

House of Cards — 4. Sezon Bölüm 5
Kelimeler ve anlamları
596 kelime
Seviye
duyulmak
Sahnedebirçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
çıkmak
bir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
kovmak
Sahnedebirini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
ateş etmek
silahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
yumuşatmak
Sahnedebir sorunu daha az ciddi hale getirmek
They smoothed out the problems before the meeting
Toplantıdan önce sorunları yumuşattılar
yumuşatmak
bir durumu daha az zor veya gergin hale getirmek
He tried to smooth the situation
Durumu yumuşatmaya çalıştı
etkileyici
başkalarını etkileyecek şekilde kibar ve kendinden emin
He is a smooth talker
O, etkileyici konuşan biridir
pürüzsüz
yüzeyinde hiçbir engebe veya pürüz bulunmayan
The surface of the table is smooth
Masanın yüzeyi pürüzsüz
uzamak
Sahnedebir şeyin beklenenden daha uzun sürmesi
The meeting ran on until midnight
Toplantı gece yarısına kadar uzadı
ile çalışmak
belirli bir enerji kaynağıyla çalışmak
This car runs on electricity
Bu araba elektrikle çalışır
üzerine kampanya yapmak
bir siyasi kampanyayı belirli bir fikir temeline dayandırmak
The candidate chose to run on a platform of reform
Aday reform platformu üzerine kampanya yapmayı seçti
ile çalışmak
bir yakıt veya enerji kaynağıyla işlemek
This car runs on electricity
Bu araba elektrikle çalışıyor
yoğun talep
bir ürüne olan ani ve aşırı talep
There was a run on the store for bread
Ekmek için mağazaya yoğun talep oldu
tam vaktinde
planlanan zamanda gerçekleşen veya varan
The train runs on time today
Tren bugün tam vaktinde çalışıyor
talep patlaması
bir şeye karşı aniden oluşan yüksek talep
The store had a run on bread yesterday
Dün mağazada ekmeğe karşı bir talep patlaması oldu
ile çalışmak
belirli bir güç kaynağını kullanarak faaliyet göstermek
This machine runs on electricity
Bu makine elektrikle çalışıyor
üzerinden aday olmak
siyasi bir kampanyayı belirli bir konu veya görüş üzerine temellendirmek
She decided to run on a platform of environmental protection
Çevre koruma programı üzerinden aday olmaya karar verdi
saat
saatleri belirtmek için kullanılır
It is five o'clock
Saat beş
saat
günün saatini belirtmek için kullanılır
Classes start at nine oclock
Dersler saat dokuzda başlar
saat
tam saati belirtmek için sayıdan sonra kullanılan ifade
It is ten o'clock
Saat on
suçlama
Sahnedebirinin yanlış bir şey yaptığının belirtilmesi
He denied the accusation
Suçlamayı reddetti
çalışmak
Sahnedebir şeyin amaçlandığı gibi iş görmesi
The machine does not function anymore
Makine artık çalışmıyor
resmî davet
sosyal bir toplantı veya parti
It was a formal function
Bu resmî bir davetti
işlev
bir şeyin doğal veya amaçlanan kullanımı
What is the function of this button
Bu düğmenin işlevi nedir
çalışmak
bir şeyin amaçlandığı gibi işlemesi
The machine does not function
Makine çalışmıyor
mırıltı
Sahnedekonuşurken veya hareket ederken çıkan alçak ve kısık ses
I heard a soft murmuring in the hallway
Koridorda hafif bir mırıltı duydum
mırıldanma
duyulması zor alçak ve yumuşak bir sesle konuşma
He was murmuring a song
Bir şarkı mırıldanıyordu
nefes nefese kalmak
Sahnedehızlı ve zorlukla nefes almak
He began to pant after the run
Koşudan sonra nefes nefese kalmaya başladı
pantolon
bacaklara giyilen bir kıyafet parçası
These pants are too long
Bu pantolon çok uzun
sağlamak
Sahnedebirinin ihtiyacı olan bir şeyi vermek
The company provides free food
Şirket ücretsiz yemek sağlıyor
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek
The company provides free water
Şirket ücretsiz su sağlıyor
şartıyla
bir durumun gerçekleşmesi için gereken koşulu belirtir
You can go out provided you finish your homework
Ödevini bitirmen şartıyla dışarı çıkabilirsin
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya sunmak
The hotel provides free breakfast
Otel ücretsiz kahvaltı sağlıyor
kapı eşiği
Sahnedebir binanın ön kapısının hemen dışındaki alan
He stood on the doorstep
Kapı eşiğinde durdu
ölüm eşiği
birinin ölmeye çok yakın olması
He was at death's doorstep
O ölümün eşiğindeydi
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir
olmak
Sahnedebir şey olmaya başlamak
She wants to become a doctor
O doktor olmak istiyor
yakışmak
bir kıyafetin birinde güzel durması
That dress really becomes you
O elbise sana gerçekten yakışıyor
dönüşmek
bir şeyden başka bir şeye geçmek
Water will become ice
Su buza dönüşecek
hale gelmek
bir şey durumuna geçmeye başlamak
The weather will become cold
Hava soğuk hale gelecek
ufuk
Sahnedeyerin ve göğün birleşiyor gibi göründüğü çizgi
We watched the sunset on the horizon
Gün batımını ufukta izledik
ufuk
bir kişinin bilgi veya deneyim sınırı
Travel broadens your horizon
Seyahat etmek ufkunuzu genişletir
saçmalık
Sahnedeaptalca veya gerçek dışı konuşma
That is total bullshit
Bu tamamen saçmalık
saçmalamak
doğru olmayan şeyler söylemek
Stop bullshitting me and tell the truth
Bana saçmalamayı bırak ve doğruyu söyle
gevezelik etmek
rahat ve resmi olmayan bir şekilde sohbet etmek
We were just bullshitting in the kitchen
Mutfakta öylece gevezelik ediyorduk
avukat
Sahnedehukuksal konularda müvekkillerini temsil eden kişi
He is a successful attorney
O başarılı bir avukat
terk etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi aniden terk etmek
He walked out on his family
Ailesini terk etti
dışarı çıkmak
bir yerden yürüyerek ayrılmak
She decided to walk out of the room
Odadan çıkıp gitmeye karar verdi
protesto etmek
kızgınlık veya anlaşmazlık belirtisi olarak bir yeri terk etmek
Many workers walked out of the meeting
Birçok işçi toplantıyı protesto ederek terk etti
çıkıp gitmek
bir yeri veya durumu aniden terk etmek
She decided to walk out of the meeting early
Toplantıdan erken çıkıp gitmeye karar verdi
terk etmek
bir protesto veya öfke nedeniyle bir yeri aniden bırakmak
Workers decided to walk out due to low wages
İşçiler düşük ücretler nedeniyle işi terk etmeye karar verdi
aniden ayrılmak
bir yeri veya kişiyi habersizce bırakmak
He did not expect his partner to walk out
Partnerinin aniden ayrılacağını beklemiyordu
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
kısa
Sahnedeaz süren
We had a short meeting
Kısa bir toplantı yaptık
eksik
bir şeyin yeterli miktarda olmaması
We are short of time
Vaktimiz az
kısa
boyu veya uzunluğu az olan
She has short hair
Onun saçları kısa
şort
belden dize kadar uzanan giysi
He bought a new short
Yeni bir şort aldı
aniden
bir uyarı olmadan birdenbire
He stopped short when he saw the car
Arabayı gördüğünde aniden durdu
kısa
uçtan uca küçük bir mesafeye sahip olan
This rope is too short
Bu halat çok kısa
personel
Sahnedebir kurumda çalışan insanların tümü
The staff is very helpful
Personel çok yardımsever
asa
yürümeye yardımcı olması için kullanılan uzun tahta
He used a wooden staff for walking
Yürümek için tahta bir asa kullandı
personel
bir kurumda çalışan kişiler
The hotel staff was very helpful
Otel personeli çok yardımseverdi
motivasyon
Sahnedebir şeyi yapmak için duyulan istek veya sebep
She has a lot of motivation
Onun çok motivasyonu var
ekg
Sahnedekalbin elektriksel aktivitesini kaydeden tıbbi test
The doctor ordered an EKG
Doktor EKG istedi
salata
Sahnedeçiğ sebzelerin soğuk karışımı
I like fresh salad
Taze salatayı severim
çok
Sahnedebüyük miktarda veya sayıda
I have a lot of work to do
Yapacak çok işim var
çok miktarda
Sahnedebüyük bir sayı veya miktar
We have a lot of time
Çok miktarda vaktimiz var
arsa
küçük bir toprak parçası
He bought a parking lot
Bir otopark alanı satın aldı
kader
kişinin hayatındaki yazgısı
This is my lot in life
Bu benim hayattaki kaderim
kader
bir kişinin içinde bulunduğu durum veya hayat koşulları
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
sıklıkla
birçok kez veya sıkça
I see him a lot
Onu sıklıkla görürüm
grup
bir insan topluluğu
That is a loud lot
O gürültülü bir grup
az miktarda
küçük bir sayı veya miktar
That is a lot less
O az miktarda
fazlasıyla
büyük ölçüde
I like it a lot
Onu fazlasıyla seviyorum
kader
birinin hayatındaki koşullar veya durum
He accepted his lot in life
Hayatındaki kaderini kabullendi
bilgilendirmek
Sahnedebirine önemli bilgi vermek
The manager briefed the staff this morning
Müdür bu sabah personeli bilgilendirdi
brifing
Sahnedeönemli bilgilerin paylaşıldığı kısa toplantı
We have a briefing at two oclock
Saat ikide bir brifingimiz var
bilgilendirme
bir konu hakkında verilen kısa bilgi
He gave a quick briefing to the team
Ekibe kısa bir bilgilendirme yaptı
bildirmek
Sahnedebirine bir durum hakkında resmi bilgi vermek
Please notify us of any changes
Herhangi bir değişiklik olursa lütfen bize bildirin
bildirmek
birine bir durum hakkında bilgi vermek
Please notify us when you arrive
Vardığınızda lütfen bize bildirin
hemfikir olmak
Sahnedebiriyle aynı görüşü paylaşmak
We agree on this point
Bu noktada hemfikiriz
hemfikir olmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak
I agree with you
Seninle hemfikirim
katılmak
birisiyle aynı düşünceye sahip olmak ya da bir şeyi kabul etmek
I agree with your plan
Planına katılıyorum
medya
Sahnedehaberleri bildiren kuruluşlar topluluğu
The media reported on the event
Medya olay hakkında haber yaptı
medya
haberlerin ve bilgilerin paylaşıldığı iletişim araçları
Social media is very popular
Sosyal medya çok popüler
yarım
bir şeyin iki eşit parçasından biri
The media of the path was marked
Yolun yarısı işaretlendi
çorap
ayağı ve bacağı sıkıca saran giysi
She bought a new pair of media
Yeni bir çift çorap satın aldı
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
kriterler
Sahnedebir şeye karar vermek için kullanılan standartlar
The selection criteria are strict
Seçim kriterleri katıdır
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
nefes alma
Sahnedehavayı akciğerlere alıp dışarı verme süreci
Deep breathing helps you relax
Derin nefes almak rahatlamana yardımcı olur
nefes alma
vücuda hava alıp verme işlemi
He is breathing deeply
Derin nefes alıyor
nefes alma
havayı ciğerlerine çekme eylemi
Deep breathing helps you relax
Derin nefes alma rahatlamana yardımcı olur
enerji
Sahnedeaktif olmak için gereken güç veya yetenek
I don't have any energy today
Bugün hiç enerjim yok
serbest bırakmak
Sahnedebir şeyi serbest bırakmak veya salıvermek
Please release the bird
Lütfen kuşu serbest bırakın
yayınlamak
Sahnedebir ürünü veya bilgiyi halka sunmak
The band will release their new album next week
Grup yeni albümlerini gelecek hafta yayınlayacak
rahatlama
stres veya gerginlikten kurtulma hissi
Crying brought her a sense of release
Ağlamak ona bir rahatlama hissi getirdi
feragatname
bir haktan veya iddiadan vazgeçildiğini gösteren yasal belge
She signed a legal release
O yasal bir feragatname imzaladı
tetik
bir silahı ateşlemek için çekilen parça
Pull the release to fire the gun
Silahı ateşlemek için tetiği çekin
fotoğraf
Sahnedekamera ile çekilen resim
I took a photo
Bir fotoğraf çektim
fotoğraf
kamera ile çekilen basılı veya dijital görüntü
I took a photo of the cat
Kedinin bir fotoğrafını çektim
yönetilebilir
Sahnedekontrol edilebilen veya idare edilebilen
The workload is manageable
İş yükü yönetilebilir
kapattı
Sahnedebir cihazın çalışmasını durdurmak
She turned off the TV
O televizyonu kapattı
döndü
yönünü değiştirmek veya hareket etmek
She turned around quickly
Hızla arkasına döndü
ortaya çıkmak
sonunda doğru olduğu anlaşılmak
The rumor turned out to be false
Söylentinin yanlış olduğu ortaya çıktı
döndü
vücudunu farklı bir yöne bakacak şekilde hareket ettirmek
She turned to look at me
Bana bakmak için döndü
hayal etmek
Sahnedezihinde canlandırmak
I can't picture it
Bunu hayal edemiyorum
resim
görsel bir temsil
I drew a picture
Bir resim çizdim
genel durum
bir durumun tamamı veya ana fikri
You need to understand the whole picture
Genel durumu anlaman gerekiyor
film
sinemada gösterilen hareketli görüntü
We saw a funny picture at the cinema
Sinemada komik bir film izledik
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
kampanya
Sahnedebir amaca ulaşmak için yürütülen organize çalışmalar
The politician started his campaign
Politikacı kampanyasına başladı
kampanya
Sahnedebelirli bir hedefi gerçekleştirmek için yapılan planlı çalışmalar
The company launched a new ad campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
kampanya
rol yapma oyunlarındaki birbiriyle bağlantılı maceralar dizisi
We started a new campaign in our game
Oyunumuzda yeni bir kampanyaya başladık
kampanya
bir amaca ulaşmak için planlanmış etkinlikler bütünü
The company started a new advertising campaign
Şirket yeni bir reklam kampanyası başlattı
tütün kullanmak
Sahnedesigara veya benzeri ürünleri tüketmek
He stopped to smoke for a few minutes
Birkaç dakikalığına tütün kullanmak için durdu
tütsülemek
et veya balığı dumanla korumak
They smoke the fish
Balıkları tütsülüyorlar
duman
yanan bir maddeden yayılan gri veya siyah gaz
There is a lot of smoke in the room
Odada çok duman var
öldürmek
birinin canına kıymak argo
The gangster planned to smoke his rival
Gangster rakibini öldürmeyi planladı
zayıflatmak
Sahnedebirini veya bir şeyi daha az güçlü hale getirmek
He tried to undermine my efforts
Çabalarımı zayıflatmaya çalıştı
boğaz
Sahnedeağızdan mideye giden iç geçit
My throat is sore
Boğazım ağrıyor
boğaz
boynun ön kısmındaki kanal
Something is stuck in my throat
Boğazıma bir şey kaçtı
boğaz
boynun ön kısmında yiyecek ve hava geçişini sağlayan bölge
My throat is sore today
Bugün boğazım ağrıyor
yardım etmek
Sahnedebirine destek olmak veya yardım sağlamak
Can you help me?
Bana yardım edebilir misin?
yardımcı
başkalarına yardım eden kişi
She is a great help
O harika bir yardımcıdır
kendini tutmak
bir şeyi yapmaktan kendini alıkoymak
I couldn't help laughing
Gülmekten kendimi alamadım
azaltmak
bir şeyi daha az miktarda kullanmak
This habit helps to use less water
Bu alışkanlık daha az su kullanmaya yardımcı olur
bağış yapmak
Sahnedeözellikle yardım amacıyla bir şeyi ücretsiz vermek
I want to donate some money
Biraz para bağışlamak istiyorum
bağışlamak
karşılık beklemeden bir kişiye veya kuruma para ya da eşya vermek
They donate money to the hospital
Hastaneye para bağışlıyorlar
temel
Sahnedebir şeyin dayandığı ana fikir veya başlangıç noktası
Trust is the basis of a good relationship
Güven, iyi bir ilişkinin temelidir
baz
bir şeyin düzenli olarak yapılma biçimi veya sıklığı
We meet on a regular basis
Düzenli olarak buluşuyoruz
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
hastalık
Sahnedesağlıklı olmama durumu
He missed school because of illness
Hastalık nedeniyle okulu kaçırdı
konuşma
Sahnedekonuşmak için kullanılan sözcükler sistemi
English is a common language for speaking
İngilizce konuşma için kullanılan ortak bir dildir
konuşma
biriyle sözlü iletişim kurma
He is speaking to me
Benimle konuşuyor
açısından
bir durum ele alınırken kullanılan ifade
Generally speaking this is true
Genel olarak bu doğru
Beyaz Saray
SahnedeABD başkanının konutu ve çalışma ofisi
The president lives in the White House
Başkan Beyaz Sarayda yaşıyor
Beyaz Saray
ABD başkanının resmi konutu ve çalışma ofisi
The president lives in the White House
Başkan Beyaz Sarayda yaşıyor
iddia etmek
Sahnedekanıt olmadan bir şeyi gerçekmiş gibi söylemek
He alleged that the company cheated him
Şirketin onu dolandırdığını iddia etti
iddia etmek
kanıt olmaksızın bir şeyin doğru olduğunu söylemek
He alleged that the company cheated
Şirketin hile yaptığını iddia etti
köşeyi dönmek
Sahnedekısa sürede çok para kazanmak
He made a killing on the stock market
Borsada köşeyi döndü
köşeyi dönmek
kısa sürede çok para kazanmak
He made a killing in the stock market
Borsada köşeyi döndü
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
zorunda
bir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
iddia etmek
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She claims to be innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
hak talep etmek
bir şeyin mülkiyetini istemek
He claimed his lost bag
Kayıp çantasını talep etti
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
reddetmek
Sahnedebir teklife veya isteğe hayır demek
He turned down the job offer
İş teklifini reddetti
kısmak
bir şeyin sesini veya gücünü azaltmak
Please turn down the music
Lütfen müziğin sesini kıs
yatak açmak
yatağı uyumaya hazır hale getirmek için çarşafları düzeltmek
Please turn down the bed for the guest
Lütfen misafir için yatağı aç
reddetmek
bir isteği veya teklifi kabul etmemek
He had to turn down the job offer
İş teklifini reddetmek zorunda kaldı
seçim
Sahnedebir lideri seçmek veya bir karar almak için yapılan resmi oylama süreci
The country held an election yesterday
Ülke dün bir seçim yaptı
seçim
oy vererek birini seçme süreci
The election is tomorrow
Seçim yarın
seçim
oylama yoluyla birini seçme süreci
People vote in the election
İnsanlar seçimde oy kullanır
seçim
kamu görevine gelecek kişiyi oylama yoluyla belirleme süreci
The election is next month
Seçim gelecek ay
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
kesip koparmak
Sahnedebir şeyi kabaca keserek yerinden ayırmak
He hacked off a piece of the wood
O tahtadan bir parçayı kesip kopardı
kesip ayırmak
bir şeyi keserek yerinden ayırmak
He hacked off the branch with an axe
Daldan bir parçayı baltayla kesip ayırdı
sinirlendirmek
birini çok kızdırmak veya rahatsız etmek
It really hacks me off when you are late
Geç kaldığında bu beni gerçekten sinirlendiriyor
hayatta
Sahnedeyaşayan ve ölü olmayan
He is still alive
O hâlâ hayatta
canlı
hayatı ve deneyimleri olan
She is happy to be alive
O hayatta olduğu için mutlu
stabil
Sahnededeğişmesi veya hareket etmesi beklenmeyen
The patient is stable
Hasta stabil
ahır
atların tutulduğu bina
The horse is in the stable
At ahırda
grup
birlikte tutulan kişi veya nesneler topluluğu
The actor is part of the studio stable
Oyuncu stüdyo grubunun bir parçası
kayıp
Sahnedebir şeye artık sahip olmama durumu
The company suffered a huge loss
Şirket büyük bir kayıp yaşadı
şaşkınlık
ne yapacağını veya ne diyeceğini bilememe durumu
I was at a loss for words
Söyleyecek söz bulamadım
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
sorgulamak
Sahnedebirine çok sayıda soru sormak
The police interrogated the suspect
Polis şüpheliyi sorguladı
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
Sahnedegerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
tereddüt
Sahnedebir karar hakkında duyulan şüphe veya belirsizlik
I am having second thoughts about this
Bu konuda tereddütlerim var
tekrar düşünme
bir karar veya durum hakkında yeniden dikkatlice düşünme
I am having second thoughts about the deal
Anlaşma hakkında tekrar düşünüyorum
zahmet etmek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
rahatsız etmek
birini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
müzakere
Sahnedebir anlaşmaya varmak için yapılan görüşme süreci
The negotiation took several hours
Müzakere birkaç saat sürdü
başsavcı
Sahnedehükümeti veya ülkeyi temsil eden en üst düzey hukuk yetkilisi
The attorney general represented the state in court
Başsavcı mahkemede devleti temsil etti
başsavcı
hükümetin en üst düzey hukuk yetkilisi
The attorney general announced a new investigation
Başsavcı yeni bir soruşturma duyurdu
başsavcı
bir hükümetin ana hukuk danışmanı olan kişi
The attorney general gave a statement
Başsavcı bir açıklama yaptı
karar
Sahnedebir şeyi yapmak için alınan kesin karar
I made a New Year's resolution
Bir yılbaşı kararı aldım
çözünürlük
bir ekranda gösterilen detay miktarı
This screen has a high resolution
Bu ekranın çözünürlüğü yüksek
çözünürlük
bir görüntüdeki detay düzeyi
This screen has high resolution
Bu ekran yüksek çözünürlüğe sahip
karar
bir grup tarafından kabul edilen resmi karar
The council passed a resolution
Meclis bir karar aldı
neşeli
Sahnedepozitif ve mutlu
She is always upbeat
O her zaman neşelidir
temkinlilik
Sahnededikkatli olma veya güvenmeme duygusu
She watched him with wariness
Onu temkinlilikle izledi
tam olarak
Sahnedekesin veya eksiksiz bir şekilde
It is exactly ten o'clock
Saat tam olarak on
bot
Sahnedeayağı ve ayak bileğini veya bacağı örten ayakkabı
I bought new boots for winter
Kış için yeni botlar aldım
üstelik
söylenenlere ilave bir şey eklemek için kullanılır
He is smart and kind to boot
O hem zeki hem de üstelik nazik
bagaj
arabanın arkasında eşya taşımak için kullanılan yer
Put the suitcase in the boot
Bavulu bagaja koy
kovmak
birini işinden veya görevinden zorla uzaklaştırmak
They had to boot him from his job
Onu işinden kovmak zorunda kaldılar
zorla geçirmek
Sahnedebirine haksız baskı yaparak bir şeyi onaylatmak
They railroaded the new law through the council
Yeni yasayı meclisten zorla geçirdiler
demiryolu
trenlerin kullandığı raylar ve sistem
The railroad connects the two cities
Demiryolu iki şehri birbirine bağlar
düzenlemek
Sahnedebir şeyi belirli bir zamanda planlamak veya organize etmek
I will organize a meeting
Bir toplantı düzenleyeceğim
düzenlemek
bir şeyleri belirli bir sıraya koymak
I need to organize my desk
Masamı düzenlemem gerekiyor
düzenlemek
bir şeyi belirli bir zamanda planlamak veya hazırlamak
I need to organize a party for my friend
Arkadaşım için bir parti düzenlemem gerekiyor
eleştirmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin kötü olduğunu söylemek
She criticized his poor performance
Onun kötü performansını eleştirdi
eleştirmek
bir şeyin yanlış yönlerini söylemek
Don't criticize my work
Çalışmamı eleştirme
kusur bulmak
birinin veya bir şeyin hatalı taraflarını belirtmek
He likes to find fault with everything
Her şeyde kusur bulmayı seviyor
cesur
Sahnedetehlike veya acı ile yüzleşmeye hazır
She is a brave girl
O cesur bir kız
göğüs germek
zor veya tehlikeli bir durumla korkusuzca yüzleşmek
She braved the heavy rain to go out
Dışarı çıkmak için şiddetli yağmura göğüs gerdi
araştırmak
Sahnedebir şeyin gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak
araştırmak
bir durumun veya olayın iç yüzünü öğrenmeye çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak