

House Of The Dragon — 2. Sezon Bölüm 4
Kelimeler ve anlamları
529 kelime
Seviye
bile
Sahnedeşaşırtıcı veya uç bir durumu belirtmek için kullanılır
He didn't even say hello
Merhaba bile demedi
ödeşmiş
iki taraf arasında borç veya avantaj bulunmaması durumu
Now we are even
Şimdi ödeştik
çabalamak
bir şeyi başarmak için gayret göstermek
You should even to reach your goal
Hedefine ulaşmak için çabalamalısın
çift
ikiye tam bölünebilen sayı
Four is an even number
Dört çift bir sayıdır
bu kadar uzağa
Sahnedeçok uzak bir mesafeye
I cannot walk so far
Bu kadar uzağa yürüyemem
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen süre boyunca
So far, everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar geçen zaman dilimi
I have finished two chapters so far
Şimdiye kadar iki bölüm bitirdim
ebe
Sahnededoğum sırasında kadına yardım eden eğitimli kişi
The midwife helped her during the birth
Ebe doğum sırasında ona yardım etti
ebe
kadınların doğum yapmasına yardım eden kimse
She decided to become a midwife
Ebe olmaya karar verdi
uzakta
Sahnedeburanın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzağa
bir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
bükmek
Sahnedebir şeyi bükerek şeklini değiştirmek
He tried to bend the metal bar
Metal çubuğu bükmeye çalıştı
dert yanmak
birine uzun süre boyunca sorunlarını anlatmak
He started to bend my ear about his problems
Sorunları hakkında bana dert yanmaya başladı
bükme
özel bir güç veya yetenek
He used his fire bend
Ateş bükme yeteneğini kullandı
esnemek
kuralları veya planları bir duruma uyacak şekilde değiştirmek
You might need to bend the rules slightly
Kuralları biraz esnetmen gerekebilir
ejderha
Sahnedehikayelerde geçen uçabilen büyük kertenkele benzeri hayali yaratık
The dragon breathes fire
Ejderha ateş püskürtür
ejder
SahnedeGame of Thrones kurgusal evrenindeki bir para birimi
He paid for his meal with a gold dragon
Yemeği için bir altın ejder ile ödeme yaptı
ejderha
Uzun kuyruklu ve pürüzlü derili devasa bir sürüngen
The dragon flew over the mountain
Ejderha dağın üzerinden uçtu
dil
konuşmak için kullanılan kelimeler sistemi
Dragon is a language
Dragon bir dildir
ile yemek
Sahnedebir şeyi öğün olarak tüketmek
We dined on roasted chicken
Fırında tavuk yedik
ayrılmak
Sahnedebir yerden ayrılmak
The plane departs at noon
Uçak öğlen kalkıyor
vefat etmek
yaşamın sona ermesi
He departed this life last year
O geçen yıl vefat etti
uymak
Sahnedebir durum veya kişi için uygun olmak
This time suits me well
Bu zaman bana gayet iyi uyuyor
takım elbise
birbirine uygun ceket ve pantolondan oluşan kıyafet
He wore a black suit to the wedding
Düğüne siyah bir takım elbise giydi
dava
mahkemeye taşınan hak talebi veya anlaşmazlık
He brought a suit against his neighbor
Komşusuna karşı dava açtı
yeğen
Sahnedekardeşin oğlu
My nephew is five years old
Yeğenim beş yaşında
miras almak
Sahnedeölen birinden bir şey almak
I inherited this house from my grandfather
Bu evi büyükbabamdan miras aldım
izin
Sahnedebir şey yapma müsaadesi
He asked for leave to visit his family
Ailesini ziyaret etmek için izin istedi
ayrılmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They left the house early
Evden erkenden ayrıldılar
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde tutmak
Leave your coat on the chair
Ceketini sandalyede bırak
bırakmak
birine bir şey devretmek
He left his money to his son
Parasını oğluna bıraktı
dikkat çekmeden
Sahnededikkat çekmeyecek şekilde veya gizlice
She discreetly left the room
Odadan dikkat çekmeden ayrıldı
pusu kurmak
Sahnedebirine sürpriz bir saldırı yapmak
The soldiers planned to ambush the enemy
Askerler düşmana pusu kurmayı planladı
ilerlemek
Sahnedeileri gitmek veya gelişme kaydetmek
We need to move ahead with the project
Proje ile ilerlememiz gerekiyor
ekipman
Sahnedebelirli bir faaliyet için gerekli olan araç ve gereçler
We need new sports equipment
Yeni spor ekipmanlarına ihtiyacımız var
sadık
Sahnedebir kişiyi veya davayı desteklemede güçlü ve sadık
He is a stalwart supporter of the team
O takımın sadık bir destekçisidir
oturmak
Sahnedebir yerde bulunmak veya kalmak
Please sit on that chair
Lütfen o sandalyeye otur
oturmak
ağırlığı kalçaya vererek sandalye veya zemin üzerinde durma eylemi
Please sit on this chair
Lütfen bu sandalyeye otur
oturtmak
birinin oturmasını sağlamak
I will seat the guests
Misafirleri oturtacağım
poz vermek
bir sanatçıya veya fotoğrafçıya çizilmesi için hareketsiz durmak
I sat for a portrait
Bir portre için poz verdim
oturmak
vücudun ağırlığını kalçalar üzerinde dinlendirme pozisyonunda olmak
Please sit in that chair
Lütfen o sandalyeye otur
kurtarıcı
Sahnedebirini tehlikeden kurtaran kişi
He was my savior in that situation
O durumda benim kurtarıcımdı
güçlü yön
Sahnedebir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
kuvvet
Sahnedefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
önünde
Sahnedebir şeyin veya birinin ön kısmında bulunan
The car is in front of the house
Araba evin önünde
önünde
birinin veya bir şeyin ilerisindeki konum
She is standing in front of the door
O kapının önünde duruyor
önünde
bir kimsenin veya bir şeyin bulunduğu yer
The car is parked in front of the house
Araba evin önünde park edilmiş
acı çeken
Sahnedebüyük zihinsel acı yaşayan
He had a tortured expression on his face
Yüzünde acı çeken bir ifade vardı
işkence edilmiş
birine büyük fiziksel veya zihinsel acı çektirilmiş
The prisoner was tortured for hours
Mahkum saatlerce işkence gördü
işkence görmüş
şiddetli fiziksel veya zihinsel acıya maruz bırakılmış
The prisoner was a tortured soul
Mahkum işkence görmüş bir ruhtu
alçakgönüllülükle
Sahnedeböbürlenmeden
He humbly accepted the award
Ödülü alçakgönüllülükle kabul etti
konmak
Sahnedebir yüzeye gelip yerleşmek
The bird is landing on the branch
Kuş dala konuyor
iniş yeri
uçak veya teknelerin varmak için kullandığı yer
The plane reached the landing
Uçak iniş yerine ulaştı
kara
dünyanın katı yüzeyi
They stepped onto the landing
Katı zemine adım attılar
iniş
bir hava taşıtının yere gelme süreci
The plane is ready for landing
Uçak inişe hazır
hiçbir şey
Sahnedehiçbir miktar veya nesne
There is nothing here
Burada hiçbir şey yok
hiçbir şey
herhangi bir nesnenin olmaması
I have nothing in my hand
Elimde hiçbir şey yok
hiç
geriye kalan bir şeyin yokluğu
There is nothing left
Geriye hiçbir şey kalmadı
hiçbir şey
herhangi bir şeyin bulunmaması
There is nothing in the box
Kutunun içinde hiçbir şey yok
kazanmak
Sahnedeçalışarak para veya ödül elde etmek
He earns a good salary
İyi bir maaş kazanıyor
kazanmak
çalışarak para elde etmek
I need to earn money
Para kazanmam gerekiyor
para kazanmak
emek karşılığında gelir sahibi olmak
She earns a salary
O maaş kazanıyor
ücret almak
yapılan işin bedelini tahsil etmek
He earns payment for his work
Yaptığı iş için ücret alıyor
hiçbir şey
Sahnedevar olmayan şey
All their plans came to naught
Tüm planları boşa gitti
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
barış istemek
Sahnedeçatışmayı sonlandırmak için anlaşma arayışına girmek
The defeated army decided to sue for peace
Yenilen ordu barış istemeye karar verdi
masal
Sahnedegerçek veya hayali olayların anlatımı
She told a fairy tale
Bir peri masalı anlattı
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
yemek borusu
Sahnedeyiyecekleri mideye taşıyan boru
The food passed down his gullet
Yiyecekler yemek borusundan aşağı indi
seçim
Sahnedebir şeyi seçme eylemi veya seçilen şey
It was a difficult choice
Zor bir seçimdi
seçkin
çok iyi kalitede olan
We were served choice wine
Bize seçkin bir şarap ikram edildi
seçim
birinin en çok tercih ettiği şey
This blue dress is my choice
Bu mavi elbise benim seçimim
basmak
Sahnedeyürürken ayağını yere basmak
Tread carefully on the ice
Buz üzerinde dikkatli bas
dümensiz
Sahnedeamacı veya yönü olmayan
The team felt rudderless without a clear plan
Ekip net bir plan olmadan dümensiz hissetti
yaptıkları
Sahnedebirinin gerçekleştirdiği işler veya eylemler
Tell me about your recent doings
Bana son zamanlarda yaptıklarını anlat
yapılanlar
planlanmış etkinlikler veya olaylar
I know nothing about his secret doings
Onun gizli işleri hakkında hiçbir şey bilmiyorum
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
cüret etmek
Sahnederiskli veya tehlikeli bir şey yapmaya cesaret etmek
He ventured into the cave
Mağaraya girmeye cüret etti
cesaretle söylemek
riskli veya yeni olabilecek bir şeyi ifade etmek
I venture to suggest a new idea
Yeni bir fikir önermeye cüret ediyorum
girişim
yeni bir iş projesi
This new venture is very risky
Bu yeni girişim çok riskli
girişim
yeni bir iş etkinliği veya proje
They started a new business venture
Yeni bir iş girişimi başlattılar
kıyı şeridi
Sahnededeniz kenarı boyunca uzanan kara parçası
The country has a long coastline
Ülkenin uzun bir kıyı şeridi var
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
birleşmek
Sahnedeortak bir amaç için bir araya gelmek
The team decided to unite for the project
Ekip proje için birleşmeye karar verdi
birleşmek
tek bir bütün haline gelmek
The two companies decided to unite
İki şirket birleşmeye karar verdi
birleştirmek
iki veya daha fazla şeyi bir araya getirmek
They want to unite the two groups
İki grubu birleştirmek istiyorlar
uyudu
Sahnedegözleri kapatıp vücudu dinlendirmek
He slept for eight hours
O sekiz saat uyudu
birlikte olmak
biriyle cinsel ilişkiye girmek
He slept with his partner
Partneriyle birlikte oldu
uyuyarak geçirmek
bir olay sırasında uyanmadan uyumaya devam etmek
I slept through the storm
Fırtınayı uyuyarak geçirdim
nehir
Sahnedeyatağında akan büyük doğal su akıntısı
There is a wide river near our village
Köyümüzün yakınında geniş bir nehir var
nehir
doğal olarak akan büyük su yolu
The river is very long
Nehir çok uzun
akmak
nehir gibi akmak
Tears rivered down her face
Gözyaşları yüzünden aşağı aktı
demlemek
Sahnedebitki veya çiçekleri sıcak suyla karıştırarak içecek hazırlamak
I will brew some tea
Biraz çay demleyeceğim
bira
tahıldan yapılan alkollü içecek
He loves this local brew
O, bu yerel birayı çok seviyor
bira yapmak
özellikle bira üretmek
They brew beer at home
Evde bira yapıyorlar
hazırlanmak
yavaş yavaş oluşmaya veya meydana gelmeye başlamak
A storm is brewing in the distance
Uzaklarda bir fırtına hazırlanıyor
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
kurnaz
Sahnedebaşkalarını kandırmada yetenekli
The fox was very cunning and escaped
Tilki çok kurnazdı ve kaçtı
durumda olmak
Sahnedebelirli bir konumda veya durumda bulunmak
How do things stand now
Şu an durumlar nasıl
tahammül etmek
hoş olmayan bir durumu kabul edebilmek
I can stand the noise
Gürültüye tahammül edebiliyorum
dik durmak
vücudun dik olacak şekilde ayaklarının üzerinde bulunmak
She stood straight to show respect
Saygı göstermek için dik durdu
destek
bir şeyi tutmak için kullanılan yapı
The camera is on a stand
Kamera bir desteğin üzerinde
haksızlığa uğramış
Sahnedehaksız muamele gördüğü için üzgün veya kızgın hissetme
He felt aggrieved by the decision
Karar nedeniyle haksızlığa uğramış hissetti
haksızlığa uğramış
kötü veya adaletsiz bir muamele gördüğünü hissetme durumu
She felt aggrieved by the decision
Karardan dolayı haksızlığa uğradığını hissetti
kitap
Sahnedeyazılı sayfaların ciltlenmiş hali
I read a book
Bir kitap okudum
rezervasyon yapmak
bir şeyi önceden ayırmak
I want to book a room
Bir oda ayırtmak istiyorum
kaydetmek
birinin tutuklanmasını polis kayıtlarına resmi olarak işlemek
The police decided to book the suspect
Polis şüpheliyi kaydetmeye karar verdi
tepki vermek
Sahnedebaşka bir şeye yanıt olarak bir şey yapmak
How did he react to the news?
Habere nasıl tepki verdi?
kaynaklar
Sahnedeyardımcı olabilecek imkanlar
We need more resources to finish this project
Bu projeyi bitirmek için daha fazla kaynağa ihtiyacımız var
insan kaynakları
bir organizasyon için çalışan insan grubu
She works in Human Resources
İnsan kaynaklarında çalışıyor
kaynaklar
yardımcı olmak için kullanılabilecek şeyler
The library has many resources
Kütüphanede birçok kaynak var
kaçtı
Sahnedebir yerden veya tehlikeden uzaklaşmak
The prisoners fled from the jail
Mahkumlar hapishaneden kaçtı
mücadele etmek
Sahnedezorlukların üstesinden gelmeye çalışmak
He struggled against the illness
Hastalığa karşı mücadele etti
zorluk
bir sorun veya güçlük içeren durum
Learning to read was a struggle for him
Okumayı öğrenmek onun için bir zorluktu
mücadele
insanlar veya gruplar arasında güç ve kontrol için yapılan savaş
The workers began a struggle for their rights
İşçiler hakları için bir mücadele başlattılar
dokunmak
Sahnedebirinin midesini rahatsız etmek
Dairy products sometimes disagree with me
Süt ürünleri bazen bana dokunuyor
katılmamak
birinin fikrine karşı olmak
I disagree with you
Sana katılmıyorum
yaramamak
birinin kendini hasta veya kötü hissetmesine yol açmak
The hot weather seems to disagree with me
Sıcak hava bana yaramıyor
aynı fikirde olmamak
birisiyle aynı görüşe sahip olmamak
I disagree with your idea
Fikrine katılmıyorum
dahil olmak
Sahnedebir durumda rol veya görev üstlenmek
Where does the expert come in
Uzman nerede devreye giriyor
mevcut olmak
belirli bir formda satılmak veya bulunmak
This dress comes in red
Bu elbisenin kırmızısı var
içeri girmek
bir odaya veya binaya girmek
Please come in
Lütfen içeri girin
gelmek
bir ürünün belirli seçenekleri veya çeşitleri ile sunulması
These shirts come in three sizes
Bu gömlekler üç bedende gelir
dereceye girmek
bir yarışmada belirli bir sırada bitirmek
She came in second in the race
Yarışta ikinci geldi
gelmek
bir yere ulaşmak veya bir sırada yer almak
She came in first in the race
Yarışta birinci geldi
işe yaramak
bir durumda kullanışlı hale gelmek
This tool will come in handy later
Bu alet sonra işe yarayacak
dahil olmak
bir duruma katılmak veya rol almak
They asked me to come in on the project
Benden projeye dahil olmamı istediler
üye
Sahnedebir gruba dahil olan kişi
He is a member of the club
O kulübün bir üyesidir
anımsamak
bir şeyi zihne geri getirmek
I try to recall the answer
Cevabı anımsamaya çalışıyorum
saygın
Sahnedesaygıya veya övgüye değer olan
He is an honorable man
O saygın bir adamdır
küstahlık
Sahnedekaba ve saygısız davranış
He was punished for his insolence toward the teacher
Öğretmenine karşı küstahlığı nedeniyle cezalandırıldı
kaldırmak
Sahnedebir şeyi yukarı doğru hareket ettirmek
Please raise your hand
Lütfen elinizi kaldırın
yetiştirmek
Sahnedebir çocuğu yetişkin olana kadar bakıp büyütmek
She raised three children alone
Üç çocuğunu tek başına yetiştirdi
gündeme getirmek
Sahnedebir konu hakkında konuşmaya başlamak
She raised a new point
Yeni bir konu gündeme getirdi
toplamak
Sahnedebelirli bir miktar para biriktirmek
They raised money for charity
Yardım için para topladılar
vasal
Sahnedefeodal düzende bir hükümdara bağlı olan kişi
The vassal swore loyalty to the king
Vasal krala sadakat yemini etti
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
yaylım ateşi
Sahnedeaynı anda atılan veya fırlatılan çok sayıda nesne
They fired a volley of bullets
Bir yaylım ateşi açtılar
vole vurmak
topu yere değmeden geri vurmak
He hit a powerful volley
Güçlü bir vole vurdu
yarı
Sahnedetam olmayan veya kısmen
He was half asleep
Yarı uykuluydu
yarı
oyunların veya maçların eşit iki bölümünden biri
The team played both halves well
Takım her iki yarıyı da iyi oynadı
hayat arkadaşı
evli olduğunuz veya romantik bir ilişki yaşadığınız kişi
I am going out with my better half
Hayat arkadaşımla dışarı çıkıyorum
rakip
Sahnedeyarışılan veya mücadele edilen kişi
He defeated his opponent
Rakibini yendi
en azından
Sahnedeolumsuz bir duruma rağmen olumlu bir şeyi vurgulamak için kullanılır
It was cold but at least we had a heater
Hava soğuktu ama en azından bir ısıtıcımız vardı
en azından
en azı ile
At least three people came
En az üç kişi geldi
en az
miktar veya derece olarak en küçük
This is the least expensive room
Bu en az pahalı oda
en ufak
en küçük derece veya miktarda
I am not in the least bit worried
En ufak bir endişe duymuyorum
üzerinde durmak
Sahnedebir yüzeyin üzerinde durur pozisyonda olmak
The book sits on the table
Kitap masanın üzerinde duruyor
üye olmak
bir kurul veya komitede görev yapmak
She sits on the school board
Okul yönetim kurulunda üye olarak görev yapıyor
bekletmek
bir işi yapmayı veya karara bağlamayı ertelemek
The manager is sitting on the report
Müdür raporu bekletiyor
üzerine oturmak
bir şeyin veya birinin ağırlığını vermek
Please do not sit on the fragile chair
Lütfen kırılgan sandalyenin üzerine oturma
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
buluşmak
bir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
kuşatma
Sahnedebir yerin kontrolünü ele geçirmek için ordunun orayı çevrelemesi
The city was under siege for months
Şehir aylarca kuşatma altındaydı
pelerin
Sahnedebol dış giysi
He wore a black cloak
Siyah bir pelerin giydi
gizlemek
bir şeyi tamamen saklamak veya örtmek
The mountain was cloaked in thick fog
Dağ kalın bir sisle kaplanmıştı
kurul
Sahnedebir kurum için karar alan insanlar grubu
The student council organized the event
Öğrenci kurulu etkinliği organize etti
konsey
karar veren kişilerden oluşan grup
The city council met yesterday
Belediye meclisi dün toplandı
belediye meclisi
bir şehri veya kasabayı yöneten insanlar grubu
The city council approved the budget
Belediye meclisi bütçeyi onayladı
tecrübe
Sahnedebir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyum yaşamak
I experienced great joy
Büyük bir neşe hissettim
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
endişelenmek
Sahnedebir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
bir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
birini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
mantıklı
Sahnedeakıl ve mantığa dayanan
We need to make a rational decision
Mantıklı bir karar vermeliyiz
zamanla sevmeye başlamak
Sahnedebir şeyi zamanla yavaş yavaş sevmeye başlamak
The song grew on me
Şarkıyı zamanla sevmeye başladım
yavaşça oluşmak
zaman içinde azar azar ortaya çıkmak
Mold started to grow on the bread
Ekmek üzerinde küf yavaşça oluşmaya başladı
üzerinde yetişmek
bir bitki veya yüzeyde gelişip ortaya çıkmak
Lemons grow on these trees
Limonlar bu ağaçların üzerinde yetişir
alışmak
zamanla bir şeyi daha fazla sevmeye başlamak
This song is starting to grow on me
Bu şarkıyı zamanla daha çok sevmeye başlıyorum
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
anlamına gelmek
belirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
kalıcı
Sahnedeuzun süre devam eden
She has an abiding love for classical music
Onun klasik müziğe karşı kalıcı bir sevgisi var
karıştırmak
Sahnedebir şeyi olduğundan farklı sanmak
I mistook him for his brother
Onu kardeşiyle karıştırdım
hata
yanlış veya hatalı olan şey
I made a mistake
Bir hata yaptım
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday