

House of Cards — 1. Sezon Bölüm 9
Kelimeler ve anlamları
819 kelime
Seviye
kusur bulmak
Sahnedebirinin bir şeyi yanlış yaptığını söylemek
It is hard to fault his work
Onun işinde kusur bulmak zor
hata
Sahnedebir sorun veya yanlışlık için sorumluluk durumu
It was my fault that we were late
Geç kalmamız benim hatamdı
fay
yer kabuğundaki büyük kırık
There is a fault line under this city
Bu şehrin altında bir fay hattı var
kusur
bir kişinin karakterindeki kötü veya zayıf özellik
Everyone has a personal fault
Herkesin kişisel bir kusuru vardır
grup üyesi
Sahnedebir topluluğun parçası olarak dahil edilmiş
Everyone on board must work together
Gruptaki herkes birlikte çalışmalı
araçta
bir taşıtın içinde veya üzerinde
All passengers are on board
Tüm yolcular araçta
dahili
bir cihazın içine yerleştirilmiş veya ona entegre edilmiş
The computer has on-board memory
Bilgisayarın dahili belleği var
hemfikir
bir fikri veya kararı desteklemek
I am on board with your suggestion
Önerinle hemfikirim
gemide
bir gemi uçak veya araç içinde bulunan
All passengers are on board
Tüm yolcular gemide
dahil
bir işe katılmayı veya yardım etmeyi kabul etmek
We are glad to have you on board
Aramıza katıldığın için mutluyuz
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
Sahnedebirinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
her yerde
Sahnedeher yerde veya her yere
I looked everywhere for my keys
Anahtarlarımı her yerde aradım
savaşçı
Sahnedesavaşan veya dövüşen kişi
He is a brave fighter
O cesur bir savaşçıdır
savaş uçağı
savaşta kullanılan hızlı askeri uçak
The pilot flew the fighter
Pilot savaş uçağını uçurdu
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
bir arada kalmak
Sahnedebirbirine destek olmak veya yakın kalmak
We must stick together
Bir arada kalmalıyız
kenetlenmek
zor zamanlarda birbirine yardım edip birlik olmak
We must stick together to win
Kazanmak için kenetlenmeliyiz
dayanışma içinde olmak
bir grup olarak birlikte hareket etmek
We should stick together to finish the project
Projeyi bitirmek için dayanışma içinde olmalıyız
yazdırmak
Sahnedebir makine kullanarak kağıda yazı veya resim çıkarmak
I need to print this document
Bu belgeyi yazdırmam gerekiyor
iz
basınçla bir yüzeyde bırakılan iz
There is a fingerprint on the glass
Camda bir parmak izi var
dükkan
bir şeyler satın aldığınız yer
She works at the print
O dükkanda çalışıyor
kabul edilebilir
Sahnedekullanılmak veya kabul edilmek için yeterince iyi olan
His English is passable
İngilizcesi kabul edilebilir
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
havadan sudan konuşma
Sahnedeönemsiz konularda yapılan nezaket konuşması
I had to make small talk with my boss
Patronumla havadan sudan konuşmak zorunda kaldım
havadan sudan konuşmak
önemli olmayan konular hakkında yapılan kısa sohbet
We spent a few minutes making small talk
Birkaç dakika havadan sudan konuştuk
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya razı olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma
He is willing to help
O yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
kayıp
Sahnedebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
uzmanlık
Sahnedebir konuda sahip olunan özel bilgi veya beceri
She has a lot of expertise in digital marketing
Dijital pazarlama konusunda çok fazla uzmanlığı var
aşırmak
Sahnedebirine ait olanı yasadışı yollarla ele geçirmek
He tried to poach the company's best clients
Şirketin en iyi müşterilerini aşırmaya çalıştı
poşe yapmak
yiyecekleri az miktarda sıvıda yavaşça pişirmek
I like poached eggs for breakfast
Kahvaltıda poşe yumurta severim
çiğnemek
Sahnedeyiyecekleri dişlerle ezip parçalamak
You must chew your food thoroughly
Yemeğini iyice çiğnemelisin
çiğnemek
bir şeyi dişlerle ezmek
Chew your food well
Yemeğini iyi çiğne
çiğnemek
dişleri kullanarak yiyeceği parçalara ayırmak
You should chew your food well
Yemeğini iyi çiğnemelisin
istisna
Sahnedegenel kuralın dışında kalan şey
This rule has one exception
Bu kuralın bir istisnası var
istisna
genel bir kuralın dışında kalan durum
There is one exception to this rule
Bu kuralın bir istisnası var
çoğunlukla
Sahnedebüyük ölçüde veya genel olarak
The students are mostly from Turkey
Öğrencilerin çoğu Türkiye'den
çoğunlukla
büyük oranda veya genellikle
It is mostly sunny today
Bugün hava çoğunlukla güneşli
önermek
Sahnedebir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
sevkiyat
Sahnedebir yerden başka bir yere gönderilen mallar
The shipment arrived yesterday
Sevkiyat dün vardı
tatlı su
Sahnedetuzlu olmayan su
Trout live in freshwater
Alabalıklar tatlı suda yaşar
kurmak
Sahnedebir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I will set up the computer
Bilgisayarı kuracağım
tuzak kurmak
birini suçlu göstermek için plan yapmak
They set him up
Ona tuzak kurdular
ayarlamak
bir durumun meydana gelmesini sağlamak
He set up a meeting for tomorrow
Yarın için bir toplantı ayarladı
ayarlamak
birine bir şey sağlamak veya birini biriyle tanıştırmak
We set up a meeting for them
Onlar için bir toplantı ayarladık
kurulum
bir sistemin veya ekipmanın düzenlenme biçimi
The computer set-up is very simple
Bilgisayar kurulumu çok basit
kumpas
birini suçlu göstermek için tasarlanan hileli plan
He realized that the arrest was a set-up
Tutuklanmanın bir kumpas olduğunu anladı
düzenlemek
bir şeyi belirli bir sıraya veya konuma koymak
Please set up the chairs for the meeting
Lütfen toplantı için sandalyeleri düzenleyin
kurmak
bir şeyi yerine yerleştirip kullanıma hazır hale getirmek
They set up the new computer system
Yeni bilgisayar sistemini kurdular
hazırlamak
bir şeyi başlaması için uygun duruma getirmek
We need to set up the agenda for today
Bugünün gündemini hazırlamamız gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I set up the new computer
Yeni bilgisayarı hazırladım
kumpas kurmak
birini işlemediği bir suçtan dolayı suçlu göstermek
They set him up for the robbery
Soygun için ona kumpas kurdular
görmezden gelmek
Sahnedebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
görmezden gelmek
birine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
standartlar
Sahnedekabul edilebilir görülen kalite veya başarı seviyesi
We maintain high standards at this school
Bu okulda yüksek standartları koruyoruz
standartlar
normal veya beklenen seviye
They have high standards for their work
Yaptıkları iş için yüksek standartları var
emir
Sahnedebirinin bir şey yapması için verdiği talimat
He came at my bidding
Benim emrimle geldi
teklif
bir şey için teklif edilen para miktarı
The bidding for the house started high
Ev için teklifler yüksek başladı
girişim
bir şeyi başarmak veya elde etmek için yapılan çaba
His bidding to become president was unsuccessful
Başkan olmak için yaptığı girişim başarısız oldu
emir
birine bir şey yapmasını söyleme eylemi
He followed his mother's bidding
Annesinin emrine uydu
kötüye kullanmak
Sahnedebir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He abused his position
Mevkisini kötüye kullandı
kötü muamele etmek
birine kötü davranmak veya zarar vermek
He abused the animal
Hayvana kötü davrandı
istismar
zararlı veya adaletsiz davranış
Child abuse is a crime
Çocuk istismarı bir suçtur
kötü davranmak
birine veya bir şeye kötü muamele etmek
She does not abuse her cat
O kedisine kötü davranmaz
varmak
Sahnedebelirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
varmak
bir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
üretici
Sahnedebir şeyi yapan veya organize eden kişi
The company is a producer of cars
Şirket bir araba üreticisidir
üretici
bir şeyi yapan veya meydana getiren kişi
The farmer is a food producer
Çiftçi bir gıda üreticisidir
yapımcı
film müzik veya medya içeriklerini hazırlayan kişi
The producer managed the movie set
Yapımcı film setini yönetti
kanamak
Sahnedebir yaradan kan kaybetmek
Your finger is bleeding
Parmağın kanıyor
birbirine karışmak
renklerin veya sıvıların yavaşça birbirine geçmesi
The colors began to bleed together
Renkler birbirine karışmaya başladı
gönülden desteklemek
bir takımı veya grubu çok güçlü bir bağlılıkla savunmak
He bleeds for his team
O takımını gönülden destekliyor
para kaybetmek
çok miktarda para kaybetmek
The company is bleeding money
Şirket sürekli para kaybediyor
iyileşme
Sahnedehastalık veya yaralanma sonrası iyileşme süreci
He made a full recovery
Tamamen iyileşti
iyileşme
Sahnedezor bir durumdan sonra daha iyi duruma gelme süreci
His recovery was very quick
İyileşmesi çok hızlı oldu
kurtarma
bir şeyi geri alma süreci
The team focused on the recovery of the lost data
Ekip kayıp verilerin kurtarılmasına odaklandı
görünmek
Sahnedebelli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
içtenlikle
Sahnededoğru ve içten bir şekilde
I sincerely apologize
İçtenlikle özür dilerim
çalışanlar
Sahnedebir organizasyon için emek harcayan insanlar
The company treats its workers well
Şirket çalışanlarına iyi davranıyor
çalışanlar
bir iş için çalışan kişiler
The workers are in the office
Çalışanlar ofisteler
işçiler
bir işi yapan kişiler
The workers are building a house
İşçiler bir ev inşa ediyorlar
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
koruma
Sahnedebirini veya bir şeyi güvende tutma işlemi
This helmet provides protection
Bu kask koruma sağlar
ay
Sahnedeotuz gün civarındaki zaman dilimi
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
ay
Sahnedeyılın on iki bölümünden biri
February is the second month of the year
Şubat yılın ikinci ayıdır
aylık
bir ay süren veya kapsayan
It was a six-month project
Bu altı aylık bir projeydi
ay
yılın on iki bölümünden her biri
There are twelve months in a year
Bir yılda on iki ay vardır
filtre
Sahnedeistenmeyen maddeleri süzen aygıt
Change the water filter
Su filtresini değiştir
filtre
sıvı veya gazdaki istenmeyen maddeleri temizleyen araç
The water filter is dirty
Su filtresi kirli
filtre
konuşmadan önce düşünme yetisi
He speaks without a filter
O aklına geleni filtrelemeden söylüyor
süzülmek
bir yerden yavaşça ve dağılarak geçmek
Sunlight filtered through the window
Güneş ışığı pencereden içeri süzüldü
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
zorluk
Sahnedebir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
mücadele etmek
zorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
mücadele
insanlar veya gruplar arasında güç ve kontrol için yapılan savaş
The workers began a struggle for their rights
İşçiler hakları için bir mücadele başlattılar
nefret
Sahnedebirine veya bir şeye karşı beslenen kötü his
Their hatefulness toward the enemy was obvious
Düşmana karşı nefretleri çok açıktı
yeniden düzenlemek
Sahnedebir şeylerin sırasını veya yerini değiştirmek
She decided to rearrange the books
Kitapları yeniden düzenlemeye karar verdi
yeniden düzenlemek
bir şeyin sırasını veya konumunu değiştirmek
I need to rearrange the furniture
Mobilyaları yeniden düzenlemem gerekiyor
devam eden
Sahnedeşu anda sürmekte olan iş veya faaliyet
The project is already underway
Proje halihazırda devam ediyor
nefret etmek
Sahnedebirinden veya bir şeyden yoğun bir şekilde hoşlanmamak
I hate spiders
Örümceklerden nefret ederim
itiraf etmek
bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He confessed the truth
Gerçeği itiraf etti
nefret etmek
birinden veya bir şeyden hiç hoşlanmamak
I hate cold weather
Soğuk havadan nefret ederim
nefret
birine veya bir şeye karşı duyulan çok güçlü hoşlanmama duygusu
They have so much hate in their hearts
Kalplerinde çok fazla nefret var
meslektaş
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my colleague
O benim meslektaşım
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
ek
Sahnedeolağan veya gerekli olandan daha fazla
I need extra time
Ek zamana ihtiyacım var
figüran
film veya şovda görünen ancak konuşma rolü olmayan kişi
He worked as an extra in the movie
Filmde figüran olarak çalıştı
aşırı
yüksek derecede veya abartılı bir şekilde
Her outfit is so extra
Kıyafeti çok abartılı
abartılı
gerekenden fazla dramatik veya dikkat çekici davranma
Stop being so extra about everything
Her şeyi bu kadar abartmayı bırak
uyum sağlamak
Sahnedeyeni koşullara alışmak veya uymak
Animals adapt to their environment
Hayvanlar çevrelerine uyum sağlar
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
mesele
Sahnedeele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
ilgilendirmek
bir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
kasten
Sahnedebilerek ve isteyerek yapılan
He deliberately broke the vase
Vazoyu kasten kırdı
minnettar olmak
Sahnedebir şey için teşekkür hissetmek
I appreciate your help
Yardımınız için minnettarım
rahatsız olmak
Sahnedebir durumdan dolayı hoşnutsuzluk duymak
I would appreciate it if you stopped bothering me
Beni rahatsız etmeyi bırakırsan sevinirim
takdir etmek
Sahnedebir şeyin değerini anlamak
I appreciate your help
Yardımını takdir ediyorum
takdir etmek
bir şeyin önemini veya değerini anlamak
I appreciate the effort you put into this
Bunun için harcadığın çabayı takdir ediyorum
emin
Sahnedebir şeyin doğruluğundan şüphe duymamak
I am confident that they will arrive on time
Zamanında varacaklarından eminim
kendinden emin
kendine güvenen
She is confident in her skills
Yetenekleri konusunda kendinden emin
muhalefet
Sahnedebaşka bir görüşe karşı çıkan veya rekabet eden grup
The opposition criticized the new law
Muhalefet yeni yasayı eleştirdi
muhalefet
bir şeye karşı çıkma veya direnme eylemi
There is strong opposition to the new law
Yeni yasaya karşı güçlü bir muhalefet var
rakip
rekabet ettiğiniz kişi veya grup
We must defeat the opposition in the game
Oyunda rakibi yenmeliyiz
kampanya
Sahnedebir amaca ulaşmak için yürütülen organize çalışmalar
The politician started his campaign
Politikacı kampanyasına başladı
kampanya
Sahnedebelirli bir hedefi gerçekleştirmek için yapılan planlı çalışmalar
The company launched a new ad campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
kampanya
rol yapma oyunlarındaki birbiriyle bağlantılı maceralar dizisi
We started a new campaign in our game
Oyunumuzda yeni bir kampanyaya başladık
kampanya
bir amaca ulaşmak için planlanmış etkinlikler bütünü
The company started a new advertising campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
tazmin etmek
Sahnedebir hizmetin veya kaybın maddi bedelini ödemek
The company will compensate you for the delay
Şirket gecikme için sizi tazmin edecek
telafi etmek
bir eksikliği veya kaybı gidermek
He tried to compensate for his mistake
Hatasını telafi etmeye çalıştı
telafi etmek
bir hatayı veya olumsuzluğu gidermek
He gave me a gift to compensate for his mistake
Hatasını telafi etmek için bana bir hediye verdi
vurmak
Sahnedebir şeye, örneğin kapıya vurmak
Knock on the door
Kapıyı çal
hamile bırakmak
bir kadının gebe kalmasına neden olmak
He knocked her up
Onu hamile bıraktı
indirmek
bir şeyin değerini veya miktarını azaltmak
They knocked ten dollars off
Fiyattan on dolar indirdiler
etkilemek
birini derin bir şekilde hayran bırakmak
Her performance knocked them out
Performansı onları çok etkiledi
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
gücü yetmek
Sahnedebir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
sağlamak
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
numara yapmak
Sahnedegerçek olmadığı halde gerçekmiş gibi göstermek
He faked a cough
Öksürme numarası yaptı
sahte
gerçek olmayan veya hakiki olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
sahte
gerçek olmayan
This is a fake diamond
Bu sahte bir elmas
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
zinde
iyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
yardım etmek
Sahnedebirine destek sağlama eylemi
He is helping me with my homework
Ödevimle bana yardım ediyor
porsiyon
bir kişiye servis edilen yemek miktarı
I would like a second helping
İkinci bir porsiyon istiyorum
yardım etmek
birine destek veya katkı sağlamak
I am helping my friend with homework
Arkadaşıma ödevinde yardım ediyorum
yardım etmek
birine destek sağlamak
She is helping her friend with homework
O arkadaşına ödevinde yardım ediyor
depolama
Sahnedeeşyaların daha sonra kullanılmak üzere saklanması
I need more storage for my files
Dosyalarım için daha fazla depolama alanına ihtiyacım var
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
mevzuat
Sahnedehükümet tarafından yürürlüğe konan resmi kurallar
New legislation was passed today
Bugün yeni bir mevzuat kabul edildi
yasa
hükümet tarafından çıkarılan yasa veya yasalar bütünü
The government introduced new legislation
Hükümet yeni yasa çıkardı
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
diplomatik
Sahnedediplomasi ile ilgili olan
They reached a diplomatic solution
Diplomatik bir çözüme ulaştılar
diplomatik
Sahnedeülkeler arası ilişkileri yönetme işiyle ilgili
The diplomatic mission was successful
Diplomatik görev başarılıydı
geciktirmek
Sahnedebirinin geç kalmasına neden olmak
Traffic held me up
Trafik beni geciktirdi
dayanmak
zor bir durumda idare etmek
How are you holding up
Nasıl dayanıyorsun
soymak
silahla gasp etmek
They tried to hold up the store
Mağazayı soymaya çalıştılar
tutmak
bir şeyi yukarıda tutmak
These pillars hold up the roof
Bu sütunlar çatıyı tutuyor
desteklemek
bir şeyi yerinde tutmak veya baskı altında sağlam kalmak
The pillars hold up the roof
Sütunlar çatıyı destekliyor
bekletmek
birinin durup bir süre beklemesini istemek
Please hold up while I lock the door
Kapıyı kilitlerken lütfen biraz bekle
dayanmak
zor bir durumda direnç göstermek
He held up well during the stress
Stresli zamanlarda iyi dayandı
havaya kaldırmak
bir şeyi yukarıya doğru yükseltmek
Please hold up your hand
Lütfen elini havaya kaldır
geçerli kalmak
zaman geçmesine rağmen doğruluğunu korumak
The theory still holds up
Teori hâlâ geçerli kalıyor
dayanmak
incelendiğinde doğru olduğu kanıtlanabilen durum
Your theory does not hold up
Senin teorin dayanmıyor
dayanmak
zor bir durumda sağlam kalmak
He is holding up well after the accident
O kazadan sonra gayet iyi dayanıyor
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
öğrenmek
Sahnedeyeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
öğrenmek
çalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
bir sandalyede veya yüzeyde vücudunun ağırlığını bırakmak
Please sit on the chair
Lütfen sandalyeye otur
harcadı
Sahnedebir şey karşılığında para verdi
He spent all his money
Bütün parasını harcadı
geçirdi
Sahnedezamanı bir şeyi yaparak kullandı
She spent the day reading
Günü okuyarak geçirdi
bitkin
çok yorgun veya enerjisi kalmamış
I am completely spent
Tamamen bitkinim
tükenmiş
zaten kullanılmış veya tüketilmiş
The battery is spent
Pil tükenmiş
ikincil
Sahnedeasıl olan kadar önemli olmayan
The cost is a secondary concern
Maliyet ikincil bir konudur
ortaöğretim
11-18 yaş arası öğrencilerin eğitim gördüğü okul
Students attend secondary school
Öğrenciler ortaöğretim kurumuna giderler
girişimci
Sahnedeiş kuran ve yöneten kişi
He is a successful entrepreneur
O başarılı bir girişimci
hareket etmek
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
Please move your car
Lütfen arabanızı hareket ettirin
hamle
yapılan bir eylem veya adım
It was a smart move
Akıllıca bir hamleydi
duygulandırmak
birini güçlü duygular hissetmeye yöneltmek
Her story really moved me
Hikayesi beni gerçekten duygulandırdı
hızla satılmak
genellikle düşük fiyata hızlıca elden çıkarılmak
These cheap goods move very fast
Bu ucuz ürünler hızla satılıyor
hareket etmek
bir yerini değiştirmek veya yeni bir yere gitmek
We will move to a new house
Yeni bir eve taşınacağız
taşınmak
yaşanılan yeri değiştirmek
We will move to a new house next month
Gelecek ay yeni bir eve taşınacağız
ana kamp
Sahnedeoperasyonlar için merkez olarak kullanılan kamp
The climbers returned to their base camp
Dağcılar ana kamplarına geri döndüler
ana kamp
insanların çadırlarda veya kulübelerde geçici olarak konakladığı yer
We set up our base camp here
Ana kampımızı buraya kurduk
heyecan verici
Sahnedeheyecan uyandıran
The game was very exciting
Oyun çok heyecan vericiydi