

House Of The Dragon — 2. Sezon Bölüm 1
Kelimeler ve anlamları
571 kelime
Seviye
kulak
Sahnedeişitmemizi sağlayan organ
I have two ears
İki kulağım var
kulak
bir şeyi anlama veya ayırt etme yeteneği
She has a good ear for music
Müziğe iyi bir kulağı var
kulak
bir şeyi fark etme veya değerlendirme yeteneği
She has a good ear for music
Onun iyi bir müzik kulağı var
erişim
önemli bir kişiye ulaşma ve onu etkileme yetisi
She has the ear of the director
Onun müdüre doğrudan erişimi var
yola çıkmak
Sahnedebir yolculuğa veya faaliyete başlamak üzere bir yerden ayrılmak
He sallied forth into the rain to start his mission
Görevine başlamak için yağmurun içine doğru yola çıktı
ileri atılmak
bir yerden cesurca dışarı çıkıp harekete geçmek
They sallied forth into the unknown
Bilinmeyene doğru ileri atıldılar
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
nihai
Sahnedebir sürecin sonunda meydana gelen
The eventual outcome was good
Nihai sonuç iyiydi
ile değiştirmek
Sahnedebir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I will exchange this shirt for a smaller size
Bu gömleği daha küçük bir bedenle değiştireceğim
takas etmek
bir şeyi verip karşılığında başka bir şey almak
I want to exchange this shirt for a larger size
Bu gömleği daha büyük bir bedenle takas etmek istiyorum
aile
Sahnedekan veya evlilikle birbirine bağlı kişiler
I love my family
Ailemi seviyorum
yemek tarifi
yemek hazırlamak için gerekli talimatlar
Please follow the family for this dish
Lütfen bu yemek için tarifi izle
bölüm
bir televizyon dizisinin parçası
I watched the first family of the show
Dizinin ilk bölümünü izledim
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durdurmak
bir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
önce
Sahnedeşimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
terk etmek
Sahnedearkada bırakmak veya vazgeçmek
He had to abandon his car
Arabasını terk etmek zorunda kaldı
terk etmek
birini veya bir yeri bırakıp gitmek
They had to abandon the ship
Gemiyi terk etmek zorunda kaldılar
kendinden geçme
kısıtlanmış veya kontrol altında hissetmeme durumu
She danced with total abandon
O tamamen kendinden geçerek dans etti
bir yerde yaşamak
Sahnedebelirli bir yerleşkede veya alanda ikamet etmek
Students live on campus
Öğrenciler kampüste yaşıyor
-de yaşamak
bir yerde ikamet etmek
I live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorum
geçinmek
hayatta kalmak için belirli bir yiyecek veya para miktarıyla yaşamak
They live on bread and water
Onlar ekmek ve suyla geçiniyorlar
canlı yayın
internet üzerinden sunulan canlı veya kayıtlı video ya da ses
The event is live on the internet
Etkinlik internette canlı yayında
varlığını sürdürmek
yok olmadan var olmaya devam etmek
The story will live on
Hikaye sonsuza dek yaşayacak
kılıç
Sahnedesavaşmak için kullanılan uzun metal bir bıçak
The knight has a sword
Şövalyenin bir kılıcı var
güvenmek
Sahnedeyardım için birine veya bir şeye ihtiyaç duymak
You can rely on me
Bana güvenebilirsin
bel bağlamak
destek veya yardım için birine güvenmek
We rely on the bus to get to work
İşe gitmek için otobüse bel bağlıyoruz
güvenmek
birine inanmak veya ona güven duymak
I rely on my best friend
En iyi arkadaşıma güvenirim
hain
Sahnedeülkesine veya liderine ihanet eden
His treasonous acts were condemned by everyone
Hain eylemleri herkes tarafından kınandı
etkinlik
Sahnedeyapılan bir şey
Reading is a fun activity
Okumak eğlenceli bir etkinliktir
etkinlik
eğlenmek veya çalışmak için yapılan şey
What is your favorite activity
En sevdiğin etkinlik nedir
etkinlik
insanların vakit geçirmek için yaptığı şeyler
We planned a fun activity for the afternoon
Öğleden sonra için eğlenceli bir etkinlik planladık
faaliyet
bir işin yapılması sırasındaki hareketlilik
There is a lot of activity in the city center
Şehir merkezinde çok faaliyet var
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
torun
Sahnedeçocuğun oğlu
He is my grandson
O benim torunum
erkek torun
oğlunun veya kızının oğlu
My grandson is five years old
Erkek torunum beş yaşında
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson loves to play soccer
Erkek torunum futbol oynamayı seviyor
erkek torun
oğlunuzun veya kızınızın erkek çocuğu
My grandson is playing in the garden
Erkek torunum bahçede oynuyor
tehdit etmek
Sahnedebirini korkutmak veya tehlikede olduğunu hissettirmek
He threatened to call the police
Polisi aramakla tehdit etti
tehdit etmek
Sahnedebirini veya bir şeyi tehlikeye sokmak
Smoking threatens your health
Sigara içmek sağlığını tehdit eder
tehdit etmek
birine zarar vereceğini söyleyerek gözdağı vermek
He threatened to quit his job
İşinden istifa etmekle tehdit etti
orospu
Sahnedebir kişiye karşı kullanılan çok kaba ve hakaret içerikli bir söz
He was being a complete cunt
Tam bir orospu gibi davranıyordu
am
kadın cinsel organı için kullanılan çok kaba bir sözcük
The word is a vulgar term for female genitalia
O kelime kadın cinsel organı için kaba bir terimdir
pislik
sevimsiz ya da aptal bir insan için kullanılan çok kaba bir sözcük
Some people call an unpleasant person a cunt
Bazı insanlar hoş olmayan birine pislik derler
düşmanlar
Sahnedebaşka birinden nefret eden veya onunla savaşan kişiler
They were enemies for years
Yıllarca düşmandılar
yokluk
Sahnedebir yerde bulunmama durumu
His absence was noticed by everyone
Yokluğu herkes tarafından fark edildi
ilk insanlar
Sahnedebir gruptaki veya hikayedeki en eski insanlar
The first men lived in caves
İlk insanlar mağaralarda yaşadı
durmak
Sahnedebir şeyin yanında veya yakınında konumlanmak
He stands at the door
Kapının önünde duruyor
kurmak
Sahnedebir şeyi kurmak veya meydana getirmek
They want to establish a new company
Yeni bir şirket kurmak istiyorlar
kanıtlamak
bir şeyin doğru olduğunu göstermek
The evidence established the truth
Kanıtlar gerçeği kanıtladı
huzura kabul
Sahnedeönemli bir kişiyle yapılan resmi görüşme
He requested an audience with the King
Kral ile bir görüşme talep etti
izleyici
bir performansı izleyen veya dinleyen kişiler
The audience cheered after the song
İzleyiciler şarkıdan sonra tezahürat yaptı
seyirci
bir şeyi izleyen dinleyen veya okuyan insan grubu
The audience enjoyed the show
Seyirci gösteriden keyif aldı
kavga
Sahnedeiki kişi arasındaki fiziksel veya sözlü çatışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
mücadele etmek
bir şeyi durdurmak veya engellemek için çok çabalamak
We must fight the disease
Hastalıkla mücadele etmeliyiz
savaşmak
bir kavgada veya savaşta yer almak
Soldiers fight to protect their country
Askerler ülkelerini korumak için savaşırlar
özdenetim
Sahnededuyguları veya davranışları kontrol etme becerisi
He showed great restraint during the argument
Tartışma sırasında büyük bir özdenetim gösterdi
kısıtlayıcı
hareketi sınırlamak için kullanılan araç
The safety restraint held him in place
Güvenlik kısıtlayıcısı onu yerinde tuttu
kısıtlama
bir şeyi yapmanızı engelleyen şey
There are no restraints on her power
Gücü üzerinde hiçbir kısıtlama yok
bağlı olmak
Sahnedebir şeye göre değişmek veya bir şeyin etkisinde olmak
It depends on the weather
Hava durumuna bağlı
rahatlama
Sahnedezor bir durumdan kısa süreli kurtuluş veya dinlenme
The rain provided a brief respite from the heat
Yağmur sıcaktan kısa bir rahatlama sağladı
mola
iş veya etkinlikten kısa bir süreliğine uzaklaşıp dinlenme
I need a short respite from work
İşten kısa bir molaya ihtiyacım var
teslim etmek
Sahnedebir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
yerine getirmek
Sahnedevaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
doğurtmak
bir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
sunmak
bir topluluğa resmi bir konuşma yapmak
The professor will deliver a lecture today
Profesör bugün bir ders sunacak
saygı göstergesi
Sahnedesaygı veya onur göstermek için verilen şey
The concert was a tribute to the singer
Konser şarkıcıya bir saygı göstergesiydi
ikiz kardeş
Sahnedeaynı anda doğan iki çocuktan biri
I have a twin brother
Bir ikiz kardeşim var
ikiz
aynı anda doğan iki kişiden her biri
They are twins
Onlar ikizler
samimi
Sahnedene hissettiğini veya düşündüğünü dürüstçe söyleyen
He gave a sincere apology
Samimi bir özür diledi
soylu
Sahnedesoylu bir aileden gelen
She was a highborn lady
O soylu bir hanımefendiydi
teklif
Sahnedebir işin yapılması için sunulan öneri
They made a generous offering of help
Cömert bir yardım teklifinde bulundular
teklif
birine bir şeyi alma fırsatı verme
The company is offering a discount
Şirket bir indirim sunuyor
sunu
Tanrıya veya birine verilen hediye
The villagers brought an offering to the temple
Köylüler tapınağa bir sunu getirdiler
sunma
bir şeyi birinin kabul etmesi veya reddetmesi için ortaya koyma
He is offering his help to me
Bana yardımını sunuyor
ördek yavrusu
Sahnedeördeğin yavrusu
The duckling is swimming
Ördek yavrusu yüzüyor
üzmek
Sahnedebirini üzgün veya endişeli hissettirmek
Please do not upset her
Lütfen onu üzme
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
üzgün
mutsuz veya endişeli hissetme durumu
She felt upset after the argument
Tartışmadan sonra üzgün hissetti
bozmak
bir şeyin düzenini veya işleyişini aksatmak
The rain upset our plans
Yağmur planlarımızı bozdu
sürdürmek
Sahnedebir şeyi uzun süre devam ettirmek
It is hard to sustain this growth
Bu büyümeyi sürdürmek zordur
maruz kalmak
kötü bir durumu veya yaralanmayı yaşamak
He sustained a serious injury
Ciddi bir yaralanma geçirdi
sürdürmek
birinin yaşaması veya iyi hissetmesi için gerekeni sağlamak
Food and water sustain life
Yiyecek ve su yaşamı sürdürür
ejderha
Sahnedehikayelerde geçen uçabilen büyük kertenkele benzeri hayali yaratık
The dragon breathes fire
Ejderha ateş püskürtür
ejder
Game of Thrones kurgusal evrenindeki bir para birimi
He paid for his meal with a gold dragon
Yemeği için bir altın ejder ile ödeme yaptı
ejderha
Uzun kuyruklu ve pürüzlü derili devasa bir sürüngen
The dragon flew over the mountain
Ejderha dağın üzerinden uçtu
dil
konuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
Dragon is a language
Dragon bir dildir
denize açılmak
Sahnedebir gemiyle karadan ayrılıp seyahate başlamak
The ship will put out to sea today
Gemi bugün denize açılacak
gelmek
Sahnedebir yere ulaşma
The train is coming
Tren geliyor
gelecek
Sahnedeyakın zamanda olacak olan
The coming weeks will be busy
Gelecek haftalar yoğun geçecek
gelen
bir yerden bir yere doğru hareket eden
My friend is coming to my house
Arkadaşım evime geliyor
en azından
Sahnedebir sorun olsa da olumlu bir yanını belirtmek için kullanılır
At least it is not raining
En azından yağmur yağmıyor
en az
Sahnedebelirtilen miktardan daha az olmayan
I need at least ten dollars
En az on dolara ihtiyacım var
bari
yapılması beklenen en basit şeyi belirtmek için kullanılır
You could at least say sorry
Bari özür dileyebilirdin
en azından
hiç değilse biraz olsun
It is at least warm here
Burası en azından sıcak
oturmak
Sahnedeağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
ev halkı
Sahnedebir evde yaşayan tüm kişiler
The household consists of five people
Ev halkı beş kişiden oluşuyor
hane halkı
aynı evde birlikte yaşayan insanlar
There are four people in my household
Hane halkımızda dört kişi var
gemi
Sahnededenizde seyahat eden büyük deniz taşıtı
The large ship crossed the ocean
Büyük gemi okyanusu geçti
göndermek
malları göndermek veya taşımak
We will ship the order tomorrow
Siparişi yarın göndereceğiz
durum belirten ek
bir durum veya nitelik ifade eden son ek
Friendship is very important
Arkadaşlık çok önemlidir
yakıştırmak
iki kişiyi romantik bir çift olarak desteklemek
I ship those two characters
O iki karakteri birbirine yakıştırıyorum
başlangıç
Sahnedebir şeyin başlama anı
The onset of winter was sudden
Kışın başlangıcı ani oldu
caydırmak
Sahnedebirini bir şey yapmaktan vazgeçirmek
The high price deterred them from buying the house
Yüksek fiyat onları evi satın almaktan caydırdı
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
ısmarlamak
birinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
bir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
gemi yapımcısı
Sahnedegemi inşa eden veya tasarlayan kişi
The shipwright repaired the boat
Gemi yapımcısı tekneyi onardı
dışarı
Sahnedebir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
nedeniyle
bir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
onuncu
Sahnedesıralamada onuncu sırada gelen
She is the tenth student to arrive
O gelen onuncu öğrenci
hareket
Sahnedebir konumun veya yerin değiştirilmesi eylemi
The sudden movement scared the bird
Ani hareket kuşu korkuttu
hareket
ortak bir amaç için birlikte çalışan insan grubu
They started a new social movement
Yeni bir sosyal hareket başlattılar
dışkılama
vücuttan atıkların çıkarılması eylemi
The doctor asked about his bowel movement
Doktor dışkılaması hakkında sordu
-dığı sürece
Sahnedebir durumun gerçekleştiği müddetçe
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece burada kalabilirsin
kadar uzun
bir şeyin devam ettiği süre veya mesafe
The movie was not as long as the book
Film kitap kadar uzun değildi
sürece
bir koşula bağlı olarak
You can stay as long as you are quiet
Sessiz olduğun sürece kalabilirsin
şartıyla
bir koşulun gerçekleşmesi durumunda
I will go as long as you come too
Sen de gelirsen gitme şartıyla geleceğim
gerekli
Sahnedeyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
gerekli
yapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
derin
Sahnedeçok güçlü veya yoğun
He has a deep love for music
Müziğe karşı derin bir sevgisi var
derin
yüzeyden çok aşağıya inen
The ocean is very deep
Okyanus çok derindir
kalın
düşük tona sahip olan
He has a deep voice
Onun kalın bir sesi var
zengin
çok parası olan
He has deep pockets
Onun çok parası var
dilekçe
Sahnedebirçok kişi tarafından imzalanan yazılı talep
They signed a petition
Bir dilekçeye imza attılar
başlık
Sahnedekitap veya film gibi bir eserin adı
What is the title of the book?
Kitabın başlığı nedir?
şampiyonluk
bir sporda en iyinin kim olduğuna karar veren yarışma
He won the world boxing title
Dünya boks şampiyonluğunu kazandı
tapu
bir mülkün kime ait olduğunu gösteren yasal belge
She holds the title to the house
Evin tapusuna o sahip
unvan
bir kişinin sosyal veya mesleki konumunu gösteren sözcük
He has the title of professor
Profesör unvanına sahip
borçlu olmak
Sahnedebaşarısını veya durumunu birine borçlu olduğunu hissetmek
I owe my success to my parents
Başarımı aileme borçluyum
tamamen
Sahnedetamamen veya bütünüyle
It was purely accidental
Tamamen tesadüfiydi
geçen
Sahnedebir şeyin yanından veya ötesinden ilerleme
I saw a passing train
Geçen bir tren gördüm
geçici
kısa süren
It was just a passing thought
Sadece geçici bir düşünceydi
geçme
bir sınavda başarılı olma durumu
I am happy about passing the exam
Sınavı geçtiğim için mutluyum
vefat
birinin hayatını kaybetmesi
Everyone was sad about his passing
Herkes onun vefatına üzüldü
oturmak
Sahnedebir sandalyeye veya benzeri bir yere oturmak
Please have a seat
Lütfen oturun
diğerleri
Sahnedegruptan geriye kalan insanlar veya nesneler
Some stayed and the others left
Bazıları kaldı ve diğerleri gitti
başkaları
başka insanlar
We should help others
Başkalarına yardım etmeliyiz
başkaları
sözü edilenden farklı olan insanlar
You should respect others
Başkalarına saygı göstermelisin
midilli
Sahnedeküçük bir at türü
The child rode a pony
Çocuk bir midilliye bindi
midilli
küçük bir at türü
I rode a pony at the farm
Çiftlikte bir midilliye bindim
midilli
küçük bir at türü
She rode a pony at the park
Parkta bir midilliye bindi
tarif etmek
Sahnedebir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe your house?
Evini tarif edebilir misin?
tarif etmek
birinin veya bir şeyin nasıl olduğunu anlatmak
Can you describe him
Onu tarif edebilir misin
tarif etmek
bir şeyin neye benzediğini söylemek
Can you describe your house
Evini tarif edebilir misin
betimlemek
bir şeyi ayrıntılarıyla anlatmak
The author describes the scene well
Yazar manzarayı güzel betimliyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
iniş yeri
Sahnedeuçak veya teknelerin varmak için kullandığı yer
The plane reached the landing
Uçak iniş yerine ulaştı
konmak
Sahnedebir yüzeye gelip yerleşmek
The bird is landing on the branch
Kuş dala konuyor
kara
dünyanın katı yüzeyi
They stepped onto the landing
Katı zemine adım attılar
iniş
bir hava taşıtının yere gelme süreci
The plane is ready for landing
Uçak inişe hazır
boyun eğmek
Sahnedebir otoriteye teslim olmak
The rebels refused to bend the knee to the king
İsyancılar krala boyun eğmeyi reddetti
kesinlikle
Sahnedekesin veya emin bir şekilde
I am positively sure about this
Bu konuda kesinlikle eminim
keçi
Sahnedeboynuzları ve sakalı olan bir çiftlik hayvanı
The goat is eating grass
Keçi ot yiyor
gelmiş geçmiş en iyi
tüm zamanların en başarılı kişisi
Michael Jordan is the GOAT
Michael Jordan gelmiş geçmiş en iyi oyuncudur
ihanet
Sahnedebirine karşı sadakatsizlik yapma veya güvenini kötüye kullanma eylemi
The general was executed for his treachery
General ihaneti nedeniyle idam edildi
çıkmak
Sahnedebir yerden veya binadan ayrılmak
You should get out of the house
Evden çıkmalısın
çıkarmak
bir şeyi üretmek veya yayınlamak
They get out a new magazine
Yeni bir dergi çıkarıyorlar
çıkarmak
bir şeyi bir yerin içinden almak
Get the key out of the lock
Anahtarı kilitten çıkar
duyulmak
birçok kişi tarafından öğrenilir hale gelmek
The news will get out eventually
Haber sonunda duyulacak
dışa vurmak
bir duygu veya hissi açığa çıkarmak
You should get out your anger
Öfkeni dışa vurmalısın
çıkmak
bir yerden ayrılmak
Please get out of the room
Lütfen odadan çık
gitmek
bir yerden uzaklaşmak
It is time for us to get out
Bizim gitme vaktimiz geldi
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
yuva
Sahnedehayvanların yaşamak için kurduğu yapı
The bird built a nest
Kuş bir yuva yaptı
yuva yapmak
bir yuvaya yerleşmek veya yuva kurmak
Birds nest in the trees
Kuşlar ağaçlara yuva yapar
yol
Sahnedebir sonuca varmak için izlenen yaşam veya davranış şekli
She chose a difficult path in life
Hayatta zor bir yol seçti
yol
Sahnedetakip edilecek bir güzergah veya iz
We followed the path through the forest
Ormandaki yolu takip ettik
patika
yürüyüş için kullanılan dar yol
We walked along the narrow path
Dar patika boyunca yürüdük
kış
Sahnedeyılın en soğuk mevsimi
Winter is very cold
Kış çok soğuktur
kışlamak
kışı bir yerde geçirmek
Many birds winter in warmer climates
Birçok kuş kışı daha sıcak iklimlerde geçirir
cömert
Sahnedebaşkalarına vermeye veya paylaşmaya istekli
He is a very generous man
O çok cömert bir adam
tür
Sahnedebelirli bir tip veya sınıftaki kişi veya şey
I don't like people of that ilk
O tür insanlardan hoşlanmam
en iyi
Sahnedeçok iyi veya mükemmel olan
He is the greatest player
O en iyi oyuncudur
en büyük
boyut veya miktar olarak en fazla olan
This is the greatest mountain
Bu en büyük dağ
en yüksek
derece veya seviye olarak en üstte olan
She achieved the greatest success
O en yüksek başarıyı elde etti
farklı bir şekilde
Sahnedeaynı şekilde değil, başka bir biçimde
We think differently
Farklı düşünüyoruz
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım