

House of Cards — 4. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
709 kelime
Seviye
bağlamak
Sahnedebir kaynağı meşgul etmek
My money is tied up in this project
Param bu projeye bağlandı
bitirmek
bir işin son kısımlarını tamamlamak
We need to tie up the project details
Proje detaylarını sonuçlandırmamız gerekiyor
bağlamak
nesneleri iple birbirine tutturmak
Please tie up your shoelaces
Lütfen ayakkabı bağlarını bağla
bağlamak
parayı bir süre bir yere yatırmak
He tied up his savings in stocks
Tüm birikimini hisse senetlerine bağladı
trafik sıkışıklığı
hareketin durduğu bir durum
The accident caused a major tie-up
Kaza büyük bir trafik sıkışıklığına neden oldu
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
işe almak
Sahnedebir gruba veya işe katılacak kişiler bulmak
The company wants to recruit new staff
Şirket yeni personel işe almak istiyor
yeni üye
bir gruba veya organizasyona yeni katılan kimse
We welcomed the new recruit
Yeni üyeyi aramıza kabul ettik
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
Sahnedekendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
müdahale etmek
Sahnedebir durumu değiştirmek için olaylara dahil olmak
The police had to intervene in the fight
Polis kavgaya müdahale etmek zorunda kaldı
müdahale etmek
bir durumu değiştirmek için olaya dahil olmak
The police had to intervene
Polisin müdahale etmesi gerekti
beklemek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini beklemek
Please wait for me
Lütfen beni bekle
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
sabırsızlanmak
bir şeyin olması için heyecan duymak
I can't wait for summer
Yaz için sabırsızlanıyorum
beklemek
kısa bir süreliğine durmak
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
savaşçı
Sahnedesavaşan veya dövüşen kişi
He is a brave fighter
O cesur bir savaşçıdır
savaş uçağı
savaşta kullanılan hızlı askeri uçak
The pilot flew the fighter
Pilot savaş uçağını uçurdu
çınlamak
Sahnedebir zil gibi net ve müzikal ses çıkarmak
The clock began to chime
Saat çınlamaya başladı
çan çalmak
Sahnedehoş ve melodik bir tınlama sesi yapmak
The bells chime every hour
Çanlar her saat başı çalar
çan
vurulduğunda müzikal bir ses çıkaran metal tüp
The wind chime sounds beautiful
Rüzgar çanı güzel ses çıkarıyor
çınlamak
net ve müzikal bir ses çıkarmak
The old clock will chime soon
Eski saat yakında çınlayacak
etkilemek
Sahnedebir kişi veya şey üzerinde etki bırakmak
The weather affects my mood
Hava durumu ruh halimi etkiler
takınmak
bir duyguyu veya tavrı davranış yoluyla göstermek
He affected a look of surprise
Şaşkın bir ifade takındı
bölüm
Sahnedebir organizasyonun bir parçası
He works in the sales department
Satış bölümünde çalışıyor
bölüm
Sahnedebüyük bir kurumun belirli bir işi yapan parçası
She works in the marketing department
Pazarlama bölümünde çalışıyor
reyon
bir mağazanın veya organizasyonun bir kısmı
This is the clothing department
Burası giyim reyonu
bölüm
belirli bir faaliyet veya ilgi alanı
He works in the sales department
O satış bölümünde çalışıyor
özgürlük
Sahnedeistediği gibi davranma, konuşma veya düşünme gücü
Everyone deserves freedom
Herkes özgürlüğü hak eder
yoğun bir şekilde
Sahnedebüyük bir ölçüde
It is raining heavily
Şiddetli yağmur yağıyor
ağır şekilde
büyük ölçüde veya şiddetli bir biçimde
It is raining heavily outside
Dışarıda ağır şekilde yağmur yağıyor
vınlamak
Sahnedealçak ve sürekli bir titreme sesi çıkarmak
The small motor started to whirr
Küçük motor vınlamaya başladı
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağlamak
iki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
bağ kurmak
biriyle iletişim veya yakınlık kurmak
I like to connect with new people
Yeni insanlarla bağ kurmak hoşuma gidiyor
kısa mesaj
Sahnedetelefonda gönderilen yazılı ileti
I sent you a text message
Sana bir kısa mesaj gönderdim
geri dönmek
Sahnedebirine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
geri dönmek
bir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
yeterlilik belgesi
Sahnedebirinin becerilerini veya kimliğini kanıtlayan evrak
She provided her credentials for the job
İşe girmek için yeterlilik belgelerini sundu
yan hak
Sahnedebir iş veya durum nedeniyle elde edilen ek avantaj
Free coffee is a great perk
Ücretsiz kahve harika bir yan haktır
canlanmak
daha mutlu veya enerjik hale gelmek
He perked up after the coffee
Kahveden sonra canlandı
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
eskiden yapmak
Sahnedegeçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
kullanmak
Sahnedebir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
paylaşmak
Sahnedebir şeyi başkalarıyla kullanmak ya da onlara vermek
I will share my food with you
Yemeğimi seninle paylaşacağım
pay
bir şeyin bir parçası veya bölümü
This is your share
Bu senin payın
paylaşmak
bir özelliği başkasıyla aynı şekilde taşımak
We share the same hobby
Aynı hobiyi paylaşıyoruz
ortak kullanmak
bir nesneyi başkalarıyla birlikte kullanmak
I share a room with him
Odamı onunla ortak kullanıyorum
nefes
Sahnedeakciğerlere alınan hava
Take a deep breath
Derin bir nefes al
hızlıca
Sahnedehızlı bir şekilde veya gecikmeden
He ran quickly to the bus
Otobüse hızlıca koştu
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
dayanıklı
Sahnedeçok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
sert
insanlara karşı zorlayıcı veya katı olan
The teacher is very tough
Öğretmen çok sert
tesadüfi
Sahnedeşaşırtıcı bir şekilde tesadüfen gerçekleşen
Our meeting was completely coincidental
Karşılaşmamız tamamen tesadüftü
yönetim
Sahnedebir kurumu yöneten kişi veya ekip
The company leadership supports this plan
Şirket yönetimi bu planı destekliyor
liderlik
yönetme veya yönetme yetkisine sahip olma durumu
She showed great leadership
Büyük bir liderlik sergiledi
yönetim kadrosu
kurumu veya ülkeyi yöneten insanlar grubu
The new leadership met today
Ülkenin yeni yönetim kadrosu bugün toplandı
sınırda
Sahnedetam olarak bir kategoriye girmeyen
His behavior is borderline
Davranışları sınırda
iptal etmek
Sahnedebir şeyi tamamlanmadan önce durdurmak
They had to abort the mission
Görevi iptal etmek zorunda kaldılar
ayrıcalık
Sahnedekarar verme hakkı veya özel yetki
It is your prerogative to choose
Seçim yapmak sizin ayrıcalığınızdır
zar zor
Sahnedeçok küçük bir farkla veya güçlükle
I could barely see the road
Yolu zar zor görebiliyordum
hariç
Sahnedebir şeyi dahil etmeden
Everyone came except him
O hariç herkes geldi
ancak
bir durumu belirtirken karşıtlık bildirmek için kullanılır
I would go except I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hariç
dahil etmemek
Everyone except Tom came
Tom hariç herkes geldi
hariç
bir durumun veya kişinin dışında bırakıldığını belirtmek için kullanılır
Everyone came, except you
Sen hariç herkes geldi
basınç
Sahnedebir şeye karşı uygulanan itme gücü
The water pressure is high
Su basıncı yüksek
baskı
Sahnedetaleplerin neden olduğu stres veya endişe hissi
He is under a lot of pressure
Çok fazla baskı altında
baskı yapmak
Sahnedebirine bir şey yaptırmaya çalışmak
They pressured him to sign the paper
Kağıdı imzalaması için ona baskı yaptılar
ezip geçmek
Sahnedebir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
Sahnedebir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
yok etmek
bir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
yaygın
Sahnedeçoğu zaman gerçekleşen durum
It is usual to see rain
Burada yağmur görmek yaygındır
her zamanki
normal olan veya düzenli olarak gerçekleşen
I'll have my usual coffee
Her zamanki kahvemi alacağım
normal
standart ve alışılmış olan
It was just a normal day
Sadece normal bir gündü
her zamanki
kişinin genellikle tercih ettiği şey
I will order my usual
Her zamankinden sipariş edeceğim
önde
Sahnedebaşkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
ileride
ön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
ileride
gelecek zamanda olan veya gerçekleşecek
There are many challenges ahead
İleride birçok zorluk var
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
değişmek
farklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
üçüncü
Sahnedebir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
üçte bir
bir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
olur da
Sahnedebir durumun gerçekleşme ihtimaline karşı
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağar diye şemsiyeni al
olursa diye
bir şeyin olması ihtimaline karşı önlem olarak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağarsa diye şemsiye al
olası duruma karşı
bir şeyin gerçekleşme ihtimaline karşı hazırlıklı olmak
Take an umbrella in case it rains
Yağmur yağma ihtimaline karşı bir şemsiye al
doğuştan yetenekli
Sahnedebir konuda doğuştan yeteneği olan kimse
He is a natural at playing piano
O piyano çalmakta doğuştan yetenekli
doğal
beklenen veya alışılmış olan
It is natural to feel nervous
Gergin hissetmek doğaldır
doğal
doğada kendiliğinden var olan ve insan yapımı olmayan
We prefer natural food
Biz doğal yiyecekleri tercih ederiz
kürek
Sahnedekayığı suda hareket ettirmeye yarayan ucu yassı uzun sopa
He picked up the oar to row the boat
Kayığı sürmek için küreği eline aldı
uzmanlık
Sahnedebir konuda sahip olunan özel bilgi veya beceri
She has a lot of expertise in digital marketing
Dijital pazarlama konusunda çok fazla uzmanlığı var
aşırılıkçı
Sahnedeçok aşırı siyasi veya dini görüşleri olan kimse
The group was labeled as extremist
Grup aşırılıkçı olarak etiketlendi
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
hissetmek
fiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
komite
Sahnedebelirli bir görevi yürütmek için seçilmiş kişi grubu
The committee met yesterday
Komite dün toplandı
kadar
Sahnedebelirli bir vakte dek
I will work till five
Beşe kadar çalışacağım
-e kadar
belirli bir zamana kadar
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
yazar kasa
dükkanlarda paranın saklandığı cihaz
The cashier opened the till
Kasiyer yazar kasayı açtı
dek
bir eylemin olacağı zamana kadar
Wait till she arrives
O gelene dek bekle
serbest
Sahnedebir şeyi yapmaya izni olan
You are at liberty to leave whenever you wish
İstediğin zaman gitmekte serbestsin
serbest
bir şeyi yapma izni olmak
You are at liberty to leave whenever you wish
İstediğin zaman gitmekte serbestsin
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
yapacak
Sahnedebir şeyi yapmaya niyetli olmak
I am gonna sleep now
Şimdi uyuyacağım
niyetinde
bir şeyi yapmayı düşünmek
I am gonna study hard
Sıkı çalışmaya niyetliyim
yapacak
gelecekte bir şey yapma niyetini bildiren ifade
I am gonna call you later
Seni sonra arayacağım
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
kutsamak
SahnedeTanrı'dan birini korumasını veya ona yardım etmesini istemek
God bless you
Tanrı seni kutsasın
şanslı hissetmek
kendini çok şanslı veya minnettar hissetmek
I feel blessed to have such a great family
Harika bir aileye sahip olduğum için kendimi şanslı hissediyorum
kutsamak
birini zarardan korumak için kutsamak
May God bless you and keep you safe
Tanrı seni kutsasın ve güvende tutsun
kutsamak
birine mutluluk veya iyilik vermek
Her kindness blesses those around her
Onun nezaketi çevresindekileri mutlu eder
gülmek
Sahnedebir şeyin komik olduğunu belirtmek için sesler çıkarmak
He is laughing at the joke
Şakaya gülüyor
gülmek
Sahnedekomik bir şeye sesli tepki vermek
He is laughing at the joke
O şakaya gülüyor
kıkırdamak
kısık sesle gülmek
She is laughing softly
Hafifçe kıkırdıyor
kıkırdama
kısa ve sessiz sesler çıkararak gülmek
She is laughing at the joke
O şakaya kıkırdıyor
ikna edici
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya veya inanmaya sevk eden
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
ikna edici
birine bir şeyin doğru olduğuna inandıran
He gave a convincing argument
İkna edici bir argüman sundu
otonom
Sahnedekendi başına hareket edebilen veya çalışabilen
The factory uses autonomous robots
Fabrika otonom robotlar kullanıyor
hava kuvvetleri
Sahnedebir ülkenin havada savaşan askeri birimi
He joined the air force after university
Üniversiteden sonra hava kuvvetlerine katıldı
hava kuvvetleri
askeri hava operasyonları için organize edilmiş grup
The air force protects the country
Hava kuvvetleri ülkeyi korur
şekil
Sahnedebir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
çözmek
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
şahsiyet
önemli veya tanınan kişi
He is a leading figure in politics
O siyasette önde gelen bir şahsiyettir
göz gezdirmek
Sahnedebir şeye rahat bir şekilde bakmak
I like to browse in bookstores
Kitapçılarda göz gezdirmeyi severim
göz gezdirmek
belirli bir amaç olmadan gelişigüzel bakmak
I like to browse through the shop
Dükkanda göz gezdirmeyi severim
ezici
Sahnedemiktarı veya derecesi çok yüksek olan
They won by an overwhelming majority
Ezici bir çoğunlukla kazandılar
bunaltıcı
miktarı veya yoğunluğu nedeniyle başa çıkılamayan
The workload is overwhelming
İş yükü bunaltıcı
ezici
çok güçlü veya etkileyici
The workload was overwhelming
İş yükü eziciydi
baskın
çok güçlü veya etkili olan
The smell of perfume was overwhelming
Parfüm kokusu çok baskındı
beyin yıkamak
Sahnedebaskı yaparak birine bir fikri kabul ettirmek
They tried to brainwash him
Onun beynini yıkamaya çalıştılar
geçmişe bakmak
Sahnedegeçmişte yaşananları düşünmek
I look back on my childhood fondly
Çocukluğuma sevgiyle bakarım
arkasına bakmak
başını çevirip arkasını görmek
She looked back to see who was there
Kimin orada olduğunu görmek için arkasına baktı
pişmanlıkla anmak
geçmişteki bir hata yüzünden üzüntü duymak
He looks back on his choice with regret
Seçimine pişmanlıkla bakar
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
ha
Sahnedekafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
değil mi
karşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
cesaret
Sahnedezor bir şeyi yapmak için gereken zihinsel güç
He does not have the stomach for this
Bunun için cesareti yok
karın
Sahnedeyiyeceklerin gittiği vücut bölgesi
I have a full stomach
Karnım tok
katlanmak
Sahnedehoş olmayan bir duruma veya şeye dayanabilmek
I cannot stomach his behavior
Onun davranışlarına katlanamıyorum
mide
yiyecekleri sindiren organ
My stomach hurts
Midem ağrıyor
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi faydasız veya gereksiz yere kullanmak
Stop wasting your time
Zamanını boşa harcamayı bırak
yasa dışı olarak
Sahnedekanuna aykırı bir şekilde
He parked his car illegally
Arabasını yasa dışı olarak park etti
keşfetmek
Sahnedebir yer hakkında bilgi edinmek için orayı gezmek veya incelemek
We want to explore the city
Şehri keşfetmek istiyoruz
incelemek
bir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
We need to explore this idea further
Bu fikri daha fazla incelememiz gerekiyor
keşfetmek
bir yeri öğrenmek için gezmek
They want to explore the island
Adayı keşfetmek istiyorlar
keşfetmek
bir yeri öğrenmek için seyahat etmek
They want to explore the forest
Ormanı keşfetmek istiyorlar
bağlar
Sahnedeinsanlar arasındaki ilişkiler veya bağlantılar
They have strong family ties
Güçlü aile bağları var
kravat
boyna takılan kumaş aksesuarı
He buys expensive ties
O pahalı kravatlar alır
bağ
insanlar veya şeyler arasındaki ilişki
They have strong family ties
Güçlü aile bağları var
bağlamak
iki şeyi iple veya halatla birbirine tutturmak
He ties his shoes
O ayakkabılarını bağlıyor
gizlilik içinde
Sahnedesır olarak saklanması gereken bir bilgi durumu
I told her the news in confidence
Ona haberi gizlilik içinde söyledim
temel hazırlık
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesi için önceden yapılan temel çalışma
They laid the groundwork for the new project
Yeni proje için temel hazırlıkları yaptılar
hazırlık çalışması
bir şeyin hazırlanması için yapılan temel çalışma
We need to do some groundwork before we start the project
Projeye başlamadan önce biraz hazırlık çalışması yapmamız gerekiyor
planlama toplantısı
Sahnedebir şey hakkında düzenleme yapmak için yapılan görüşme
We had a planning session for the project
Proje için bir planlama toplantısı yaptık
yaşamak
Sahnedebir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
hayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
vicdan
Sahnedebir şeyin doğru mu yoksa yanlış mı olduğunu söyleyen zihin kısmı
My conscience told me to tell the truth
Vicdanım bana doğruyu söylememi söyledi
vicdan
bir şeyin doğru mu yanlış mı olduğunu söyleyen içsel his
Listen to your conscience
Vicdanını dinle
davet etmek
Sahnedebirini gelmeye veya katılmaya çağırmak
I will invite him to join us
Onu bize katılmaya davet edeceğim
davet etmek
birini bir yere veya etkinliğe çağırmak
I will invite my friends to the party
Arkadaşlarımı partiye davet edeceğim
davet
bir yere gitmek veya bir şey yapmak için yapılan sözlü veya yazılı istek
I received an invite to the wedding
Düğüne bir davet aldım
devralmak
Sahnedebir şeyin yönetimini üstlenmek
He will take over the company
Şirketi devralacak
devralma
bir şirket veya organizasyonun kontrolünü üstlenme eylemi
They decided to take over the company
Şirketi devralmaya karar verdiler
götürmek
bir şeyi bir kişiye veya yere ulaştırmak
Can you take this over to her
Bunu ona götürebilir misin
sollamak
sürüş esnasında başka bir aracı geçmek
It is dangerous to take over on a curve
Virajda sollamak tehlikelidir
gider
Sahnedesuyun veya atıkların akıp gitmesini sağlayan boru
The drain is blocked
Gider tıkalı
süzmek
bir şeyin içindeki sıvının akıp gitmesini sağlamak
Drain the pasta
Makarnayı süz
tüketmek
bir şeyin tamamını kullanıp bitirmek
The long meeting drained my energy
Uzun toplantı enerjimi tüketti
basket atmak
basketbolda başarılı bir şekilde sayı yapmak
He drained the shot from the corner
Köşeden basketi attı
başabaş
Sahnedeiki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The election result was very tight
Seçim sonucu çok başabaştı
dar
vücuda çok sıkı oturan
This shirt is too tight
Bu gömlek çok dar
sıkıca
rahat ve güvenli bir şekilde
You will sleep tight
Mışıl mışıl uyuyacaksın
dar
iki taraf veya miktar arasında çok az fark olması
The schedule is very tight
Program çok dar
zorlu
başa çıkması güç olan
We are in a tight situation
Zorlu bir durumdayız
sıkı
yerinde sağlam bir şekilde tutulan
The lid of the jar is tight
Kavanozun kapağı sıkı
sıkıca
bir şeyi çok sağlam tutacak şekilde
He held my hand tight
Elimi sıkıca tuttu
cimri
para harcamaya istekli olmayan
He is too tight to pay for dinner
Akşam yemeği için ödeme yapamayacak kadar cimri
katı
güçlü kontrol veya kurallara sahip olan
Security at the airport is tight
Havaalanındaki güvenlik katı
Akıl hocası
Sahnededaha az deneyimli birine tavsiye veren deneyimli kişi
My mentor helped me with my career
Akıl hocam kariyerimle ilgili bana yardımcı oldu
mentor
tavsiye ve yardım veren kişi
He is a great mentor
O harika bir mentordur
inlemek
Sahnedeacı veya haz nedeniyle alçak sesle ses çıkarmak
He let out a low moan of pain
Acıyla alçak bir inilti çıkardı
sızlanmak
Sahnedememnuniyetsizliği veya mutsuzluğu ifade etmek
He is always moaning about his job
İşinden sürekli sızlanıyor