaç etkisinde
elf
Sahnedehikayelerde geçen küçük büyülü yaratık
The elf lives in the forest
Elf ormanda yaşar
elf
hikayelerde geçen küçük büyülü kişi
He is a kind elf
O nazik bir elftir
her zaman
Sahnedesürekli veya çok sık
He talks all the time
O her zaman konuşur
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
doğruluğunu göstermek
bir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
yazışma
Sahnedeyazılı mesajlar veya mektuplar
We have a lot of correspondence
Çok fazla yazışmamız var
atmak
Sahnedebir şeyi hafifçe fırlatmak
He tossed the keys to me
Anahtarları bana attı
harmanlamak
malzemeleri hafifçe karıştırmak
Toss the salad with the dressing
Salatayı sosla harmanlayın
altüst etmek
bir yeri dağıtarak iyice aramak
The police tossed the room for evidence
Polis kanıt için odayı altüst etti
dönüp durmak
uykuda huzursuzca bir taraftan diğer tarafa dönmek
I tossed and turned all night
Bütün gece yatakta dönüp durdum
takipte kalın
Sahnededaha fazla bilgi için izlemeye veya dinlemeye devam etmek
Stay tuned for more updates
Daha fazla güncelleme için takipte kalın
takipte kalın
en son bilgileri almak için dikkat etmeye devam etmek
Stay tuned for more updates
Daha fazla güncelleme için takipte kalın
açıklamak
Sahnedebir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
incelemek
Sahnedebir şeyi büyük bir dikkatle okumak veya incelemek
She pored over the documents all morning
Belgeleri tüm sabah dikkatle inceledi
Yatırımcı
Sahnedebir işe para sağlayan kişi
The investor backed the new company
Yatırımcı yeni şirketi destekledi
yatırımcı
bir işe veya projeye kar elde etmek amacıyla para yatıran kişi
The investor decided to fund the new startup
Yatırımcı yeni girişimi finanse etmeye karar verdi
Finansör
kar elde etmek için bir işe sermaye yatıran kişi
The financier expects a high return
Finansör yüksek getiri bekliyor
yatırımcı
bir işe para yatıran kişi
The investor gave money to the company
Yatırımcı şirkete para yatırdı
seçti
Sahnedebir grup arasından bir şeyi seçmek
He chose a red car
Kırmızı bir araba seçti
seçti
bir gruptan bir şeyi tercih etti
She chose the red dress
O kırmızı elbiseyi seçti
karmaşık
Sahnedeanlaşılması veya çözülmesi zor olan
This machine is very complicated
Bu makine çok karmaşık
karışık
durumu veya çözümü zor olan
Their relationship is complicated
Onların ilişkisi karışık
karmaşık
anlaşılması veya uğraşılması güç olan
This math problem is very complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
karmaşık
anlaşılması veya çözülmesi zor olan
This math problem is too complicated
Bu matematik problemi çok karmaşık
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
çaresiz
Sahnedeumudunu yitirmiş
He felt desperate after the accident
Kazadan sonra kendini çaresiz hissetti
muhtaç
başka seçeneği kalmadığı için çok isteyen
They were desperate for help
Yardıma çok muhtaçlardı
çıplak
Sahnedeüzerinde giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
çıplak
üzerinde hiçbir giysi olmayan
The baby is naked
Bebek çıplak
şimdiye kadar
Sahnedeşu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
her ihtimale karşı
Sahnedeolası bir duruma karşı önlem olarak
Take an umbrella just in case
Her ihtimale karşı bir şemsiye al
her ihtimale karşı
olası bir duruma hazırlıklı olmak için yapılan şey
I took an umbrella just in case
Her ihtimale karşı yanıma bir şemsiye aldım
meydana gelmek
Sahnedegerçekleşmek veya olmak
The accident occurred at midnight
Kaza gece yarısı meydana geldi
akla gelmek
bir düşüncenin zihne gelmesi
An idea occurred to me
Aklıma bir fikir geldi
medya
Sahnedehaberleri bildiren kuruluşlar topluluğu
The media reported on the event
Medya olay hakkında haber yaptı
medya
haberlerin ve bilgilerin paylaşıldığı iletişim araçları
Social media is very popular
Sosyal medya çok popüler
yarım
bir şeyin iki eşit parçasından biri
The media of the path was marked
Yolun yarısı işaretlendi
çorap
ayağı ve bacağı sıkıca saran giysi
She bought a new pair of media
Yeni bir çift çorap satın aldı
büyük başarı
Sahnedeçok başarılı ve etkileyici bir kazanım
Winning the contract was a major coup for the company
Sözleşmeyi kazanmak şirket için büyük bir başarıydı
darbe
hükümetin zor kullanılarak ani bir şekilde değiştirilmesi
The government was overthrown in a sudden coup
Hükümet ani bir darbeyle devrildi
darbe
bir hükümetin aniden ve şiddetle devrilmesi
The military staged a coup
Ordu darbe yaptı
ziyaret etmek
Sahnedebir yere belirli bir süre kalmak için gitmek
I will visit my grandmother tomorrow
Yarın büyükannemi ziyaret edeceğim
ziyaret etmek
birini görmeye gitmek ve onunla vakit geçirmek
I will visit my grandmother
Babaannemi ziyaret edeceğim
musallat olmak
birine kötü bir durum veya sıkıntı vermek
The sickness visited the small town
Hastalık küçük kasabaya musallat oldu
açıkça
Sahnedekolayca görülebilen veya anlaşılabilen bir şekilde
He is obviously lying
Açıkça yalan söylüyor
kenara çekmek
Sahnedebir aracı yolun kenarına doğru sürmek
The police officer told him to pull over
Polis memuru ona kenara çekmesini söyledi
üzerine çekmek
bir şeyi bir yüzeyin veya vücudun bir kısmının üzerine örtmek
Please pull the blanket over you
Lütfen battaniyeyi üzerine çek
kenara çekmek
bir aracı yolun kenarına sürüp durdurmak
You should pull over if you are tired
Yorgunsan kenara çekmelisin
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
kusur bulmak
birinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
anladım
Sahnedebir şeyi anlamak
I got it
Anladım
yolları ayırmak
Sahnederomantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to go their separate ways
Yollarını ayırmaya karar verdiler
yollarını ayırmak
biriyle olan birlikteliği bitirmek
We decided to go our separate ways
Yollarımızı ayırmaya karar verdik
yolları ayırmak
birlikte olduktan sonra her birinin farklı bir yöne gitmesi
We decided to go our separate ways
Yollarımızı ayırmaya karar verdik
fırsat
Sahnedeuygun bir zaman veya durum
This is a great opportunity
Bu harika bir fırsat
fırsat
bir şeyi yapabilme imkanı sağlayan iyi durum
This job is a great opportunity
Bu iş harika bir fırsat
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
harcadı
bir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
en iyi arkadaş
Sahnedeen yakın arkadaş
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
en çok sevilen ve güvenilen kişi
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en iyi arkadaş
çok yakın bir dost
She is my best friend
O benim en iyi arkadaşım
en yakın arkadaş
diğer herkesten daha çok sevdiğiniz kişi
She is my best friend
O benim en yakın arkadaşım
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kendine gelmek
Sahnedebaygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
zapt etmek
Sahnedebirinin serbestçe hareket etmesini önlemek
She tried to hold back her tears
Gözyaşlarını tutmaya çalıştı
engellemek
birinin ilerlemesini durdurmak
Fear held him back
Korku onu engelledi
saklamak
bir şeyi göstermekten veya vermekten kaçınmak
Don't hold back the truth
Gerçeği saklama
engellemek
birinin bir şey yapmasını önlemek
His fear held him back
Korkusu onu engelledi
alıkoymak
birini bir şey yapmaktan durdurmak
The police held back the crowd
Polis kalabalığı durdurdu
geciktirmek
bir şeyin olması gerekenden daha yavaş veya daha geç gerçekleşmesini sağlamak
Lack of money held back the project
Paranın eksikliği projeyi geciktirdi
utanç verici
Sahnedekabul edilen davranış biçimlerine aykırı ve şok edici
His behavior was scandalous
Onun davranışı utanç vericiydi
utanç verici
kamuoyunda öfke veya ahlaki şok yaratan
It was a scandalous decision
Bu utanç verici bir karardı
yöntem
Sahnedebir şeyi yapmanın belirli bir yolu
This is a good mode of working
Bu iyi bir çalışma yöntemidir
mod
bir cihazın veya sistemin çalışma şekli
The phone is in silent mode
Telefon sessiz modda
tehdit edici
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede hissettirmek
He made a threatening gesture
Tehdit edici bir hareket yaptı
tehlikeli
zarar verme veya tehlike yaratma olasılığı olan
The dark clouds looked threatening
Karanlık bulutlar tehlikeli görünüyordu
tehdit eden
birini veya bir şeyi tehlikeye sokan
The storm is threatening the city
Fırtına şehri tehdit ediyor
tehditkar
birine korku veya tehlike hissi veren
He gave me a threatening look
Bana tehditkar bir bakış attı
neyse
Sahnedekonuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
yine de
her durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
Sahnedebirini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
karanlık çağ
Sahnedebir toplumun gelişmemiş veya geri kalmış olduğu dönem
The society fell into the dark ages
Toplum karanlık çağa sürüklendi
şu anda
Sahnedetam şu an veya bulunulan an
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
tamam mı
karşıdaki kişinin anlayıp anlamadığını kontrol etme
You understand right now
Anladın tamam mı
şu an
içinde bulunulan zaman dilimi
Right now is the best time
Şu an en iyi zaman
şu anda
içinde bulunulan an
I am busy right now
Şu anda meşgulüm
şu an
içinde bulunulan tam bu an
I am busy right now
Şu an meşgulüm
hemen
tam bu anda
I need to go right now
Hemen gitmem gerekiyor
şu anda
tam olarak bu zamanda
I am studying right now
Şu anda ders çalışıyorum
hali hazırda
içinde bulunduğumuz an itibarıyla
He is working right now
O şu anda çalışıyor
hemen şimdi
tam bu anda
Please come here right now
Lütfen hemen şimdi buraya gel
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
neden olmak
Sahnedebir olayın gerçekleşmesine yol açmak
The rain caused the flood
Yağmur sele neden oldu
dava
insanların desteklediği bir amaç veya hareket
She works for a good cause
İyi bir dava için çalışıyor
sağlamak
birinin bir işi yapmasına yol açmak
That caused him to change his mind
Bu onun fikrini değiştirmesini sağladı
çünkü
bir durumun nedenini belirtmek için kullanılır
I am staying here 'cause I am tired
Burada kalıyorum çünkü yorgunum
sebep
bir şeyin olmasına yol açan etken
What was the cause of the fire
Yangının sebebi neydi
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
seyahat etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
I like to travel to new places
Yeni yerlere seyahat etmeyi severim
zaman yolculuğu yapmak
farklı bir zaman dilimine gitmek
They want to travel through time
Zamanda yolculuk yapmak istiyorlar
yayılmak
bir yerden başka bir yere geçmek veya iletilmek
News travels very fast
Haberler çok çabuk yayılır
peşinde
Sahnedebirinin yanında veya arkasında eşlik eden
She arrived with her children in tow
Çocuklarını peşinde getirerek geldi
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
ifade etmek
Sahnedebir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
koymak
bir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
fedakâr
Sahnedebaşkalarını kendinden daha çok düşünen
She is very selfless
O çok fedakârdır
ne olursa olsun
Sahnededurum ne olursa olsun
I will help you no matter what
Ne olursa olsun sana yardım edeceğim
mide bulandırıcı
Sahnedemide bulantısına neden olan
The smell was nauseating
Koku mide bulandırıcıydı
kaynaklanmak
Sahnedebir şeyden meydana gelmek veya bir şeye dayanmak
His fear stems from a bad experience
Korkusu kötü bir deneyimden kaynaklanıyor
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
Sahnedebir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
şapka
Sahnedebaşı örtmek için kullanılan aksesuar
He tipped his chapeau to her
Ona şapkasını çıkardı
bebekler
Sahnedehenüz yürüyemeyen veya konuşamayan çok küçük çocuklar
Babies sleep a lot
Bebekler çok uyurlar
anahtarlar
Sahnedekilitleri açmak için kullanılan küçük metal nesne
Where are my keys?
Anahtarlarım nerede?
adacıklar
küçük adalardan oluşan grup
The ship sailed near the keys
Gemi adacıkların yakınından geçti
adacık
su içindeki küçük ada grubu
Florida has many tropical keys
Florida'da birçok tropikal adacık vardır
anahtar
kilidi açmak için kullanılan metal nesne
I lost my house keys
Evimin anahtarlarını kaybettim
geçen yıl
Sahnedeiçinde bulunduğumuz yıldan hemen önceki yıl
I moved here last year
Geçen yıl buraya taşındım
geçen sene
içinde bulunduğumuz yıldan bir önceki yıl
It was colder last year
Geçen sene daha soğuktu
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişim
Sahnedebir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değişiklik
Sahnedeyeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir