

House of Cards — 1. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
591 kelime
Seviye
aynen aktarmak
Sahnedebirinin söylediği kelimeleri olduğu gibi tekrarlamak
Can you quote the text exactly
Metni aynen aktarabilir misin
alıntı
Sahnedebir metinden veya konuşmadan alınan kısa parça
She included a famous quote in her essay
Makalesine ünlü bir alıntı ekledi
alıntı yapmak
birinin sözlerini aktarmak
He likes to quote famous authors
Ünlü yazarlardan alıntı yapmayı sever
fiyat teklifi
bir şeyin ne kadara mal olacağının belirtilmesi
He asked for a quote for the repairs
Tamirat için bir fiyat teklifi istedi
kızgın
Sahnedegüçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
kızgın
bir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
garsonluk yapmak
Sahnedebir restoranda müşterilere servis yapmak
I wait tables on weekends
Hafta sonları garsonluk yapıyorum
garsonluk yapmak
bir restoranda müşterilere yemek ve içecek servis etmek
He waits tables at a restaurant
Bir restoranda garsonluk yapıyor
şaşırmış
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
şaşırmış
bir şeye karşı duyulan hayret veya şaşkınlık hissi
I am surprised by your success
Başarına şaşırdım
nükleer enerji yanlısı
Sahnedenükleer enerji kullanımını destekleyen
The politician is pro-nuclear
Politikacı nükleer enerji yanlısı
gülünç
Sahnedeçok saçma veya akıl dışı
That is a ludicrous suggestion
Bu gülünç bir öneri
gülünç
çok saçma veya mantıksız olan
The idea is absolutely ludicrous
Bu fikir kesinlikle gülünç
suçla ilgili
Sahnedesuçla veya yasalara aykırı olan
Criminal activities are illegal
Suç faaliyetleri yasa dışıdır
suçlu
bir suç işleyen kimse
The criminal was arrested
Suçlu tutuklandı
suçlu
suç işleyen kişi
The police caught the criminal
Polis suçluyu yakaladı
rakam
Sahnedebir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şekil
Sahnedebir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
çözmek
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
yapıcı bir şekilde
Sahnedebir şeyi geliştirmeye yardımcı olan biçimde
We discussed the problem constructively
Sorunu yapıcı bir şekilde tartıştık
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
borçlu olmak
birine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
ünlü
Sahnedebirçok kişi tarafından bilinen
He is a well known actor
O tanınmış bir aktördür
başlatmak
Sahnedebir şeyi başlatmak
They decided to initiate the plan
Planı başlatmaya karar verdiler
yeni başlayan
bir gruba veya etkinliğe yeni katılmış kimse
He is an initiate of the group
O grubun yeni katılan bir üyesidir
ümit
Sahnedebir şeye duyulan güven
Keep your hope
Ümidini koru
umut etmek
bir şeyin olmasını istemek
I hope you win
Kazanmanı umuyorum
ümit etmek
bir şeyin gerçekleşmesini dilemek
I hope you succeed
Başarılı olmanı ümit ediyorum
umut
olumlu bir beklenti
There is still hope
Hala umut var
etik
Sahnededoğru ve yanlışla ilgili olan
This is not an ethical choice
Bu etik bir seçim değil
adres
Sahnedebirinin yaşadığı veya çalıştığı yer
What is your home address
Ev adresin nedir
ele almak
bir sorunu veya soruyu düşünmek ve çözmeye başlamak
We need to address the issue
Bu sorunu ele almamız gerekiyor
hitap etmek
birine konuşmak veya bir şeyi birine göndermek
He addressed the crowd
Kalabalığa hitap etti
konuşma
bir dinleyici kitlesine yapılan resmi konuşma
The president gave an address
Başkan bir konuşma yaptı
telefonu yüzüne kapatmak
Sahnedekonuşma devam ederken telefonu aniden bitirmek
She hung up on him in anger
Öfkeyle telefonu onun yüzüne kapattı
takılıp kalmak
bir kişiyi veya durumu düşünmeyi durduramamak
He is hung up on his ex
O hala eski sevgilisine takılıp kalmış durumda
telefonu kapatmak
bir telefon görüşmesini aniden sonlandırmak
Do not hang up on me
Telefonu yüzüme kapatma
yüzüne kapatmak
biriyle konuşurken telefonu birdenbire kesmek
He hung up on his friend
Arkadaşının yüzüne telefonu kapattı
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
mutlak
Sahnedetam veya sınırsız
He has absolute power
Onun mutlak gücü var
zorunlu hizmet
Sahnedebirine çalışmaya zorlanma durumu
Many workers were under indentured servitude in the past
Geçmişte birçok işçi zorunlu hizmet altındaydı
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
düşünmek
Sahnedebir konu üzerinde dikkatlice düşünmek
I will consider your offer
Teklifinizi düşüneceğim
dikkate almak
Sahnedebir karar verirken belirli bir durumu düşünmek
You should consider the cost before buying it
Satın almadan önce maliyeti dikkate almalısın
saymak
bir şeyi belli bir şekilde görmek veya kabul etmek
I consider him a friend
Onu bir arkadaşım olarak görüyorum
tartışmasız
Sahnedehiç şüphe bırakmayacak şekilde
This is far and away the best solution
Bu tartışmasız en iyi çözüm
açık ara
çok büyük bir farkla
He is far and away the best player
O açık ara en iyi oyuncu
açık ara
çok büyük bir farkla
He is far and away the best player
O açık ara en iyi oyuncu
sponsor
Sahnedebir etkinliği veya faaliyeti desteklemek için para veren kişi veya kuruluş
The company is a sponsor of the team
Şirket takımın bir sponsoru
sponsor olmak
bir etkinliğe veya faaliyete maddi destek sağlamak
The company will sponsor the local marathon
Şirket yerel maratona sponsor olacak
hata
Sahnedeyanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
karıştırmak
bir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
her kim
Sahnedekim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
her kim
kim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
girişim
Sahnedebir işe başlamak için yapılan öneri
They made diplomatic overtures
Diplomatik girişimlerde bulundular
giriş
ana kısımdan önce gelen başlangıç bölümü veya etkinlik
The opera began with a short overture
Opera kısa bir giriş ile başladı
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
Sahnedebir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
izlemek
Sahnedebirinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
uymak
birinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
meclis binası
Sahnedeyasa yapıcıların toplandığı yönetim binası
They met at the capitol to discuss the new law
Yeni yasayı görüşmek için meclis binasında buluştular
özel
Sahnedesıradan olmayan durum
Today is a special day
Bugün özel bir gün
özel
sınırlı süreliğine sunulan ürün veya hizmet
The lunch special is very cheap
Öğle yemeği menüsü çok ucuz
özel ikram
zevk veren bir şey
Getting ice cream was a special treat
Dondurma yemek özel bir ikramdı
özel
alışılmış olandan farklı
Today is a very special day
Bugün çok özel bir gün
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
jüri
Sahnedebir davanın sonucuna karar veren grup
The jury reached a verdict
Jüri bir karara vardı
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
yol
Sahnedehareket edilen hat veya güzergah
I am on my way
Yoldayım
imkansız
bir şeyin gerçekleşemeyeceğini belirtmek için kullanılır
No way
İmkansız
yöntem
bir şeyi yapma biçimi veya yolu
This is the best way
Bu en iyi yöntem
çok
büyük bir miktarda veya derecede
It is way too expensive
Bu çok fazla pahalı
oyalamak
Sahnedebir şeyin planlanandan daha geç gerçekleşmesini sağlamak
He tried to stall for time
Zaman kazanmaya çalıştı
tezgah
küçük, kapalı bir satış alanı veya bölme
He sells fruit at the market stall
Pazar tezgahında meyve satıyor
duraksamak
bir sürecin veya işin ilerlemesinin durması
The negotiations stalled after the disagreement
Görüşmeler anlaşmazlıktan sonra duraksadı
havada hız kaybetmek
bir uçağın yeterli hızı kaybedip uçamaz hale gelmesi
The plane stalled during the flight
Uçak uçuş sırasında hız kaybetti
bakmak
Sahnedebirine veya bir şeye bakmak veya ilgilenmek
I look after my little brother
Küçük kardeşime bakarım
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin bakımını üstlenip iyi durumda olmasını sağlamak
You must look after your dog
Köpeğinle ilgilenmelisin
brifing
Sahnedeönemli bilgilerin paylaşıldığı kısa toplantı
We have a briefing at two oclock
Saat ikide bir brifingimiz var
bilgilendirmek
birine önemli bilgi vermek
The manager briefed the staff this morning
Müdür bu sabah personeli bilgilendirdi
bilgilendirme
bir konu hakkında verilen kısa bilgi
He gave a quick briefing to the team
Ekibe kısa bir bilgilendirme yaptı
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
stok
Sahnedekullanım için mevcut olan miktar
We have a large supply of water
Büyük bir su stoğumuz var
malzeme
belirli bir amaç için gereken şeyler
We need more school supplies
Daha fazla okul malzemesine ihtiyacımız var
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company supplies electricity
Şirket elektrik sağlıyor
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The supply performed at the concert
Müzik grubu konserde sahne aldı
affedersiniz
Sahnedenazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
Sahnedebir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
pay
Sahnedebir işteki ortaklık veya hisse durumu
He has an interest in the company
Şirkette bir payı var
ilgilendirmek
Sahnedebirinin bir şeye merak duymasını veya dikkat etmesini sağlamak
This book interests me
Bu kitap ilgimi çekiyor
faiz
ödünç alınan para için ödenen ek ücret
The bank charges a high interest rate
Banka yüksek bir faiz oranı uyguluyor
hobi
boş zamanlarda yapmaktan hoşlanılan etkinlik
Reading is one of my interests
Okumak hobilerimden biridir
makul bir şans
Sahnedeişlerin yolunda gitmesi için mantıklı bir olasılık
We have a fighting chance if we help each other
Birbirimize yardım edersek makul bir şansımız olur
gerçekçi bir şans
bir şeyin gerçekleşme veya başarılı olma ihtimali
He has a fighting chance of winning
Kazanma şansı var
başarı şansı
Başarmak için sahip olunan küçük ama gerçek ihtimal
We still have a fighting chance to win the game
Oyunu kazanmak için hala bir şansımız var
başarı şansı
zor bir durumda başarıya ulaşma ihtimali
He has a fighting chance to finish the work on time
İşi zamanında bitirmek için bir başarı şansı var
değerli
Sahnedebüyük değere veya öneme sahip olan
This ring is very valuable
Bu yüzük çok değerli
kokusunu almak
Sahnedebir kokuyu fark etmek veya tanımak
I can smell smoke
Duman kokusunu alabiliyorum
kokmak
bir koku yaymak
The fish smells bad
Balık kötü kokuyor
koku
burunla algılanan özellik
I love the smell of rain
Yağmurun kokusunu seviyorum
geri dönmek
eski bir konuma veya popülariteye yeniden kavuşmak
The trend began to smell again
Moda tekrar geri dönmeye başladı
görüş
Sahnedebir konu hakkında verilen tavsiye veya fikir
I would value your input on this project
Bu proje hakkındaki görüşlerinize değer veririm
veri girmek
bilgiyi bir makineye veya sisteme aktarmak
Please input your password
Lütfen şifrenizi girin
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
sent
Sahnededolar veya avronun yüzde birine eşit para birimi
I have fifty cents in my pocket
Cebimde elli sent var
yüzde bir
bir bütünün yüz parçaya bölünmüş kısmı
The word percent literally means per cent
Yüzde kelimesi tam olarak her yüz için anlamına gelir
yüz
yüz sayısı
A century is one hundred years
Bir yüzyıl yüz yıldır
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
tamam
Sahnedebir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
teklif
Sahnedebir plan veya resmi teklif
He made a business proposal
Bir iş teklifi sundu
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
hayal gücü
Sahnedezihinde yeni fikirler veya resimler oluşturma yeteneği
She has a vivid imagination
Onun çok canlı bir hayal gücü var
hayal gücü
zihinde görüntüler oluşturma yeteneği
She has a great imagination
Onun harika bir hayal gücü var
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
dahil olmak
Sahnedebir şeye katılmak
He got involved in the project
Projeye dahil oldu
karmaşık
birçok parçası veya detayı birbirine bağlı olan
This is an involved process
Bu karmaşık bir süreç
içeren
bir parça veya özellik olarak sahip olmak
The job involved a lot of hard work
İş çok fazla zorlu çalışma gerektirdi
çılgınlık
Sahnedekontrol edilemeyen aşırı heyecan durumu
The crowd was in a frenzy
Kalabalık çılgına dönmüştü
sürdü
Sahnedebir aracı kontrol edip hareket ettirdi
He drove the car fast
Arabayı hızlı sürdü
sürdü
bir aracı kontrol ederek hareket ettirmek
He drove his car to work
Arabasını işe sürdü
sürü
birlikte hareket eden büyük grup
People arrived in a large drove
İnsanlar büyük bir sürü halinde geldi
sürükledi
birini güçlü bir duyguya veya duruma itti
His words drove me to tears
Sözleri beni gözyaşlarına sürükledi
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerine karşı daha çok istemek
I prefer tea to coffee
Çayı kahveye tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerinden daha çok istemek veya sevmek
I prefer coffee to tea
Kahveyi çaya tercih ederim
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
manipülatif
Sahnedebaşkalarını kontrol etmek için haksız yöntemler kullanan
He is very manipulative
O çok manipülatif
arkadan bıçaklamak
Sahnedegüvenen birine ihanet ederek zarar vermek
He backstabbed his friend to get a promotion
Terfi almak için arkadaşını arkadan bıçakladı
iş adamı
Sahnedeticari işlerle uğraşan erkek
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
iş adamı
bir işletmeyi yöneten kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamıdır
iş adamı
iş dünyasında üst düzey pozisyonda çalışan erkek
The businessman leads his company
İş adamı şirketini yönetiyor
iş adamı
ticaretle uğraşan kişi
He is a successful businessman
O başarılı bir iş adamı
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
Sahnedeinsanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
bir görevde bulunmak
Sahnedebir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde durmak
bir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
uğraşmak
bir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
çalışmak
bir işi ücret karşılığı veya görev olarak yapmak
I work on a big project
Büyük bir projede çalışıyorum
uğraşmak
bir görevi yaparken meşgul olmak
I am working on my homework
Ödevimle uğraşıyorum
emek vermek
bir işi yapmak için zaman ve çaba harcamak
She works on her painting daily
O her gün resmine emek veriyor
çözmeye çalışmak
bir problem üzerine düşünmeye başlamak
We are working on the problem
Problem üzerinde çalışıyoruz
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
uğraş göstermek
bir şeyi yapmaya veya çözmeye çabalamak
They work on a new strategy
Yeni bir strateji üzerinde uğraş gösteriyorlar
meşgul olmak
bir görev veya faaliyetle vakit geçirmek
She is working on her report
Raporuyla meşgul oluyor
dahil olmak
bir faaliyetle ilgilenmek
He works on a charity project
Bir yardım projesine dahil oluyor
tamir etmek
bir şeyi onarmaya veya iyileştirmeye çalışmak
They work on the broken car
Bozulan arabayı tamir etmeye çalışıyorlar
odaklanmak
bir işe zaman ve çaba ayırmak
I work on my writing tasks
Yazma görevlerime odaklanıyorum
ele almak
bir şeyi yapmaya veya halletmeye çalışmak
We work on the difficult issue
Zor konuyu ele alıyoruz
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
He works on his performance
Performansını iyileştirmeye çalışıyor
onarmak
bir şeyi düzeltmek veya geliştirmek için çabalamak
I work on the leaky pipe
Sızdıran boruyu onarmaya çalışıyorum
çabalamak
bir şeyi yapmak veya geliştirmek için gayret etmek
She works on her fitness
Formunu korumaya çabalıyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için uğraşmak
They work on their garden
Bahçelerini güzelleştirmek için uğraşıyorlar
çözüm aramak
bir soruna yanıt bulmaya çalışmak
We work on the puzzle
Yapboza çözüm arıyoruz
önceden
Sahnedebir şey gerçekleşmeden önce
Please book the tickets in advance
Lütfen biletleri önceden ayırtın
avans
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
ilerlemek
ileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
kur yapma
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
Sahnedebirine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
Sahnedebirinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
itibar
Sahnedeinsanların biri hakkında sahip olduğu düşünce
She has a good reputation in the company
Şirkette iyi bir itibarı var
itibar
insanların biri hakkındaki genel düşüncesi
He has a good reputation
Onun iyi bir itibarı var
tehdit
Sahnedezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
tehdit
Sahnedebirine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
üç
Sahnedeüç sayısı
I have three apples
Üç elmam var
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
sesli mesaj
Sahnedetelefona bırakılan kayıtlı sesli mesaj
I left him a voicemail
Ona sesli mesaj bıraktım
sesli mesaj
telefona bırakılan sesli mesaj kaydı
He left me a voicemail
Bana bir sesli mesaj bıraktı
sesli mesaj sistemi
telefon mesajlarını kaydeden sistem
Your voicemail is full
Sesli mesaj kutunuz dolu
sesli mesaj
telefon cevap vermediğinde bırakılan mesaj
I left a voicemail for my friend
Arkadaşıma sesli mesaj bıraktım
yöntem
Sahnedebir sonucu elde etmek için izlenen yol
We need a new method to solve this
Bunu çözmek için yeni bir yönteme ihtiyacımız var
yöntem
bir şeyi yapma yolu
This is a new method of teaching
Bu yeni bir öğretim yöntemidir
bozuk
Sahnedeartık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
kırık
hasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
platform
Sahnededüz ve yüksek bir alan veya yapı
The speaker stood on the platform
Konuşmacı platformun üzerinde durdu
program
bir siyasi grubun resmi inanç ve hedefleri
The party announced its new platform.
Parti yeni programını açıkladı.
dengesizlik
Sahnedeşeylerin eşit veya dengeli olmadığı durum
There is an imbalance of power in the office
Ofiste bir güç dengesizliği var