

House of Cards — 2. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
720 kelime
Seviye
ilerlemek
Sahnedegenellikle çaba sarf ederek bir yere doğru gitmek
He made his way through the busy crowd
Kalabalığın içinden ilerledi
ilerlemek
bir yere doğru hareket etmek veya gitmek
He made his way to the station
İstasyona doğru ilerledi
konmak
Sahnedebir yüzeye gelip yerleşmek
The bird is landing on the branch
Kuş dala konuyor
iniş yeri
uçak veya teknelerin varmak için kullandığı yer
The plane reached the landing
Uçak iniş yerine ulaştı
kara
dünyanın katı yüzeyi
They stepped onto the landing
Katı zemine adım attılar
iniş
bir hava taşıtının yere gelme süreci
The plane is ready for landing
Uçak inişe hazır
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
biriktirmek
Sahnedezamanla bir şeyleri toplamak veya çoğaltmak
Dust can accumulate in corners
Köşelerde toz birikebilir
biriktirmek
zamanla çoğalmak veya toplamak
Snow began to accumulate on the roof
Çatıdaki kar birikmeye başladı
şüpheli
Sahnedekötü veya dürüst olmadığı düşünülen
That behavior looks very suspect
Bu davranış çok şüpheli görünüyor
şüphelenmek
birinin suçlu olduğunu veya bir şeyin yanlış olduğunu düşünmek
The police suspect him of the crime
Polis ondan şüpheleniyor
şüpheli
suç işlediğinden şüphelenilen kimse
The police caught the suspect
Polis şüpheliyi yakaladı
şüpheli
bir suça karıştığı düşünülen kimse
The police questioned the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
cevap
Sahnedebir şeye verilen yanıt
I am waiting for your response
Cevabınızı bekliyorum
tepki
Sahnedebir cevap olarak söylenen veya yapılan şey
His response was a smile
Tepkisi bir gülümsemeydi
tepki
Sahnedebir şeye karşı verilen fiziksel veya zihinsel karşılık
His body had a strong response to the medicine
Vücudu ilaca güçlü bir tepki verdi
kovuşturmak
Sahnedebirine karşı yasal işlem başlatmak
The state decided to prosecute him
Devlet onu kovuşturmaya karar verdi
dava açmak
birini mahkemede resmi olarak suçlamak
They will prosecute him for the crime
Onu bu suçtan dolayı dava edecekler
yürütmek
bir işi çaba göstererek devam ettirmek
He prosecuted the plan with diligence
Planı titizlikle yürüttü
posta
Sahnedegönderilen veya alınan mektup ve paketler
I received a lot of mail today
Bugün çok posta aldım
gazete
güncel haberlerin yer aldığı süreli yayın
I read the mail every morning
Her sabah gazeteyi okurum
posta
sistem aracılığıyla gönderilen mektup veya paketler
Did you check the mail today
Bugün postaya baktın mı
geri kalan
Sahnedebir şeyin geri kalan kısmı
He ate the remainder of the cake
Pastanın geri kalanını yedi
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir konum veya mekan
You can sit anywhere you want
İstediğin yere oturabilirsin
hiçbir yer
olumsuz cümlelerde belirtilen herhangi bir konum
I cannot find my keys anywhere
Anahtarlarımı hiçbir yerde bulamıyorum
değerlendirmek
Sahnedebir fikri veya olasılığı dikkate almak
He did not entertain the idea of leaving
Ayrılma fikrini değerlendirmedi
eğlendirmek
birini mutlu veya ilgili tutmak
The clown entertained the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
talimat vermek
Sahnedebirine bir şey yapmasını söylemek
The teacher instructed the students to start
Öğretmen öğrencilere başlamaları için talimat verdi
öğretmek
birine bilgi veya eğitim vermek
He instructed the students in art
Öğrencilere sanat öğretti
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
meslektaş
Sahnedebirlikte çalışılan kişi
He is my colleague
O benim meslektaşım
makale
Sahnedegazete veya dergide yayınlanan yazı
I read an interesting article
İlginç bir makale okudum
madde
Sahnedeyasal bir belgenin veya kanunun ayrı bir bölümü
The first article is very important
İlk madde çok önemlidir
parça
belirli bir türdeki tek bir nesne
He bought an article of clothing
Bir kıyafet parçası satın aldı
inanç
birine veya bir şeye duyulan güçlü güven
He has faith in the future
Geleceğe dair inancı var
tekrarlamak
Sahnedebir şeyi yeniden söylemek
Please repeat the question
Lütfen soruyu tekrarla
tekrar etmek
bir şeyi yeniden yapmak
Can you repeat that please?
Lütfen bunu tekrar edebilir misiniz?
tekrar yayınlamak
bir televizyon programını ilk gösteriminden sonra yeniden yayınlamak
They will repeat the show tonight
Diziyi bu akşam tekrar yayınlayacaklar
tuhaf
Sahnedenormalden veya beklenenden farklı
He is a very odd man
O çok tuhaf bir adam
olasılık
bir şeyin gerçekleşme ihtimali
The odds of winning are low
Kazanma olasılığı düşük
tek
ikiye tam bölünemeyen sayı
Three is an odd number
Üç tek bir sayıdır
tek tük
nadiren gerçekleşen veya ortaya çıkan
I do odd jobs for my neighbors
Komşularım için tek tük işler yapıyorum
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
toplanmak
Sahnedebir grup halinde bir yere gelmek
We will gather here tonight
Bu gece burada toplanacağız
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
anlamak
bilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
çekişme
Sahnedebir yarışma veya kavga içinde olma durumu
The team is in contention for the championship
Takım şampiyonluk için çekişme halinde
anlaşmazlık
fikir ayrılığı veya çekişme durumu
The new policy is a point of contention
Yeni politika bir anlaşmazlık konusudur
tiyatro
Sahnedeoyun veya film izlenen yer
We went to the theater last night
Dün gece tiyatroya gittik
ameliyathane
hastanede cerrahi operasyonların yapıldığı oda
The patient is in the theater
Hasta ameliyathanede
savaş alanı
savaşın veya askeri operasyonların yaşandığı bölge
The region was a major theater of war
Bölge önemli bir savaş alanıydı
tiyatro
izleyiciler için sergilenen oyun veya gösteri
We went to the theater to see a play
Bir oyun izlemek için tiyatroya gittik
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
kutsamak
SahnedeTanrı'dan birini korumasını veya ona yardım etmesini istemek
God bless you
Tanrı seni kutsasın
şanslı hissetmek
Sahnedekendini çok şanslı veya minnettar hissetmek
I feel blessed to have such a great family
Harika bir aileye sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum
kutsamak
Sahnedebirini zarardan korumak için kutsamak
May God bless you and keep you safe
Tanrı seni kutsasın ve güvende tutsun
kutsamak
birine mutluluk veya iyilik vermek
Her kindness blesses those around her
Onun nezaketi çevresindekileri mutlu eder
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
oyun oynamak
Sahnededürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
anket yapmak
Sahnedeinsanların fikirlerini öğrenmek için onlara sorular sormak
The company decided to poll its employees
Şirket çalışanlarına anket yapmaya karar verdi
oy verme yeri
insanların seçimlerde oy kullanmaya gittiği yer
She went to the poll to cast her vote
Oyunu kullanmak için oy verme yerine gitti
kalmak
Sahnedevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
kalmak
bir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
itibar
Sahnedebir kişinin veya kurumun sahip olduğu saygı
He gained prestige after winning the award
Ödülü kazandıktan sonra itibar kazandı
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
birini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
istekli
Sahnedebir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
aç
yiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
suçlamak
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
Do not accuse him without proof
Kanıt olmadan onu suçlama
suçlamak
birinin yanlış bir şey yaptığını söylemek
They accuse him of stealing
Onu hırsızlıkla suçluyorlar
umutsuzluk
Sahnedetam bir çaresizlik hissi
She was in despair
Çaresizlik içindeydi
umutsuzluk
hiç umudunun kalmadığı duygu
She looked at him in despair
Ona umutsuzlukla baktı
ayrı
Sahnedediğerlerinden farklı veya birleşmemiş olan
They have separate rooms
Onların ayrı odaları var
ayırmak
nesneleri birbirinden uzaklaştırmak
Please separate the red and white clothes
Lütfen kırmızı ve beyaz kıyafetleri ayırın
ayrılmak
romantik veya evlilik ilişkisini sonlandırmak
They decided to separate last year
Geçen yıl ayrılmaya karar verdiler
ayırmak
birbirine bağlı olan şeyleri birbirinden uzaklaştırmak
You should separate the red socks from the white ones
Kırmızı çorapları beyazlardan ayırmalısın
sınırlar
Sahnedekabul edilebilir veya izin verilenleri belirleyen kurallar
You should set clear boundaries
Net sınırlar belirlemelisin
katılım
Sahnedebir işe veya sürece dahil olma durumu
Her involvement in the project was crucial
Projeye katılımı çok önemliydi
geri dönmek
Sahnedebir yere veya duruma tekrar gitmek
She will return to work tomorrow
Yarın işe geri dönecek
geri dönmek
bir yere geri gitmek
I will return to my home
Evime geri döneceğim
geri dönmek
bir konuya veya yere tekrar gitmek
I will return to this topic later
Bu konuya daha sonra geri döneceğim
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
daha kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması daha az güç olan
This math problem is easier than the last one
Bu matematik problemi sonuncusundan daha kolay
daha kolay
zorluğu daha az olan
This task is easier
Bu görev daha kolay
daha basit
zor olmayan ve uğraştırmayan
There is an easier way to solve this
Bunu çözmenin daha basit bir yolu var
kazanmak
Sahnedebir şeyi elde etmek
He wants to gain experience
Deneyim kazanmak istiyor
kazanmak
daha fazlasını elde etmek
She gained a lot of experience
Çok deneyim kazandı
kazanç
değer veya miktarda artış
The investment resulted in a gain
Yatırım bir kazançla sonuçlandı
iki parti iş birliği
Sahnedeiki siyasi partinin birlikte çalışma durumu
The bill passed due to bipartisanship
Tasarı iki parti iş birliği sayesinde kabul edildi
sürükleyip götürmek
Sahnedebirini zor kullanarak bir yerden uzaklaştırmak
The police hauled him off to jail
Polis onu zorla hapse götürdü
yeltenmek
bir eylemi yapmaya hazırlanmak
He hauled off and hit me
Bana vurmak için hareketlendi
alıp götürmek
bir şeyi bir yerden başka bir yere taşımak
They hauled off the old trash
Eski çöpleri alıp götürdüler
ön
Sahnedeileriye bakan taraf
Sit in the front of the car
Arabanın önünde otur
avans vermek
bir bedeli ödenmeden önce birine bir şey sağlamak
Can you front me the money until Friday
Cuma gününe kadar bana avans verebilir misin
cephe
belirli bir faaliyetin veya konunun yürütüldüğü alan
They are working on the diplomatic front
Diplomatik cephede çalışıyorlar
kılıf
gizli ve yasa dışı işleri örtbas etmek için kullanılan görünürdeki faaliyet
The event was a front for his illegal activities
Etkinlik yasa dışı faaliyetleri için bir kılıftı
paravan
bir şeyin arkasındaki gerçeği gizlemek için kullanılan görünüş
They used the store as a front
Dükkanı paravan olarak kullandılar
ön
bir kişinin durduğu yer veya bir şeyin ön kısmı
Please stand at the front of the line
Lütfen sıranın önünde durun
cephe
ilerleyen bir hava kütlesinin ön kenarı
A cold front is moving in
Soğuk bir hava cephesi yaklaşıyor
ön
bir şeyin ileride bulunan kısmı
Stand at the front of the line
Sıranın en önüne geç
daha fazla vakit
Sahnedeilave zaman dilimi
We need more time to work
Çalışmak için daha fazla vakte ihtiyacımız var
artık değil
geçmişte olan ama şimdi olmayan
I no longer live here
Artık burada yaşamıyorum
daha uzun
fiziksel boyutu daha fazla olan
This rope is longer than that one
Bu ip diğerinden daha uzun
daha uzun süre
zaman bakımından daha fazla
I cannot wait any longer
Daha uzun süre bekleyemem
daha uzun süre
daha büyük bir zaman dilimi için
I cannot wait any longer
Artık daha uzun süre bekleyemem
uzunca bir süre
çok miktarda zaman boyunca
They stayed for a long time
Uzunca bir süre kaldılar
daha fazla süre
arttırılmış zaman miktarı
I will study for a longer time
Daha fazla süre ders çalışacağım
daha çok zaman
ihtiyaç duyulan ek vakit
Give me more time to think
Düşünmek için bana daha çok zaman ver
daha uzun
boyutsal olarak daha büyük olan
This bridge is longer
Bu köprü daha uzun
daha uzatılmış
genişletilmiş veya uzatılmış
The movie was longer than the book
Film kitaptan daha uzundu
eskisine göre daha uzun
önceki zamandan daha fazla
It took longer than expected
Beklenenden daha uzun sürdü
daha uzun mesafe
uzaklık olarak daha fazla olan
The route is longer today
Bugün rota daha uzun mesafe
daha uzun
bir uçtan diğer uca daha büyük mesafe ölçen
This stick is longer than that one
Bu çubuk diğerinden daha uzun
daha uzun süre
daha fazla miktarda zaman boyunca
I cannot wait any longer
Daha fazla bekleyemem
tamamen
Sahnedebütünüyle veya hiçbir eksik kalmadan
I am one hundred percent sure
Yüzde yüz eminim
yüzde
Sahnede100'e bölünmüş bir bütünün bir parçası
Fifty percent of the students passed
Öğrencilerin yüzde ellisi başarılı oldu
yüzde
bir bütünün parçası olarak belirtilen miktar oranı
Fifty percent of the students passed the exam
Öğrencilerin yüzde ellisi sınavı geçti
personel
Sahnedebir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
personel
bir kurumda çalışan kişiler
The hotel staff was very helpful
Otel personeli çok yardımseverdi
herhangi biri
Sahnedeherhangi bir kişi
Is anybody here
Burada kimse var mı
herhangi biri
herhangi bir kişi
Does anybody want cake?
Herhangi biri kek ister mi?
kimse
belirli olmayan bir kişi
I didn't see anybody
Kimseyi görmedim
yüzleşmek
Sahnedebiriyle zorlayıcı bir şekilde karşı karşıya gelmek
I decided to confront him about the lie
Yalanı hakkında onunla yüzleşmeye karar verdim
siyasetçi
Sahnedehükümette çalışan kişi
He is a famous politician
O ünlü bir siyasetçidir
uzlaşmak
Sahnedeher iki tarafın da bazı ödünler vererek anlaşmaya varması
We need to compromise to solve the problem
Sorunu çözmek için uzlaşmamız gerekiyor
tehlikeye atmak
bir şeyi daha zayıf veya daha az etkili hale getirmek
This mistake could compromise the security
Bu hata güvenliği tehlikeye atabilir
uzlaşma
tarafların karşılıklı fedakarlıkta bulunduğu anlaşma
We reached a compromise
Bir uzlaşmaya vardık
başlatmak
Sahnedebir eylemi veya süreci başlatmak
We decided to pull the pin on this project
Bu projeyi başlatmaya karar verdik
harekete geçmek
bir işe başlamaya veya eyleme karar vermek
He decided to pull the pin and start the project
Projeyi başlatmak için harekete geçmeye karar verdi
bizzat
Sahnedebaşkası yerine doğrudan kendisi tarafından yapılan
She signed the document personally
Belgeyi bizzat imzaladı
şahsen
kişinin kendi bakış açısına göre
Personally I think it is a good idea
Şahsen bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
aşırı
Sahnedegereğinden fazla
He is overly cautious
O aşırı tedbirlidir
rağmen
Sahnedebir durumun etkisine rağmen
Despite the rain, we went for a walk
Yağmura rağmen yürüyüşe çıktık
ayak basmak
Sahnedebir mekana girmek veya gitmek
I will never step foot in that house again
O eve bir daha asla ayak basmayacağım
derece
Sahnedebir şeyin miktarı veya seviyesi
There is a high degree of risk
Yüksek bir risk derecesi var
diploma
eğitim programı tamamlandığında alınan unvan
She has a university degree
Üniversite diploması var
derece
sıcaklık ölçü birimi
It is twenty degrees today
Bugün hava yirmi derece
derece
sıcaklığı ölçmek için kullanılan bir birim
It is 20 degrees outside
Dışarısı 20 derece
yazı tura
Sahnedeşansa dayalı olarak alınan karar
Choosing the leader was a coin toss
Lideri seçmek yazı tura ile belli oldu
yazı tura
para atılarak yapılan seçim
We decided with a coin toss
Yazı tura atarak karar verdik
şans işi
sonucu önceden tahmin edilemeyen olay
The final result is a coin toss
Nihai sonuç bir şans işi
belirsiz durum
sonucu tahmin etmenin imkansız olduğu durum
The next step is a coin toss
Bir sonraki adım belirsiz bir durum
belirmek
Sahnedegörünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
görünmek
belli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
rol almak
bir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
imrenmek
Sahnedebaşkasının sahip olduğu bir şeyi yoğun şekilde istemek
He coveted his neighbor's new car
Komşusunun yeni arabasına imrendi
mücadele etmek
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak için çok çabalamak
They battle against the storm
Onlar fırtınaya karşı mücadele ediyor
hukuki mücadele
Sahnedebir mahkemede yaşanan uzun ve zorlu anlaşmazlık
They fought a long battle in court
Mahkemede uzun bir hukuk mücadelesi verdiler
savaşmak
bir savaşta yer almak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
savaşmak
birini veya bir şeyi yenmeye çalışmak
The soldiers battle for the city
Askerler şehir için savaşıyor
cumhurbaşkanı
Sahnedebir ülkenin lideri
He is the president of the country
O, ülkenin cumhurbaşkanıdır
başkan
bir kuruluşun başındaki kişi
She is the president of the club
O, kulübün başkanıdır
ifade
Sahnedegerçeklerin resmi bir beyanı
The witness gave her testimony in court
Tanık mahkemede ifadesini verdi
tanıklık
Sahnedemahkemede verilen resmi ifade
Her testimony helped solve the case
Tanıklığı davanın çözülmesine yardımcı oldu
savaş gemisi
Sahnedesavaşlarda kullanılan silahlı askeri gemi
The warship patrolled the coast
Savaş gemisi kıyıda devriye gezdi
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
hazırlamak
başlangıçta gerçekleşen
I prepared the list
Listeyi hazırladım
hazırlamak
bir şeyi kullanıma hazır hale getirmek
I prepare my bag for school
Okul için çantamı hazırlıyorum
etkilemek
Sahnedebirinin fikrini veya kararını değiştirmek
He tried to sway my decision
Kararımı etkilemeye çalıştı
sallanmak
bir yandan diğer yana hafifçe hareket etmek
The trees sway in the wind
Ağaçlar rüzgarda sallanıyor
dolaşmak
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek veya elden ele geçmek
News circulates among the people
Haberler insanlar arasında dolaşır
dolaşmak
bir sistem veya alan içinde hareket etmek
The blood circulates through the body
Kan vücutta dolaşır
dolaştırmak
bir şeyi gruptaki insanlar arasında elden ele geçirmek
Please circulate this document among the team
Lütfen bu belgeyi ekip arasında dolaştırın
yönetim
Sahnedeülkeyi yöneten insan grubu
The new administration promised lower taxes
Yeni yönetim düşük vergiler vaat etti
yönetim
bir organizasyonu yöneten kişi grubu
The school administration decided to change the rules
Okul yönetimi kuralları değiştirmeye karar verdi
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
iki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
teselli
Sahnedeüzüntü veya acıdan duyulan hafifleme ve huzur hissi
She found solace in reading books
Kitap okumakta teselli buldu
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
yüzde elli
Sahnedeiki sonucun eşit ihtimalli olması
There is a fifty fifty chance
Yüzde elli ihtimal var
yarı yarıya
iki eşit parçaya bölünmüş
We split the bill fifty fifty
Hesabı yarı yarıya ödedik
eşit şekilde
iki kişi arasında paylaştırılmış
We shared the reward fifty fifty
Ödülü eşit şekilde paylaştık
yarı yarıya
iki eşit parçaya bölünmüş
We shared the cake fifty fifty
Pastayı yarı yarıya paylaştık
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
duymak
bir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
başkanlık
Sahnedebaşkan olma görevi
She ran for the presidency
O başkanlık için aday oldu
hak
Sahnedebir şeye sahip olma veya yapma yetkisi
Every employee has an entitlement to paid leave
Her çalışanın ücretli izin hakkı vardır
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
getirmek
bir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
paylaşma
Sahnedebir şeyi başkalarıyla aynı anda kullanma
We are sharing the umbrella
Şemsiyeyi paylaşıyoruz
paylaşma
bir şeyin bir kısmını başkalarına verme
They are sharing the cake
Keki paylaşıyorlar
resmen
Sahnederesmi bir şekilde
They are officially married
Onlar resmen evli
resmen
resmi kurallara veya prosedürlere uygun bir şekilde
The building was officially opened yesterday
Bina dün resmen açıldı
el bombası
Sahnedeelle atılan küçük bomba
The soldier threw a grenade
Asker bir el bombası attı