

House of Cards — 5. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
643 kelime
Seviye
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
ısrar etmek
Sahnedebirinden bir şey yapmasını kuvvetle istemek
He urged me to tell the truth
Doğruyu söylemem için bana ısrar etti
dürtü
bir şeyi yapmaya yönelik güçlü arzu veya istek
I had a sudden urge to laugh
Aniden gülme isteği duydum
teşvik etmek
birini bir şey yapmaya kuvvetle yönlendirmek
I urge you to follow your dreams
Hayallerinin peşinden gitmeni şiddetle tavsiye ederim
teşvik
birini bir şey yapmaya ikna etme çabası
Her words were a strong urge to study
Onun sözleri ders çalışmak için güçlü bir teşvikti
girmek
Sahnedebir yerin içine girmek veya ulaşmak
I cannot get into the locked room
Kilitli odaya giremiyorum
kabul edilmek
bir okula veya gruba kabul edilmek
She got into a great college
Harika bir koleje kabul edildi
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
What has gotten into him today
Bugün ona ne oldu böyle
başını belaya sokmak
birini zor veya sorunlu bir duruma düşürmek
His bad choices got him into trouble
Kötü seçimleri başını belaya soktu
sarmak
bir şeye karşı aşırı ilgi duymaya başlamak
I really got into jazz music
Caz müziği beni gerçekten sardı
dahil olmak
bir duruma girmeye başlamak
I want to get into politics
Siyasete dahil olmak istiyorum
girmek
bir şeyin içine girmek
I will get into the car
Arabaya gireceğim
etkilemek
birinin davranışını veya ruh halini değiştirmek
The bad mood got into him
Kötü ruh hali onu etkiledi
ilgi duymak
bir şeye karşı merak veya ilgi beslemeye başlamak
I started to get into jazz music
Caz müziğine ilgi duymaya başladım
girmek
bir durumun veya ortamın içinde yer almaya başlamak
She got into a difficult situation
Zor bir duruma girdi
rahatsız etmek
Sahnedebirini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet etmek
bir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
feda etmek
Sahnedeönemli bir şeyi gözden çıkarmak
He laid down his life for his country
Ülkesi için hayatını feda etti
uzanmak
Sahnedevücudunu yatay duruma getirmek
You should lay down if you feel tired
Yorgun hissediyorsan uzanmalısın
koymak
resmi bir kural veya kanun belirlemek
The committee laid down new rules
Komite yeni kurallar koydu
kaydetmek
stüdyoda müzik kaydı yapmak
We will lay down the vocals tomorrow
Yarın vokalleri kaydedeceğiz
uzanmak
vücudunu düz bir konuma getirmek
I need to lay down for a while
Biraz uzanmam gerekiyor
feda etmek
önemli bir şeyi bırakmak veya vazgeçmek
He will lay down his life for his country
O ülkesi için hayatını feda edecek
öğrenmek
Sahnedeyeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
öğrenmek
çalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
kayıt dışı
Sahnedegizli tutulan ve paylaşılmayan
This information is off the record
Bu bilgi kayıt dışıdır
kayıt dışı
resmi olarak kaydedilmeyen veya paylaşılmayan
The politician made an off the record comment
Siyasetçi kayıt dışı bir yorum yaptı
kayıt dışı
özel olarak konuşulan ve resmiyete dökülmemesi gereken bilgi
I will tell you something off the record
Sana kayıt dışı bir şey söyleyeceğim
resmi olmayan
halka açıklanması amaçlanmayan veya kayda geçmeyen durum
This comment is off the record
Bu yorum resmi değildir
basına kapalı
yayınlanmaması veya duyurulmaması beklenen sözler
The leader spoke off the record
Lider basına kapalı konuştu
çizgi
Sahnedeyüzey üzerindeki uzun ince işaret
Draw some lines on the paper
Kağıdın üzerine birkaç çizgi çiz
sıra
bekleyen insanlardan oluşan sıra
There are long lines at the bank
Bankada uzun kuyruklar var
hatlar
elektrik veya sinyal taşımaya yarayan uzun ince metal parçalar
The storm damaged the power lines
Fırtına elektrik hatlarına zarar verdi
bitirmek
Sahnedebir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
bitiş
bir olayın veya etkinliğin sonu
She is near the finish of her project
Projesinin bitişine yaklaştı
yüzey görünümü
bir yüzeyin son hali
The wood has a glossy finish
Ahşabın parlak bir yüzey görünümü var
bitirmek
bir şeyi sona erdirmek
I need to finish my homework
Ödevimi bitirmem gerekiyor
yararlanmak
Sahnedebir şeyden iyi bir sonuç veya avantaj elde etmek
You will benefit from this course
Bu kurstan yararlanacaksın
yardım etkinliği
bir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
They organized a benefit for the children
Çocuklar için bir yardım etkinliği düzenlediler
fayda
birine yardım eden veya iyi bir sonuç veren şey
This plan has many benefits
Bu planın birçok faydası var
fayda
bir kişinin durumunu iyileştiren olumlu şey
Exercise has many benefits for health
Egzersizin sağlık için birçok faydası vardır
garanti etmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğine dair söz vermek
I guarantee you will love this movie
Bu filmi seveceğinizi garanti ederim
en iyi
Sahnedeen yüksek kalitede veya en uygun
This is the best book
Bu en iyi kitap
yenmek
bir yarışmada birini mağlup etmek
He bested his opponent
Rakibini yendi
iyi olur
birine güçlü bir tavsiye veya uyarı vermek için kullanılır
You had best leave now
Şimdi gitsen iyi olur
en iyi dilekler
birine sunulan iyi niyet ve güzel temenniler
Please give her my best
Lütfen ona en iyi dileklerimi ilet
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
takip etmek
Sahnedebir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
The police are tracking the suspect
Polis şüpheliyi takip ediyor
yol
bir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
tutarlı olmak
bilinen bilgilerle mantıklı veya uyumlu olmak
This story tracks with the facts
Bu hikaye gerçeklerle tutarlı
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
esirgemek
Sahnedebirini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
bağışlamak
birini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
fark
Sahnedebir şeyin yol açtığı değişiklik veya etki
Your help made a big difference
Yardımınız büyük bir fark yarattı
fark
şeylerin aynı olmama durumu
What is the difference between these two?
Bu ikisi arasındaki fark nedir?
fark
iki şeyin birbirinin aynısı olmama durumu
There is a big difference between these colors
Bu renkler arasında büyük bir fark var
yenilmek
Sahnedebir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
kaybetmek
bir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
şarta bağlı
Sahnedebaşka bir koşula bağlı olan
Payment is contingent on delivery
Ödeme teslimata bağlıdır
heyet
bir topluluğu temsil eden grup
A large contingent of soldiers arrived
Büyük bir asker grubu geldi
medya
Sahnedehaberlerin ve bilgilerin paylaşıldığı iletişim araçları
Social media is very popular
Sosyal medya çok popüler
medya
Sahnedehaberleri bildiren kuruluşlar topluluğu
The media reported on the event
Medya olay hakkında haber yaptı
yarım
bir şeyin iki eşit parçasından biri
The media of the path was marked
Yolun yarısı işaretlendi
çorap
ayağı ve bacağı sıkıca saran giysi
She bought a new pair of media
Yeni bir çift çorap satın aldı
özür
Sahnedeüzgün olduğunu belirten sözler
Please accept my apologies
Lütfen özürlerimi kabul edin
oy vermek
Sahnedebir seçimde veya toplantıda tercihini belirtmek
I will vote tomorrow
Yarın oy vereceğim
oy
Sahnedebir seçimde veya kararda belirtilen resmi tercih
He cast his vote for the candidate
Aday için oyunu kullandı
tıklamak
Sahnedebir cihaz üzerindeki düğmeye basmak
Click the mouse to open the file
Dosyayı açmak için fareye tıklayın
kilometre
bir kilometre uzunluğundaki mesafe birimi
We traveled five clicks today
Bugün beş kilometre yol katettik
kavramak
bir şeyi aniden anlamak
The solution finally clicked for me
Çözümü sonunda kavradım
tık sesi çıkarmak
kısa ve keskin bir ses yapmak
I heard a click at the door
Kapıda bir tık sesi duydum
yozlaşmış
Sahnedekişisel çıkar için kuralları çiğnemeye hazır
The government was corrupt
Hükümet yozlaşmıştı
bozmak
bir şeyi hatalı çalışacak şekilde kötü yönde değiştirmek
The virus corrupted the file
Virüs dosyayı bozdu
yoldan çıkarmak
birini dürüst olmayan veya ahlaksız davranmaya yöneltmek
The bad influence corrupted the young boy
Kötü etki küçük çocuğu yoldan çıkardı
baş ağrısı
Sahnedebaş bölgesinde hissedilen ağrı
I have a bad headache
Şiddetli bir baş ağrım var
baş belası
sıkıntı veya endişeye yol açan kişi ya da durum
Organizing this event is a real headache
Bu etkinliği organize etmek tam bir baş belası
homurtu
Sahnedebir insan veya hayvan tarafından çıkarılan düşük kaba ses
The pig let out a loud grunt
Domuz yüksek bir homurtu çıkardı
homurdanmak
düşük ve kaba bir ses çıkarmak
He grunted in response
Cevap olarak homurdandı
er
düşük rütbeli asker için kullanılan gayriresmi bir sözcük
He started as a grunt
Er olarak başladı
tiyatro
Sahnedeoyun veya film izlenen yer
We went to the theater last night
Dün gece tiyatroya gittik
ameliyathane
hastanede cerrahi operasyonların yapıldığı oda
The patient is in the theater
Hasta ameliyathanede
savaş alanı
savaşın veya askeri operasyonların yaşandığı bölge
The region was a major theater of war
Bölge önemli bir savaş alanıydı
tiyatro
izleyiciler için sergilenen oyun veya gösteri
We went to the theater to see a play
Bir oyun izlemek için tiyatroya gittik
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
üst
Sahnededaha yüksek rütbeli veya yetkili kişi
I need to talk to my superior
Üstümle konuşmam gerekiyor
üstün
daha yüksek kaliteli veya daha önemli olan
This model is superior
Bu model daha üstün
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
belirtmek
Sahnedebir şeyi işaret etmek veya bildirmek
Please indicate your choice
Lütfen seçiminizi belirtiniz
doz
Sahnedebir seferde alınması gereken ilaç miktarı
You must follow the correct dosing
Doğru doza uymalısınız
geri almak
Sahnededaha önce verdiğin veya izin verdiğin bir şeyi geri almak
I want to take back the money I lent him
Ona borç verdiğim parayı geri almak istiyorum
geri götürmek
bir şeyi eski yerine geri götürmek
I need to take back these books to the library
Bu kitapları kütüphaneye geri götürmem gerekiyor
geçmişe götürmek
birine eski bir zamanı hatırlatmak
This song takes me back to my childhood
Bu şarkı beni çocukluğuma götürüyor
tekrar kabul etmek
birisiyle ayrıldıktan sonra ilişkiye yeniden başlamak
She decided to take him back
Onu tekrar kabul etmeye karar verdi
geri alma
söylenen ya da yapılan bir şeyi geri çekme eylemi
That offer is a take-back
O teklif bir geri almadır
anlamsal
Sahnedekelimelerin anlamı ile ilgili olan
The disagreement was just a matter of semantics
Anlaşmazlık sadece anlamsal bir konuydu
anlambilim
kelimelerin anlamlarını inceleyen bilim dalı
Semantics is a branch of linguistics
Anlambilim, dilbilimin bir dalıdır
anlambilim
kelimelerin ve ifadelerin anlamını inceleyen bilim dalı
Semantics studies the meaning of words
Anlambilim kelimelerin anlamını inceler
alay etmek
Sahnedebirisiyle veya bir şeyle saygısızca alay etmek
They scoffed at his idea
Onun fikriyle alay ettiler
hapur hupur yemek
bir şeyi hızlıca ve iştahla yemek
He scoffed down the sandwich
Sandviçi hapur hupur yedi
paragraf
Sahnedeyazının bölümlerinden her biri
Please write a short paragraph
Lütfen kısa bir paragraf yazın
paragraf
bir yazı parçasının kısa bölümü
Each paragraph starts with a new line
Her paragraf yeni bir satırla başlar
ait olmak
Sahnededoğru yerde olmak
This book belongs on the shelf
Bu kitap rafa ait
petrol
Sahnedeyer altında bulunan koyu sıvı yakıt
The price of oil is rising
Petrol fiyatları yükseliyor
yağ
Sahnedeyemek pişirmekte veya yakıt olarak kullanılan yoğun ve kaygan sıvı
I used some oil for cooking
Yemek pişirmek için biraz yağ kullandım
yağlamak
bir şeyin rahat hareket etmesini sağlamak için üzerine yağ sürmek
He needs to oil the door hinge
Kapı menteşesini yağlaması gerekiyor
bunaltıcı
Sahnedemiktarı veya yoğunluğu nedeniyle başa çıkılamayan
The workload is overwhelming
İş yükü bunaltıcı
ezici
çok güçlü veya etkileyici
The workload was overwhelming
İş yükü eziciydi
ezici
miktarı veya derecesi çok yüksek olan
They won by an overwhelming majority
Ezici bir çoğunlukla kazandılar
baskın
çok güçlü veya etkili olan
The smell of perfume was overwhelming
Parfüm kokusu çok baskındı
kabul etmek
Sahnedebir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
bir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
migren
Sahnedegenellikle mide bulantısına neden olan çok şiddetli baş ağrısı
I have a severe migraine today
Bugün şiddetli bir migrenim var
migren
başta hissedilen çok şiddetli ağrı
I have a migraine
Migrenim var
bölüm
Sahnedebir şeyin parçası veya ayrılmış kısmı
This section is very long
Bu bölüm çok uzun
kahramanlık
Sahnedecesur veya etkileyici bir eylem
He told stories of his brave exploits
Cesur kahramanlıkları hakkında hikayeler anlattı
sömürmek
birini kendi çıkarı için haksız şekilde kullanmak
The company exploits its workers
Şirket işçilerini sömürüyor
yararlanmak
bir şeyi bir amaç için kullanmak
They want to exploit the new technology
Yeni teknolojiden yararlanmak istiyorlar
gitti
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
He went to the store
Mağazaya gitti
hale gelmek
bir durumdan başka bir duruma geçmek
The milk went bad
Süt bozuldu
bırakmak
tutulan veya hapsedilen birini veya bir şeyi serbest bırakmak
He let the bird go
O kuşu serbest bıraktı
alçalmak
daha düşük bir yere doğru hareket etmek
The elevator went down to the first floor
Asansör birinci kata alçaldı
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
gururlu
Sahnedekendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
gururlu
bir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
veri
Sahnedeanaliz için kullanılan bilgiler veya gerçekler
We collected a lot of data
Çok fazla veri topladık
hevesi kaçmak
Sahnedeuzun süre uğraştıktan sonra bir şeyi sevmeyi bırakmak
She tired of playing the game
Oyunu oynamaktan hevesi kaçtı
bıkmak
bir şeye karşı sabrını veya enerjisini yitirmek
I tire of doing the same work
Aynı işi yapmaktan bıkıyorum
usanmak
bir şeye karşı hevesini veya sabrını kaybetmek
Children tire of their old toys
Çocuklar eski oyuncaklarından usanır
sıkılmak
bir şeyden zamanla bunalmak veya rahatsız olmak
You will tire of this game soon
Bu oyundan yakında sıkılacaksın
yorulmak
bir şeye karşı bıkkınlık duymaya başlamak
I tire of hearing the same excuses
Aynı bahaneleri duymaktan yoruluyorum
yaklaşma
Sahnedebir şeye daha yakın hale gelme
The deadline is closing fast
Son teslim tarihi hızla yaklaşıyor
kapanış
bir yerin kapandığı zaman
We arrived just before closing
Kapanıştan hemen önce vardık
kapanma
bir yerin açık olmasını durdurma eylemi
The closing of the shop was sudden
Dükkanın kapanması ani oldu
sağlamak
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesini kesinleştirmek
Make sure you arrive on time
Zamanında geldiğinden emin ol
emin olmak
bir şeyin doğru olduğunu kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
emin olmak
hiçbir şüphe duymamak
Make sure of the facts
Gerçeklerden emin ol
garantiye almak
bir şeyin doğru olduğundan emin olmak için kontrol etmek
Make sure the door is locked
Kapının kilitli olduğundan emin ol
kuruluş
Sahnedebelirli bir amaç için birlikte çalışan insanların grubu
He works for a non-profit organization
Kâr amacı gütmeyen bir kuruluşta çalışıyor
düzenleme
bir şeyleri düzenli bir şekilde planlama ve ayarlama eylemi
Your organization of the files is excellent
Dosyaları düzenlemen mükemmel
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
Sahnedebir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
temsil etmek
Sahnedebiri adına hareket etmek veya konuşmak
The lawyer represents the client
Avukat müvekkili temsil ediyor
simgelemek
bir şey için sembol veya işaret olmak
The dove represents peace
Güvercin barışı simgeler
temsil etmek
bir şeyi simgelemek veya ifade etmek
The red color represents danger
Kırmızı renk tehlikeyi temsil eder
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gönderdi
Sahnedebir şeyi bir yere gitmesi için yola çıkarmak
I sent a letter to my friend
Arkadaşıma bir mektup gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere yollamak
I sent an email
Bir e-posta gönderdim
gönderdi
bir şeyi bir yere ulaştırılmak üzere yola çıkarmak
He sent a letter to me
Bana bir mektup gönderdi
pek çok
Sahnedeçok sayıda olan
There are numerous stars in the sky
Gökyüzünde pek çok yıldız var
patlayıcı
Sahnedepatlayabilen madde
The explosive was dangerous
Patlayıcı tehlikeliydi
patlayıcı
Sahnedeani ve büyük bir güçle meydana gelen
The situation had an explosive effect
Durum patlayıcı bir etki yarattı
patlayıcı
bir binayı veya yapıyı tamamen yok edebilen madde
The police found an explosive in the building
Polis binada bir patlayıcı buldu
belirmek
Sahnedegörünür hale gelmek veya görülmek
A ghost appeared in the room
Odada bir hayalet belirdi
rol almak
Sahnedebir oyunda filmde veya gösteride yer almak
She will appear in the new movie
O yeni filmde rol alacak
görünmek
belli bir izlenim vermek
He appears to be tired
Yorgun görünüyor
belirmek
görüş alanına girmek veya görünür olmak
The stars appear at night
Yıldızlar gece belirir
biyolojik
Sahnedeyaşamla veya canlılarla ilgili
This is a biological process
Bu biyolojik bir süreçtir
biyolojik
genetik veya kan bağı ile bağlantılı
She is my biological mother
O benim biyolojik annem
habersiz
Sahnedebir durumun farkında olmayan
He was unaware of the danger
Tehlikeden habersizdi
çözmek
Sahnedebir problemi çözmek veya bir şeyi anlamak
I need to figure out this puzzle
Bu bulmacayı çözmem gerekiyor
anlamak
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure out how this works
Bunun nasıl çalıştığını anlayamıyorum
çözmek
bir sorunun cevabını bulmak veya bir şeyin nasıl çalıştığını anlamak
I will figure out how to fix this
Bunu nasıl tamir edeceğimi çözeceğim
tahmin etmek
bir şeyin muhtemel olduğuna inanmak veya düşünmek
I figured out it would rain
Yağmur yağacağını tahmin ettim
miktar
Sahnedebir şeyin sayısı veya büyüklüğü
A small amount of sugar is enough
Az miktarda şeker yeterli
varmak
bir şeyin sonunda belirli bir noktaya veya duruma gelmek
Her efforts amounted to nothing
Çabaları hiçbir şeye varmadı
tarih
Sahnedegeçmiş olayların incelenmesi veya kaydı
I love reading about history
Tarih hakkında okumayı severim
tarih
geçmiş olayların yazılı kaydı
We learn history at school
Okulda tarih dersi görüyoruz
geçmiş
bir kişiyle paylaşılan geçmiş ilişki veya deneyim
They have a long history together
Onların birlikte uzun bir geçmişi var
tarih
geçmişte yaşanmış olayların bütünü
We learn history at school
Okulda tarih öğreniyoruz
yumuşakça
Sahnedesessiz ve nazik bir şekilde
She spoke softly
Yumuşakça konuştu
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşmak
Sahnedetam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
uğruna
Sahnedebir şeyin yapılması için olan amaç veya neden
I did it for the sake of peace
Barış uğruna bunu yaptım
uğruna
bir amaç veya fayda için
I did it for her sake
Bunu onun uğruna yaptım
sake
pirinçten yapılan Japon alkollü içeceği
I ordered a glass of sake
Bir bardak sake sipariş ettim
siyaset
Sahnedehükümet ve kamu işleri
I am interested in politics
Siyasetle ilgileniyorum
siyasi görüş
bir kişinin yönetim ve kamu meseleleri hakkındaki fikirleri veya görüşleri
Their politics are very conservative
Onların siyasi görüşleri çok muhafazakar
iktidar ilişkileri
bir grupta güç kazanma veya kullanma ile ilgili etkinlikler
Office politics can be difficult
Ofis içi iktidar ilişkileri zor olabilir
şiddetli
Sahnedezarar vermek için güç kullanan
The protest became violent
Protesto şiddete dönüştü
gelenek
Sahnedeuzun süredir devam eden uygulama veya alışkanlık
It is a family tradition
Bu bir aile geleneğidir
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
yormak
Sahnedebirini çok yorgun hissettirmek
Walking all day will tire you
Tüm gün yürümek seni yorar
lastik
tekerleğin yola temas eden kauçuk kısmı
The car needs a new tire
Arabanın yeni bir lastiğe ihtiyacı var
iş birliği yapmak
Sahnedeortak bir amaç için başkalarıyla birlikte hareket etmek
We need to cooperate to finish the project
Projeyi bitirmek için iş birliği yapmalıyız
kaybolmak
Sahnedebir yerin veya yönün bulunamaması durumu
I got lost in the city
Şehirde kayboldum
kaybolmak
nerede olduğunu bilememek
We will get lost in this city
Bu şehirde kaybolacağız
defolup gitmek
birinden kaba bir şekilde uzaklaşmasını istemek
Get lost and leave me alone
Defol git ve beni yalnız bırak
kaybolmak
nerede olduğunu bilememek
I will get lost in the city
Şehirde kaybolacağım
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
Choose your favorite color
En sevdiğin rengi seç
seçmek
bir karar vererek tercihini yapmak
You must choose a path
Bir yol seçmelisin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
This is the chosen one
Bu seçilmiş olandır
rakipsiz
Sahnedekendisine rakip olabilecek kimse veya şey bulunmayan
This team has an unrivaled record in the league
Bu takımın ligde rakipsiz bir rekoru var
desteklemek
Sahnedebirine veya bir şeye yardımcı olmak
He supports his family
O ailesini destekliyor
desteklemek
bir şeyin düşmesini önlemek için onu konumunda tutmak
The pillars support the heavy roof
Sütunlar ağır çatıyı destekliyor
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
azalmak
Sahnedemiktar veya boyut olarak daha az hale gelmek
The prices went down
Fiyatlar düştü
inmek
aşağıya doğru hareket etmek
The elevator is going down
Asansör aşağı iniyor
hapse girmek
hapse gönderilmek veya tutuklanmak
The thief will go down for five years
Hırsız beş yıl hapse girecek
meydana gelmek
bir olayın gerçekleşmesi veya vuku bulması
Tell me what went down last night
Dün gece ne meydana geldiğini anlat bana
inmek
daha yüksek bir yerden daha düşük bir yere hareket etmek
We will go down the stairs
Merdivenlerden aşağı ineceğiz
gerçekleşmek
bir olayın meydana gelmesi
Tell me what went down at the party
Partide neler yaşandığını bana anlat