

House of Cards — 4. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
584 kelime
Seviye
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please carry on with your work
Lütfen işine devam et
el bagajı
uçağa yanınızda aldığınız çanta
I have a small carry on
Küçük bir el bagajım var
taşkınlık yapmak
heyecanlı kızgın veya endişeli bir şekilde davranmak
Please do not carry on like that
Lütfen o şekilde taşkınlık yapma
inmek
Sahnedeaşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
azalmak
miktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
inmek
daha yüksek bir yerden daha düşük bir yere hareket etmek
We will go down the stairs
Merdivenlerden aşağı ineceğiz
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
Tell me what went down at the party
Partide neler yaşandığını bana anlat
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
feragatname
bir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
yayınlamak
bir ürünü veya bilgiyi halka sunmak
The band will release their new album next week
Grup yeni albümlerini gelecek hafta yayınlayacak
tetik
bir silahı ateşlemek için çekilen parça
Pull the release to fire the gun
Silahı ateşlemek için tetiği çekin
turlar
Sahnededüzenli olarak yapılan ziyaretler dizisi
The doctor does his morning rounds
Doktor sabah turlarını yapar
tur
bir etkinliğin veya faaliyetin bir aşaması
The first rounds are over
İlk turlar bitti
mermi
ateşli silahlarda kullanılan mermi
The soldier loaded the gun with five rounds
Asker silahı beş mermiyle doldurdu
yuvarlak dilimler
yiyeceklerin dairesel biçimde kesilmiş parçaları
He cut the carrot into rounds
Havucu yuvarlak dilimler halinde kesti
tur
farklı yerlere veya kişilere yapılan bir dizi ziyaret
The doctor does his rounds every morning
Doktor her sabah turlarını yapar
tartışma
Sahnedeinsanların farklı görüşlere sahip olduğu bir konuşma
They had a loud argument
Şiddetli bir tartışma yaşadılar
sav veya argüman
bir fikri desteklemek için sunulan nedenler bütünü
His argument was very convincing
Onun savı çok ikna ediciydi
göğüs
Sahnedeinsan vücudunun üst ön kısmı
She held the baby against her breast
Bebeği göğsüne yasladı
göğüs
vücudun ön üst kısmı
The bird puffed out its breast
Kuş göğsünü kabarttı
meme
kadın göğsündeki yumuşak kısımlar
Breast cancer is common
Meme kanseri yaygındır
göğüs eti
bir kuşun veya hayvanın göğüs kısmından elde edilen et
I prefer chicken breast
Tavuk göğsünü tercih ederim
yorum
Sahnedesözlü veya yazılı görüş
She left a comment on the post
Gönderiye bir yorum bıraktı
ziyaretçiler
Sahnedebir yeri veya kişiyi görmeye gelen kişiler
We have visitors today
Bugün ziyaretçilerimiz var
geri dönmek
Sahnedebirine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
geri dönmek
bir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
duymak
Sahnedebirinin veya bir şeyin varlığından haberdar olmak
I have never heard of this artist
Bu sanatçıyı hiç duymadım
duymak
bir kişi veya olay hakkında bilgi sahibi olmak
I have heard of that famous author
O ünlü yazarı duydum
öğrenmek
bir şeyin varlığından haberdar olmak
Have you heard of the new concert
Yeni konseri duydun mu
yol
Sahnedebir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
takip etmek
Sahnedebir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
The police are tracking the suspect
Polis şüpheliyi takip ediyor
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
tutarlı olmak
bilinen bilgilerle mantıklı veya uyumlu olmak
This story tracks with the facts
Bu hikaye gerçeklerle tutarlı
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
istekli
Sahnedebir şeyi yapmaya hazır olan
I am willing to help
Yardım etmeye istekliyim
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma durumu
She is willing to help
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya razı olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır veya hevesli olma
He is willing to help
O yardım etmeye istekli
istekli
bir şeyi yapmaya hazır olan
She is willing to help us
O bize yardım etmeye istekli
biriktirmek
Sahnedebir şeyi zamanla artırmak veya toplamak
The team racked up ten wins this season
Takım bu sezon on galibiyet topladı
acı çekmek
Sahnedeacı veya sıkıntı hissetmek
He suffered from a bad headache
Şiddetli bir baş ağrısı çekti
savaşmak
Sahnedebir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
iki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
makineler
Sahnedesanayide kullanılan büyük cihazlar
The factory uses heavy machinery
Fabrika ağır makineler kullanıyor
artış
Sahnedemiktarda veya seviyede ani yükseliş
We need a salary bump
Maaş artışına ihtiyacımız var
yerinden etmek
birini bulunduğu konumdan çıkarmak veya değiştirmek
I was bumped from the flight
Uçuştan çıkarıldım
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişkiye girmek
They bumped
Cinsel ilişkiye girdiler
çarpmak
bir şeye vurmak veya çarpmak
I bumped into the table
Masaya çarptım
şişlik
bir yüzeydeki küçük kabarık alan
He has a bump on his head
Başında bir şişlik var
yerinden etmek
birini bulunduğu pozisyondan çıkarmak
They bumped me from the flight
Havayolu beni uçuştan çıkardı
tok ses
müzikte derin ve ağır bas sesi
I can hear the bass bump
Basın tok sesini duyabiliyorum
çıkarmak
birini bulunduğu yerden uzaklaştırmak
They bumped him from the team
Onu takımdan çıkardılar
bip sesi
Sahnedekısa ve tiz bir ses
I heard a loud beep
Yüksek bir bip sesi duydum
çağrı göndermek
birinin çağrı cihazına veya telefonuna sinyal göndermek
He beeped me yesterday
Dün bana çağrı gönderdi
biplemek
kısa ve tiz bir ses çıkarmak
The machine started to beep
Makine biplemeye başladı
asalet
Sahnedeşık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
ders
bir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
sınıf
birlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
döngü
Sahnedeaynı sırayla tekrar tekrar gerçekleşen olaylar dizisi
The water cycle is important for nature
Su döngüsü doğa için önemlidir
bisiklet
Sahnedeiki tekerleği ve pedalları olan taşıt
I ride my cycle to school
Okula bisikletimle gidiyorum
bisiklet sürmek
bisiklete binip kullanmak
He likes to cycle in the park
Parkta bisiklet sürmeyi sever
başarmak
Sahnedebir şeyi başarıyla tamamlamak
I want to accomplish my goals
Hedeflerimi başarmak istiyorum
inmek
Sahnededaha düşük bir yere hareket etmek
Please come down from the ladder
Lütfen merdivenden in
düşmek
seviye miktar veya sıcaklık olarak azalmak
Prices will come down soon
Fiyatlar yakında düşecek
dayanmak
bir durumun temel sebebinin belirli bir şeye bağlı olması
It all comes down to money
Her şey paraya dayanıyor
sert davranmak
birine karşı katı ve disiplinli bir tavır takınmak
The teacher came down on the student
Öğretmen öğrenciye sert davrandı
inmek
yüksek bir yerden aşağıya doğru hareket etmek
The rain began to come down
Yağmur inmeye başladı
alçalmak
daha yüksek bir noktadan daha aşağıya gelmek
The plane will come down soon
Uçak yakında alçalacak
ziyarete gelmek
bir yerden başka bir yere gitmek
You should come down to our office
Ofisimize ziyarete gelmelisin
dikkatlice
Sahnededetaylara dikkat ederek
Read the instructions carefully
Talimatları dikkatlice okuyun
dikkatlice
hata veya zarar vermekten kaçınacak şekilde
Please drive carefully
Lütfen dikkatlice sürün
inişler ve çıkışlar
Sahnedeiyi ve kötü zamanlar veya olaylar
Every life has its ups and downs
Her hayatın inişleri ve çıkışları vardır
iniş çıkışlar
hayatta yaşanan olumlu ve olumsuz durumlar
Every life has its ups and downs
Her hayatın iniş çıkışları vardır
inişler çıkışlar
bir durumun veya hayatın iyi ve kötü deneyimleri
Every relationship has its ups and downs
Her ilişkinin inişleri çıkışları vardır
kurnazca elde etmeye çalışmak
Sahnedebir şeyi kurnazca veya dolaylı yollardan elde etmeye çalışmak
He is angling for a promotion at work
İş yerinde terfi almak için kurnazca fırsat kolluyor
temel hazırlık
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için önceden yapılan temel çalışma
They laid the groundwork for the new project
Yeni proje için temel hazırlıkları yaptılar
hazırlık çalışması
bir şeyin hazırlanması için yapılan temel çalışma
We need to do some groundwork before we start the project
Projeye başlamadan önce biraz hazırlık çalışması yapmamız gerekiyor
affetmek
Sahnedebirinin hatası nedeniyle ona kızmayı bırakmak
Please forgive me
Lütfen beni affet
affetmek
birinin yaptığı bir şey için ona kızmayı bırakmak
You should forgive him for his mistake
Onun hatası için onu affetmelisin
tükürmek
Sahnedeağzından bir şeyi dışarı çıkarmak
Please do not spit on the floor
Lütfen yere tükürmeyin
tükürmek
ağızdaki sıvıyı dışarı atmak
Don't spit on the floor
Yere tükürme
şişte pişirmek
uzun metal bir çubuk kullanarak ateş üzerinde et pişirmek
They spit the meat over the fire
Eti ateşin üzerinde şişte pişirdiler
tükürük
ağızda üretilen sıvı
The test requires a sample of spit
Test için bir tükürük örneği gerekiyor
vermek
birine bir şey uzatmak
Please spit that pen over here
Lütfen o kalemi buraya ver
tartışmak
küçük ve kısa bir kavga veya anlaşmazlık yaşamak
They had a little spit about the rules
Kurallar hakkında küçük bir tartışma yaşadılar
şirin biri
Sahnedeçok sevimli veya çekici kişi
He is such a cutie
O çok şirin biri
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya gerçek dışı
This statement is false
Bu ifade yanlıştır
sahte
gerçek olmayan
She used a false passport
Sahte bir pasaport kullandı
sohbet
Sahnedekişiler arasındaki karşılıklı konuşma
We had a long conversation
Uzun bir sohbet ettik
zaman harcamak
Sahnedebir işe vakit ayırmak
Do not spend too much time on this game
Bu oyuna çok fazla zaman harcama
vakit geçirmek
belirli bir şekilde zaman harcamak
I spend time with my family
Ailemle vakit geçiririm
vakit geçirmek
bir şey yaparak zamanı değerlendirmek
I like to spend time with my friends
Arkadaşlarımla vakit geçirmeyi severim
olduğun yerde kalmak
Sahnedeaynı yerde kalmak
Please stay put
Lütfen olduğun yerde kal
olduğu yerde kalmak
bulunduğun yerden ayrılmamak
Please stay put until I come back
Ben dönene kadar lütfen olduğu yerde kal
yem
Sahnedebirini gerçek hedeften uzaklaştırmak için kullanılan şey
The police used a decoy car
Polis bir yem araç kullandı
onaylamak
Sahnedebir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
birini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
ezberlemek
Sahnedebir şeyi hafızaya kaydetmek
I need to memorize these words
Bu kelimeleri ezberlemem gerekiyor
yansıtmak
Sahnedebir şeyi göstermek veya temsil etmek
His eyes reflect his sadness
Gözleri üzüntüsünü yansıtıyor
düşünmek
bir konu üzerinde derinlemesine kafa yormak
You should reflect on your actions
Davranışların üzerinde düşünmelisin
yansıtmak
ışığı ısıyı veya sesi bir yüzeyden geri göndermek
The mirror reflects the sunlight
Ayna güneş ışığını yansıtır
tıkırdamak
Sahnedesert nesnelerin birbirine çarpmasıyla gürültülü ses çıkarmak
The plates clattered on the table
Tabaklar masanın üzerinde tıkırdadı
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
düşünmek
bir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
duyurmak
Sahnedebir şeyi kamuoyuna bildirmek
They announced the winner
Kazananı duyurdular
açıklamak
bir şeyi resmi olarak insanlara söylemek
The company announced a new plan
Şirket yeni bir plan açıkladı
duyurmak
bir şeyi herkese bildirmek
They will announce the winner soon
Kazananı yakında duyuracaklar
duyurmak
bir şeyi herkese açıkça bildirmek
They will announce the winner soon
Kazananı yakında duyuracaklar
sonra
Sahnedebir olaydan sonra gerçekleşen
We will eat later
Yemekten sonra yiyeceğiz
yeni
Sahnedeson zamanlarda gerçekleşen
That is a later development
O yeni bir gelişme
geç
beklenenden daha geç
She arrived later than me
O benden geç geldi
merhum
vefat etmiş kişi
The late king died long ago
Merhum kral uzun zaman önce öldü
daha sonra
gelecekte veya belirli bir olaydan sonra
I will do it later
Bunu daha sonra yapacağım
sonra
şu andan daha ileri bir vakit
See you later
Seni sonra görürüm
gelecekte
ileriki bir zamanda
I will be back later
Gelecekte geri döneceğim
gecikmeli
beklenen zamandan daha geç gerçekleşen
The later train arrived at midnight
Gecikmeli tren gece yarısı vardı
geç dönem
bir zaman diliminin sonuna yakın olan
This is a later work of the artist
Bu sanatçının geç dönem bir eseri
vakitli değil
kararlaştırılan zamanda olmayan
He is later than usual
Her zamankinden daha vakitsiz
gecikmiş
zamanında olmayan
She is later than we expected
Beklediğimizden daha gecikmiş durumda
sonra
şimdiki zamandan daha ileri bir vakit
I will see you later
Seni daha sonra göreceğim
mülakat yapmak
Sahnederesmi bir görüşmede birine sorular sormak
They will interview the candidates today
Adaylarla bugün mülakat yapacaklar
mülakat
soru sormak için yapılan resmi görüşme
I have a job interview tomorrow
Yarın bir iş mülakatım var
mülakat
birine soru sormak için yapılan toplantı
I have a job interview tomorrow
Yarın iş mülakatım var
ileri
Sahnedeileriye doğru
They walked back and forth
İleri geri yürüdüler
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
tesadüfen yapmak
Sahnedeplan yapmadan bir eylem gerçekleştirmek
I happened to meet him at the park
Onunla parkta tesadüfen karşılaştım
başına gelmek
birinin başına bir şey gelmesi durumu
What happened to him
Ona ne oldu
tesadüfen yapmak
planlamadan bir şey yapmak
I happened to meet him
Onunla tesadüfen karşılaştım
denk gelmek
bir şeyin rastlantı sonucu olması
I happened to be there
Tesadüfen orada bulundum
rast gelmek
beklenmedik bir şekilde meydana gelmek
Such things happen to everyone
Böyle şeyler herkesin başına gelir
istemeden yapmak
planlamadan bir şeyle sonuçlanmak
I happened to break the glass
Kadehi yanlışlıkla kırdım
başına gelmek
birinin veya bir şeyin başına bir durumun gelmesi
What happened to your car
Arabana ne oldu
tesadüfen yapmak
bir şeyi şans eseri gerçekleştirmek
I happened to see him at the store
Onu mağazada tesadüfen gördüm
bahse girmek
Sahnedebir şeyden çok emin olmak
I bet he is late
Bahse girerim geç kalmıştır
bahis oynamak
Sahnedebir oyun veya yarış için para riske atmak
He bet on the red car
Kırmızı arabaya bahis oynadı
seçenek
en uygun veya yararlı olan tercih
Taking the train is your best bet
Trene binmek en iyi seçeneğin
bahse girmek
bir şeyin doğru olacağına dair iddiaya girmek
I bet he will arrive late
Onun geç geleceğine bahse girerim
benzetmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye benzer tutmak
Critics liken the movie to a classic tragedy
Eleştirmenler filmi klasik bir trajediye benzetiyorlar
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
manşet
Sahnedebir haberin başlığı
I read the headline in the newspaper
Gazetedeki manşeti okudum
baş sanatçı olmak
bir etkinlikte en önemli veya öne çıkan gösteriyi yapmak
The band will headline the concert tonight
Grup bu akşamki konserde baş sanatçı olacak
baş sanatçı olmak
bir gösterideki en önemli veya ana sanatçı konumunda bulunmak
She will headline the music festival tonight
O bu gece müzik festivalinde baş sanatçı olacak
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
kongre ile ilgili
Sahnedeulusal yasa yapıcı bir organa ilişkin
The congressional session ended today
Kongre oturumu bugün sona erdi
haline gelmek
Sahnedebelirli bir duruma geçmek
She fell asleep quickly
O hemen uyuyakaldı
zalim
çok kötü ve şiddetli olan
The giant had a fell look in his eyes
Devin gözlerinde zalim bir bakış vardı
düşmek
aşağı doğru inmek
The ball fell to the ground
Top yere düştü
kıkırdamak
Sahnedesessizce ve hafifçe gülmek
He chuckles at the joke
Şakaya kıkırdıyor
kıkırdamak
Sahnedesessizce gülmek
He chuckles at the joke
O şakaya kıkırdıyor
çoğunluk
Sahnedeen fazla sayıda kişiden oluşan grup
The majority of people agree
İnsanların çoğunluğu hemfikir
yanlış telaffuz etmek
Sahnedebir kelimeyi yanlış seslerle söylemek
I often mispronounce this word
Bu kelimeyi sık sık yanlış telaffuz ediyorum
aday
Sahnedebir pozisyon veya derece için başvuran kişi
She is a strong candidate for the job
O, iş için güçlü bir aday
aday
bir işe başvuran veya seçimde yarışan kimse
He is the best candidate for the job
O bu iş için en iyi aday
aday
seçimlerde yarışan kişi
The candidate gave a great speech
Aday harika bir konuşma yaptı
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
Sahnedebir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
devam et
Sahnedebir şeye başlamak veya devam etmek
Please go ahead
Lütfen devam et
onay
bir işe başlamak için verilen resmi izin
We got the go ahead to start
Başlamak için onay aldık
açıklama
Sahnedebir şeyi netleştiren ifade
I need a clear explanation
Net bir açıklamaya ihtiyacım var
açıklama
bir şeyi anlaşılır kılan ifade
Please give me an explanation for this
Lütfen bana bunun için bir açıklama yap
açıklama
bir durumu anlaşılır kılan ifade
I need an explanation for this mistake
Bu hata için bir açıklamaya ihtiyacım var
açık
Sahnedekapalı veya engellenmiş olmayan
The window is open
Pencere açık
açık fikirli
yeni bir şeyi değerlendirmeye hazır
I am open to suggestions
Önerilere açığım
açık
kapalı olmayan
The store is open now
Mağaza şimdi açık
açmak
kapalı veya engelli olan bir şeyi erişilebilir hale getirmek
Please open the door
Lütfen kapıyı aç
yüksek sesle
Sahnedeçok fazla ses çıkararak
He speaks loudly
Yüksek sesle konuşur
siren
Sahnedeyüksek sesli bir uyarı sesi çıkaran cihaz
The police sirens were very loud
Polis sirenleri çok yüksekti
siren
yüksek sesli uyarı çıkaran cihaz
The police car sirens were loud
Polis arabasının sirenleri çok gürültülüydü
dans etmek
Sahnedemüzik eşliğinde vücudu hareket ettirmek
They started to grind at the party
Partide dans etmeye başladılar
öğütmek
bir şeyi çok küçük parçalara ayırmak
I grind the coffee beans
Kahve çekirdeklerini öğütürüm
rutin
zor veya sıkıcı bir görev
The daily grind is tiring
Günlük rutin yorucu
ezmek
birine zalimce veya sert bir şekilde davranmak
The cruel boss grinds his employees
Zalim patron çalışanlarını eziyor
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What sort of food is this
Bu ne tür bir yemek
sıralamak
nesneleri gruplara ayırmak veya düzenlemek
Please sort these books
Lütfen bu kitapları sırala
halletmek
bir sorunu veya durumu başarıyla çözmek
I will sort this problem out soon
Bu sorunu yakında halledeceğim
seçmen
Sahnedeseçimlerde oy kullanan kişi
Every voter wants change
Her seçmen değişim istiyor
hareket etmek
Sahnedebir yerden uzaklaşmaya başlamak
The train started to pull away from the station
Tren istasyondan hareket etmeye başladı
hareket etmek
bir yerden uzaklaşmaya başlamak
The train slowly pulled away
Tren yavaşça hareket etti
çekip almak
bir şeyi bulunduğu yerden çekerek uzaklaştırmak
He pulled away his hand from the stove
Elini sobadan çekip aldı
magazin gazetesi
Sahnedegenellikle sansasyonel haberler ve magazin içeren küçük boyutlu gazete
He read the gossip in a tabloid
Dedikoduları bir magazin gazetesinde okudu
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
olduğu sürece
Sahnedebir şartın gerçekleşmesi durumunda
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece kalabilirsin
şartıyla
bir koşul belirtirken kullanılan ifade
You can go as long as you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla gidebilirsin
sürece
bir durumun devam ettiği zaman boyunca
Stay as long as you need
İhtiyacın olduğu sürece kal
koşuluyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken şartı belirtmek için kullanılır
You can go as long as you finish your work
İşini bitirmen koşuluyla gidebilirsin
şartıyla
bir şeyin gerçekleşmesi için gerekli olan durum
I will go as long as you come
Sen gelirsen gitmeyi kabul ediyorum
planlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı niyet etmek
I plan on going to the party
Partiye gitmeyi planlıyorum
niyetlenmek
bir şey yapmayı tasarlamak veya bir şeyin olmasını beklemek
I plan on studying tonight
Bu gece ders çalışmaya niyetleniyorum
bel bağlamak
birinin bir şey yapacağına güvenmek
I plan on my friend to be there
Arkadaşımın orada olacağına bel bağlıyorum
her şeye rağmen
Sahnedebir şeyden etkilenmeden
He continued regardless
Her şeye rağmen devam etti
aldırmadan
bir şeye aldırış etmeden
He went out regardless
O aldırmadan dışarı çıktı
aldırmadan
bir şeyden etkilenmeksizin
He went out regardless of the rain
Yağmura aldırmadan dışarı çıktı
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
gürültüyle talep etmek
Sahnedebir şeyi gürültülü veya acil bir şekilde istemek
The crowd began to clamor for change
Kalabalık değişim için gürültüyle talep etmeye başladı
seçim
Sahnedebir lideri seçmek veya bir karar almak için yapılan resmi oylama süreci
The country held an election yesterday
Ülke dün bir seçim yaptı
seçim
oy vererek birini seçme süreci
The election is tomorrow
Seçim yarın
seçim
oylama yoluyla birini seçme süreci
People vote in the election
İnsanlar seçimde oy kullanır
seçim
kamu görevine gelecek kişiyi oylama yoluyla belirleme süreci
The election is next month
Seçim gelecek ay
unutmak
Sahnedebir şeyi hatırlayamamak
I often forget my keys
Anahtarlarımı sık sık unuturum
hatırlamak
bir şeyi tekrar akla getirmek
I remember this song
Bu şarkıyı hatırlıyorum
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I often forget where I put my keys
Anahtarlarımı nereye koyduğumu sık sık unuturum
boşvermek
bir şeyi düşünmeyi veya ona önem vermeyi bırakmak
Just forget the argument
Tartışmayı boşver
unutmak
bir şeyi hatırlayamamak
I always forget his name
Onun adını her zaman unutuyorum
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
gümbürtü
Sahnedeaniden çıkan yüksek ses
I heard a loud bang
Yüksek bir gümbürtü duydum
perçem
alnın önüne düz kesilmiş saç
She has bangs
Saçında perçem var
seks yapmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
They banged
Onlar seks yaptı
ev
birinin yaşadığı yer
This is my bang
Burası benim evim
çarpmak
bir şeye sertçe vurmak
He banged his head on the door
Kafasını kapıya çarptı
patlama
aniden çıkan yüksek ses
I heard a loud bang outside
Dışarıda yüksek bir patlama duydum