

House of Cards — Season 1 Episode 2
Kelimeler ve anlamları
692 kelime
Seviye
mutlu
Sahnedemutluluk veya keyif hisseden veya bunu gösteren
I am very happy today
Bugün çok mutluyum
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
uyum sağlamak
Sahnedeyeni koşullara alışmak veya uymak
Animals adapt to their environment
Hayvanlar çevrelerine uyum sağlar
joint
Sahnedemarihuana ile doldurulmuş sigara
He smoked a joint
Bir joint içti
mekan
bir restoran veya yer için kullanılan gayriresmi sözcük
This burger joint is great
Bu burger mekanı harika
ortak
iki veya daha fazla kişi tarafından birlikte kullanılan
They have a joint bank account
Ortak bir banka hesapları var
eklem
iki parçanın birbirine bağlandığı yer
He injured his knee joint while running
Koşarken diz eklemini incitti
azarlamak
Sahnedebirini yaptığı bir yanlış yüzünden sertçe uyarmak
The teacher scolded the student
Öğretmen öğrenciyi azarladı
bölge
Sahnedebirinin kontrol ettiği veya kendisine ait olduğunu düşündüğü alan
This is my turf
Burası benim bölgem
kovmak
birini bir yerden zorla çıkarmak
They turfed him out of the club
Onu kulüpten dışarı attılar
çim
üzerinde çim yetişen toprak yüzeyi
The gardener laid new turf
Bahçıvan yeni çim serdi
et
özellikle biftekten yapılan yemek
He ordered the turf option
Et seçeneğini sipariş etti
evcil hayvanat bahçesi
Sahnedeziyaretçilerin uysal hayvanlara dokunup onları besleyebildiği yer
We went to the petting zoo today
Bugün evcil hayvanat bahçesine gittik
evcil hayvanat bahçesi
ziyaretçilerin uysal hayvanlara dokunup onları besleyebildiği bir yer
The children enjoyed the petting zoo
Çocuklar evcil hayvanat bahçesini çok sevdi
aşağı sızmak
bir yerden bir yere yavaşça inmek veya geçmek
The benefits of the plan will trickle down to everyone
Planın faydaları herkese aşağı sızacaktır
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
vesaire
Sahnedebir listenin benzer şekilde devam ettiğini belirtmek için kullanılır
We need bread milk et cetera
Ekmek süt vesaireye ihtiyacımız var
katılmamak
Sahnedebirinin fikrine karşı olmak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
yaramamak
birinin kendini hasta veya kötü hissetmesine yol açmak
The hot weather seems to disagree with me
Sıcak hava bana yaramıyor
dokunmak
birinin midesini rahatsız etmek
Dairy products sometimes disagree with me
Süt ürünleri bazen bana dokunuyor
aynı fikirde olmamak
birisiyle aynı görüşe sahip olmamak
I disagree with your idea
Fikrine katılmıyorum
yarı
Sahnedetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
tek
Sahnedesadece bir tane olan
I need a single sheet of paper
Tek bir kağıda ihtiyacım var
tek
Sahnedeyalnızca bir tane olan
I have a single dollar left
Geriye sadece tek bir dolarım kaldı
tek banknot
bir dolarlık kağıt para
He paid with a single
Tek bir banknotla ödeme yaptı
tek vuruş
beyzbolda vurucunun birinci kaleye ulaşmasını sağlayan vuruş
The player hit a single
Oyuncu tek vuruş yaptı
bekar
evli olmayan
He is currently single
O şu anda bekar
tekli
bir albümü tanıtmak için yayınlanan kısa müzik kaydı
They released a new single yesterday
Dün yeni bir tekli yayınladılar
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
tam
Sahnedevurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
bir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tamamlamak
bir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
kiliseye kabul etmek
Sahnedebirini resmi olarak kilise üyesi yapmak
The bishop confirmed the new members
Piskopos yeni üyeleri kiliseye kabul etti
onaylamak
bir şeyin doğru olduğunu belirtmek
Please confirm your email address
Lütfen e-posta adresinizi onaylayın
kural gereği
Sahnedetam olarak mevcut kurallara göre
Technically we are closed now
Kural gereği şu an kapalıyız
teknik olarak
kesin kurallara veya gerçeklere uygun olarak
Technically, this is not allowed
Teknik olarak, buna izin verilmiyor
teknik olarak
tam olarak kurallara veya gerçeklere göre
Technically you are not allowed to park here
Teknik olarak buraya park etmenize izin verilmiyor
teknik olarak
tam bir doğrulukla veya gerçekler temelinde
Technically this is a mammal
Teknik olarak bu bir memelidir
libertaryen
Sahnedebireysel özgürlüğü ve sınırlı devleti savunan kimse
The libertarian wants less government
Libertaryen daha az devlet yönetimi istiyor
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
esirgemek
Sahnedebirini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
bağışlamak
birini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
temiz
Sahnedekir veya leke barındırmayan
Please put on a clean shirt
Lütfen temiz bir gömlek giy
tamamen
bütünüyle veya tamamen
I clean forgot the date
Tarihi tamamen unuttum
temiz
yasadışı veya dürüst olmayan işlere karışmamış
He has a clean record
Onun sicili temiz
adil
hile yapmadan kurallara uygun
They played a clean game
Adil bir oyun oynadılar
ötmek
Sahnedebaykuşun çıkardığı derin ve yüksek ses
The owl began to hoot
Baykuş ötmeye başladı
komik biri
çok komik olan kişi
She is a real hoot
O gerçekten çok komik biri
çok komik şey
çok eğlenceli veya komik olan durum ya da kişi
That comedy show was a real hoot
O komedi şovu gerçekten çok komikti
görüş
Sahnedebir konu hakkındaki düşünce
What is your view on this
Bu konudaki görüşün nedir
izlemek
bir şeyi görmek veya seyretmek
I want to view the photo
Fotoğrafı görmek istiyorum
program
televizyonda yayınlanan içerik
I watched the morning view on TV
Televizyondaki sabah programını izledim
manzara
bir yerden görülebilen şey
The hotel room has a great view
Otel odasının harika bir manzarası var
yönetim
Sahnedeülkeyi yöneten insan grubu
The new administration promised lower taxes
Yeni yönetim düşük vergiler vaat etti
yönetim
bir organizasyonu yöneten kişi grubu
The school administration decided to change the rules
Okul yönetimi kuralları değiştirmeye karar verdi
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
imkansız
Sahnedeyapılması mümkün olmayan
That is impossible
Bu imkansız
oldukça
Sahnedebüyük ölçüde
He is highly skilled
O oldukça yetenekli
dahil etmek
Sahnedebirini bir işe katılmaya çağırmak
They will bring in a new team
Yeni bir ekip dahil edecekler
gelir sağlamak
bir işten veya faaliyetten para kazanmak
He brings in a lot of money
Çok para kazanıyor
gözaltına almak
bir şüpheliyi polis merkezine götürmek
The police will bring in the suspect
Polis şüpheliyi gözaltına alacak
içeri getirmek
bir şeyi bir yerin içine taşımak
Please bring in the groceries
Lütfen market alışverişini içeri getir
kat
Sahnedebir binanın katı veya seviyesi
I live on the third floor
Üçüncü katta yaşıyorum
şoke etmek
birini çok şaşırtmak
The news floored him
Haber onu şoke etti
söz hakkı
bir toplantıda veya oturumda konuşma izni
The chairperson gave her the floor
Başkan ona söz hakkı verdi
zemin
bir odada üzerinde yürüdüğünüz yüzey
Please clean the floor
Lütfen zemini temizleyin
binmek
Sahnedebir yere veya araca girmek
Get in the car
Arabaya bin
Engel olmak
Birinin yolunu kapatmak
Don't get in my way
Yoluma çıkma
dahil olmak
bir durumun veya faaliyetin parçası olmaya başlamak
I want to get in the game
Oyuna dahil olmak istiyorum
aklına girmek
birinin zihnine veya düşüncelerine yerleşmek
That tune got in my head
O melodi aklıma girdi
fırsat bulmak
bir şeyi yapmak için zaman yaratmak
I managed to get in some exercise
Biraz egzersiz yapmaya fırsat buldum
ivme
Sahnedebir şeyin görmeye başladığı ilgi veya destek
The new product is gaining traction
Yeni ürün ivme kazanıyor
tutunma
bir yüzeye kaymadan tutunma yeteneği
The tires provide good traction
Lastikler iyi tutunma sağlar
çekme cihazı
kırık kemiği yerine oturtmak için kullanılan cihaz
Doctors used traction to align the bone
Doktorlar kemiği hizalamak için çekme cihazı kullandı
acımasız
Sahnedeacı veya ıstırap veren
He is a cruel person
O acımasız bir insandır
göz
Sahnedegörmeyi sağlayan vücut bölümü
I have two eyes
İki gözüm var
yetenek
bir şeyi fark etme veya ona dikkat etme becerisi
She has a good eye for art
Sanat konusunda iyi bir yeteneği var
merkez
fırtınanın tam ortasındaki sakin bölge
The eye of the storm is calm
Fırtınanın merkezi çok sakindir
gözlemek
birine veya bir şeye dikkatlice bakmak
He eyed the stranger suspiciously
Yabancıyı şüpheyle gözledi
uyumsuz
Sahnedeaynı zamanda veya aynı hızda gerçekleşmeyen durum
The audio and video are out of sync
Ses ve görüntü uyumsuz
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
planlamak
Sahnedebir şeyi belirli bir zamana planlamak veya düzenlemek
I will schedule a meeting
Bir toplantı planlayacağım
program
etkinliklerin veya görevlerin planı
My schedule is very busy
Programım çok yoğun
program
planlanan etkinliklerin ve zamanlarının listesi
Check the schedule for today
Bugünün programını kontrol et
planlama
olayların ne zaman gerçekleşeceğini belirleme süreci
I need to make a schedule for the week
Haftalık bir plan yapmam gerekiyor
arkadaş
Sahnedebirlikte vakit geçirilen kişi
He is my favorite traveling companion
O benim en sevdiğim yol arkadaşımdır
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
sessiz
Sahnedeses çıkarmayan
The room was completely silent
Oda tamamen sessizdi
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
yabancı
Sahnedebaşka bir ülkeye ait olan
I want to learn a foreign language
Yabancı bir dil öğrenmek istiyorum
yabancı
Sahnedekendi ülkenizden olmayan
I like learning foreign languages
Yabancı dil öğrenmeyi seviyorum
yabancı
başka bir kültürden olduğu için bilinmeyen
This custom is foreign to me
Bu gelenek bana yabancı
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
hayran
Sahnedebirini veya bir şeyi çok seven kişi
He is a big fan of jazz
O, cazın büyük bir hayranıdır
vantilatör
havayı hareket ettiren kanatlı makine
Turn on the fan
Vantilatörü aç
yellemek
hava akımı oluşturmak için sallamak
She fanned herself with a book
Kitapla kendini yelledi
hoşlanmayan kişi
birinden veya bir şeyden hoşlanmayan kimse
He is a fan of no one here
Buradaki kimseden hoşlanmıyor
yönetme
Sahnedebir işi veya durumu kontrol altında tutmak
She is managing the team
O ekibi yönetiyor
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
ön sayfa
bir kitap veya belgenin ilk sayfası
Read the front page of the book
Kitabın ön sayfasını oku
ön sayfadaki
gazetenin ilk sayfasında yer alan
It was a front-page story
Bu bir ön sayfa haberiydi
kapak
bir yayının dış ön kısmı
The magazine has a new front page
Derginin yeni bir kapağı var
ilk sayfa
bir gazetenin veya derginin başlangıç sayfası
Read the article on the first page
İlk sayfadaki makaleyi oku
ön sayfa
gazetelerde en önemli haberlerin yer aldığı kısım
This story is on the front page
Bu haber ön sayfada
civarında
Sahnedebir yerin yakınındaki alan
Many trees are around the school
Okulun civarında çok ağaç var
yaklaşık
yaklaşık bir miktarı belirtmek için kullanılır
I will arrive around 5 PM
Saat 5 civarında geleceğim
aşina
bir şeyi nasıl kullanacağını veya idare edeceğini bilmek
She knows her way around the office
Ofis konusunda bilgisi var
tersine
bir şeyin yönünü veya sonucunu değiştirmek
We must turn the situation around
Durumu tersine çevirmeliyiz
kesinlikle
Sahnedekesin veya emin bir şekilde
I am positively sure about this
Bu konuda kesinlikle eminim
tuzlanmış
Sahnedetuz ile lezzetlendirilmiş
These peanuts are salted
Bu yer fıstıkları tuzlanmış
tuzlanmış
taze tutmak için tuzla işlem görmüş
I like salted fish
Tuzlanmış balığı severim
tuzlanmış
lezzet katmak için tuz eklenmiş
These peanuts are salted
Bu yer fıstıkları tuzlanmış
tuzlanmış
tat vermek veya saklamak için tuzla işlem görmüş
I bought some salted peanuts
Biraz tuzlanmış fıstık aldım
aptal
Sahnedeaptal veya sevimsiz bir kimse
Don't be such a twat
Bu kadar aptal olma
pislik
kaba veya hoş olmayan kişi
He is such a twat
O tam bir pislik
am
kadın cinsel organı
He used the word twat
O am kelimesini kullandı
gerizekalı
aptal veya sevimsiz kişi
Stop acting like a twat
Bir gerizekalı gibi davranmayı bırak
genellikle
Sahnedeçoğu durumda
I usually wake up at 7 am
Genellikle sabah 7'de uyanırım
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
çıkış
Sahnedebir yerden veya yoldan ayrılmaya yarayan yol
Where is the emergency exit?
Acil çıkış nerede?
çıkmak
bir yerden dışarı çıkmak
Please exit the building
Lütfen binadan çıkın
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
ilgilendirmek
birinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
her ne olursa olsun
Sahnedeher ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
neyse
önemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
ekonomi
Sahnedeinsanların para ve kaynak kullanımını inceleyen sosyal bilim
She is studying economics
O ekonomi okuyor
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
çok
büyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
ezik
Sahnedeönemsiz veya düşük statülü görülen kimse
He acts like a total scrub
Tam bir ezik gibi davranıyor
çalılık
bodur ağaçların ve çalıların bulunduğu alan
We walked through the dense scrub
Yoğun çalılığın içinden yürüdük
iptal etmek
planlanmış bir etkinliği gerçekleştirmekten vazgeçmek
We had to scrub the mission
Görevi iptal etmek zorunda kaldık
ovmak
sertçe sürterek temizlemek
Please scrub the dirty pan
Lütfen kirli tavayı ovun
defol
Sahnedebirine kaba şekilde gitmesini söylemek
Just fuck off and leave me alone
Sadece defol ve beni yalnız bırak
defolup gitmek
bir yerden ayrılmak veya birisiyle uğraşmayı bırakmak
I told him to fuck off
Ona defolup gitmesini söyledim
silmek
Sahnedebir şeyi kaldırmak veya yok etmek
Delete the file
Dosyayı sil
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
özür dilemek
Sahnedebir hata yaptığında üzgün olduğunu söylemek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
özür dilemek
bir hata için pişmanlık belirtmek
I apologize for being late
Geç kaldığım için özür dilerim
sevmek
Sahnedebirine veya bir şeye karşı ilgi duymaya başlamak
I took to him immediately
Ondan hemen hoşlandım
kullanmaya başlamak
belirli bir yer veya eşyayı kullanmaya başlamak
She took to the new library very quickly
Yeni kütüphaneyi çok çabuk kullanmaya başladı
başlamak
bir alışkanlığa veya aktiviteye başlamak
He took to jogging every morning
Her sabah koşmaya başladı
sanmak
bir kişi veya şey hakkında fikir veya sonuca varmak
I took him to be an expert
Onu uzman sanıyordum
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
They took to the mountains for the weekend
Hafta sonu için dağlara gittiler
fuhuş yapmak
Sahnedepara karşılığında cinsel ilişkiye girmek
They were accused of whoring
Fuhuş yapmakla suçlandılar
başarmak
Sahnedebir hedefe ulaşmak veya başarılı olmak
She finally made it
Sonunda başardı
gerçekleştirmek
bir şeyin meydana gelmesini sağlamak
We will make it happen
Bunu gerçekleştireceğiz
toparlamak
bir yeri temiz ve düzgün hale getirmek
I need to make it tidy
Onu toparlamam gerek
hayatta kalmak
zor bir deneyimden sağ çıkmak veya dayanmak
Many people did not make it through the storm
Fırtınada birçok insan hayatta kalamadı
garipleştirmek
bir durumu utanç verici hale getirmek
Do not make it awkward
Durumu garipleştirme
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek
You can make it better
Bunu iyileştirebilirsin
az kalorili yapmak
normalden daha az kalori içerecek şekilde hazırlamak
Can you make it low calorie
Bunu az kalorili yapabilir misin
mümkün kılmak
bir şeyin gerçekleşmesini sağlamak
You made it possible
Bunu sen mümkün kıldın
gibi duyurmak
bir şeyin belirli bir nitelikte duyulmasını sağlamak
Do not make it sound bad
Kötü duyulmasını sağlama
kötüleştirmek
bir şeyi daha tatsız hale getirmek
Do not make it worse
Durumu kötüleştirme
yetişmek
bir yere zamanında ulaşmak
I will make it to the concert
Konsere yetişeceğim
hale getirmek
bir şeyi belirli bir duruma sokmak
Please make it easy
Lütfen bunu kolay bir hale getir
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
şüphe
Sahnedebir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
şüphe duymak
bir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphelenmek
bir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
rezervasyon
Sahnedebir masa veya oda gibi bir şeyi ayırtma
I have a reservation for tonight
Bu gece için rezervasyonum var
ayrılmış bölge
belirli bir grup için ayrılmış özel arazi
They visited a large reservation
Büyük bir ayrılmış bölgeyi ziyaret ettiler
çekince
bir durum hakkında hissedilen kararsızlık veya şüphe
I have some reservations about this plan
Bu plan hakkında bazı çekincelerim var
rezervasyon
bir yer veya hizmetin önceden ayrılması
We have a reservation at the restaurant
Restoranda bir rezervasyonumuz var
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
sadece
Sahnedesadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
organize etmek
Sahnedebir şeyi becerikli bir şekilde planlamak veya düzenlemek
She orchestrated the entire event
Tüm etkinliği o organize etti
organize etmek
bir şeyi dikkatli bir şekilde planlamak veya düzenlemek
She orchestrated the whole event
Tüm etkinliği o organize etti
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
getirmek
bir şeyi birine teslim etmek
Bring the book to me
Kitabı bana getir
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
sarkan
Sahnedegevşekçe aşağı sarkan
Her earrings were dangling
Küpeleri sarkıyordu
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
elbette
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
birine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
cinsel ilişki
Sahnedecinsel birleşme eylemi
They were fucking in the room
Odada cinsel ilişkiye giriyorlardı
aşırı
Sahnedeson derece anlamında kullanılan kaba zarf
It is fucking cold
Hava aşırı soğuk
lanet
kelimeyi kaba bir şekilde vurgulamak için kullanılır
It is fucking cold outside
Dışarısı lanet soğuk
berbat
bir şeyi vurgulamak için kullanılan güçlü küfür
This is a fucking mess
Burası berbat bir karmaşa
lanet
bir şeyi güçlü bir şekilde vurgulamak için kullanılır
Get this fucking thing away
Bu lanet şeyi uzaklaştır
berbat
ne kadar kötü veya sinir bozucu olduğunu vurgulamak için kullanılır
This is a fucking mess
Bu berbat bir karmaşa
kahrolası
olumsuz bir kelimeyi vurgulamak için kullanılan çok kaba ifade
He is a fucking idiot
O kahrolası bir aptal
lanet
kaba bir şekilde vurgu yapmak için kullanılan ifade
This is a fucking cold day
Bu lanet soğuk bir gün
hafifçe
Sahnedeyumuşak veya nazik bir şekilde
Touch it lightly
Ona hafifçe dokun
hafife alarak
bir durumu ciddiye almadan veya önemsemeden
He took the warning lightly
Uyarıyı hafife aldı
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazı bırakmak
bir yüzeye semboller veya kelimeler koymak
Please write your name on the list
Lütfen listeye ismini yaz