

House of Cards — 2. Sezon Bölüm 10
Kelimeler ve anlamları
732 kelime
Seviye
randevu
Sahnedeönceden kararlaştırılmış görüşme veya buluşma
I have an appointment with the doctor
Doktorla bir randevum var
randevu
önceden belirlenmiş bir buluşma veya ziyaret
I have a doctor's appointment
Doktor randevum var
randevu
belirli bir zamanda birisiyle buluşma planı
I have a doctor's appointment tomorrow
Yarın doktor randevum var
tedbirli
Sahnedetehlike veya hatalardan kaçınmaya çalışan
Be cautious when crossing the street
Caddeyi geçerken tedbirli ol
bozulmak
Sahnedebir şeyin çalışmayı veya işlemeyi durdurması
Our car broke down on the way home
Arabamız eve giderken bozuldu
kendini tutamayıp ağlamak
duygusal bir şekilde ağlamaya başlamak
She broke down in tears
Gözyaşlarına boğuldu
yıkmak
birinin direncini veya özgüvenini kırmak
The constant criticism broke him down
Sürekli eleştiri onu yıktı
ayrıştırmak
bir şeyi anlamak için parçalara ayırmak
Let us break down the task
Görevi parçalara ayıralım
ayrıştırmak
bir şeyi daha küçük parçalara bölmek
The scientist will break down the data
Bilim insanı verileri ayrıştıracak
bölümlemek
bir şeyi daha küçük kısımlara ayırmak
Please break down the project into steps
Lütfen projeyi adımlara bölümle
bozulmak
işlevini yitirmek
My car broke down on the highway
Arabam otoyolda bozuldu
kimse
Sahnedebelirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
herhangi biri
herhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
yorum
Sahnedesözlü veya yazılı görüş
She left a comment on the post
Gönderiye bir yorum bıraktı
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
adım adım anlatmak
Sahnedebir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
önermek
Sahnedebir fikri değerlendirilmesi için sunmak
I suggest we go home
Eve gitmemizi öneririm
işaret etmek
bir şeyi göstermek veya ima etmek
The evidence suggests he is guilty
Kanıtlar onun suçlu olduğunu gösteriyor
diploma
Sahnedeeğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
derece
bir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
derece
sıcaklığı ölçmek için kullanılan bir birim
It is 20 degrees outside
Dışarısı 20 derece
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için oluşturulan sistem veya düzenleme
The company has a new training scheme
Şirketin yeni bir eğitim planı var
tezgahlamak
gizli planlar yapmak
They schemed to win the election
Seçimi kazanmak için tezgah kurdular
entrika
birine zarar vermek veya sahtekarlık yapmak amacıyla gizli plan yapma
He devised a clever scheme to cheat
Hile yapmak için zekice bir entrika kurdu
eskiden
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama şimdi yapılmayan
I used to run every day
Eskiden her gün koşardım
alışkın
bir şeye deneyimle aşina olmak
I am used to the cold
Soğuğa alışkınım
kullanmak
bir şeyi işlevsel hale getirmek
I used a hammer to fix the nail
Çiviyi çakmak için bir çekiç kullandım
ikinci el
daha önce başkası tarafından kullanılmış
I bought a used car
İkinci el bir araba aldım
kullandı
bir şeyi işlevsel hale getirmek
I used a pen
Kalem kullandım
ikinci el
daha önce başkası tarafından sahip olunmuş
This car is used
Bu araba ikinci el
kullanmak
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me to get what he wanted
İstediğini elde etmek için beni kullandı
kullanılmış
birçok kez veya sıkça başvurulan
This is a used car
Bu kullanılmış bir araba
alışkın
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
daha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
telefonu kapatmak
Sahnedetelefon konuşmasını bitirmek
He did not want to hang up
Telefonu kapatmak istemedi
asmak
bir şeyi duvara veya başka bir yüzeye iliştirmek
Hang up your coat
Ceketini as
takıntı
bir şey hakkındaki endişe veya zorluk hissi
He has a hang up about his age
Yaşıyla ilgili bir takıntısı var
bırakmak
bir işi veya aktiviteyi sona erdirmek
He decided to hang up his career
Kariyerini noktalamaya karar verdi
kafaya takmak
bir şeyi gereğinden fazla düşünmek veya ona odaklanmak
He is hung up on that small mistake
O küçük hatayı kafaya takıyor
düzgünce
Sahnededoğru bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
düzgünce
doğru ve uygun bir şekilde
Please close the door properly
Lütfen kapıyı düzgünce kapat
ihtiyaç
Sahnedeihtiyaç duyulan şey
Food and water are a necessity
Yiyecek ve su bir ihtiyaçtır
girmek
Sahnedebir yere girmek
Please come into the room
Lütfen odaya girin
dahil olmak
bir durumun veya sürecin parçası olmak
Money does not come into this decision
Para bu karara dahil değil
miras kalmak
bir şeye genellikle miras yoluyla sahip olmak
She came into a lot of money
Ona yüklü miktarda para miras kaldı
çekilmek
Sahnedebir durumdan veya etkinlikten ayrılmak
He decided to bow out of the race
Yarıştan çekilmeye karar verdi
kurşungeçirmez
Sahnedekurşun geçirmeyen
He wore a bulletproof vest
Kurşungeçirmez bir yelek giydi
çaresiz
Sahnedeumudunu yitirmiş
He felt desperate after the accident
Kazadan sonra kendini çaresiz hissetti
muhtaç
başka seçeneği kalmadığı için çok isteyen
They were desperate for help
Yardıma çok muhtaçlardı
kaçınmak
Sahnedebirinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid heavy traffic
Yoğun trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
birinden veya bir şeyden uzak durmak
I try to avoid traffic
Trafikten kaçınmaya çalışıyorum
kaçınmak
bir şeyden uzak durmak veya uzak kalmak
Try to avoid bad habits
Kötü alışkanlıklardan kaçınmaya çalış
hızlandırmak
Sahnedebir şeyin daha çabuk gerçekleşmesini sağlamak
The driver decided to accelerate to pass the truck
Sürücü kamyonu geçmek için hızlanmaya karar verdi
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
sinir etmek
Sahnedebirini sinirlendirmek veya rahatsız etmek
His constant complaining gets under my skin
Sürekli şikayet etmesi sinirlerimi bozuyor
kasırga
Sahnedeçok güçlü rüzgarları olan şiddetli fırtına
The hurricane hit the coast
Kasırga kıyıya vurdu
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
biri
Sahnedebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
birisi
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
para birimi
Sahnedebir ülkede alışveriş yapmak için kullanılan madeni ve kağıt paralar
What is the currency of Japan?
Japonya'nın para birimi nedir?
şimdiki zaman
Sahnedeşu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
sunmak
Sahnedebirine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
masumiyet
Sahnedebir suç veya yanlış davranıştan sorumlu olmama durumu
He proved his innocence in court
Mahkemede masumiyetini kanıtladı
masumiyet
suçsuz olma durumu
The lawyer proved his innocence
Avukat onun masumiyetini kanıtladı
gitmek
Sahnedebir yerden ayrılmak
You should go away now
Şimdi gitmelisin
yok olmak
mevcut olmamak veya ortadan kalkmak
The pain will go away soon
Ağrı yakında geçecek
tatile gitmek
kısa bir tatil için başka bir yere seyahat etmek
We will go away for the weekend
Hafta sonu için tatile gideceğiz
gitmek
bir yerden başka bir yere ayrılmak
Please go away now
Lütfen şimdi git
-meli/-malı
Sahnedeyapılması gereken doğru şeyi belirtmek için kullanılır
You ought to apologize
Özür dilemelisin
meli
yapılması gereken doğru veya mantıklı bir işi belirtmek için kullanılır
You ought to study for the exam
Sınav için ders çalışmalısın
beklenmek
kanıtlara veya mantığa göre gerçekleşmesi muhtemel durumları belirtmek için kullanılır
The train ought to arrive soon
Trenin yakında varması bekleniyor
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
yaşamak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak veya deneyimlemek
She went through a hard time
Zor bir zaman geçirdi
geçmek
Sahnedebir taraftan diğer tarafa hareket etmek
We will go through the tunnel
Tünelden geçeceğiz
onaylanmak
bir işlemin veya anlaşmanın resmen kabul edilmesi ya da sonuçlanması
The trade agreement went through yesterday
Ticaret anlaşması dün onaylandı
incelemek
bir şeyi başından sonuna kadar dikkatlice okumak veya kontrol etmek
Please go through these documents
Lütfen bu belgeleri inceleyin
onaylanmak
resmi olarak kabul edilmek veya tamamlanmak
The contract finally went through
Sözleşme sonunda onaylandı
yaşamak
zor bir durumla karşılaşmak
She went through a difficult time
Zor bir dönem yaşadı
bu esnada
Sahnedeiki olay arasında geçen zaman
I will wait here in the meantime
Ben bu esnada burada bekleyeceğim
bu sırada
iki olay arasındaki zaman
In the meantime, please wait here
Bu sırada lütfen burada bekleyin
bu arada
iki olay arasında geçen süre
I will cook in the meantime
Bu arada yemek pişireceğim
başbakan
Sahnedehükümetin başındaki kişi
The prime minister announced new laws
Başbakan yeni yasaları duyurdu
başbakan
Sahnedebir ülkenin yönetiminden sorumlu kişi
The prime minister made a speech
Başbakan bir konuşma yaptı
başbakan
hükümetin başındaki yüksek rütbeli yönetici
The prime minister spoke to the people
Başbakan halka hitap etti
başbakan
hükümetin en üst düzey yetkilisi
The prime minister met with the president
Başbakan cumhurbaşkanı ile görüştü
şüphe duymak
Sahnedebir şeyden emin olmamak
I doubt he will come
Geleceğinden şüphe duyuyorum
şüphelenmek
Sahnedebir şeyin doğruluğuna inanmamak
I doubt that
Bundan şüpheleniyorum
müzik grubu
müzik yapan topluluk
The band is very good
Müzik grubu çok iyi
şüphe
bir şeyin doğru olup olmadığından emin olamama hissi
I have some doubt about his story
Onun hikayesi hakkında biraz şüphem var
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
istemek
Sahnedebir şeyi istediğini söylemek
I will ask for a glass of water
Bir bardak su isteyeceğim
davetiye çıkarmak
kötü bir olayın gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble by staying out late
Geç saatlere kadar kalarak başını belaya davetiye çıkarıyorsun
istemek
bir şey istediğini belirtmek
She will ask for help
O yardım isteyecek
davetiye çıkarmak
kötü bir durumun gerçekleşmesine neden olacak şekilde davranmak
You are asking for trouble
Başını derde sokuyorsun
kurtuluş
Sahnedebirini kötü bir durumdan kurtarma eylemi
He seeks redemption
Kurtuluş arıyor
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
iletişime geçmek
Sahnedebirine ulaşmaya çalışmak
Please reach out if you need help
Yardıma ihtiyacın olursa lütfen iletişime geç
uzanmak
bir şeye dokunmak veya almak için kolunu açmak
She reached out to grab the book
Kitabı almak için uzandı
iletişime geçmek
biriyle iletişim kurmaya çalışmak
I will reach out to him later
Onunla daha sonra iletişime geçeceğim
uzanmak
elini veya kolunu bir şeye doğru germek
She reached out to grab the apple
Elmayı kapmak için uzandı
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
tamamen
Sahnedetam olarak veya bütünüyle
I fully agree with you
Sana tamamen katılıyorum
umutla
umutlu bir şekilde
He fully expects to succeed
Başarıyı umutla bekliyor
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
yakın mercek altında
Sahnededikkatli bir şekilde inceleniyor olma durumu
The contract is under the magnifying glass
Sözleşme yakın mercek altında
somut
Sahnedebelirsiz olmayan açık ve net olan
They need concrete evidence
Somut kanıtlara ihtiyaçları var
beton
çimentodan yapılan sert bir yapı malzemesi
The wall is made of concrete
Duvar betondan yapılmıştır
beton
bina yapımında kullanılan sert ve dayanıklı malzeme
The building is made of concrete
Bina betondan yapılmış
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba göstermek
He attempted to open the door
Kapıyı açmaya çalıştı
denemek
bir şeyi yapmaya çalışmak
I attempted to fix the car
Arabayı tamir etmeyi denedim
ayrı
Sahnedeberaber olmayan
They live apart
Onlar ayrı yaşıyorlar
ayrı
bir arada olmayan
They live apart from each other
Birbirlerinden ayrı yaşıyorlar
parça parça
parçalara ayrılmış durumda
The clock fell apart
Saat parça parça oldu
ayrı
parçalara bölünmüş
The machine fell apart
Makine parçalara ayrıldı
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşmak
Sahnedetam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
morluk
Sahnededarbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli iz
She has a large bruise on her leg
Bacağında büyük bir morluk var
morartmak
ciltte morluk oluşturmak
I bruised my arm
Kolumu morarttım
morarmış
bir darbe sonucu ciltte koyu renkli leke oluşmuş
His leg is bruised
Bacağı morarmış
morluk
bir darbe sonucu ciltte oluşan koyu renkli leke
She has a bruise on her knee
Dizinde bir morluk var
gözü önünde
Sahnedebirinin bulunduğu yer
Do not talk in front of him
Onun gözü önünde konuşma
önünde
bir şeyin veya birinin ön kısmında olan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
bir şeyin veya kişinin doğrudan ilerisindeki alan
He is waiting in front of the door
O kapının önünde bekliyor
önünde
birinin veya bir şeyin karşısındaki konum
The car is in front of the house
Araba evin önünde
kaçınılmaz
Sahnedeolması kesin olan
Change is inevitable
Değişim kaçınılmazdır
tesis
Sahnedeendüstriyel veya teknik bir sürecin gerçekleştiği yer
He works at a power plant
Enerji santralinde çalışıyor
bitki
genellikle toprakta yetişen canlı bir varlık
I bought a new plant
Yeni bir bitki aldım
dikmek
tohumları veya genç bitkileri toprağa ekmek
We plant seeds in spring
Baharda tohum dikeriz
gizlice yerleştirmek
bir şeyi gizli veya yasadışı yollarla bir yere koymak
The criminal planted evidence
Suçlu kanıt yerleştirdi
garanti
Sahnedebir ürünün onarılacağı veya değiştirileceği taahhüdü
This phone has a one-year warranty
Bu telefonun bir yıl garantisi var
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
büyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
teşvik
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya teşvik eden şey
The bonus is a great incentive for the staff
Bonus, personel için harika bir teşviktir
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
Sahnedemümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
Sahnedemümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
varsaymak
bir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
tehlikeye atmak
Sahnedebir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşmak
her iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
uzlaşma
tarafların karşılıklı fedakarlıkta bulunduğu anlaşma
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
güvenlik önlemi
Sahnedebaşarısızlığı önleyen plan
We have a failsafe for the system
Sistem için bir güvenlik önlemimiz var
emniyet sistemi
tehlikeyi engelleyen otomatik mekanizma
The machine has a built-in failsafe
Makinenin yerleşik bir emniyet sistemi var
yok etmek
Sahnedebir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
yok etmek
bir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
bırakmak
Sahnedebirine yönelik bir davranışı durdurmak
Get off my back
Peşimi bırak
cezadan kurtulmak
bir şey için cezalandırılmaktan kaçınmak
He got off with a fine
Cezadan bir para cezasıyla kurtuldu
inmek
bir araçtan veya yerden ayrılmak
I will get off the bus at the next stop
Bir sonraki durakta otobüsten ineceğim
kapatmak
bir telefon görüşmesini bitirmek
I need to get off the phone now
Şimdi telefonu kapatmam gerekiyor
inmek
bir yerden veya taşıttan ayrılmak
Please get off the bus
Lütfen otobüsten inin
rahat bırakmak
birini rahatsız etmeyi durdurmak
Get off him now
Onu hemen rahat bırak
inmek
bir yerden ayrılmak veya uzaklaşmak
I need to get off the bus
Otobüsten inmem gerekiyor
kabileye ait
Sahnedebir kabile ile ilgili olan
They maintain tribal customs
Kabile geleneklerini sürdürüyorlar
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
iletişime geçmek
Sahnedebirisiyle konuşmaya veya etkileşime başlamak
Please make contact with our office
Lütfen ofisimizle iletişime geçin
iletişime geçmek
birisiyle iletişim kurmak
I will make contact with them tomorrow
Yarın onlarla iletişime geçeceğim
inanmak
Sahnedebir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birine güven duymak veya bir fikri desteklemek
I believe in your success
Başaracağına inanıyorum
inanmak
birine veya bir şeye güven duymak
I believe in my team
Takımıma inanıyorum
inanmak
bir şeyin veya birinin gerçekten var olduğunu düşünmek
I believe in ghosts
Hayaletlere inanırım
yöntemler
Sahnedebir şeyi yapma şekli veya metodu
There are many ways to cook pasta
Makarna pişirmenin birçok yöntemi var
mesafeler
iki yer arasındaki uzaklık
It is a long ways off
Buradan epey uzak
yollar
hareket etmek için kullanılan güzergah
These ways lead to the city center
Bu yollar şehir merkezine çıkar
davranış şekilleri
bir kişinin tipik hareket etme biçimi
He has his own strange ways
Kendine has garip davranış şekilleri var
yollar
gidilebilecek istikametler veya rotalar
There are many ways to the park
Parka giden birçok yol var
emin olmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
Sahnedehiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
sağlamak
bir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
randevuya çıkarmak
Sahnederomantik bir buluşma için dışarı götürmek
He took her out for a drink
Onu bir şeyler içmeye randevuya çıkardı
paket servis
restorandan alınıp başka yerde yenmek üzere hazırlanan yemekler
Let's get take out tonight
Bu akşam paket servis söyleyelim
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı çıkarmak
Take out the trash
Çöpleri dışarı çıkar
etkisiz hale getirmek
bir düşmanı öldürmek veya bir hedefi devre dışı bırakmak
The army plans to take out the target
Ordu hedefi etkisiz hale getirmeyi planlıyor
paket yemek
restorandan alınıp başka bir yerde yenen yemek
We ordered some take-out last night
Dün gece paket yemek sipariş ettik
öldürtmek
birinin öldürülmesi için ayarlama yapmak
The gang decided to take out their rival
Çete rakibini öldürtmeye karar verdi
yıkmak
bir yapıyı veya binayı tamamen yok etmek
The army took out the bridge
Ordu köprüyü yıktı
almak
bir şeyi elde etmek veya edinmek
I need to take out a loan for my house
Evim için kredi almam gerekiyor
çıkarmak
bir şeyi bulunduğu yerden dışarı almak
Please take out the trash
Lütfen çöpü dışarı çıkar
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
kurtulmak
Sahnedebir şeyi yok etmek veya uzaklaştırmak
I need to get rid of this old sofa
Bu eski kanepeden kurtulmam gerekiyor
kurtulmak
Sahnedeistenmeyen bir şeyden kurtulmak
I need to get rid of this old stuff
Bu eski eşyalardan kurtulmam lazım
kurtulmak
istenmeyen bir şeyden kurtulmak veya onu elden çıkarmak
I need to get rid of this old chair
Bu eski sandalyeden kurtulmam gerek
vize
Sahnedeokul döneminin ortasında yapılan önemli sınav
I have a midterm tomorrow
Yarın vizem var
ara seçim
Sahnedebaşkanlık döneminin ortasında yapılan seçim
The midterm elections are coming up
Ara seçimler yaklaşıyor
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
protokol
Sahnederesmi durumlar için geçerli olan kurallar bütünü
The diplomat followed the protocol
Diplomat protokole uydu
protokol
Sahnederesmi kurallar veya izlenmesi gereken adımlar dizisi
We must follow the safety protocol
Güvenlik protokolüne uymalıyız