

House of Cards — 6. Sezon Bölüm 6
Kelimeler ve anlamları
629 kelime
Seviye
saçma
Sahnedemantıksız veya saçma
That is a ridiculous idea
Bu saçma bir fikir
akıl almaz
aşırı derecede saçma veya mantıksız
The price is ridiculous
Fiyat akıl almaz
gülünç
çok saçma veya komik
You look ridiculous in that hat
O şapkayla gülünç görünüyorsun
saçma
çok aptalca veya mantıksız olan
Your idea is completely ridiculous
Senin fikrin tamamen saçma
an
Sahnedebir şeyin gerçekleştiği nokta
At that time I was tired
O an yorgundum
zaman
olayların gerçekleştiği ölçülebilir süre
I need more time
Daha fazla zamana ihtiyacım var
vakit
belirli bir deneyim veya yaşam tarzı
We had a great time
Harika vakit geçirdik
kalan süre
başka her şey gittikten sonra geriye kalan vakit
We have very little time left
Çok az zamanımız kaldı
ons
Sahnedeyaklaşık 28 grama eşit bir ağırlık ölçü birimi
The recipe calls for one ounce of butter
Tarif bir ons tereyağı gerektiriyor
az miktar
Sahnedebir şeyin çok küçük miktarı
He does not have an ounce of energy
Onda zerre kadar enerji kalmadı
ons
bir pound'un 16'da birine eşit ağırlık birimi
He bought ten ounces of cheese
On ons peynir aldı
peşinden gitmek
Sahnedebirinin veya bir şeyin ardından gitmek
The dog followed me home
Köpek eve kadar peşimden geldi
uymak
Sahnedebirinin söylediklerini yerine getirmek
You should follow the instructions
Talimatlara uymalısın
ardından gelmek
bir şeyden sonra meydana gelmek
Night follows day
Günden sonra gece gelir
izlemek
birinin faaliyetlerini dikkatle gözlemlemek
Follow the latest news
En son haberleri izle
anlamak
birinin ne dediğini veya ne yaptığını kavramak
Do you follow my instructions
Talimatlarımı anlıyor musun
yanmış
Sahnedeateş veya ısı nedeniyle zarar görmüş
The toast is burnt
Ekmek yanmış
yanık
Sahnedeısıyla veya ateşle zarar görmüş veya kararmış
I ate the burnt toast
Yanık ekmeği yedim
yanmış
ateşle zarar görmüş
The toast is burnt
Ekmek yanmış
yanmış
ateş veya ısı ile zarar görmüş
The toast is burnt
Tost yanmış
yanık
pişerken siyahlaşmış veya kurumuş
The toast is burnt
Ekmek yanık
yanmış
ateş veya ısıdan zarar görmüş
The toast is burnt
Tost yanmış
yanmış
ateş veya ısı nedeniyle zarar görmüş
The toast is burnt
Ekmek kızarmış ve yanmış
menteşe
Sahnedebir kapıyı çerçevesine bağlayan hareketli parça
The door hinge is squeaking
Kapı menteşesi gıcırdıyor
sadık
Sahnedebirine her zaman destek olan
He is a loyal friend
O sadık bir arkadaştır
suçlu
Sahnedeyasalara veya ahlaki kurallara aykırı bir şey yapmış olma
The jury found him guilty
Jüri onu suçlu buldu
suçlu
bir suç işlemiş olan veya kendini suçlu hisseden
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçlu
bir hata veya suç işlemekten sorumlu olan
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için kendini suçlu hissetti
suçluluk duyan
bir şeyi yanlış yaptığı için kötü hissetme
He felt guilty about lying
Yalan söylediği için suçluluk duydu
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
yaptırmak
birini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
buzdağı
Sahnededenizde yüzen çok büyük buz kütlesi
The ship hit an iceberg
Gemi bir buzdağına çarptı
buzdağı
denizde yüzen devasa buz kütlesi
Icebergs are found in the Arctic
Buzdağları Arktik'te bulunur
suç ortaklığı
Sahnedeyasadışı veya yanlış bir eyleme başkalarıyla birlikte dahil olma durumu
He was accused of complicity in the crime
Suçta ortak olmakla suçlandı
bir yer
Sahnedebelirli olmayan bir yer
I want to go someplace quiet
Sessiz bir yere gitmek istiyorum
bir yer
belirsiz bir yer
Let's go someplace quiet
Sessiz bir yere gidelim
bir yer
belirtilmemiş herhangi bir konum
Let us go someplace quiet
Hadi sessiz bir yere gidelim
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
başlangıçta
Sahnedeen başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
iyi
Sahnedeyeterince iyi veya tatmin edici
I feel fine today
Bugün iyi hissediyorum
zinde
Sahnedeiyi bir sağlık durumu içinde
She is feeling fine today
Bugün kendini zinde hissediyor
para cezası
bir kural veya yasayı çiğnediğiniz için ödemeniz gereken para
He paid a fine for parking
Park ettiği için para cezası ödedi
ufak
boyut veya miktar olarak çok küçük
There is fine sand on the beach
Sahilde ufak kumlar var
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz olan
Everything will be fine
Her şey iyi olacak
güzel
göze hoş gelen veya çekici
She looks very fine today
Bugün çok güzel görünüyor
kaliteli
çok iyi niteliğe sahip olan
This is a fine piece of work
Bu kaliteli bir iş
yeterli
kabul edilebilir veya yeterli olan
It is fine to stay here
Burada kalmak yeterli
daha büyük
Sahnedeboyut veya miktar olarak daha fazla
This number is greater than that one
Bu sayı diğerinden daha büyük
daha önemli
önem veya değer olarak daha fazla
Safety is of greater importance here
Burada güvenlik daha önemli
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
This dress is appropriate for the party
Bu elbise parti için uygun
el koymak
bir şeyi izinsiz olarak almak
He appropriated the company funds for personal use
Şirket fonlarına kişisel kullanım için el koydu
el koymak
bir şeyi kendi kullanımı için izinsiz almak
He appropriated the money
Paraya el koydu
yalancı
Sahnededoğru olmayan şeyler söyleyen kişi
He is a liar
O bir yalancı
istemsiz
Sahnedekasti olarak yapılmayan
It was an involuntary reflex
Bu istemsiz bir refleksti
zorunlu
seçime bağlı olmayan
He was an involuntary participant
O, zorunlu bir katılımcıydı
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
ertelemek
Sahnedebir şeyin daha geç olmasını sağlamak
They delayed the meeting
Toplantıyı ertelediler
gecikme
bir şeyin olması gerekenden daha geç gerçekleşmesi
There was a delay in our flight
Uçuşumuzda bir gecikme oldu
hikaye
Sahnedeolayların anlatımı
I read a long story
Uzun bir hikaye okudum
kat
bir binanın seviyesi veya katı
The house has two stories
Evin iki katı var
durum
belirli bir durum veya olaylar dizisi
That is a different story
Bu farklı bir durum
duyurmak
Sahnedebir şeyi kamuoyuna bildirmek
They announced the winner
Kazananı duyurdular
açıklamak
bir şeyi resmi olarak insanlara söylemek
The company announced a new plan
Şirket yeni bir plan açıkladı
duyurmak
bir şeyi herkese bildirmek
They will announce the winner soon
Kazananı yakında duyuracaklar
duyurmak
bir şeyi herkese açıkça bildirmek
They will announce the winner soon
Kazananı yakında duyuracaklar
gerçeklikten kopuk
Sahnedegerçekle bağdaşmayan yanlış inanışlara sahip olan
He is delusional if he thinks he will win
Kazanacağını düşünüyorsa gerçeklikten kopuktur
sanrılı
yanlış inançlara veya fikirlere sahip olan
He has a delusional belief that he can fly
Uçabileceğine dair sanrılı bir inancı var
gazete
Sahnedegünlük olarak basılan haber yayını
I read the newspaper every morning
Her sabah gazete okurum
tehlike
Sahnedezarar verebilecek şey
Smoking is a health hazard
Sigara içmek bir sağlık tehlikesidir
riske atmak
bir risk içeren bir şey yapmak
He did not want to hazard his life
Hayatını riske atmak istemedi
dörtlü
araçlarda diğer sürücüleri uyarmak için kullanılan yanıp sönen ışık
Turn on your hazards if you have a problem
Bir sorunun varsa dörtlülerini yak
uzatmak
Sahnedebir şeyi birine vermek
Please pass on the water
Lütfen suyu uzatın
pas geçmek
bir şeye katılmamaya karar vermek
I will pass on the offer
Teklifi pas geçeceğim
vefat etmek
hayatını kaybetmek
He passed on last night
Dün gece vefat etti
iletmek
bir şeyi başkasına vermek
Please pass on this message to her
Lütfen bu mesajı ona ilet
pas geçmek
sıranı kullanmamayı tercih etmek
I will pass on this round
Bu turu pas geçeceğim
yönetim
Sahnedeülkeyi yöneten insan grubu
The new administration promised lower taxes
Yeni yönetim düşük vergiler vaat etti
yönetim
bir organizasyonu yöneten kişi grubu
The school administration decided to change the rules
Okul yönetimi kuralları değiştirmeye karar verdi
aniden
Sahnedebeklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
aniden
beklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
neyse
Sahnedeönemsemediğini belirtmek için kullanılır
Whatever, I don't care
Neyse, umurumda değil
her ne olursa olsun
her ne olursa olsun
Do whatever you want
Ne istersen onu yap
herhangi bir şey
belirli olmayan bir şey
You can eat whatever you want
İstediğin herhangi bir şeyi yiyebilirsin
ne olursa olsun
sonucun fark etmediğini ifade eder
I will stay whatever happens
Ne olursa olsun kalacağım
tavsiye
Sahnedene yapılması veya ne seçilmesi gerektiğine dair öneri
I need a recommendation for a good hotel
İyi bir otel için tavsiyeye ihtiyacım var
referans
birinin işini veya karakterini öven yazılı belge
He wrote a good recommendation for me
Benim için iyi bir referans yazdı
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
temelde
Sahnedetemel olarak veya en önemli yönüyle
The two products are essentially the same
İki ürün temelde aynı
misket
Sahnedeoyunlarda kullanılan küçük cam veya taştan top
He played with a glass marble
Cam bir misket ile oynadı
mermer
inşaatlarda kullanılan sert ve pürüzsüz bir taş
The floor is made of marble
Yerler mermerden yapılmış
gezegen
bir yıldızın etrafında dönen büyük ve yuvarlak gök cismi
The Earth is known as the blue marble
Dünya mavi bir gezegen olarak bilinir
akıl
normal düşünme ve davranma yetisi
He has lost his marbles
Aklını kaçırmış durumda
ölüm sonrası
Sahnedebirisi öldükten sonra olan veya gerçekleşen
He received a posthumous award
Ölüm sonrası bir ödül aldı
idrak etmek
Sahnedebir durumun önemini veya gerçekliğini kavramak
He finally realized the truth
Sonunda gerçeği idrak etti
fark etmek
bir şeyi anlamak veya farkına varmak
I realized my mistake
Hatamı fark ettim
gerçekleştirmek
bir şeyi gerçek hale getirmek veya hayata geçirmek
She realized her dream
Hayalini gerçekleştirdi
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
uygun
Sahnedebir durum için doğru veya yerinde olan
Please wear proper shoes for the hike
Lütfen yürüyüş için uygun ayakkabılar giyin
uygun
durum için doğru veya uygun olan
Please use the proper tools
Lütfen uygun araçları kullanın
uygun
bir durum için doğru veya yerinde olan
You should wear proper clothes for the meeting
Toplantı için uygun kıyafetler giymelisin
terbiyeli
toplumsal kurallara uyan ve nazik olan
He is a very proper young man
O çok terbiyeli bir genç adam
nostaljik
Sahnedegeçmişi hatırladığında hem mutlu hem üzgün hissetmek
I feel nostalgic when I see old photos
Eski fotoğrafları gördüğümde nostaljik hissediyorum
öğürmek
Sahnedekusacakmış gibi istemsizce hareket etmek
The foul smell made him retch
Kötü koku onu öğürttü
başkan yardımcısı
Sahnedebaşkana bağlı olarak çalışan ikinci kişi
The vice president assisted the leader
Başkan yardımcısı lidere yardım etti
başkan yardımcısı
Sahnedekurumda başkandan sonra gelen üst düzey yönetici
She is a vice president at the firm
O firmada başkan yardımcısı
başkan yardımcısı
bir grupta veya organizasyonda ikinci yetkili olan kişi
The vice-president will lead the meeting today
Başkan yardımcısı bugün toplantıya başkanlık edecek
başkan yardımcısı
şirkette veya devlette başkandan sonra gelen üst düzey yönetici
They promoted her to vice president
Onu başkan yardımcılığına terfi ettirdiler
başkan yardımcısı
bir ülkede yetki bakımından ikinci sırada olan kişi
The vice president gave a speech
Başkan yardımcısı bir konuşma yaptı
geri
Sahnedeönceki yere veya konuma dönmek
Please come back
Lütfen geri gel
sırt
insan vücudunun arka kısmı
My back hurts
Sırtım ağrıyor
desteklemek
birini veya bir şeyi desteklemek
I will back you up
Seni destekleyeceğim
geri dönmek
birinin mesajına yanıt vermek
I will write back soon
Yakında geri döneceğim
kez
Sahnedebir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
dönem
belirli bir tarihsel dönem
We live in difficult times
Zor dönemlerde yaşıyoruz
zaman
bir olayın sürdüğü dönem
It takes time to finish the work
İşi bitirmek zaman alıyor
çarpı
matematikte çarpma işlemi
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
gazete
haberleri yayınlayan bir kuruluş
This newspaper is called the Times
Bu gazetenin adı Times
kez
bir olayın gerçekleşme sayısı
I read this book three times
Bu kitabı üç kez okudum
zaman
bir olayın meydana geldiği an veya dönem
We had good times together
Birlikte güzel zamanlar geçirdik
çarpı
çarpma işlemini belirtmek için kullanılan terim
Five times five is twenty five
Beş çarpı beş yirmi beş eder
durum
bir olayın yaşandığı özel anlar
I visit them at difficult times
Onları zor durumlarda ziyaret ederim
baskı yapmak
Sahnedebirine tehdit veya etki kullanarak bir şey yaptırmaya çalışmak
They are leaning on him to sign the contract
Sözleşmeyi imzalaması için ona baskı yapıyorlar
dayanmak
yardım veya destek için birine güvenmek
I had no one to lean on
Dayanacak kimsem yoktu
destek almak
zor bir durumda birinden yardım istemek
You can lean on your family during hard times
Zor zamanlarda ailenden destek alabilirsin
sevilen
Sahnedebirçok kişi tarafından sevilen
He is well liked by everyone
Herkes tarafından çok seviliyor
sahiplik
Sahnedebir şeye sahip olma durumu
The possession of the land is disputed
Arazinin sahipliği tartışmalı
eşyalar
birine ait olan şeyler
He lost all his possessions
Tüm eşyalarını kaybetti
musallat
bir ruh tarafından ele geçirilme durumu
He claimed to be suffering from demonic possession
Kötü ruhların musallatına uğradığını iddia etti
bulundurma
bir şeyi yasal olarak elinde tutma durumu
The suspect was arrested for illegal drug possession
Şüpheli yasa dışı uyuşturucu bulundurmaktan tutuklandı
uzaklaşmak
Sahnedebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
uzaklaşmak
bir durumdan veya ortamdan kaçınarak ayrılmak
It is better to walk away from an argument
Bir tartışmadan uzaklaşmak daha iyidir
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan ayrılmak
He walked away from the house
Evden uzaklaştı
siktir
Sahnedeöfke veya şaşkınlık belirtmek için kullanılan kaba söz
fuck I missed the bus
siktir otobüsü kaçırdım
sikişmek
cinsel ilişkiye girmek
they decided to fuck
sikişmeye karar verdiler
kavram
Sahnedegenel bir fikir veya anlayış
It is a complex concept
Bu karmaşık bir kavram
bağlılık
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik verilen söz veya kesin karar
He has a strong commitment to his work
İşine karşı güçlü bir bağlılığı var
yok etmek
Sahnedebir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
yok etmek
bir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
sızlanmak
Sahnedeyüksek sesle şikayet etmek
Stop whining about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
sızlanmak
şikayet ederken tiz ve rahatsız edici bir ses çıkarmak
Stop whining about the weather
Hava hakkında sızlanmayı bırak
ilgili
Sahnedebir kişiyi veya konuyu kapsayan veya onunla alakalı olan
This matter is concerned with everyone
Bu mesele herkesle ilgili
endişeli
kaygılı veya huzursuz hisseden
She looks concerned
Endişeli görünüyor
endişeli
bir durum hakkında kaygı duymak
I am concerned about the future
Gelecek hakkında endişeliyim
endişeli
bir konu hakkında kaygı duyan
He is concerned about the future
Gelecek hakkında endişeli
belirli
Sahnedeaçık ve kesin olan
I need specific instructions
Kesin talimatlara ihtiyacım var
belirli
net bir şekilde tanımlanmış veya belirlenmiş olan
I have a specific goal
Belirli bir hedefim var
siber
Sahnedebilgisayarlar ve internet ile ilgili
Cyber security is important
Siber güvenlik önemlidir
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
ana fikir
Sahnedesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
değiştirmek
Sahnedebir şeyi başka bir hale getirmek
He needs to change his clothes
Kıyafetlerini değiştirmesi gerekiyor
değişmek
Sahnedefarklı hale gelmek
The weather is starting to change
Hava değişmeye başlıyor
para üstü
ödemeden sonra geri alınan miktar
You forgot your change
Para üstünü unuttun
konu değişimi
konuşulan temayı başka bir şeye çevirme
It is time for a change of topic
Konu değişimi zamanı geldi
değişim
bir şeyin başkalaşmasıyla ortaya çıkan yeni durum
There was a big change in the weather
Havada büyük bir değişim oldu
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
I need to change the plan
Planı değiştirmem gerekiyor
üstünü değiştirmek
farklı kıyafetler giymek
Please change before we leave
Gitmeden önce lütfen üstünü değiştir
bozuk para
küçük metal para şeklindeki para
I have some change in my pocket
Cebimde biraz bozuk para var
aktarma yapmak
bir araçtan diğerine geçmek
I have to change trains there
Orada tren değiştirmem gerekiyor
değişiklik
yeni bir durum veya farklılık
This is a big change for us
Bu bizim için büyük bir değişiklik
kıyafet değiştirmek
kendine farklı kıyafetler giymek
She went to change for the party
Partiye gitmek için kıyafet değiştirdi
yenisiyle değiştirmek
eski bir eşyayı yenisiyle yenilemek
I need to change the battery
Pili değiştirmem gerekiyor
müzikal
şarkı ve dans içeren oyun veya film
We saw a change at the theater
Tiyatroda bir müzikal izledik
değiştirmek
bir şeyi farklı hale getirmek
Please change the color of the wall
Lütfen duvarın rengini değiştir
açacak
Sahnedebir şeyi açmak için kullanılan araç
I need a bottle opener
Bir şişe açacağına ihtiyacım var
açılış maçı
bir serideki ilk oyun veya etkinlik
The opener was a great game
Açılış maçı harika bir oyundu
giriş cümlesi
bir sohbeti başlatmak için söylenen ilk söz
He used a funny opener
Komik bir giriş cümlesi kullandı
açılış
bir konuşmanın veya yazının ilk bölümü
That joke was a good opener for the speech
O şaka konuşma için iyi bir açılıştı
koruma
Sahnedebir şeyi zarar görmekten alıkoyma
We are saving the forest
Ormanı koruyoruz
birikim
gelecekte kullanmak için ayrılan para
She put her saving into the bank
Birikimini bankaya yatırdı
tasarruf
bir şeyi azaltmak veya daha az kullanmak
This habit helps in saving energy
Bu alışkanlık enerji tasarrufu yapmaya yardımcı olur
özellikle
Sahnedenormalden daha fazla
I am not particularly hungry
Özellikle aç değilim
inç
Sahnede2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
inç
bir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
gergin
kolayca endişelenen veya huzursuz olan
I feel nervous before the exam
Sınavdan önce gergin hissediyorum
eksiklik
Sahnedebir şeyin yeterli miktarda bulunmaması
There is a lack of food
Yiyecek eksikliği var
eksiklik
bir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksik olmak
gerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
inlemek
Sahnedeacı veya mutsuzluk anında çıkarılan alçak ses
He let out a low groan
Alçak sesle inledi
inlemek
acı veya rahatsızlıktan dolayı derin ses çıkarmak
He groaned when he stood up
Ayağa kalktığında inledi
kürtaj
Sahnedegebeliğin sonlandırılması
Abortion is a sensitive topic
Kürtaj hassas bir konudur
hafta
Sahnedeyedi günlük süre
I will see you next week
Seni haftaya göreceğim
hafta
yedi günlük zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
tarihteki ilk
daha önce hiç gerçekleşmemiş olan
This is the first ever concert here
Bu burada verilen tarihteki ilk konserdir
tarihteki ilk
tarihte ilk kez gerçekleşen
This is the first-ever concert in this city
Bu şehirdeki ilk konser
suç
Sahnedeyasaya aykırı olan eylem
Stealing is a crime
Hırsızlık bir suçtur
vatana ihanet
birinin kendi ülkesine karşı yaptığı hainlik
He was punished for the crime of betraying his country
Ülkesine ihanet etme suçundan cezalandırıldı
suç
yasalara aykırı olan eylem
Stealing is a serious crime
Hırsızlık ciddi bir suçtur
kaybetmek
Sahnedebir şeyi bulamamak
I lost my keys
Anahtarlarımı kaybettim
yenilmek
bir mücadelede mağlup duruma düşmek
The team lost the match
Takım maçta yenildi
kaybetmek
artık bir şeye sahip olmamak
I lost my ring
Yüzüğümü kaybettim
takip edememek
birinin ne dediğini anlayamamak
You are losing me
Beni takip edemiyorsun
kaybetmek
bir şeyin yerini bilememek
I always lose my keys
Anahtarlarımı her zaman kaybederim
yenilmek
bir oyunda mağlup duruma düşmek
We did not want to lose the game
Oyunu kaybetmek istemedik
ölmek
bir yakınını kaybetmek
She lost her father last year
Babasını geçen yıl kaybetti
kaybetmek
bir yarışmada kazanamamak
They will lose the match
Maçı kaybedecekler
kaybetmek
elinde tuttuğun bir şeyi yitirmek
I do not want to lose this chance
Bu şansı kaybetmek istemiyorum
anlayamamak
bir konuyu takip edememek
I lost you when you talked about science
Bilim hakkında konuştuğunda seni anlayamadım
kaybetmek
bir eşyayı yanlış yere koyup bulamamak
Did you lose your wallet
Cüzdanını mı kaybettin
yitirmek
daha önce sahip olunan bir şeyi artık bulundurmamak
He lost his job yesterday
Dün işini kaybetti
kaybetmek
artık sahip olmamak
I lost my focus
Odak noktamı kaybettim
kaybetmek
bir şeye artık sahip olmamak
I often lose my keys
Anahtarlarımı sık sık kaybederim
hisse
Sahnedebir şirketteki sahiplik birimi
He bought stocks in a technology company
Bir teknoloji şirketinden hisse aldı
boyunduruk
suçluların başını ve ellerini kilitlemek için kullanılan ahşap düzenek
The criminal was put in the stocks for his crimes
Suçlu işlediği suçlar yüzünden boyunduruğa vuruldu
hisse senedi
bir şirketteki sahiplik payı
He bought stocks in a tech company
O bir teknoloji şirketinden hisse senedi aldı
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
yine de
Sahnedebuna rağmen
It was delicious though
Yine de lezzetliydi
rağmen
bir durumun tersine rağmen
Though it was raining we went out
Yağmur yağmasına rağmen dışarı çıktık
her ne kadar
karşıt bir durumu ifade etmek için kullanılır
Though he was tired he kept working
Her ne kadar yorgun olsa da çalışmaya devam etti
yine de
bir cümlede karşıt bir fikir belirtmek için kullanılır
It is a bit expensive though
Yine de biraz pahalı
toplantı
Sahnedeplanlı bir grup toplanması
I have a meeting at ten
Saat onda bir toplantım var
toplantı
insanların bir araya geldiği olay
I have a meeting tomorrow
Yarın bir toplantım var
buluşma
bir kimseyle veya bir şeyle bir araya gelmek
I had a meeting with my friend
Arkadaşımla bir buluşmam vardı
randevu
biriyle önceden planlanmış buluşma
I have a meeting with my doctor
Doktorumla bir randevum var
toplantı
insanların konuşmak için bir araya geldiği etkinlik
We have a meeting at ten o clock
Saat onda bir toplantımız var
merhum
Sahnedeartık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
Sahnedeyakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
zamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
resmî
Sahnedeönemli veya ciddi etkinlikler için uygun
He wore a formal suit to the wedding
Düğüne resmî bir takım elbise giydi
balo
şık kıyafetlerin giyildiği özel dans partisi
She bought a new dress for the formal
O balo için yeni bir elbise satın aldı
resmi davet
ciddi kuralları olan sosyal toplantı
We were invited to a formal event
Resmi bir davete çağrıldık
resmi
kurallara ve görgüye uygun olan
You should wear formal clothes here
Burada resmi kıyafetler giymelisin
manşet
Sahnedekol ucunun bileği saran kısmı
My cuff is torn
Manşetim yırtık
tokatlamak
açık elle hafifçe vurmak
He cuffed the boy
Çocuğa tokat attı
kelepçe
bileğe takılan kısıtlayıcı bant
The police used cuffs
Polis kelepçe kullandı
kelepçelemek
birini kelepçe takarak bağlamak
The police had to cuff the suspect
Polis şüpheliyi kelepçelemek zorunda kaldı
acı verici
Sahnedeacı veya rahatsızlık veren
The injury was very painful
Yaralanma çok acı vericiydi