

House of Cards — 3. Sezon Bölüm 11
Kelimeler ve anlamları
747 kelime
Seviye
emin
Sahnedeşüphenin olmaması
I am sure about this
Bu konuda eminim
yer
belirli bir alan veya nokta
We met at this sure
Bu yerde buluştuk
elbette
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Sure I will do that
Elbette bunu yapacağım
tamam
bir öneriyi veya fikri onaylamak için kullanılan ifade
We can meet later. Sure.
Daha sonra buluşabiliriz. Tamam.
ağaç kütüğü
Sahnedeağacın gövdesi kesildikten sonra yerde kalan kısmı
I sat on the tree stump
Ağaç kütüğünün üzerine oturdum
şaşırtmak
birini şaşırtmak veya cevap veremez hale getirmek
The hard question stumped me
Zor soru beni şaşırttı
kampanya yürütmek
seçimlerde oy toplamak için konuşmalar yaparak dolaşmak
The candidate is stumping for votes
Aday oy toplamak için kampanya yürütüyor
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeye inanmaya veya bir şeyi yapmaya razı etmek
I tried to convince him to come
Onu gelmeye ikna etmeye çalıştım
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyin doğruluğuna inandırmak
I convinced him to come
Onu gelmeye ikna ettim
ikna etmek
birini bir şey yapmaya razı etmek
I convinced him to join us
Onu bize katılması için ikna ettim
daha kötü
Sahnededaha nahoş veya daha düşük kaliteli
The weather is getting worse
Hava daha da kötüleşiyor
daha kötü
Sahnededaha düşük kaliteli veya daha ciddi olan
This cake tastes worse than the last one
Bu kekin tadı bir öncekine göre daha kötü
mikrop
Sahnedehastalığa neden olabilen çok küçük canlı
Wash your hands to remove germs
Mikropları temizlemek için ellerini yıka
penis
Sahnedeerkek üreme organı
The penis is part of the reproductive system
Penis, üreme sisteminin bir parçasıdır
penis
erkek cinsel organı
The doctor examined the penis
Doktor penisi muayene etti
penis
erkek cinsel organı
The penis is a male reproductive organ
Penis bir erkek üreme organıdır
mikrop hastası
Sahnedekir ve mikroplara karşı aşırı korku duyan kimse
My friend is such a germaphobe
Arkadaşım tam bir mikrop hastası
gerçeklik
Sahnedenesnelerin olduğu gibi olma durumu
He returned to reality
Gerçekliğe geri döndü
gerçek
var olan veya doğru olan şey
This is a harsh reality
Bu acı bir gerçek
konuşmak
Sahnedebir konu hakkında sohbet etmek
She talks to her friend every day
Arkadaşıyla her gün konuşur
konuşmak
düşünceleri ifade etmek veya iletişim kurmak için sözcük söylemek
She talks to her friends every day
O her gün arkadaşlarıyla konuşur
görüşmeler
insanlar arasındaki resmi konuşmalar
The two leaders held talks about peace
İki lider barış hakkında görüşmeler yaptı
kasırga
Sahnedeçok güçlü rüzgarları olan şiddetli fırtına
The hurricane hit the coast
Kasırga kıyıya vurdu
bakan
Sahnedebir kurumda veya devlette üst düzey idari görevde bulunan kişi
The secretary leads the department
Bakan departmanı yönetiyor
sekreter
ofis işlerini yapan kişi
She is a secretary
O bir sekreter
sekreter
bir kişinin ofis işlerini yürüten yardımcı
The secretary managed the boss's calendar
Sekreter patronun takvimini yönetti
büro çalışanı
ofis içindeki işleri yürüten kişi
A secretary helps with general office duties
Bir büro çalışanı genel ofis işlerine yardımcı olur
belirsizlik
Sahnedebir sonraki adımın bilinmediği durum
My plans are in limbo
Planlarım belirsizlik içinde
limbo
belini bükerek bir çubuğun altından geçme oyunu
They are playing limbo at the party
Partide limbo oynuyorlar
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
yabancı
Sahnedekendi ülkenizden olmayan
I like learning foreign languages
Yabancı dil öğrenmeyi seviyorum
yabancı
başka bir ülkeye ait olan
I want to learn a foreign language
Yabancı bir dil öğrenmek istiyorum
yabancı
başka bir kültürden olduğu için bilinmeyen
This custom is foreign to me
Bu gelenek bana yabancı
ayık
Sahnedealkolün etkisi altında olmayan
He is completely sober
O tamamen ayık
hazırlamak
Sahnedebir şeyi hazır hale getirmek
I need to prep the food
Yemekleri hazırlamam gerekiyor
hazırlık
Sahnedebir şeye hazır olma durumu
We need some prep for the party
Parti için biraz hazırlığa ihtiyacımız var
ast
Sahnederütbe veya mevki bakımından daha aşağıda olan kişi
He manages five subordinates
Beş astını yönetiyor
bağlı olmak
Sahnedekararın belirli bir şeye bağlı olması
It all comes down to money
Her şey paraya bağlı
bağlı olmak
temel olarak tek bir şeye bağlı olmak
It all comes down to money
Her şey paraya bağlı
aşağı inmek
bir yerden daha düşük bir seviyeye gelmek
Please come down to the lobby
Lütfen lobiye inin
gelmek
daha düşük veya belirli bir yere ulaşmak
Please come down to the kitchen
Lütfen mutfağa gel
itiraf etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu söylemek
He admitted his mistake
Hatasını itiraf etti
kabul etmek
bir yere girmeye izin vermek
The club admits members only
Kulüp sadece üyeleri kabul eder
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
Sahnededikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
odaklanmak
bir konuya zihnini vermek
Focus on the road while driving
Araba sürerken yola odaklan
dikkatini vermek
bir şeyle yakından ilgilenmek
You should focus on the important details
Önemli detaylara dikkatini vermelisin
yüzyıl
Sahnedeyüz yıllık süre
The castle is five centuries old
Kale beş yüzyıllık
yüzyıl
yüz yıllık bir dönem
We live in the twenty-first century
Yirmi birinci yüzyılda yaşıyoruz
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
yorum
Sahnedebir metni anlama biçimi
This is my reading of the report
Bu benim rapora dair yorumum
okuma dinletisi
bir metnin dinleyiciler önünde seslendirilmesi
We went to a poetry reading
Bir şiir okuma dinletisine katıldık
Reading
İngiltere'nin Berkshire bölgesinde bir şehir
I visited Reading last summer
Geçen yaz Reading'i ziyaret ettim
okuma
yazılı kelimelere bakıp onları anlama eylemi
I love reading
Okumayı severim
okuma
yazılı kelimelere bakıp onları anlama eylemi
Reading is a great hobby
Okuma harika bir hobidir
okumak
yazılı kelimelere bakıp anlamlandırmak
I like reading books
Kitap okumayı severim
okuyuş
bir şeyi inceleme veya yorumlama faaliyeti
His reading of the poem was emotional
Şiiri okuyuşu duygusaldı
metin
okunmak üzere yazılmış kelimeler
This reading is quite difficult
Bu metin oldukça zor
değerlendirme
Sahnedebir şey üzerine dikkatlice düşünme
This project requires careful consideration
Bu proje dikkatli bir değerlendirme gerektiriyor
özellikle
Sahnedeaçık ve kesin bir şekilde
I specifically told you not to go
Gitmemeni özellikle söylemiştim
vurgulamak
Sahnedebir şeyin önemini özellikle belirtmek
The teacher underscored the importance of reading
Öğretmen okumanın önemini vurguladı
iğrenç
Sahnedegüçlü bir tiksinti uyandıran
This food is disgusting
Bu yemek iğrenç
tiksindirici
güçlü bir hoşnutsuzluk veya iğrenme duygusu yaratan
Such behavior is disgusting
Böyle bir davranış tiksindirici
iğrenç
güçlü bir tiksinti uyandıran
The garbage smells disgusting
Çöp iğrenç kokuyor
tiksindirici
çok nahoş veya rahatsız edici
His behavior was disgusting
Onun davranışı tiksindiriciydi
ilişki
Sahnedeiki şey arasındaki bağ
There is a close relation between diet and health
Beslenme ve sağlık arasında yakın bir ilişki vardır
akraba
ailenizden olan kimse
She is a close relation of mine
O benim yakın bir akrabam
savunmacı
Sahnedeeleştirilere karşı kendini korumaya çalışan
Stop being so defensive
Bu kadar savunmacı olmayı bırak
düşünmek
Sahnedebir fikre veya görüşe sahip olmak
I think it is a good idea
Bunun iyi bir fikir olduğunu düşünüyorum
düşünmek
fikirler oluşturmak için zihnini kullanmak
I need to think
Düşünmem gerekiyor
anlamak
bir şeyi kavramak veya anlamak
I think I understand
Sanırım anlıyorum
düşünmek
bir konu üzerinde zihinsel işlem yapmak
I think he is coming
Onun geldiğini düşünüyorum
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
dahil
Sahnedebir grubun parçası olarak
Everyone is invited, including me
Ben de dahil herkes davetli
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
yeterlilik belgesi
Sahnedebirinin becerilerini veya kimliğini kanıtlayan evrak
She provided her credentials for the job
İşe girmek için yeterlilik belgelerini sundu
sonuç almak
Sahnedebir durumda nasıl bir ilerleme kaydettiğini belirtmek
How did you fare on the test
Sınavın nasıl geçti
bilet ücreti
ulaşım için ödenen ücret
The bus fare is five dollars
Otobüs ücreti beş dolar
yiyecek
bir öğünde sunulan yiyecekler
The restaurant offers simple fare
Restoran sade yiyecekler sunuyor
yapabilirdi
Sahnedegeçmişte yapılması mümkün olan durum
I could have helped you
Sana yardım edebilirdim
kapsamak
Sahnedebir parçası veya özelliği olarak bulundurmak
The job involves a lot of travel
İş çok fazla seyahat gerektiriyor
dahil etmek
bir şeye katılmasını sağlamak
We want to involve everyone in the project
Herkesi projeye dahil etmek istiyoruz
ilişki yaşamak
romantik bir ilişki içinde olmak
They are romantically involved
Romantik bir ilişki yaşıyorlar
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
Sahnedebir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
cumhurbaşkanı
Sahnedebir ülkenin lideri
He is the president of the country
O, ülkenin cumhurbaşkanıdır
başkan
bir kuruluşun başındaki kişi
She is the president of the club
O, kulübün başkanıdır
kısım
Sahnedebir şeyin parçası veya bölümü
He ate a large portion of the cake
Pastanın büyük bir kısmını yedi
tanıştırmak
Sahnedebirini başka biriyle tanıştırmak
I want to introduce you to my friend
Seni arkadaşımla tanıştırmak istiyorum
tanıştırmak
birini başkasına ilk kez tanıtmak
I want to introduce my friend to you
Arkadaşımı seninle tanıştırmak istiyorum
tanıtmak
bir şeyi ilk defa bir yere getirmek
The company introduced a new product
Şirket yeni bir ürün tanıttı
tanıtmak
yeni bir şeyi ortaya koymak
The company introduced a new phone
Şirket yeni bir telefon tanıttı
ihmal
Sahnedegereken özeni veya dikkati göstermeme durumu
The accident was caused by the company's negligence
Kaza şirketin ihmali yüzünden meydana geldi
lafı açılmışken
Sahnedebahsetmişken
Speaking of movies, have you seen the new one?
Filmlerden bahsetmişken, yenisini izledin mi?
lafı açılmışken
bir konudan bahsetmeye başlarken kullanılan ifade
Speaking of the party, are you going?
Partinin lafı açılmışken gidiyor musun?
bahsi açılmışken
daha önce bahsedilen konuyla bağlantılı olarak
Speaking of movies have you seen the new one
Filmlerden bahsetmişken yenisini izledin mi
hakkında konuşurken
bir konudan bahsetmek
Speaking of movies let us go to the cinema
Film hakkında konuşurken sinemaya gidelim
üzerinde durmak
Sahnedebir sorunu çözmeye veya halletmeye çalışmak
I need to work on this problem
Bu problem üzerinde durmam gerekiyor
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
bir görevde bulunmak
bir işte çalışmak
She works on the council
O konseyde çalışıyor
uğraşmak
bir şey için zaman ve çaba harcamak
She is working on her painting
O resim üzerinde uğraşıyor
çalışmak
bir işi ücret karşılığı veya görev olarak yapmak
I work on a big project
Büyük bir projede çalışıyorum
uğraşmak
bir görevi yaparken meşgul olmak
I am working on my homework
Ödevimle uğraşıyorum
emek vermek
bir işi yapmak için zaman ve çaba harcamak
She works on her painting daily
O her gün resmine emek veriyor
çözmeye çalışmak
bir problem üzerine düşünmeye başlamak
We are working on the problem
Problem üzerinde çalışıyoruz
geliştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmeye çalışmak
He works on his English skills
İngilizce becerilerini geliştiriyor
uğraş göstermek
bir şeyi yapmaya veya çözmeye çabalamak
They work on a new strategy
Yeni bir strateji üzerinde uğraş gösteriyorlar
meşgul olmak
bir görev veya faaliyetle vakit geçirmek
She is working on her report
Raporuyla meşgul oluyor
dahil olmak
bir faaliyetle ilgilenmek
He works on a charity project
Bir yardım projesine dahil oluyor
tamir etmek
bir şeyi onarmaya veya iyileştirmeye çalışmak
They work on the broken car
Bozulan arabayı tamir etmeye çalışıyorlar
odaklanmak
bir işe zaman ve çaba ayırmak
I work on my writing tasks
Yazma görevlerime odaklanıyorum
ele almak
bir şeyi yapmaya veya halletmeye çalışmak
We work on the difficult issue
Zor konuyu ele alıyoruz
iyileştirmek
bir şeyi daha iyi bir duruma getirmek
He works on his performance
Performansını iyileştirmeye çalışıyor
onarmak
bir şeyi düzeltmek veya geliştirmek için çabalamak
I work on the leaky pipe
Sızdıran boruyu onarmaya çalışıyorum
çabalamak
bir şeyi yapmak veya geliştirmek için gayret etmek
She works on her fitness
Formunu korumaya çabalıyor
güzelleştirmek
bir şeyi daha iyi hale getirmek için uğraşmak
They work on their garden
Bahçelerini güzelleştirmek için uğraşıyorlar
çözüm aramak
bir soruna yanıt bulmaya çalışmak
We work on the puzzle
Yapboza çözüm arıyoruz
uğraşmak
bir şeyi geliştirmek için çaba harcayarak vakit geçirmek
I am working on my English skills
İngilizce becerilerim üzerinde uğraşıyorum
geliştirmek
Sahnedeyeni bir şey üretmek veya ortaya çıkarmak
The team developed a new product
Ekip yeni bir ürün geliştirdi
gelişmek
daha büyük veya daha gelişmiş bir şeye dönüşmek
The seed develops into a plant
Tohum bir bitkiye dönüşür
gelişme
yeni ve ilgi çekici bir olay
We are waiting for the latest development
En son gelişmeyi bekliyoruz
banyo etmek
fotoğraf filminden görüntü oluşturmak
I developed the film yesterday
Dün filmi banyo ettim
ait olmak
Sahnedebir kişinin veya kurumun malı olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
üyesi olmak
bir grubun veya organizasyonun parçası olmak
I belong to a chess club
Bir satranç kulübünün üyesiyim
ait olmak
bir şeyin parçası veya sahibi olmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
ait olmak
birinin mülkiyetinde bulunmak
This book belongs to me
Bu kitap bana ait
rezil etmek
Sahnedebirini utandırmak veya kendini aptal gibi hissettirmek
He didn't want to humiliate her in public
Onu insanların önünde rezil etmek istemedi
aşağılamak
birini utandıracak veya küçük düşürecek davranışta bulunmak
He tried to humiliate me
Beni aşağılamaya çalıştı
küçük düşürücü
utanç verici veya insanı rencide eden durum
It was a humiliating moment for him
Bu onun için küçük düşürücü bir andı
devlet okulu
Sahnededevlet tarafından finanse edilen ve yönetilen okul
My sister goes to a public school
Kız kardeşim devlet okuluna gidiyor
geri dönmek
Sahnedebir yere tekrar gitmek
I will go back to my house
Evime geri döneceğim
geri dönmek
bir yere veya bir konuya yeniden dönmek
I want to go back to my home
Evime geri dönmek istiyorum
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
yetenek
Sahnededoğuştan gelen beceri veya yetenek
She has a knack for languages
Onun dillere karşı bir yeteneği var
ironik
Sahnedebeklentilerin aksine olan
It is ironic that the fire station burned down
İtfaiye istasyonunun yanması ironik
ironik
beklenenin tam tersi şekilde gerçekleşen
It is ironic that it rained during our picnic
Piknik sırasında yağmur yağması ironik
göndermek
Sahnedebirini veya bir şeyi bir yere gitmeye yöneltmek
I will send him to school
Onu okula göndereceğim
göndermek
bir mesajı veya nesneyi başkasına ulaştırmak
I will send an email to him
Ona bir e-posta göndereceğim
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I send to do this
Bunu yapmaya niyetleniyorum
göndermek
bir şeyi veya birini bir yere ulaştırmak amacıyla yola çıkarmak
Please send the letter to my house
Lütfen mektubu evime gönder
rol
Sahnedebir durum veya performansta üstlenilen görev
She played an important role in the project
Projede önemli bir rol oynadı
rol
film veya tiyatro oyununda oyuncunun canlandırdığı karakter
She played a lead role in the movie
O filmde başrolü oynadı
görev
bir durum içinde sahip olunan işlev veya konum
Everyone has a specific role in the project
Projede herkesin belirli bir görevi var
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
liderlik
Sahnedeyönetme veya yönetme yetkisine sahip olma durumu
She showed great leadership
Büyük bir liderlik sergiledi
yönetim
Sahnedebir kurumu yöneten kişi veya ekip
The company leadership supports this plan
Şirket yönetimi bu planı destekliyor
yönetim kadrosu
kurumu veya ülkeyi yöneten insanlar grubu
The new leadership met today
Ülkenin yeni yönetim kadrosu bugün toplandı
ödenek
Sahnedebelirli bir amaç için ayrılmış para tutarı
The committee approved the budget appropriation
Komite bütçe ödeneğini onayladı
el koyma
bir şeyi kendi kullanımı için alma eylemi
The appropriation of public funds is illegal
Kamu fonlarına el konulması yasa dışıdır
bölmek
Sahnedeparçalara ayırmak
Divide the cake into equal pieces
Pastayı eşit parçalara böl
bölmek
parçalara ayırmak
Divide the cake into four pieces
Pastayı dört parçaya böl
sınır
iki şeyi birbirinden ayıran çizgi veya bölge
There is a clear divide between the two countries
İki ülke arasında belirgin bir sınır var
vizyon
Sahnedegelecekte olması istenen durumla ilgili fikir
He has a clear vision for the company
Şirket için net bir vizyonu var
görme yetisi
Sahnedegörme yeteneği
She has perfect vision
Görme yetisi mükemmel
hayal
Sahnedegerçekte var olmayan bir şeyin zihinde canlanan görüntüsü
He had a vision of a better future
Geleceğe dair bir hayali vardı
görünüş
birinin veya bir şeyin görünme biçimi
She was a vision in her beautiful dress
Güzel elbisesi içinde harika görünüyordu
dizüstü bilgisayar
Sahnedeyanında taşıyabileceğin küçük bir bilgisayar
I use my laptop for work
İş için dizüstü bilgisayarımı kullanıyorum
dizüstü bilgisayar
taşınabilir küçük bilgisayar
I work on my laptop
Dizüstü bilgisayarımda çalışıyorum
dürtmek
Sahnedeparmakla hafifçe itmek
She poked him in the arm
Kolunu dürttü
dürtmek
bir parmak veya sivri bir nesne ile itmek
Don't poke the bear
Ayıyı dürtme
kurcalamak
bilgi bulmak için bir yeri araştırmak
He was poking around the old desk
Eski masayı kurcalıyordu
durum
Sahnedebir şeyin içinde bulunduğu hâl
The car is in good condition
Araba iyi durumda
rahatsızlık
tıbbi bir sorun veya hastalık
He has a heart condition
Kalp rahatsızlığı var
şart
bir şeyin gerçekleşmesi için gereken durum
I accept the condition
Şartı kabul ediyorum
koşullandırmak
birini belirli şekilde davranmaya alıştırmak
The dog was conditioned to sit
Köpek oturmaya koşullandırıldı
yanlış
Sahnedeahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
acımasız
Sahnedemerhameti veya acıması olmayan
He is a ruthless businessman
O acımasız bir iş adamıdır
acımasız
hiç acıma duygusu olmayan
The ruthless boss fired everyone
Acımasız patron herkesi kovdu
en azından
Sahnedeen azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en azından
olumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
mücadele etmek
Sahnedebir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
iki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!
bahçe sandalyesi
Sahnededışarıda veya çim üzerinde kullanılan hafif sandalye
We sat on the lawn chairs
Bahçe sandalyelerine oturduk
etkilemek
Sahnedebir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
takınmak
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
kampanya
Sahnedebir amaca ulaşmak için yürütülen organize çalışmalar
The politician started his campaign
Politikacı kampanyasına başladı
kampanya
Sahnedebelirli bir hedefi gerçekleştirmek için yapılan planlı çalışmalar
The company launched a new ad campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
kampanya
rol yapma oyunlarındaki birbiriyle bağlantılı maceralar dizisi
We started a new campaign in our game
Oyunumuzda yeni bir kampanyaya başladık
kampanya
bir amaca ulaşmak için planlanmış etkinlikler bütünü
The company started a new advertising campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
satmak
Sahnedebirini kendi çıkarı için feda etmek veya ona ihanet etmek
He threw his colleague under the bus to get the promotion
Terfi almak için meslektaşını sattı
sektör
Sahnedeekonominin belirli bir alanı
The technology sector is growing fast
Teknoloji sektörü hızla büyüyor
sektör
daha büyük bir alanın belirli bir bölümü
This sector is very busy
Bu sektör çok yoğun
sektör
ekonomi veya toplumun bir bölümü
Technology is a growing sector
Teknoloji büyüyen bir sektördür
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
beslenmek
Sahnedebir şeyi güç veya enerji kaynağı olarak kullanmak
He feeds off the crowd's energy
Kalabalığın enerjisiyle besleniyor
beslenmek
Sahnedebir şeyden güç veya enerji almak
The team fed off the energy of the crowd
Takım kalabalığın enerjisinden beslendi
beslenmek
bir şeyden güç veya heyecan almak
The team feeds off the crowd energy
Takım seyirci enerjisinden besleniyor
önemli
Sahnedebüyük anlamı veya değeri olan
Education is important
Eğitim önemlidir
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
izlemek
Sahnedebir olaya katılmadan sadece seyretmek
He just looked on while they fought
Onlar kavga ederken o sadece izledi
gözüyle bakmak
birini veya bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I look on him as a friend
Ona bir arkadaş gözüyle bakıyorum
araştırmak
bilgi bulmak için arama yapmak
I need to look on the files for the name
İsim için dosyaları araştırmam gerekiyor
seyretmek
bir şeye dahil olmadan izlemek
We looked on as they played the game
Onlar oyunu oynarken biz seyrettik