

House Of The Dragon — 1. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
628 kelime
Seviye
alan
Sahnedebelirli bir faaliyet veya uzmanlık alanı
This is outside the realm of possibility
Bu, olasılıklar alanının dışındadır
krallık
bir kral veya kraliçe tarafından yönetilen ülke
The king ruled over a vast realm
Kral geniş bir krallığı yönetiyordu
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
en büyük
Sahnedebir grubun en yaşlı olanı
She is the eldest child in her family
O ailesindeki en büyük çocuk
zorba
Sahnedegücünü acımasızca kullanan yönetici
The people rebelled against the tyrant
Halk zorbaya karşı ayaklandı
zorba
zalim veya adaletsiz bir yönetici
The people rebelled against the tyrant
Halk zorbaya karşı isyan etti
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
şimdiki zaman
Sahnedeşu an gerçekleşmekte olan zaman
Focus on the present
Şimdiki zamana odaklan
sunmak
birine bir şey vermek veya teklif etmek
She presented him with a gift
Ona bir hediye sundu
ortaya çıkarmak
bir şeyin olmasına neden olmak
This situation presents a problem
Bu durum bir sorun ortaya çıkarıyor
hediye
birine verilen nesne
I bought a present for my friend
Arkadaşım için bir hediye aldım
tutmak
Sahnedebir şeyi belirli bir yerde bulundurmak
I kept the keys in my pocket
Anahtarları cebimde tuttum
saklamak
bir şeye sahip olmaya devam etmek
She kept the book
Kitabı sakladı
devam etti
bir eylemi sürekli olarak yapmak
He kept waiting for the bus
O otobüsü beklemeye devam etti
çimen
Sahnedeyeri kaplayan yeşil bir bitki
The grass is green
Çimenler yeşildir
ispiyonlamak
birinin yasa dışı işlerini yetkililere bildirmek
He decided to grass on his partner
Ortağını ispiyonlamaya karar verdi
zor durumda
kötü veya tehlikeli bir durum
He is in the grass because of his mistake
Hatası yüzünden zor durumda
cenaze töreni
Sahnedeölen kişi için düzenlenen tören
They attended the funeral yesterday
Dün cenaze törenine katıldılar
yolcu
Sahnedebir araca veya hayvana binen kişi
The bus rider scanned his ticket
Otobüs yolcusu biletini okuttu
ek madde
yasal belgeye veya sözleşmeye eklenen ilave bölüm
The contract includes a rider
Sözleşme bir ek madde içeriyor
sürücü
at bisiklet veya motosiklet kullanan kişi
The rider wore a helmet
Sürücü kask takıyordu
geri dönmek
Sahnedebir yere geri gitmek
I will return to my home
Evime geri döneceğim
geri dönmek
bir yere veya duruma tekrar gitmek
She will return to work tomorrow
Yarın işe geri dönecek
geri dönmek
bir konuya veya yere tekrar gitmek
I will return to this topic later
Bu konuya daha sonra geri döneceğim
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
oturma yeri
Sahnedeüzerine oturulan yer
Please take your seat
Lütfen yerinize oturun
koltuk
Sahnedebirine hak veya ödül olarak verilen yer
She won a seat in parliament
O parlamentoda bir koltuk kazandı
kapasitesi olmak
belirli sayıda kişiyi ağırlayabilmek
The room seats ten people
Oda on kişiyi alır
yerleştirmek
birine nereye oturacağını göstermek
The host seated us
Ev sahibi bizi yerleştirdi
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
geçen
Sahnedeşimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
sürmek
bir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
muhtaç olmak
Sahnedeihtiyaç duyulan bir şeye sahip olmamak
They wanted for nothing
Hiçbir şeye muhtaç kalmadılar
ihtiyaç duymak
bir şeyin eksikliğini hissetmek veya gereksinim duymak
They do not want for anything in that house
O evde hiçbir şeye ihtiyaç duymuyorlar
ziyaretçi
Sahnedebir yeri veya bir kişiyi görmeye gelen kişi
We have a visitor today
Bugün bir ziyaretçimiz var
ziyaretçi
bir yere gelen kimse
The visitor is at the door
Ziyaretçi kapıda
benzeri görülmemiş
Sahnededaha önce hiç yaşanmamış veya yapılmamış
The city experienced unprecedented growth
Şehir benzeri görülmemiş bir büyüme yaşadı
eşi benzeri görülmemiş
daha önce hiç gerçekleşmemiş veya yaşanmamış olan
This is an unprecedented event
Bu eşi benzeri görülmemiş bir olay
katil
Sahnedebaşka birini öldüren kişi
The police caught the murderer
Polis katili yakaladı
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir bilgiyi zihne getirmek
I cannot recall his name
Onun adını hatırlayamıyorum
geri çağırmak
güvensiz olduğu için bir ürünü iade etmelerini istemek
The company will recall the faulty products
Şirket hatalı ürünleri geri çağıracak
ilgilenmek
Sahnedebiriyle veya bir şeyle ilgilenmek veya bakımını yapmak
Please attend to the customers first
Lütfen önce müşterilerle ilgilenin
ilgilenmek
bir görev veya kişi ile meşgul olmak
I need to attend to some work
Biraz işle ilgilenmem gerekiyor
dikkat etmek
bir şeye veya kişiye odaklanarak dinlemek
You should attend to what the teacher says
Öğretmenin söylediklerine dikkat etmelisin
ilgilenmek
bir şeyle veya biriyle ilgilenmek
I need to attend to some business
Bazı işlerle ilgilenmem gerekiyor
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry this box inside
Lütfen bu kutuyu içeri taşı
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
uzağa ulaşmak
bir sesin uzak mesafelerden duyulabilmesi
Her voice carries well in this hall
Sesi bu salonda uzağa ulaşıyor
üzerinde bulundurmak
bir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
taşınmış
bir yerden başka bir yere götürülmüş olan
The goods were carried by truck
Mallar kamyonla taşındı
yol açmak
belirli bir sonuca veya etkiye neden olmak
This decision carries serious risks
Bu karar ciddi risklere yol açar
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry your books to the desk
Lütfen kitaplarını masaya taşı
istikrar
Sahnededeğişmeden kalma veya sağlam olma durumu
The country needs political stability
Ülkenin siyasi istikrara ihtiyacı var
yapma
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
She is making a cake
O bir pasta yapıyor
kazanmak
bir işten para elde etmek
She is making a lot of money
O çok para kazanıyor
nitelik
bir şeye katkıda bulunan özellik
He has the making of a champion
O şampiyon olma niteliğine sahip
yaptırmak
birini bir işi yapmaya neden olmak
She is making me clean the room
O bana odayı temizletiyor
değer vermek
Sahnedebir şeye çok önem vermek ve onu sevgiyle korumak
I cherish our friendship
Arkadaşlığımıza çok değer veriyorum
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
harcamak
bir şey için para vermek
I spend money on food
Yiyeceğe para harcıyorum
harcamak
bir amaç için para zaman veya emek kullanmak
I spent all my money
Tüm paramı harcadım
harcamak
bir şey karşılığında para vermek
I spend money on food
Yemek için para harcıyorum
geçirmek
bir şeyi yaparak zaman kullanmak
We spend time together
Birlikte zaman geçiriyoruz
zayıf
Sahnedegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
zayıf
gücü veya kuvveti az olan
He feels weak after being sick
Hastalandıktan sonra kendini zayıf hissediyor
tedavi süreci
Sahnedebir hastaya belirli bir süre boyunca uygulanan tıbbi işlemler bütünü
The doctor prescribed a new course of treatment
Doktor yeni bir tedavi süreci reçete etti
saray
Sahnedekral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
mahkeme
yasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
savurgan
Sahnedeparasını dikkatsizce ve gereğinden fazla harcayan kimse
He is a spendthrift who wasted his inheritance in a year
O mirasını bir yılda tüketen bir savurgandır
uzak
Sahnedebir şeye çok uzak olan
The stars are very distant
Yıldızlar çok uzaktır
mesafeli
arkadaş canlısı olmayan veya soğuk davranan
He seemed distant and cold
Mesafeli ve soğuk görünüyordu
uzak
yakın veya bağlantılı olmayan
We are distant relatives
Biz uzak akrabayız
öngörmek
Sahnedebir şey gerçekleşmeden önce onu tahmin etmek
I didn't foresee this problem
Bu sorunu öngörmemiştim
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
bak
dikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
eğlendirmek
Sahnedebirini mutlu veya ilgili tutmak
The clown entertained the children
Palyaço çocukları eğlendirdi
değerlendirmek
bir fikri veya olasılığı dikkate almak
He did not entertain the idea of leaving
Ayrılma fikrini değerlendirmedi
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
hazırlamak
Sahnedebir şeyi kullanıma uygun hale getirmek
She is preparing dinner
Akşam yemeğini hazırlıyor
savunmak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
savunmak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek için sebepler sunmak
She defended her decision
Kararını savundu
desteklemek
birinin veya bir şeyin tarafını tutmak
He defended his friend
Arkadaşını destekledi
soylu
Sahnedeyüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
asil
yüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sınıfa mensup
The noble family lived in a large castle
Soylu aile büyük bir kalede yaşıyordu
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
Sahnedebir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
birleşmek
Sahnedeortak bir amaç için bir araya gelmek
The team decided to unite for the project
Ekip proje için birleşmeye karar verdi
birleşmek
tek bir bütün haline gelmek
The two companies decided to unite
İki şirket birleşmeye karar verdi
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They want to unite the two groups
İki grubu birleştirmek istiyorlar
yarışma
Sahnedeinsanların kazanmaya çalıştığı bir etkinlik
She entered a photo contest
Bir fotoğraf yarışmasına katıldı
itiraz etmek
yasal bir ortamda bir şeye karşı çıkmak
He decided to contest the decision
Karara itiraz etmeye karar verdi
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
Sahnedebirinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
hak talep etmek
bir şeyin mülkiyetini istemek
He claimed his lost bag
Kayıp çantasını talep etti
iddia etmek
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She claims to be innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
tutmak
Sahnedebelirli bir miktar para gerektirmek
It costs ten dollars
On dolar tutuyor
mal olmak
bir şeye mal olmak
This mistake cost him his job
Bu hata ona işine mal oldu
mal olmak
bir şey için ödenmesi gereken para miktarı
This jacket costs fifty dollars
Bu ceket elli dolara mal oluyor
sahipsiz hayvan
Sahnedeevi olmayan veya kaybolmuş hayvan
I fed the stray cat outside
Dışarıdaki sahipsiz kediyi besledim
sahipsiz
sahibi olmayan veya kaybolmuş hayvan
He adopted a stray cat
Sahipsiz bir kediyi sahiplendi
başıboş
sahibi olmayan veya kaybolmuş hayvan
That stray dog is hungry
O başıboş köpek aç
sapmak
doğru yoldan veya gruptan uzaklaşmak
Do not stray from the path
Yoldan sapma
cevap
Sahnedebir soruya verilen yanıt
I am waiting for your answer
Cevabını bekliyorum
çözüm
bir sorunu çözmenin doğru yolu
I found the answer to the puzzle
Bulmacanın çözümünü buldum
cevap
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
The answer is not correct
Cevap doğru değil
yanıt
bilgi almak için kullanılan cümle veya ifade
I need an answer to this question
Bu soruya bir yanıt bekliyorum
anlık istek
Sahnedebir şeyi yapma yönündeki ani istek
He bought the car on a whim
Arabayı anlık bir istekle aldı
tahmin
Sahnedeyaklaşık bir hesaplama veya görüş
This is only a rough estimation
Bu sadece kaba bir tahmin
kanaat
bir kişi veya durum hakkındaki yargı veya inanç
In my estimation he is honest
Benim kanaatime göre o dürüst
savaşmak
Sahnedebir çatışmada veya savaşta yer almak
Soldiers fight with the enemy
Askerler düşmanla savaşır
fikir
Sahnedezihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
fikir
bir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
ya da
Sahnedeiki seçenekten biri veya diğeri
Either you stay or I go
Ya sen kalırsın ya da ben giderim
de
olumsuz cümlelerde de anlamı katar
I don't like it either
Ben de sevmiyorum
da
olumsuz cümlelerde benzer bir durumu belirtmek için kullanılır
I do not like apples and she does not either
Elma sevmiyorum ve o da sevmiyor
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya birinden uzaklaşmak
She left the office at five
Ofisten saat beşte ayrıldı
sol
sağın karşı tarafı
Turn left here
Buradan sola dön
kalmak
diğerleri gittikten sonra orada olmaya devam etmek
Only two cookies are left
Sadece iki kurabiye kaldı
bırakmak
bir şeyin belirli bir durumda olmasını sağlamak
He left the door open
Kapıyı açık bıraktı
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin doğru olduğu konusunda güvence vermek
I assure you that everything will be fine
Sana her şeyin yolunda gideceğine dair güvence veriyorum
güvence vermek
Sahnedebirine bir şeyin kesin olduğunu söyleyerek rahatlatmak
She assured me that the task was done
İşin bittiği konusunda bana güvence verdi
hatırlatmak
Sahnedebirine bir şeyi hatırlamasını sağlamak
Please remind me to call him
Lütfen ona telefon etmemi hatırlat
sonuç
Sahnedebir şeyin sonucunda meydana gelen durum
The result was surprising
Sonuç şaşırtıcıydı
yol açmak
bir şeyin meydana gelmesine neden olmak
Heavy rain resulted in flooding
Şiddetli yağmur sele yol açtı
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
ciddi
miktarı veya derecesi yüksek olan
It is a serious problem
Bu ciddi bir problem
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
düşmanlar
Sahnedebaşka birinden nefret eden veya onunla savaşan kişiler
They were enemies for years
Yıllarca düşmandılar
yeniden eğitim
Sahnedeyeni beceriler öğrenme süreci
The company offers re-training for employees
Şirket çalışanlar için yeniden eğitim sunuyor
hazine bakanı
Sahnedebir krallığın finansal işlerinden sorumlu yetkili
The master of coin manages the kingdom budget
Hazine bakanı krallığın bütçesini yönetir
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
uzun
Sahnedesüresi fazla olan
The meeting was long
Toplantı uzundu
arzulamak
bir şeyi çok istemek
I long to see you
Seni görmeyi çok arzuluyorum
uzun
bir uçtan diğer uca mesafesi fazla olan
The snake is very long
Yılan çok uzun
uzun süre
fazla miktarda
We did not wait long
Uzun süre beklemedik
dil
Sahnedekonuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
English is my mother tongue
İngilizce benim ana dilim
dil
Sahnedeağzın içinde tat almaya ve konuşmaya yarayan etli organ
He burned his tongue on the hot coffee
Sıcak kahveyle dilini yaktı
dil
besin olarak tüketilen hayvan dili
He tried eating beef tongue
O dana dili yemeyi denedi
diliyle dokunmak
bir şeye dilini değdirmek veya dil ile hareket ettirmek
The dog tongued the bone
Köpek kemiğe diliyle dokundu
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
bir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
genç insan yavruları
The children are playing in the park
Çocuklar parkta oynuyorlar
gençler
gelişme çağındaki insanlar
These children are studying for their exam
Bu gençler sınavlarına çalışıyorlar
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
delikanlı
Sahnedegenç bir erkek
The young lad helped me with my bags
Genç delikanlı çantalarımı taşımama yardım etti
oğlan
genç bir erkek çocuk veya genç adam
He is a bright lad
O zeki bir oğlan
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
kitap
sayfaları olan yazılı bir eser
I am reading a good book
İyi bir kitap okuyorum
ters geliş
Sahnedebebeğin doğumdan önce rahimde kalçası veya ayakları aşağıda olacak şekilde durması
The baby was in a breech position
Bebek ters gelişteydi
delik açmak
bir engel üzerinde boşluk oluşturmak
They managed to breech the wall
Duvarı delmeyi başardılar
oda
Sahnedebir binadaki büyük oda
They met in the council chamber
Konsey odasında buluştular
hazne
tüfek veya tabancada merminin ateşlenmeden önce yerleştirildiği kısım
He checked the chamber of his pistol
Tabancasının haznesini kontrol etti
namluya sürmek
mermiyi silahın ateşleme kısmına yerleştirmek
He chambered a round before entering the building
Binaya girmeden önce mermiyi namluya sürdü
oda
ortak bir amaç için çalışan grup
He joined the local chamber of commerce
Yerel ticaret odasına katıldı
yoksun olmak
Sahnedebir şeye sahip olmamak
They are wanting for nothing
Hiçbir şeyden yoksun değiller
anlaşıldı
Sahnedebir şeyin doğru veya gerçek olduğunu kavramak
I understood the lesson
Dersi anladım
anlamak
söylenen ya da belirtilen bir şeyi zihinsel olarak kavramak
I understood the main point
Ana noktayı anladım
eş
Sahnedehakları statüsü veya yeteneği başka biriyle aynı olan kişi
She is treated like an equal
Ona bir eş gibi davranılıyor
eşit olmak
değer veya anlam bakımından aynı olmak
Two plus two is equal to four
İki artı iki dörde eşittir
eşit
değer durum veya miktar bakımından aynı olan
The two pieces of cake are equal in size
İki kek parçası eşit boyutta
tatlandırıcı
şeker yerine kullanılan yapay bir marka
I put Equal in my coffee
Kahveme Equal koyuyorum
konmak
Sahnedebir yüzeye gelip yerleşmek
The bird is landing on the branch
Kuş dala konuyor
iniş yeri
uçak veya teknelerin varmak için kullandığı yer
The plane reached the landing
Uçak iniş yerine ulaştı
kara
dünyanın katı yüzeyi
They stepped onto the landing
Katı zemine adım attılar
iniş
bir hava taşıtının yere gelme süreci
The plane is ready for landing
Uçak inişe hazır
sona ermek
Sahnedebir olayın veya etkinliğin bitiş noktasına gelmesi
The concert came to a close after two hours
Konser iki saat sonra sona erdi
istikrarsızlaştırmak
Sahnedeistikrarını bozmak
The crisis could destabilize the economy
Kriz ekonomiyi istikrarsızlaştırabilir
memnuniyetle
Sahnedemutlu veya istekli bir şekilde
I will gladly help you
Sana memnuniyetle yardım ederim
ipek
Sahnedeipekböceklerinden üretilen yumuşak ve parlak bir kumaş
This scarf is made of silk
Bu atkı ipekten yapılmıştır
sallamak
Sahnedebir şeyi hızlıca bir taraftan diğer tarafa hareket ettirmek
The dog wagged its tail
Köpek kuyruğunu salladı