

House of Cards — 3. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
768 kelime
Seviye
araba
Sahnededört tekerlekli ve motorlu kara taşıtı
He drives his car to work
İşe arabasıyla gidiyor
araba
dört tekerlekli bir yol taşıtı
I have a red car
Kırmızı bir arabam var
vagon
trenin yolcu veya yük taşımak için kullanılan bölümü
We sat in the last car of the train
Trenin son vagonunda oturduk
dönüşmek
Sahnedebir biçimden başka bir biçime girmek
The character can morph into a bird
Karakter bir kuşa dönüşebilir
kazanmak
Sahnedebir yarışmada veya müsabakada birinci olmak
She wants to win the race
O yarışı kazanmak istiyor
ödül kazanmak
Sahnedeyarışma sonucunda ödül almak
Did you win the big prize
Büyük ödülü kazandın mı
bahis oynamak
bir oyun veya yarış üzerine para riske etmek
I will win on that horse
O ata bahis oynayacağım
standart
her zamanki veya normal seçenek
This is the win choice
Bu standart seçim
kazanmak
bir ödül veya zafer elde etmek
She hopes to win the game
O oyunu kazanmayı umuyor
yakışmak
birinin üzerinde iyi durmak
That jacket wins on you
O ceket sana çok yakışıyor
elde etmek
çaba göstererek bir şeyi hak etmek
She worked hard to win his respect
Saygısını elde etmek için çok çalıştı
gönlünü kazanmak
birinin sevgi veya ilgisini elde etmek
He tried to win her heart
Onun kalbini kazanmaya çalıştı
galip gelmek
bir mücadeleden üstün ayrılmak
They will win the tournament
Turnuvada galip gelecekler
başarmak
bir işi iyi bir sonuçla bitirmek
You must win in life
Hayatta başarmak zorundasın
başarıya ulaşmak
bir hedefe ulaşıp galip gelmek
They fight to win
Başarıya ulaşmak için savaşıyorlar
yenmek
rakibini mağlup ederek galip gelmek
Our team will win today
Takımımız bugün rakiplerini yenecek
sevgisini kazanmak
birinin aşkını veya ilgisini elde etmek
He hoped to win her heart
Onun kalbini kazanmayı umuyordu
büyük zafer
çok büyük bir galibiyet veya başarı
The election was a big win for the party
Seçim parti için büyük bir zaferdi
galibiyet
bir yarışmada elde edilen başarı veya ödül
That was an easy win for them
Onlar için kolay bir galibiyetti
kazanmak
ödül almak veya birinci olmak
I want to win the game
Oyunu kazanmak istiyorum
birisi
Sahnedebilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
biri
bilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
zirve
Sahnedeliderler arasında yapılan önemli toplantı
The world leaders met at the summit
Dünya liderleri zirvede buluştu
zirve
dağın en yüksek noktası
They reached the summit before noon
Öğleden önce zirveye ulaştılar
zirve
bir dağın en yüksek noktası
The climbers reached the summit
Dağcılar zirveye ulaştı
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
haklı çıkarmak
Sahnedebir şeyi makul veya doğru kılmak
The results warranted the cost
Sonuçlar maliyeti haklı çıkardı
haklı
makul veya doğru olması
The criticism was warranted
Eleştiri haklıydı
adamak
Sahnedebir işe zaman veya emek vermek
He decided to dedicate his life to science
Hayatını bilime adamaya karar verdi
adamak
bir amaca zaman veya çaba harcamak
He dedicated his life to science
Hayatını bilime adadı
ayırmak
bir şeyi belirli bir amaç için kullanmak üzere kenara koymak
He dedicated this room to his work
Bu odayı çalışması için ayırdı
tamamen
Sahnedeher bakımdan veya tam derecede
I completely forgot about the meeting
Toplantıyı tamamen unuttum
beceri
Sahnedebir şeyi iyi yapabilme yeteneği
Reading is an important skill
Okuma önemli bir beceridir
eserler
birinin ürettiği veya yazdığı şeyler
He collected all of Mozart's works
Mozart'ın tüm eserlerini topladı
her şey
bir bütünün içine dahil edilen tüm parçalar
I ordered the burger with the works
Burgeri her şey dahil sipariş ettim
iş
yapılması gereken görev veya etkinlik
He has a lot of work to do
Onun yapacak çok işi var
fabrika
malların üretildiği veya endüstriyel işlerin yapıldığı yer
The steel works is very loud
Çelik fabrikası çok gürültülü
çalışmak
bir işte görev yapmak
She works at a big office
O büyük bir ofiste çalışıyor
çalışmak
düzgün bir şekilde işlevini yerine getirmek
The new computer works well
Yeni bilgisayar iyi çalışıyor
fabrika
ürünlerin üretildiği tesis veya bina
The old steel works closed down
Eski çelik fabrikası kapandı
hedef
Sahnedeulaşılmak istenen şey
My goal is to learn English
Hedefim İngilizce öğrenmek
gol
bir oyunda elde edilen sayı
He scored a goal in the match
Maçta bir gol attı
kale
oyuncuların skor yapmak için topu atmaya çalıştıkları alan
The ball went into the goal
Top kaleye girdi
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
beklemek
bir şeyin olmasını ya da birinin gelmesini umarak durmak
Please wait for me
Lütfen beni bekle
disiplin
Sahnededavranışlarını kontrol edebilme yeteneği
He has great self-discipline
Onun harika bir öz disiplini var
disipline etmek
birine kurallara uymayı öğretmek
Parents must discipline their children
Ebeveynler çocuklarını disipline etmelidir
disiplin
belirli bir akademik çalışma alanı
Biology is an academic discipline
Biyoloji akademik bir disiplindir
kural
uyulması gereken yasa veya yönerge
The school has a new discipline
Okulun yeni bir kuralı var
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
kısa menzilli
Sahnedekısa bir mesafe içinde çalışabilen
The radio has a short range
Telsizin menzili kısa
dahil etmek
Sahnedebirini bir şeye katmak veya ilgilendirmek
We need to engage the local community
Yerel topluluğu dahil etmemiz gerekiyor
nişanlı
evlenmek üzere söz vermiş
They are engaged
Onlar nişanlı
çalıştırmak
bir makineyi veya sistemi çalışır duruma getirmek
You need to engage the machine
Makineyi çalıştırman gerekiyor
çatışmaya girmek
birine veya bir şeye karşı savaşmaya başlamak
The soldiers engaged the enemy
Askerler düşmanla çatışmaya girdi
tam
Sahnedetüm parçaları içeren
Please write your full name
Lütfen tam adınızı yazın
dolu
mümkün olduğunca çok şeyle doldurulmuş
The glass is full of water
Bardak suyla dolu
tam
mümkün olan en yüksek derecede
He has full control
O tam kontrole sahip
tok
yeterince yemek yemiş olma durumu
I am full after that meal
O yemekten sonra tokum
sorgulamak
Sahnedebir şey hakkında şüphe belirtmek
I question his honesty
Onun dürüstlüğünü sorguluyorum
Soru sormak
Sahnedebirinden bilgi almak amacıyla bir şey sormak
She wanted to question him about the project
Proje hakkında ona soru sormak istedi
Söz konusu
Üzerinde tartışılan konu
This is the issue in question
Söz konusu olan mesele budur
takılıp kalmak
Sahnedebir kişiyi veya durumu düşünmeyi durduramamak
He is hung up on his ex
O hala eski sevgilisine takılıp kalmış durumda
telefonu yüzüne kapatmak
konuşma devam ederken telefonu aniden bitirmek
She hung up on him in anger
Öfkeyle telefonu onun yüzüne kapattı
telefonu kapatmak
bir telefon görüşmesini aniden sonlandırmak
Do not hang up on me
Telefonu yüzüme kapatma
yüzüne kapatmak
biriyle konuşurken telefonu birdenbire kesmek
He hung up on his friend
Arkadaşının yüzüne telefonu kapattı
destek
Sahnedebirine verilen yardım veya rehberlik
The new software requires a lot of hand holding
Yeni yazılım çok fazla destek gerektiriyor
el ele tutuşma
sevgi veya destek göstergesi olarak birinin elini tutma
Hand holding is a sign of love
El ele tutuşmak bir sevgi göstergesidir
el ele tutuşma
birinin elini tutma eylemi
Hand holding shows affection
El ele tutuşmak sevgi gösterir
duyuru
Sahnedebir topluluğa yapılan resmi açıklama
The school made an important announcement
Okul önemli bir duyuru yaptı
duyuru
halka veya bir gruba yapılan resmi bildirim
The school made an announcement
Okul bir duyuru yaptı
garanti etmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğine dair söz vermek
I guarantee you will love this movie
Bu filmi seveceğinizi garanti ederim
dolandırıcı
Sahnedeinsanları kandıran veya suç işleyen kimse
The police finally caught the crook
Polis sonunda dolandırıcıyı yakaladı
bükmek
bir şeyi kavisli bir şekle sokmak
She crooked her finger to call me
Beni çağırmak için parmağını büktü
çoban değneği
ucunda çengel bulunan uzun sopa
The shepherd held his crook in his hand
Çoban elinde çoban değneğini tutuyordu
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
yazmak
Sahnedebir belgeye veya alana bilgi eklemek
Write your name here
Adını buraya yaz
oluşturmak
Sahnedebir yüzeyde yazı meydana getirmek
She writes content for the website
Web sitesi için içerik oluşturuyor
çek yazmak
bankaya para ödemesi için verilen yazılı belge
I need to write a check for the rent
Kira için bir çek yazmam gerekiyor
yazmak
bir sayfada kelimeler oluşturmak
I want to write a story
Bir hikaye yazmak istiyorum
yazmak
bir yüzey üzerinde harfler veya kelimeler meydana getirmek
Please write your name here
Lütfen isminizi buraya yazın
konuşma
Sahnedekonuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
konuşma
Sahnedebir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
konuşma
bir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
öfke
Sahnedeçok kızgın olma durumu veya hissi
His anger was obvious
Öfkesi belliydi
kızdırmak
birini öfkelendirmek
Don't anger the boss
Patronu kızdırma
öfke
kızgınlık ve hiddet duygusu
He could not hide his anger
Öfkesini gizleyemiyordu
yarın
Sahnedebugünden sonraki gün
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
yarın
bugünden sonraki gün
I will call you tomorrow
Seni yarın arayacağım
ertesi gün
bugünün ardındaki gün
We left on the next day
Ertesi gün yola çıktık
gelecek
zamanın ilerisi
Hope for a better tomorrow
Daha iyi bir gelecek için umut et
doğru
Sahnedegerçek olan veya yanlış olmayan
It is true that she is here
Burada olduğu doğru
dürüst
yalan söylemeyen ve doğru sözlü
He is a true person
O dürüst bir insan
sadık
birine bağlı ve vefalı olan
She is a true friend to me
O benim için sadık bir dost
güvenilir
her zaman beklenen şekilde çalışan
This system is true and effective
Bu sistem güvenilir ve etkili
daha en başından
Sahnedebir eylemin en başından itibaren
She succeeded right out of the gates
Daha en başından itibaren başarılıydı
doğalgaz
Sahnedeevleri ısıtmak ve enerji üretmek için kullanılan bir yakıt türü
We use natural gas to heat our house
Evimizi ısıtmak için doğalgaz kullanıyoruz
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
fiş
Sahnedekumar oynarken para yerine kullanılan küçük parçalar
He won many chips at the poker table
Poker masasında çok sayıda fiş kazandı
patates kızartması
kızartılmış ince patates dilimleri
I ate chips with my burger
Burgerimin yanında patates kızartması yedim
cips
ince dilimlenmiş kızarmış patates
I like eating salty chips
Tuzlu cips yemeyi severim
fiş
kumar veya oyunlarda kullanılan küçük parça
He lost all his chips in the game
Oyundaki tüm fişlerini kaybetti
gücü yetmek
Sahnedebir şeyi satın almak veya yapmak için yeterli paraya sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir arabaya gücüm yetmez
sağlamak
bir şeyi vermek veya sunmak
The tree affords us shade
Ağaç bize gölge sağlar
gücü yetmek
bir şeye yetecek kadar para veya zamana sahip olmak
I cannot afford a new car
Yeni bir araba almaya gücüm yetmiyor
güven
Sahnedebirine karşı duyulan itimat veya inanç
I have confidence in my doctor
Doktoruma güveniyorum
kendine güven
bir şeyi iyi yapabileceğine dair duyulan güçlü his
He has confidence in his skills
Yeteneklerine güveniyor
özgüven
kişinin kendinden emin olma durumu
She speaks with confidence
Özgüvenle konuşuyor
gizli
kimseyle paylaşılmaması gereken
I told him this in confidence
Bunu ona gizli olarak söyledim
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya razı olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma
He is willing to help
O yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
teslim alma
Sahnedebir şeyi bir yerden gidip alma eylemi
The pickup is at five
Teslim alma işlemi saat beşte
pikap
arkası açık küçük kamyon
He bought a new pickup
Yeni bir pikap aldı
öylesine maç
eğlencesine yapılan plansız spor karşılaşması
They played a pickup game in the park
Parkta öylesine bir maç yaptılar
oluşturmak
Sahnedebir bütünü meydana getirmek
These factors constitute a major problem
Bu faktörler büyük bir sorun oluşturuyor
borç
Sahnedeödenecek olan para miktarı
I have a large debt
Büyük bir borcum var
minnet borcu
birine karşı duyulan yoğun minnettarlık hissi
I owe you a debt of gratitude for your help
Yardımınız için size minnet borçluyum
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
sekreter
Sahnedeofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
bakan
Sahnedebir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
sekreter
bir kişinin ofis işlerini yürüten yardımcı
The secretary managed the boss's calendar
Sekreter patronun takvimini yönetti
büro çalışanı
ofis içindeki işleri yürüten kişi
A secretary helps with general office duties
Bir büro çalışanı genel ofis işlerine yardımcı olur
öngörü
Sahnedeverilere dayalı tahmin
The sales projection is high
Satış öngörüsü yüksek
yansıma
zihinde oluşan düşünce veya hayali görüntü
This idea is a projection of his own fears
Bu fikir kendi korkularının bir yansımasıdır
yüksek sesli
Sahnedeçok ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesli
Sahnedekolayca duyulan bir ses çıkaran
The music is too loud
Müzik çok yüksek sesli
yüksek sesle
güçlü ve kolay duyulabilir bir şekilde
Please speak loud
Lütfen yüksek sesle konuş
gürültülü
çok ses çıkaran
The party was very loud
Parti çok gürültülüydü
zayıflık
Sahnedegüçsüz olma durumu
She felt a sudden weakness
Ani bir zayıflık hissetti
zaaf
bir şeye karşı koyamadığınız aşırı düşkünlük
I have a weakness for chocolate
Çikolataya karşı bir zaafım var
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
şans
Sahnedetesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans
iyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
iş birliği yapmak
Sahnedeortak bir amaç için başkalarıyla birlikte hareket etmek
We need to cooperate to finish the project
Projeyi bitirmek için iş birliği yapmalıyız
saldırı
Sahnedebir ordu tarafından gerçekleştirilen askeri hamle
The army launched a major offensive
Ordu büyük bir saldırı başlattı
kırıcı
öfkeye veya kırgınlığa neden olan
That comment was very offensive
Bu yorum çok kırıcıydı
hücum
bir spor veya oyunda saldırmakla ilgili olan
The team uses an offensive strategy
Takım bir hücum stratejisi kullanıyor
duyarsız
başkalarının duygularını veya durumun hassasiyetini anlayamayan kimse
His comment about the layoffs was tone deaf
İşten çıkarmalarla ilgili yorumu çok duyarsızdı
müzik kulağı olmayan
müzik notaları arasındaki farkı anlayamayan
He is tone-deaf and cannot sing in tune
Onun müzik kulağı yok ve şarkıları doğru tonda söyleyemiyor
bildirmek
Sahnedebir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
hasar
Sahnedebir şeyin değerini veya kullanışlılığını azaltan fiziksel zarar
The storm caused a lot of damage
Fırtına çok fazla hasara yol açtı
hesap
ödenmesi gereken para miktarı
How much is the damage for the meal
Yemeğin hesabı ne kadar
sembolik
Sahnedebir şeyi temsil eden
The white dove is symbolic of peace
Beyaz güvercin barışın sembolüdür
propaganda
Sahnedefikirleri etkilemek için yayılan taraflı bilgiler
The government used propaganda to win support
Hükümet destek kazanmak için propaganda yaptı
itiraz etmek
Sahnedebir şeye katılmadığını söylemek
I object to this plan
Bu plana itiraz ediyorum
nesne
görülebilen ve dokunulabilen fiziksel şey
It is a small object
O küçük bir nesne
amaç
ulaşmayı planladığınız şey
Our main object is to succeed
Temel amacımız başarılı olmak
nesne
fiilden etkilenen isim veya zamir
Identify the object in the sentence
Cümledeki nesneyi belirleyin
tükürmek
Sahnedeağızdaki sıvıyı dışarı atmak
Don't spit on the floor
Yere tükürme
tükürmek
Sahnedeağzından bir şeyi dışarı çıkarmak
Please do not spit on the floor
Lütfen yere tükürmeyin
şişte pişirmek
uzun metal bir çubuk kullanarak ateş üzerinde et pişirmek
They spit the meat over the fire
Eti ateşin üzerinde şişte pişirdiler
tükürük
ağızda üretilen sıvı
The test requires a sample of spit
Test için bir tükürük örneği gerekiyor
vermek
birine bir şey uzatmak
Please spit that pen over here
Lütfen o kalemi buraya ver
tartışmak
küçük ve kısa bir kavga veya anlaşmazlık yaşamak
They had a little spit about the rules
Kurallar hakkında küçük bir tartışma yaşadılar
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
iki parti iş birliği
Sahnedeiki siyasi partinin birlikte çalışma durumu
The bill passed due to bipartisanship
Tasarı iki parti iş birliği sayesinde kabul edildi
yapabilirdi
Sahnedegeçmişte yapılması mümkün olan durum
I could have helped you
Sana yardım edebilirdim
sonuna kadar açık
Sahnedeengellenmemiş veya korunmamış olan
The safe was left wide open
Kasa sonuna kadar açık bırakılmıştı
tamamen açık
hiçbir sınırlama veya kısıtlama olmaksızın
The competition is wide open
Yarış tamamen açık
ardına kadar açık
hiçbir engel veya bariyer olmadan
The door was left wide open
Kapı ardına kadar açık bırakılmıştı
sınırsız
kısıtlanmamış veya kontrol edilmemiş
The possibilities are wide open
Olasılıklar sınırsız
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
mesele
ele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
göstermek
Sahnedebir şeyi birinin görmesini sağlamak
Show me your book
Kitabını bana göster
görünmek
bir yerde ortaya çıkmak veya hazır bulunmak
He didn't show up
Gelmedi
gösteri
halka açık sergileme veya etkinlik
The show starts now
Gösteri şimdi başlıyor
program
televizyon veya radyo programı
I watch a talk show
Bir sohbet programı izliyorum
teşvik
Sahnedebirini bir şey yapmaya ikna etme çabası
She went to the party at his urging
Onun teşvikiyle partiye gitti
daha güçlü
Sahnedebirinden veya bir şeyden daha fazla kuvvete sahip
He is stronger than his brother
O erkek kardeşinden daha güçlü
daha yetenekli
çok fazla beceri veya yeteneğe sahip olma
She is a stronger candidate for the job
O iş için daha yetenekli bir aday
güçlendirmek
bir şeyi daha etkili veya dayanıklı hale getirmek
Regular exercise makes muscles stronger
Düzenli egzersiz kasları güçlendirir
bilgilendirmek
Sahnedebirine bilgi vermek
Please inform us about the changes
Lütfen değişiklikler hakkında bizi bilgilendirin
ihbar etmek
yetkili makamlara suç bildirmek
He informed on his accomplice to the police
Suç ortağını polise ihbar etti
giymek
Sahnedekıyafet veya ayakkabı gibi şeyleri vücuda takmak
Put on your coat before going out
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
açmak
bir cihazı veya kontrolü çalışır duruma getirmek
I put on the heater when it is cold
Hava soğuk olduğunda ısıtıcıyı açarım
eklemek
birini bir listeye veya anlaşmaya dahil etmek
Please put my name on the list
Lütfen adımı listeye ekle
kilo almak
vücut ağırlığının artması
I put on weight during the holidays
Tatil boyunca kilo aldım
çalmak
müzik veya kayıt başlatmak
I put on some jazz music
Biraz caz müziği çaldım
değer biçmek
bir şeye önem seviyesi atamak
They put a high value on honesty
Dürüstlüğe büyük değer biçiyorlar
sürmek
vücudun bir bölgesine krem veya makyaj yaymak
She puts on lotion
O krem sürer
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
She puts on a coat
O bir palto giyer
sahnelemek
bir tiyatro oyunu veya gösteri sunmak
They put on a show
Onlar bir gösteri sahnelediler
düzenlemek
halka açık bir etkinlik organize etmek
They put on a charity event
Bir yardım etkinliği düzenlediler
sergilemek
bir performansı izleyicilere göstermek
He put on a great performance
Harika bir performans sergiledi
takmak
gözlük gibi bir aksesuarı kullanmaya başlamak
Put on your glasses
Gözlüklerini tak
açmak
bir cihazda ses veya görüntü başlatmak
Put on some music
Biraz müzik aç
işletmek
birine şaka yoluyla takılmak
Don't put me on
Beni işletme
koymak
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yerleştirmek
Put your book on the table
Kitabını masanın üzerine koy
görevlendirmek
birine iş veya sorumluluk vermek
They put him on the project
Onu projede görevlendirdiler
kandırmak
birini doğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışmak
Are you putting me on
Beni kandırıyor musun
beklemek
Sahnedekısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
tutmak
bir şeyi bulunduğu konumda bırakmamak
Hold on to your ticket
Biletinizi elinizde tutun
tutunmak
bir şeye sıkıca sarılmak
Please hold on to the railing
Lütfen tırabzana tutunun
orospu çocuğu
Sahnedebirine karşı kullanılan çok kaba ve aşağılayıcı bir küfür
That motherfucker stole my wallet
O orospu çocuğu cüzdanımı çaldı
aşağılık herif
hoşlanmadığınız bir kişi için kullanılan kaba bir söz
Do not trust that motherfucker
O aşağılık herife güvenme
herif
bir kişi için kullanılan çok kaba bir ifade
The motherfucker ruined everything
O herif her şeyi mahvetti
büro
Sahnedebir devlet dairesi veya ofisi
He works at the federal bureau
Federal büroda çalışıyor
büro
Sahnededevlet dairesi veya ofis
She works at the government bureau
O devlet dairesinde çalışıyor
şifonyer
giysileri koymak için çekmeceleri olan mobilya
I put my clothes in the bureau
Kıyafetlerimi şifonyere koydum
büro
devlet dairesi olan bir ofis veya kurum
The federal bureau is open today
Federal büro bugün açık
alan
Sahnedebelirli bir faaliyet veya ilgi alanı
Politics is his sphere of influence
Siyaset onun etki alanıdır
küre
merkezindeki her noktaya eşit uzaklıkta olan yuvarlak cisim
The Earth is almost a sphere
Dünya neredeyse bir küredir
sıkıcı
Sahnedeilgi çekici veya heyecan verici olmayan
This movie is boring
Bu film sıkıcı
talep etmek
Sahnedebir şeyi kesin veya güçlü bir şekilde istemek
The workers demand better pay
İşçiler daha iyi ücret talep ediyor
talep
bir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
yakınlarda kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
I will stay around until you finish
Sen bitirene kadar yakınlarda kalacağım
buralarda kalmak
bir yerde kalmaya devam etmek
Please stay around until I come back
Lütfen ben dönene kadar buralarda kal
amansız
Sahnededurmadan devam eden veya pes etmeyen
The sun was relentless in the desert
Çölde güneş amansızdı
sınır
Sahnedeiki ülkeyi birbirinden ayıran çizgi
We crossed the border
Sınırı geçtik
kenar
bir nesnenin dış sınırı
There is a flower border in the garden
Bahçede çiçekli bir kenar var
sektör
Sahnedeekonominin belirli bir alanı
The technology sector is growing fast
Teknoloji sektörü hızla büyüyor
sektör
daha büyük bir alanın belirli bir bölümü
This sector is very busy
Bu sektör çok yoğun
sektör
ekonomi veya toplumun bir bölümü
Technology is a growing sector
Teknoloji büyüyen bir sektördür
tam
Sahnedevurgulamak için kullanılan
It was a complete surprise
Bu tam bir sürprizdi
tamamlamak
bir işi sona erdirmek
Please complete the form
Lütfen formu tamamlayın
eksiksiz
tüm parçaları olan
The set is now complete
Set artık eksiksiz
tamamlamak
bir şeyin eksik olan kısımlarını bitirmek
You must complete the puzzle
Yapbozu tamamlamalısın
sakatlamak
Sahnedebir şeye ağır hasar vermek
The war mutilated the soldiers
Savaş askerleri sakatladı
sakatlamak
bir vücut parçasına ciddi şekilde zarar vermek
The accident mutilated his hand
Kaza onun elini sakat bıraktı
işe alım
Sahnedebir şirkette çalışacak yeni çalışanlar bulma süreci
The recruitment process was very long
İşe alım süreci çok uzundu