

House Of The Dragon — 1. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
569 kelime
Seviye
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
mutlu bir şekilde
Sahnedemutlu veya neşeli bir şekilde
She smiled happily
Mutlu bir şekilde gülümsedi
sıyrılmak
Sahnedebir şeyden veya birinden kaçmak ya da kurtulmak
The thief eluded the police
Hırsız polisten sıyrıldı
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
bildirmek
birine bir şeyi haber vermek
Let me know your answer
Cevabını bana bildir
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The manager had to let him go
Müdür onu işten çıkarmak zorunda kaldı
hayal kırıklığına uğratmak
beklentileri karşılayamamak
I will not let you down
Seni hayal kırıklığına uğratmayacağım
uyarmak
Sahnedebirine olası bir tehlike hakkında ikazda bulunmak
He cautioned her about the icy road
Onu buzlu yol konusunda uyardı
dikkat
tehlikeden kaçınmak için gösterilen özen
Handle the glass with caution
Camı dikkatle tutun
ihtar
birinin bir hata yaptığını belirten resmi bildirim
The player received a caution for the foul
Oyuncu faul yaptığı için ihtar aldı
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
büyük yangın
Sahnedebüyük ve tehlikeli yangın
The conflagration spread rapidly through the forest
Büyük yangın orman boyunca hızla yayıldı
daha az miktarda
Sahnededaha küçük bir miktar veya sayı
I want less water
Daha az suya ihtiyacım var
kutsamak
tanrıdan korumasını veya yardım etmesini istemek
May God bless you
Tanrı seni kutsasın
sayısız
sayılamayacak kadar çok
The stars are endless
Yıldızlar sayısızdır
siz eki
bir şeyin bulunmadığını belirten son ek
She is fearless
O korkusuz
yaptı
Sahnedebir şeye sebep olmak
He made me laugh
Beni güldürdü
kurtarmış
çok iyi veya rahat bir durumda olmak
You have got it made with this job
Bu işle hayatını kurtardın
zorlamak
birini bir şey yapmaya mecbur bırakmak
He made me wait outside
Beni dışarıda beklemeye zorladı
kazanmak
çalışarak para elde etmek
He made a lot of money last year
O geçen yıl çok para kazandı
yapılmış
bir şeyi oluşturmak veya meydana getirmek
She made a cake for the party
O parti için bir kek yaptı
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
yaratık
Sahnedehayvan veya canlı varlık
The sea is full of strange creatures
Deniz tuhaf yaratıklarla doludur
yaratık
hayvan veya başka bir canlı varlık
The ocean is full of strange creatures
Okyanus garip yaratıklarla dolu
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
beklenmek
Sahnedebir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
tebaa
Sahnedehükümdarın veya devletin yönetimi altındaki kişi
He is a loyal subject of the queen
O kraliçenin sadık bir tebaasıdır
konu
tartışılan veya üzerinde konuşulan tema
This is a difficult subject
Bu zor bir konu
maruz bırakmak
birini hoş olmayan bir duruma sokmak
He subjected the prisoner to torture
Mahkumu işkenceye maruz bıraktı
tebaa
bir hükümdarın yönetimi altındaki kimse
The king protected his subjects
Kral tebaasını korudu
düzen
Sahnedeşeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı
sipariş etmek
bir restoranda yemek ya da içecek istemek
I want to order a pizza
Bir pizza sipariş etmek istiyorum
atalardan kalma
Sahnedeatalara ait olan veya geçmiş kuşaklardan gelen
They returned to their ancestral home
Atalarından kalma evlerine geri döndüler
mahkeme
Sahnedeyasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saray
Sahnedekral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
incelemek
Sahnedebir şeyi büyük bir dikkatle okumak veya incelemek
She pored over the documents all morning
Belgeleri tüm sabah dikkatle inceledi
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
işgal
Sahnedebir yeri zorla ele geçirme eylemi
The army ended the occupation
Ordu işgali sona erdirdi
meslek
bir kişinin para kazanmak için yaptığı iş
What is your occupation?
Mesleğiniz nedir?
sık sık
Sahnedebirçok kez veya düzenli olarak
I often visit my grandmother
Büyükannemi sık sık ziyaret ederim
ilerlemek
Sahnedeileriye doğru gitmek
The army continued to advance
Ordu ilerlemeye devam etti
avans
kazanılmadan önce verilen para
I asked for a salary advance
Maaş avansı istedim
kur yapma
birine romantik veya cinsel olarak yakınlaşma girişimi
He made a romantic advance
Romantik bir yakınlaşma girişiminde bulundu
önceden
bir şey gerçekleşmeden önce
Please book the tickets in advance
Lütfen biletleri önceden ayırtın
yetersiz
Sahnedebir şeyin yeterli miktarda olmaması
I am short of money
Param yetersiz
neredeyse
neredeyse ama tam değil
He stopped short of the finish line
Bitiş çizgisinin biraz önünde durdu
hariç
bir şeyi dışarıda tutan
Everyone was there short of my brother
Kardeşim hariç herkes oradaydı
cesaret etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya cesareti olmak
He didn't dare to jump
Atlamaya cesaret edemedi
meydan okuma
cesaret göstermek için yapılan riskli eylem
I accepted the dare
Meydan okumayı kabul ettim
cesaret etmek
risk almaya veya yeni şeyler denemeye istekli olmak
She dared to sing on the stage
O sahnede şarkı söylemeye cesaret etti
sinyal
Sahnederadyo veya elektrik aracılığıyla gönderilen mesaj
I cannot get a signal here
Burada sinyal alamıyorum
işaret
bilgi veren bir işaret veya ses
The red light is a signal to stop
Kırmızı ışık durmak için bir işarettir
sinyal
birine gönderilen mesaj veya işaret
He sent a signal for help
Yardım için bir sinyal gönderdi
işaret etmek
birine mesaj veya belirti göndermek
She signaled me to come here
Bana buraya gelmem için işaret etti
kolay
Sahnedeyapılması veya anlaşılması zor olmayan
This math test was easy
Bu matematik sınavı kolaydı
yumuşak
sert veya katı olmayan
Be easy with her
Ona karşı yumuşak ol
elbette
bir isteği kabul ederken veya onaylarken kullanılan ifade
Can you do this? Easy
Bunu yapabilir misin? Elbette
rahat
endişeli olmayan ve sakin
She has an easy personality
O rahat bir kişiliğe sahip
kolay
yapılması zor olmayan
This math problem is easy
Bu matematik problemi kolay
yarı
Sahnedeoyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
yarı
tam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
sürgün etmek
Sahnedebirini bir yerden ayrılmaya zorlamak
They banished the criminal from the city
Suçluyu şehirden sürgün ettiler
sürgün etmek
birini bir yerden zorla uzaklaştırmak
They decided to banish him from the kingdom
Onu krallıktan sürgün etmeye karar verdiler
tırmanmak
Sahnedeeller ve ayakları kullanarak yukarı doğru hareket etmek
He began to ascend the mountain
Dağa tırmanmaya başladı
yükselmek
bir yerden yukarı doğru hareket etmek
The balloon started to ascend into the sky
Balon gökyüzüne doğru yükselmeye başladı
hesaplanamaz
Sahnedesayılamayacak veya ölçülemeyecek kadar büyük olan
The value of his help is incalculable
Yardımının değeri hesaplanamaz
hoşlanmamak
Sahnedebir şeyden zevk almamak veya sevmemek
I mislike the cold weather
Soğuk havadan hoşlanmıyorum
aptal
Sahnedemantıklı veya zeki olmayan
That was a stupid mistake
Bu aptalca bir hataydı
aptal
aptal veya sinir bozucu kişi
Stop being so stupid
Bu kadar aptal olma
hevesli
Sahnedebir şeyi yapmaya çok istekli olan
He is hot to start his new job
Yeni işine başlamak için çok hevesli
sıcak
yüksek sıcaklıkta olan
The coffee is hot
Kahve sıcak
popüler
şu an çok ilgi gören
This game is hot
Bu oyun çok popüler
popüler
çok beğenilen veya talep gören
That game is very hot right now
O oyun şu an çok popüler
sıcak
yüksek ısıya sahip olan
The coffee is very hot
Kahve çok sıcak
başkomutan
Sahnedebir grubun veya görevin başındaki yetkili kişi
The lord commander gave orders to the troops
Başkomutan birliklere emirleri verdi
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
servis botu
Sahnedebüyük bir gemiye insan taşımak için kullanılan küçük tekne
They took a tender to the shore
Kıyıya bir servis botuyla gittiler
yumuşak
çiğnemesi veya kesmesi kolay
The meat is very tender
Et çok yumuşak
sunmak
bir şeyi resmi olarak sunmak
He decided to tender his resignation
İstifasını sunmaya karar verdi
şefkatli
nazik ve sevgi dolu
He was tender with the baby
Bebeğe karşı çok şefkatliydi
centilmenlik
Sahnedeherkese eşit veya makul şekilde davranma
He is known for his fair play
O centilmenliğiyle bilinir
kabul etmek
Sahnedesunulan bir şeyi almak
I will take it
Onu kabul edeceğim
öyle varsaymak
kanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I take it you agree
Katıldığını varsayıyorum
başa çıkmak
bir sorunla veya durumla mücadele etmek
Can you take it
Bununla başa çıkabilir misin
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere yer değiştirmek
Please take it to the kitchen
Lütfen bunu mutfağa taşı
kabul etmek
kendisine sunulanı almak
You should take it as a gift
Onu bir hediye olarak kabul etmelisin
dayanmak
zor bir duruma katlanmak
I cannot take it anymore
Artık buna dayanamıyorum
kabullenmek
bir durumu olduğu gibi kabul etmek
You have to take it as it is
Onu olduğu gibi kabullenmelisin
almak
bir şeyi tutup yanına götürmek
Take it with you
Onu yanına al
aceleci
Sahnedeaceleyle yapılmış
It was a hasty decision
Aceleci bir karardı
savunmak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmemesi için korumak
The army defended the city
Ordu şehri savundu
savunmak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek için sebepler sunmak
She defended her decision
Kararını savundu
desteklemek
birinin veya bir şeyin tarafını tutmak
He defended his friend
Arkadaşını destekledi
es geçmek
Sahnedebirini veya bir şeyi dikkate almamak veya seçmemek
They decided to pass over him for the job
İşe alımda onu es geçmeye karar verdiler
es geçmek
birini görmezden gelip yerine başkasını seçmek
They passed him over for the promotion
Terfi için onu es geçtiler
ölmek
yaşamın sona ermesi
He decided to pass over peacefully
Huzur içinde ölmeyi seçti
görmezden gelmek
birini veya bir şeyi seçmemek
They decided to pass over his application
Başvurusunu görmezden gelmeye karar verdiler
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
komplo
Sahnedekötü bir şey yapmak için hazırlanan gizli plan
They discovered the plot against the king
Krallığa karşı kurulan komployu ortaya çıkardılar
arsa
toprağın küçük bir parçası
He bought a small plot of land
Küçük bir arsa satın aldı
olay örgüsü
bir hikayenin ana olayları
The plot of the movie is exciting
Filmin olay örgüsü heyecan verici
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
şu an
şimdiki zaman dilimi
I am busy at the moment
Şu anda meşgulüm
an
çok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment please
Lütfen bir an bekleyin
süre
oldukça kısa bir zaman parçası
It only took a moment
Sadece kısa bir süre aldı
hesaplamak
Sahnedebir durumun sonucunu önceden dikkatlice düşünmek
He calculated the risks before deciding
Karar vermeden önce riskleri hesapladı
hesaplamak
sayılar kullanarak bir sonucu bulmak
He can calculate the total cost
Toplam maliyeti hesaplayabilir
hesaplamak
sayıları veya bilgileri kullanarak bir sonuca ulaşmak
Can you calculate the total cost
Toplam maliyeti hesaplayabilir misin
planlar
Sahnedebir işi yapmak için hazırlanan detaylı tasarı
I have plans for the weekend
Hafta sonu için planlarım var
planlar
gelecekteki bir etkinlik için yapılan hazırlıklar
We have plans for our vacation
Tatilimiz için planlarımız var
kılıfına sokmak
Sahnedebir şeyi kılıf veya koruyucu bir kabın içine yerleştirmek
He sheathed his knife carefully
Bıçağını dikkatlice kılıfına soktu
sıcaklık
Sahnederahatlatıcı bir ısı düzeyi
I love the warmth of the sun
Güneşin sıcaklığını seviyorum
sıcaklık
dostça ve nazik bir duygu
She received them with great warmth
Onları büyük bir sıcaklıkla karşıladı
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
birini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
oturum
Sahnedebir etkinliğin gerçekleştiği zaman dilimi
The training session starts at ten
Eğitim oturumu saat onda başlar
oturum
bir faaliyet için ayrılan zaman dilimi
The training session lasted two hours
Eğitim oturumu iki saat sürdü
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
ayrılmak
Sahnedebir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
Sahnedebir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
izin
bir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
ertelemek
Sahnedebir şeyi daha sonraki bir zamana bırakmak
We had to put off the meeting
Toplantıyı ertelemek zorunda kaldık
ertelemek
yapılması gereken bir işi geciktirmek
Don't put off your homework
Ödevini erteleme
soğutmak
birinin bir şeye olan ilgisini azaltmak
His bad attitude put me off the job
Kötü tavrı beni işten soğuttu
rahatsız olmak
bir şeyden dolayı hafif öfke veya huzursuzluk hissetmek
The noise put me off my work
Gürültü çalışmamdan beni rahatsız etti
uzaklaştırmak
Sahnedebirinin bir yeri terk etmesini istemek
The teacher sent the noisy student away
Öğretmen gürültücü öğrenciyi uzaklaştırdı
öfke
Sahnedeçok büyük bir kızgınlık veya hiddet duygusu
The decision provoked the ire of the community
Karar topluluğun öfkesini tetikledi
rahat bırakmamak
Sahnedesürekli sıkıntı veya endişe vermek
The memory of the accident haunts him
Kazanın anısı onu rahat bırakmıyor
musallat olmak
bir yere hayalet olarak gelmek
Ghosts haunt this old house
Hayaletler bu eski eve musallat olur
uğrak yeri
birinin eğlenmek veya sosyalleşmek için sık sık gittiği yer
This cafe is a popular haunt for local students
Bu kafe yerel öğrenciler için popüler bir uğrak yeridir
sık uğramak
bir yere çok sık gitmek
He likes to haunt this local cafe
O bu yerel kafeye sık uğramayı sever
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
Choose your favorite color
En sevdiğin rengi seç
seçmek
bir karar vererek tercihini yapmak
You must choose a path
Bir yol seçmelisin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
This is the chosen one
Bu seçilmiş olandır
ev halkı
Sahnedebir evde yaşayan tüm kişiler
The household consists of five people
Ev halkı beş kişiden oluşuyor
hane halkı
aynı evde birlikte yaşayan insanlar
There are four people in my household
Hane halkımızda dört kişi var
turnuva
Sahnedeinsanlar veya takımlar arasındaki yarışma
He won the tennis tourney last week
Geçen hafta tenis turnuvasını kazandı
sahil
Sahnededenizin yanındaki kara parçası
We walked along the coast
Sahil boyunca yürüdük
zahmetsizce ilerlemek
çok çaba sarf etmeden yol almak
The bike coasted down the hill
Bisiklet yokuş aşağı zahmetsizce ilerledi
evlenme teklif etmek
Sahnedebirine kendisiyle evlenmesini istemek
He proposed to her last night
Dün gece ona evlenme teklif etti
önermek
Sahnedebir fikir veya plan sunmak
I propose a new plan
Yeni bir plan öneriyorum
evlenme teklif etmek
birine kendisiyle evlenmesini istemek
He decided to propose
Evlenme teklif etmeye karar verdi
kumaş
Sahnedeliflerin dokunmasıyla elde edilen malzeme
This cloth is very soft
Bu kumaş çok yumuşak
ruhban sınıfı
dini liderlerin oluşturduğu grup
He entered the cloth
Ruhban sınıfına katıldı
hasta
Sahnedesağlıklı hissetmeyen
She is too ill to work
Çalışamayacak kadar hasta
dökmek
bir sıvıyı kazara yere akıtmak
He spilled the milk
Sütü döktü
kadar
bir vakte dek
Wait till tomorrow
Yarına kadar bekle
kötü
iyi veya olumlu olmayan
He speaks ill of his neighbors
Komşuları hakkında kötü konuşuyor
varis
Sahnedebiri öldüğünde mal varlığını devralacak kişi
He is the only heir to his father's fortune
O babasının servetinin tek varisidir
varis
Sahnedebir unvanı mülkü veya makamı devralacak kişi
He is the sole heir to the family fortune
Aile servetinin tek varisi odur
dikkat etmek
Sahnededikkatli olmak
Take care on the road
Yolda dikkatli ol
ilgilenmek
birine veya bir şeye bakmak
She takes care of her sister
Kız kardeşine bakıyor
ilgilenmek
birinin veya bir şeyin sorumluluğunu üstlenmek
He takes care of his little sister
O kız kardeşiyle ilgileniyor
bakmak
birine veya bir şeye göz kulak olmak
I will take care of the baby
Bebeğe ben bakacağım
yankesici
Sahnedebaşkalarının eşyalarını gizlice çalan kimse
The cutpurse stole his wallet
Yankesici cüzdanını çaldı
pelerin
Sahnedebol dış giysi
He wore a black cloak
Siyah bir pelerin giydi
gizlemek
bir şeyi tamamen saklamak veya örtmek
The mountain was cloaked in thick fog
Dağ kalın bir sisle kaplanmıştı
en sevilen
Sahnedediğerlerinden daha çok sevilen
Blue is my favorite color
Mavi benim en sevdiğim renktir
favori
en çok tercih edilen
This is my favorite song
Bu benim favori şarkım
tam mülkiyet
Sahnedebir araziye ve üzerindeki yapılara tamamen sahip olma hakkı
He bought the freehold of the house
Evin tam mülkiyetini satın aldı
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
ücretsiz
bedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
müsait
yapacak işi veya zorunluluğu olmayan
I am free this afternoon
Bu öğleden sonra müsaitim
yükümlülük
Sahnedebir kural veya söz nedeniyle yapılması gereken şey
It is my obligation to help
Yardım etmek benim yükümlülüğüm
reşit olmak
Sahnedeyasal olarak yetişkin sayılan yaşa ulaşmak
She came of age when she turned eighteen
On sekiz yaşına bastığında reşit oldu
-den beri
Sahnedegeçmişteki bir noktadan günümüze kadar
I have lived here since 2010
2010'dan beri burada yaşıyorum
için
bir sebepten dolayı
Since it is raining we stayed home
Yağmur yağdığı için evde kaldık
den beri
geçmişteki bir zamandan şimdiye kadar
I have been here since morning
Sabahtan beri buradayım
çok eski
Sahnedeoldukça yaşlı veya eski
This building is ancient
Bu bina çok eski
antik
çok eski zamanlara ait
I love ancient history
Antik tarihi seviyorum
teşvik
Sahnedebirini bir şey yapmaya ikna etme çabası
Her words were a strong urge to study
Onun sözleri ders çalışmak için güçlü bir teşvikti
dürtü
bir şeyi yapmaya yönelik güçlü arzu veya istek
I had a sudden urge to laugh
Aniden gülme isteği duydum
teşvik etmek
birini bir şey yapmaya kuvvetle yönlendirmek
I urge you to follow your dreams
Hayallerinin peşinden gitmeni şiddetle tavsiye ederim
ısrar etmek
birinden bir şey yapmasını kuvvetle istemek
He urged me to tell the truth
Doğruyu söylemem için bana ısrar etti
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü