

House of Cards — 4. Sezon Bölüm 13
Kelimeler ve anlamları
688 kelime
Seviye
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
birleştirmek
iki şeyi birbirine bağlamak
Please join these two pieces of rope
Lütfen bu iki ip parçasını birleştirin
yazdırmak
Sahnedebir makine kullanarak kağıda yazı veya resim çıkarmak
I need to print this document
Bu belgeyi yazdırmam gerekiyor
iz
basınçla bir yüzeyde bırakılan iz
There is a fingerprint on the glass
Camda bir parmak izi var
dükkan
bir şeyler satın aldığınız yer
She works at the print
O dükkanda çalışıyor
üçte bir
Sahnedebir şeyin üç eşit parçasından biri
I ate a third of the pizza
Pizzanın üçte birini yedim
üçüncü
bir seride ikinciden sonra gelen
He is the third person in line
Sıradaki üçüncü kişi o
üçüncü
ikinciden sonra gelen
March is the third month
Mart üçüncü aydır
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir işe geri gitmek
I will get back to work soon
Yakında işe geri döneceğim
geri dönmek
birine daha sonra ulaşarak bilgi vermek
I will get back to you soon
Size yakında geri döneceğim
tekrar başlamak
bir aradan sonra bir şeye yeniden dönmek
Let us get back to work
Haydi işimize geri dönelim
geri dönmek
biriyle daha sonra tekrar iletişim kurmak
I will get back to you later
Sana daha sonra geri döneceğim
haber vermek
bir gecikmeden sonra biriyle iletişime geçmek
I will get back to you with the answer
Cevabı sana daha sonra bildireceğim
cevap vermek
birine yanıt göndermek
She needs to get back to him today
Bugün ona cevap vermesi gerekiyor
teşvik etmek
Sahnedebirine destek vermek veya onu motive etmek
The teacher encouraged the students
Öğretmen öğrencileri teşvik etti
cesaretlendirmek
Sahnedebirine umut veya güven vermek
My teacher encouraged me to study
Öğretmenim ders çalışmam için beni cesaretlendirdi
cesaretlendirmek
birine daha fazla güven veya umut vermek
I want to encourage you
Seni cesaretlendirmek istiyorum
cesaretlendirmek
birine umut veya özgüven aşılamak
My teacher encourages me to do my best
Öğretmenim elimden gelenin en iyisini yapmam için beni cesaretlendiriyor
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
el bombası
Sahnedeelle atılan küçük bomba
The soldier threw a grenade
Asker bir el bombası attı
uyuşmuş
Sahnedehiçbir şeyi hissedemeyecek durumda olma
My fingers are numb from the cold
Soğuktan parmaklarım uyuştu
uyuşmuş
herhangi bir şeyi hissedemeyen
My feet are numb from the cold
Ayaklarım soğuktan uyuşmuş durumda
bağlı
Sahnedebir şeye sabitlenmiş veya tutturulmuş
The dog is tied to the post
Köpek direğe bağlı
berabere
aynı puana sahip olma durumu
The game ended tied
Maç berabere sonuçlandı
e-posta
Sahnedebilgisayar aracılığıyla gönderilen veya alınan mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
e-posta göndermek
Sahnedeinternet üzerinden elektronik olarak mesaj yollamak
I will email you the report later
Raporu sana daha sonra e-posta ile göndereceğim
e-posta
internet üzerinden elektronik olarak gönderilen mesaj
I sent an email to my boss
Patronuma bir e-posta gönderdim
sigara içme
Sahnedetütün dumanını soluma eylemi
Smoking is forbidden here
Burada sigara içmek yasaktır
çok çekici
çok çekici veya seksi (argo)
She looks smoking in that dress
O elbisenin içinde çok çekici görünüyor
yayımlamak
Sahnedebir kitap veya makaleyi basıp dağıtmak
She published a new book
Yeni bir kitap yayımladı
duyurmak
bir şeyi insanlara bildirmek
The company published the results
Şirket sonuçları duyurdu
yayınlamak
bir şeyi halkın kullanımına sunmak
She plans to publish her first novel
İlk romanını yayınlamayı planlıyor
tulum
Sahnedevücudu ve kolları tek parça halinde saran giysi
She is wearing a blue jumpsuit
O mavi bir tulum giyiyor
tulum
vücudu ve bacakları örten tek parça giysi
She is wearing a blue jumpsuit
Mavi bir tulum giyiyor
boğuk
Sahnedesesi şiddeti azaltılmış olan
The music was muffled by the thick walls
Müzik kalın duvarlar yüzünden boğuk geliyordu
boğuk
sesi engellenerek azaltılmış
I heard a muffled sound behind the door
Kapının arkasından boğuk bir ses duydum
boğuk
sesi azaltılmış olan
I heard a muffled sound behind the door
Kapının arkasından boğuk bir ses duydum
giymek
Sahnedekıyafet veya ayakkabı gibi şeyleri vücuda takmak
Put on your coat before going out
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
Put on your coat before you leave
Dışarı çıkmadan önce montunu giy
düzenlemek
bir etkinlik tertip etmek
They decided to put on a concert
Bir konser düzenlemeye karar verdiler
üzerine koymak
bir şeyi bir yüzeyin üstüne bırakmak
Put the plate on the table
Tabağı masanın üzerine koy
numara
bir şeyi taklit etme veya sahte davranış
His sadness was just a put-on
Onun üzüntüsü sadece bir numaraydı
açmak
bir cihazı veya kontrolü çalışır duruma getirmek
I put on the heater when it is cold
Hava soğuk olduğunda ısıtıcıyı açarım
eklemek
birini bir listeye veya anlaşmaya dahil etmek
Please put my name on the list
Lütfen adımı listeye ekle
kilo almak
vücut ağırlığının artması
I put on weight during the holidays
Tatil boyunca kilo aldım
çalmak
müzik veya kayıt başlatmak
I put on some jazz music
Biraz caz müziği çaldım
değer biçmek
bir şeye önem seviyesi atamak
They put a high value on honesty
Dürüstlüğe büyük değer biçiyorlar
sürmek
vücudun bir bölgesine krem veya makyaj yaymak
She puts on lotion
O krem sürer
giymek
vücuda kıyafet geçirmek
She puts on a coat
O bir palto giyer
sahnelemek
bir tiyatro oyunu veya gösteri sunmak
They put on a show
Onlar bir gösteri sahnelediler
düzenlemek
halka açık bir etkinlik organize etmek
They put on a charity event
Bir yardım etkinliği düzenlediler
sergilemek
bir performansı izleyicilere göstermek
He put on a great performance
Harika bir performans sergiledi
takmak
gözlük gibi bir aksesuarı kullanmaya başlamak
Put on your glasses
Gözlüklerini tak
açmak
bir cihazda ses veya görüntü başlatmak
Put on some music
Biraz müzik aç
işletmek
birine şaka yoluyla takılmak
Don't put me on
Beni işletme
koymak
bir şeyi bir yüzeyin üzerine yerleştirmek
Put your book on the table
Kitabını masanın üzerine koy
görevlendirmek
birine iş veya sorumluluk vermek
They put him on the project
Onu projede görevlendirdiler
kandırmak
birini doğru olmayan bir şeye inandırmaya çalışmak
Are you putting me on
Beni kandırıyor musun
emanet etmek
Sahnedebirine bir sorumluluk veya görev vermek
I entrust this task to you
Bu görevi sana emanet ediyorum
talep
Sahnedebir şeyi isteme eylemi
I demand an explanation
Bir açıklama talep ediyorum
talep etmek
bir şeyi ısrarla veya zorla istemek
The workers demand higher wages
İşçiler daha yüksek ücret talep ediyor
talep etmek
bir şeyi kesin veya güçlü bir şekilde istemek
The workers demand better pay
İşçiler daha iyi ücret talep ediyor
nefes almak
Sahnedehava veya başka bir şeyi akciğerlere çekmek
Inhale deeply through your nose
Burnunla derin bir nefes al
arka plan
Sahnedebir resmin veya sahnenin arkasında kalan kısım
The mountains are in the background
Dağlar arka planda
köken
bir kişinin ailesi ve geçmiş hayatı
They come from different backgrounds
Farklı kökenlerden geliyorlar
bilgilendirmek
birine önemli bilgiler vermek
The manager will background the team on the new project
Müdür yeni proje hakkında ekibi bilgilendirecek
arka plan
kullanıcının doğrudan müdahalesi olmadan çalışan bilgisayar işlemi
This app runs in the background
Bu uygulama arka planda çalışır
geçmiş
bir kişinin sosyal kültürel veya ailevi geçmişi
He has a musical background
Onun müzikal bir geçmişi var
yumuşakça
Sahnedesessiz ve nazik bir şekilde
She spoke softly
Yumuşakça konuştu
haricinde
Sahnededahil etmeden
Aside from the rain, the trip was great
Yağmur haricinde, gezi harikaydı
haricinde
bir şeyin kapsamı dışında tutulması
Aside from you nobody came
Senin haricinde kimse gelmedi
yalnız
Sahnedebaşka insan veya şeylerin olmadığı
He enjoys solitary walks
Yalnız yürüyüşler yapmaktan hoşlanır
travma
Sahnedederin bir zihinsel veya duygusal sarsıntı
He is still dealing with his childhood trauma
Çocukluk travmasıyla hâlâ uğraşıyor
travma
ciddi bir fiziksel yaralanma veya hasar
The doctor treated the chest trauma
Doktor göğüs travmasını tedavi etti
dikkatli ol
Sahnedeyakın tehlikeye karşı tetikte kalmak
Look out for cars when you cross
Karşıdan karşıya geçerken arabalara dikkat et
manzaralı olmak
bir binanın veya pencerenin belirli bir yöne bakması
Our room looks out over the sea
Odamız denize bakıyor
gözlemek
bir şeyin gelmesini beklemek veya takip etmek
Look out for my bus at the station
İstasyonda otobüsümü gözle
dikkat etmek
tehlikeye karşı tetikte olmak
Look out for the car
Arabaya dikkat et
dikkat etmek
tehlikeye karşı tetikte olmak
Look out there is a car coming
Dikkat et araba geliyor
telsiz
Sahnedekısa mesafelerde konuşmaya yarayan el tipi cihaz
He used a walkie talkie
Telsiz kullandı
hayal etmek
Sahnedezihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
orta
Sahnedemerkezdeki nokta veya bölüm
He is in the middle of the room
Odanın ortasında
temel
Sahnedeen basit parçalarla ilgili olan
The movie portrays elemental human emotions
Film temel insan duygularını betimliyor
dolaşım
Sahnedebir şeyin çok sayıda kişiye ulaştırılması
The magazine has a wide circulation
Derginin geniş bir dolaşımı var
kan dolaşımı
kanın vücuttaki hareketi
Exercise improves blood circulation
Egzersiz kan dolaşımını iyileştirir
olgu
Sahnededoğru veya gerçek olan bilgi
It is a scientific fact
Bu bilimsel bir olgudur
gerçekler
doğru olduğu bilinen bilgiler
These are the facts
Bunlar gerçekler
doğrular
inkar edilemez gerçeklikler
You should face the facts
Doğrularla yüzleşmelisin
gerçekler
doğru veya gerçek olan şeyler
Please just tell me the facts
Lütfen sadece gerçekleri söyle
denemek
Sahnedebir şeyi yapmaya çalışmak
I will take a stab at solving the puzzle
Bulmacayı çözmeyi deneyeceğim
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
daha iyi durumda
Sahnededaha avantajlı veya mutlu bir halde olma
You would be better off taking the bus
Otobüse binmen daha iyi olur
daha iyi durumda
daha avantajlı veya istenen bir konumda olma
You are better off staying home
Evde kalsan daha iyi durumda olursun
daha iyi durumda
bir şey yaparak daha iyi bir konuma gelmek
You would be better off staying home
Evde kalsan daha iyi durumda olursun
takdir
Sahnedebir başarı için verilen övgü veya onay
She deserves credit for her hard work
Sıkı çalışması nedeniyle takdiri hak ediyor
hesaba yatırmak
bir hesaba para yatırmak
The bank will credit your account tomorrow
Banka yarın hesabınıza parayı yatıracak
kredi
borçlanma ve geri ödeme yeteneği
I bought the laptop on credit
Dizüstü bilgisayarı krediyle aldım
kredi
mezuniyet için gerekli olan ders puanı
This course is worth three credits
Bu ders üç kredi değerinde
konut
Sahnedebirinin yaşadığı yer
This is his permanent residence
Bu onun kalıcı konutudur
özgürce
Sahnedeherhangi bir kısıtlama olmadan
You can speak freely here
Burada özgürce konuşabilirsin
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir şey geçmesi
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
yerine
bir şeyin yerine başka birini veya bir şeyi tercih etmek
I drank water instead of coffee
Kahve yerine su içtim
yerine
bir şeyden ziyade başka bir şey
You should study instead of sleeping
Uyumak yerine ders çalışmalısın
yerini almak
bir şeyin yerine geçmek
I used butter instead of oil
Yağ yerine tereyağı kullandım
yerine
bir şeyin yerine başkasını koymak
I drank tea instead of coffee
Kahve yerine çay içtim
zamanlama
Sahnedebir şeyin meydana geldiği an
The timing of the rain was terrible
Yağmurun zamanlaması korkunçtu
zamanlama
bir şeyin ne zaman yapılacağının seçimi
Success depends on timing
Başarı zamanlamaya bağlıdır
berbat
Sahnedeçok kötü veya hoş olmayan
The movie was awful
Film berbattı
çok
çok fazla veya aşırı derecede
He has an awful lot of money
Çok fazla parası var
aşırı
son derece
It was an awful long time
Aşırı uzun bir zamandı
kötü
çok fena veya nahoş olan
The weather was awful yesterday
Hava dün çok kötüydü
felaket
Sahnedeçok kötü veya başarısız olan durum
The event was a total disaster
Etkinlik tam bir felaketti
felaket
büyük zarara veya sıkıntıya yol açan ani olay
The earthquake was a disaster
Deprem bir felaketti
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
bahane
Sahnedebir durumu açıklamak için sunulan gerekçe
He has a good excuse
Onun iyi bir bahanesi var
affedersiniz
nazikçe dikkat çekmek veya özür dilemek için kullanılan ifade
Excuse me may I pass
Affedersiniz geçebilir miyim
affetmek
bir hatayı hoşgörüyle karşılamak
Please excuse my foolish error
Lütfen aptalca hatamı affedin
bahane
bir hatayı açıklamak için sunulan neden
Do not make an excuse for being late
Geç kaldığın için bahane üretme
alternatif
Sahnedebaşka bir seçenek veya imkan
We need an alternative plan
Alternatif bir plana ihtiyacımız var
alternatif
başka bir seçenek sunan veya farklı olan
We need an alternative plan
Alternatif bir plana ihtiyacımız var
bir
Sahnede1 sayısı
I have one apple in my bag
Çantamda bir elma var
bölüm
bir dizinin parçası
I watched episode one last night
Dün gece dizinin ilk bölümünü izledim
an
çok kısa bir süre
Wait for one moment please
Lütfen bir an bekleyin
biraz
küçük bir derecede
This is one better than that
Bu ondan biraz daha iyi
odaklanmak
Sahnedebir şeye tüm dikkati vermek
I need to zero in on the main problem
Ana soruna odaklanmam gerekiyor
kürsü
Sahnedekonuşmacı veya sanatçılar için yükseltilmiş platform
The speaker stood at the podium
Konuşmacı kürsüde durdu
işkence etmek
Sahnedebirine şiddetli fiziksel veya zihinsel acı çektirmek
They decided to torture him
Ona işkence etmeye karar verdiler
dolaylı
Sahnededoğrudan kanıta değil, ilgili gerçeklere dayanan
The evidence was circumstantial
Kanıtlar dolaylıydı
odaklanmak
Sahnedebir şeye dikkatini vermek
Please focus on your work
Lütfen işine odaklan
odaklanmak
Sahnedebir konuya zihnini vermek
Focus on the road while driving
Araba sürerken yola odaklan
odaklanmak
dikkati veya çabayı belirli bir şey ya da etkinlik üzerinde toplamak
Focus on your studies
Derslerine odaklan
dikkatini vermek
bir şeyle yakından ilgilenmek
You should focus on the important details
Önemli detaylara dikkatini vermelisin
içermek
Sahnedebir grubun veya setin parçası olarak bulundurmak
The price includes breakfast
Fiyata kahvaltı dahildir
içermek
bir grubun veya bütünün parçası olarak bulundurmak
The book includes many pictures
Kitap birçok resim içerir
yerini bulmak
Sahnedebir şeyin nerede olduğunu keşfetmek
I cannot locate my keys
Anahtarlarımın yerini bulamıyorum
yerleşmek
belirli bir yerde bulunmak
The company is located in London
Şirket Londra'da yer alıyor
tıslamak
Sahnedeuzun bir s sesi çıkarmak
The snake began to hiss
Yılan tıslamaya başladı
teokrasi
Sahnededini liderler tarafından yönetilen hükümet sistemi
The country is governed as a theocracy
Ülke bir teokrasi olarak yönetiliyor
bağlamak
Sahnedeiki şeyi birbirine birleştirmek
Please connect the wires
Lütfen kabloları bağlayın
bağlamak
iki şeyi birbirine birleştirmek
Connect the printer to the computer
Yazıcıyı bilgisayara bağla
bağ kurmak
biriyle iletişim veya yakınlık kurmak
I like to connect with new people
Yeni insanlarla bağ kurmak hoşuma gidiyor
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
telefon
Sahnedeuzaktaki kişilerle konuşmayı sağlayan araç
She answered the phone quickly
Telefona hızlıca cevap verdi
cep telefonu
Sahnedearama yapmaya ve internete erişmeye yarayan taşınabilir cihaz
I lost my cell phone yesterday
Dün cep telefonumu kaybettim
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük telefon
My cell phone is in my bag
Cep telefonum çantamda
cep telefonu
yanınızda taşıyabileceğiniz küçük bir telefon
I forgot my cell phone at home
Cep telefonumu evde unuttum
mobil telefon
yanınızda her yere götürebildiğiniz taşınabilir telefon
Many people use a mobile phone
Birçok insan mobil telefon kullanıyor
alan
Sahnedebir yüzeyin veya boşluğun bir parçası
This is a quiet area
Burası sessiz bir alan
alan
Sahnedebir konu veya durumun parçası
He is an expert in this area
O bu alanda bir uzmandır
alan
belirli bir yer veya bölge
This is a play area for children
Burası çocuklar için bir oyun alanı
bodrum
Sahnedebir binanın ana katının altındaki oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda saklıyoruz
bodrum
binanın zemin seviyesinin altındaki kat veya oda
The washing machine is in the basement
Çamaşır makinesi bodrumda
bodrum
binanın zemin seviyesinin altında bulunan oda
We keep old boxes in the basement
Eski kutuları bodrumda tutuyoruz
zarar görmemiş
Sahnedehiçbir zarar görmemiş olan
The passengers were unharmed
Yolcular zarar görmemişti
yerleştirmek
Sahnedebir şeyi belirli bir konuma koymak
Please put in the new batteries
Lütfen yeni pilleri yerleştirin
eklemek
bir şeyi başka bir şeye dahil etmek
Put in some salt
Biraz tuz ekle
telefon etmek
bir telefon araması yapmak
I will put in a call
Bir telefon araması yapacağım
başvurmak
bir şeyi değerlendirilmesi için resmi olarak sunmak
I put in an application for the job
İş için başvuru yaptım
harcamak
bir işe zaman veya çaba vermek
She put in a lot of work on this project
Bu projeye çok emek harcadı
yerleştirmek
bir şeyi bir kabın veya alanın içine koymak
I put in the keys into the bag
Anahtarları çantanın içine yerleştirdim
yerleştirmek
bir şeyi bir yere takmak veya koymak
They will put in a new heater
Yeni bir ısıtıcı yerleştirecekler
hikayeler
Sahnedehayali veya gerçek olayların anlatımı
I love reading ghost stories
Hayalet hikayeleri okumayı severim
katlar
bir binanın katları veya seviyeleri
The building has ten stories
Binanın on katı var
yolsuzluk
Sahnededürüst olmayan veya ahlaka aykırı davranış
The government is fighting against corruption
Hükümet yolsuzlukla mücadele ediyor
arama yapmak
Sahnedebirini telefonla aramak
I need to make some calls today
Bugün bazı aramalar yapmam gerekiyor
mesaj
Sahnedebirine gönderilen bilgi veya ileti
I sent you a message
Sana bir mesaj gönderdim
mesaj atmak
birine bilgi iletmek
I will message him later
Ona daha sonra mesaj atacağım
mesaj
birine iletilen haber veya bilgi
She left a message for you
Sana bir mesaj bıraktı
kısa mesaj
telefona yazılı olarak gönderilen metin
He sent a message by phone
Telefondan bir mesaj gönderdi
mesaj
birine iletilen yazılı içerik
I received a short message
Kısa bir mesaj aldım
not
birine gönderilen yazılı bilgilendirme
Please leave a message
Lütfen bir not bırakın
yemek
Sahnedebelirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
öğün
günün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
saçmalık
Sahnedemantıksız veya gerçek olmayan sözler veya fikirler
Stop talking nonsense
Saçmalamayı bırak
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
güven verici
Sahnedekişinin endişelerini gideren
His voice was very reassuring
Sesi çok güven vericiydi
derinden
Sahnedeçok yoğun veya büyük ölçüde
I am deeply sorry for what happened
Olanlar için derinden üzgünüm
derinden
bir şeyi çok yoğun şekilde hissetmek
I deeply regret my mistake
Hatamdan dolayı çok derinden pişmanlık duyuyorum
gizli ilişki
Sahnedeiki kişi arasındaki gizli romantik ilişki
They had an affair
Onların gizli bir ilişkisi vardı
olay
önemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
sonuç
Sahnedebir eylemin sonucunda meydana gelen durum
Every action has a consequence
Her eylemin bir sonucu vardır
önem
bir şeyin değeri veya ağırlığı
The decision is of great consequence
Bu karar büyük önem taşıyor
ceza
yanlış bir davranışın sonucunda verilen karşılık
He faced the consequence of his actions
Yaptıklarının cezasını çekti
canlı yayın
Sahnedeinternet üzerinden sunulan canlı veya kayıtlı video ya da ses
The event is live on the internet
Etkinlik internette canlı yayında
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
geçinmek
hayatta kalmak için belirli bir yiyecek veya para miktarıyla yaşamak
They live on bread and water
Onlar ekmek ve suyla geçiniyorlar
varlığını sürdürmek
yok olmadan var olmaya devam etmek
The story will live on
Hikaye sonsuza dek yaşayacak
bir yerde yaşamak
belirli bir yerleşkede veya alanda ikamet etmek
Students live on campus
Öğrenciler kampüste yaşıyor
çevrilmemiş
Sahnedeorijinal konumundan hareket ettirilmemiş
The page remained unturned
Sayfa çevrilmeden kaldı
işe almak
Sahnedebir gruba veya işe katılacak kişiler bulmak
The company wants to recruit new staff
Şirket yeni personel işe almak istiyor
yeni üye
bir gruba veya organizasyona yeni katılan kimse
We welcomed the new recruit
Yeni üyeyi aramıza kabul ettik
huzurlu
Sahnedegürültüden ve karışıklıktan uzak, sakin
The garden is very peaceful
Bahçe çok huzurlu
kaçırmak
Sahnedebirini zorla ve yasa dışı bir şekilde alıp götürmek
The criminals tried to kidnap the businessman
Suçlular iş adamını kaçırmaya çalıştı
boşa harcamak
Sahnedebir şeyi faydasız veya gereksiz yere kullanmak
Stop wasting your time
Zamanını boşa harcamayı bırak
fark etmek
Sahnedebir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
yurt dışı
Sahnedeyabancı bir ülkede veya yabancı bir ülkeye
I want to study abroad
Yurt dışında okumak istiyorum
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular