

House Of The Dragon — 2. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
636 kelime
Seviye
anlaşma
Sahnedekişiler veya gruplar arasında yapılan resmi anlaşma
The two countries signed a peace pact
İki ülke bir barış anlaşması imzaladı
dizi
Sahnedebirbirini takip eden şeyler bütünü
The sequence of numbers is long
Sayı dizisi uzun
sıralamak
öğeleri belirli bir düzene göre dizmek
Please sequence the events correctly
Lütfen olayları doğru bir şekilde sıralayın
muhtaç olmak
Sahnedeihtiyaç duyulan bir şeye sahip olmamak
They wanted for nothing
Hiçbir şeye muhtaç kalmadılar
ihtiyaç duymak
bir şeyin eksikliğini hissetmek veya gereksinim duymak
They do not want for anything in that house
O evde hiçbir şeye ihtiyaç duymuyorlar
vahşet
Sahnedeaşırı derecede zalimce davranış
The war revealed the true barbarity of the soldiers
Savaş askerlerin gerçek vahşetini ortaya çıkardı
sığ
Sahnedederinliği az olan
The water is very shallow here
Buradaki su çok sığ
yüzeysel
derin düşünce veya duygudan yoksun
He has a shallow personality
Yüzeysel bir kişiliği var
toz
Sahnedehavada uçuşan veya yüzeylerde biriken ince kuru parçacıklar
I need to clean the dust
Tozu temizlemem gerekiyor
toz almak
bir yüzeydeki tozları temizlemek
I need to dust the shelf
Rafın tozunu almam gerekiyor
serpmek
bir yüzeyi ince bir toz tabakasıyla kaplamak
She dusted the cake with sugar
Pastanın üzerine şeker serpti
haklamak
birini öldürmek
The gangster dusted his rival
Gangster rakibini hakladı
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
düzeltmek
Sahnedebir yanlışı veya hatayı gidermek
We must rectify this mistake immediately
Bu hatayı hemen düzeltmeliyiz
düzeltmek
bir hata veya yanlışı gidermek
We must rectify this mistake
Bu hatayı düzeltmeliyiz
yanımda yürümek
Sahnedebir köpeğin sahibinin yanında yürümesi
Teach the dog to heel
Köpeğe yanımda yürümesini öğret
alçak
kötü veya zalim kişi
He is a real heel
O gerçek bir alçak
zayıf nokta
başarısızlığa yol açabilecek zayıf bir yön
His arrogance is his biggest heel
Kibri onun en büyük zayıf noktası
topuk
ayağın arka alt kısmı
My heel hurts
Topuğum ağrıyor
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
aniden
Sahnedebeklenmedik bir anda gerçekleşen
The rain started suddenly
Yağmur aniden başladı
aniden
beklenmedik bir şekilde
Suddenly, it started to rain
Aniden yağmur yağmaya başladı
zorluk
Sahnedezor veya sıkıntılı durum
They faced many hardships
Birçok zorlukla karşılaştılar
mucizevi
Sahnedeçok şaşırtıcı veya harika olan
It was a miraculous recovery
Bu mucizevi bir iyileşmeydi
dikkate almak
Sahnedebir tavsiyeyi veya uyarıyı dinleyip uygulamak
You should heed his advice
Onun tavsiyesini dikkate almalısın
dikkate almak
tavsiyeye kulak vermek veya ona uymak
He did not heed the warning
Uyarıyı dikkate almadı
barış
Sahnedeçatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
barış
savaş veya çatışmanın olmadığı durum
We all want peace in the world
Hepimiz dünyada barış istiyoruz
sulh hakimi
küçük yasal meselelerle ilgilenen yerel görevli
The justice of the peace signed our papers
Sulh hakimi kağıtlarımızı imzaladı
gizem
Sahnedebilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
gizem
anlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
meçhul
kimliği veya kişiliği bilinmeyen kişi
The new student is a total mystery
Yeni öğrenci tam bir meçhul
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
potansiyel olarak
Sahnedeolma ihtimali olan
This is potentially dangerous
Bu potansiyel olarak tehlikeli
içmek
Sahnedeağız yoluyla sıvı tüketmek
She is drinking cold water
O soğuk su içiyor
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He enjoys drinking at parties
Partilerde içki içmekten hoşlanır
içmek
sıvı bir şeyi vücuda almak
She is drinkin water
O su içiyor
yemin etti
Sahnedeciddi bir söz vermek
He swore to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğine yemin etti
nöbetçi
Sahnedegözetleme yapmak için görevlendirilen asker
The sentry stood at the gate
Nöbetçi kapıda duruyordu
üzerine
Sahnedebir şeyin üstünde veya üzerine
He placed the book upon the table
Kitabı masanın üzerine koydu
lanet
bir kelimeyi veya duyguyu vurgulamak için kullanılır
that is a fuckin good song
bu lanet olası iyi bir şarkı
dalga geçmek
biriyle şaka yapmak veya oynamak
i am just fuckin with you
sadece seninle dalga geçiyorum
lanet olası
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kaba bir söz
it is a fuckin hot day
bu lanet olası sıcak bir gün
lanet olası
bir şeyi vurgulamak için kullanılan çok kaba bir söz
That is a fuckin big mistake
Bu lanet olası büyük bir hata
lanet
vurgu yapmak için kullanılan kaba bir söz
That was a fuckin mess
Bu tam bir lanet felaketti
lanet
bir şeyi vurgulamak için kullanılan çok kaba bir söz
It is fuckin cold outside
Hava lanet soğuk
taşımak
Sahnedebir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry this box inside
Lütfen bu kutuyu içeri taşı
destek olmak
birinin zor zamanlarda ayakta kalmasını sağlamak
Courage carries him through the day
Cesaret gün boyunca ona destek oluyor
uzağa ulaşmak
bir sesin uzak mesafelerden duyulabilmesi
Her voice carries well in this hall
Sesi bu salonda uzağa ulaşıyor
üzerinde bulundurmak
bir şeyi elinde veya yanında tutmak
Do you carry an umbrella
Yanında şemsiye bulunduruyor musun
gerektirmek
bir sonucu veya sorumluluğu beraberinde getirmek
This job carries great responsibility
Bu iş büyük sorumluluk gerektirir
taşınmış
bir yerden başka bir yere götürülmüş olan
The goods were carried by truck
Mallar kamyonla taşındı
yol açmak
belirli bir sonuca veya etkiye neden olmak
This decision carries serious risks
Bu karar ciddi risklere yol açar
taşımak
bir şeyi bir yerden başka bir yere götürmek
Please carry your books to the desk
Lütfen kitaplarını masaya taşı
ilerleme
Sahnedeileriye doğru hareket veya gelişim
She is making progress in her studies
Çalışmalarında ilerleme kaydediyor
ilerlemek
Sahnedebir hedef doğrultusunda ileri gitmek veya gelişmek
Science continues to progress
Bilim ilerlemeye devam ediyor
ilerleme
ileri doğru hareket veya gelişim
We are making good progress on this project
Bu projede iyi ilerleme kaydediyoruz
de değil
Sahnedeolumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
hiçbiri
iki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
isimlendirmek
Sahnedebirine veya bir şeye ad vermek
They named the baby Ayse
Bebeğe Ayse ismini verdiler
adında
ismi olan
I have a friend named Can
Can adında bir arkadaşım var
atamak
birini bir göreve getirmek
She was named the new manager
Yeni müdür olarak atandı
adlandırılmış
birine veya bir şeye isim vermek
They named their cat Luna
Kedilerine Luna adını verdiler
haber
Sahnedegüncel olaylar hakkında bilgi
I bring you good tidings
Size iyi haberler getirdim
gerektirmek
Sahnedebir şeyin zorunlu olduğunu belirtmek
This job requires experience
Bu iş tecrübe gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olması için gerekli olmak
This job requires a lot of patience
Bu iş çok sabır gerektiriyor
gerektirmek
bir şeyin olmasını zorunlu tutmak
This job requires a lot of experience
Bu iş çok fazla deneyim gerektirir
müttefik
Sahnedeortak bir amaç için birleşmiş olan
The allied forces won the war
Müttefik kuvvetler savaşı kazandı
olay yeri
Sahnedebir olayın gerçekleştiği yer
Police arrived at the scene
Polis olay yerine ulaştı
sahne
Sahnedebir oyun, film veya hikayenin bir bölümü
The first scene of the movie was sad
Filmin ilk sahnesi üzücüydü
rezalet
toplum içinde gösterilen öfkeli davranış
Please do not make a scene
Lütfen rezalet çıkarma
çevre
kişinin ilgi duyduğu sosyal ortam veya grup
She is part of the local art scene
O yerel sanat çevresinin bir parçası
haydi
Sahnedebir öneride bulunmak için kullanılır
Let us go
Haydi gidelim
izin vermek
birinin bir şey yapmasına müsaade etmek
Please let us play outside
Lütfen dışarıda oynamamıza izin ver
görülme
Sahnedebir şeyi görme eylemi
There was a sighting of a rare bird
Nadir bir kuş görüldü
gözlem
bir şeyin görülme olayı
There was a rare bird sighting
Nadir bir kuş gözlemi oldu
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
nehirci
Sahnedenehirde çalışan veya nehirle iç içe yaşayan kimse
The old riverman knew the water well
Yaşlı nehirci suyu çok iyi biliyordu
karşı karşıya kalmak
Sahnedezor bir durumla başa çıkmak
We are faced with a problem
Bir sorunla karşı karşıyayız
şahsi
Sahnedebelirli bir kişiyle ilgili olan
I have a personal opinion
Şahsi bir fikrim var
kişisel
birinin karakterine yönelik ve kırıcı olan
His comments were too personal
Yorumları çok kişiseldi
özel
belirli bir kişiye ait olan
This is a personal matter
Bu özel bir mesele
işe almak
Sahnedebir gruba veya işe katılacak kişiler bulmak
The company wants to recruit new staff
Şirket yeni personel işe almak istiyor
yeni üye
bir gruba veya organizasyona yeni katılan kimse
We welcomed the new recruit
Yeni üyeyi aramıza kabul ettik
hayal kırıklığına uğratmak
Sahnedebirinin hayallerini veya yanlış inançlarını yıkmak
Learning the truth will disillusion him
Gerçeği öğrenmek onu hayal kırıklığına uğratacak
dönüştürmek
Sahnedebiçim veya görünüş bakımından tamamen değiştirmek
The caterpillar transforms into a butterfly
Tırtıl bir kelebeğe dönüşür
ejderha bakıcısı
Sahnedeejderhaların bakımını üstlenen kişi
He is a skilled dragonkeeper
O yetenekli bir ejderha bakıcısı
ejderha muhafızı
ejderhaları koruyan kimse
The dragonkeeper watched the cave
Ejderha muhafızı mağarayı gözledi
iddia etmek
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu belirtmek veya hak sahipliğini öne sürmek
He claims that he is innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
hak talep etmek
Sahnedebir şeyin mülkiyetini istemek
He claimed his lost bag
Kayıp çantasını talep etti
iddia etmek
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu söylemek
She claims to be innocent
Masum olduğunu iddia ediyor
canına mal olmak
birinin ölümüne neden olmak
The earthquake claimed many lives
Deprem birçok cana mal oldu
yapacak olmak
Sahnedebir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him
Onu arayacağım
planlamak
bir işi yapma kararında olmak
We are going to visit the museum
Müzeyi ziyaret etmeyi planlıyoruz
olacak
gelecekte bir olayın gerçekleşmesi
It is going to rain
Yağmur yağacak
kusur
Sahnedebir hata veya zayıf nokta
His main failing is his temper
Onun en büyük kusuru öfkesidir
başarısız olma
bir işte başarı sağlayamama durumu
He is failing his math class
Matematik dersinde başarısız oluyor
önem
Sahnedeönemli olma durumu
Health is of great importance
Sağlık büyük önem taşır
utanmış
Sahnedeutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
başka türlü
Sahnedebaşka bir şekilde veya farklı olarak
I thought otherwise
Ben farklı düşündüm
aksi takdirde
aksi durumda veya başka bir şey olursa
Hurry up, otherwise you will be late
Acele et, aksi takdirde geç kalacaksın
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
niyetinde olmak
Sahnedene yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
vasal
Sahnedefeodal düzende bir hükümdara bağlı olan kişi
The vassal swore loyalty to the king
Vasal krala sadakat yemini etti
sadakat
Sahnedebirine veya bir şeye olan bağlılık
Loyalty is important in a friendship
Arkadaşlıkta sadakat önemlidir
sadakat
birine veya bir şeye karşı duyulan güçlü bağlılık hissi
He showed great loyalty to his team
Takımına büyük bir sadakat gösterdi
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
niyetlenmek
Sahnedebir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
rol
Sahnedefilm veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
yöntemler
Sahnedebir şeyi yapma şekli veya metodu
There are many ways to cook pasta
Makarna pişirmenin birçok yöntemi var
mesafeler
iki yer arasındaki uzaklık
It is a long ways off
Buradan epey uzak
yollar
hareket etmek için kullanılan güzergah
These ways lead to the city center
Bu yollar şehir merkezine çıkar
davranış şekilleri
bir kişinin tipik hareket etme biçimi
He has his own strange ways
Kendine has garip davranış şekilleri var
yollar
gidilebilecek istikametler veya rotalar
There are many ways to the park
Parka giden birçok yol var
muhtemelen
Sahnedebüyük olasılıkla
It will probably rain today
Bugün muhtemelen yağmur yağacak
tohum
Sahnedebitkiyi oluşturan küçük kısım
Plant the seed in the soil
Tohumu toprağa ek
seribaşı
spor müsabakalarındaki sıralama konumu
He is the first seed in the tournament
Turnuvanın birinci seribaşı o
seribaşı yapmak
bir spor turnuvasında yarışmacıların başlangıç sıralamasını düzenlemek
They seeded the top players in the tournament
Turnuvadaki en iyi oyuncuları seribaşı yaptılar
gaspçı
Sahnedebaşkasına ait olan bir konumu veya gücü zorla ele geçiren kimse
The usurper took the throne by force
Gaspçı tahtı zorla ele geçirdi
gaspçı
gücü veya yetkiyi yasadışı yollarla ele geçiren kimse
The usurper seized the throne by force
Gaspçı tahtı zorla ele geçirdi
dört
Sahnede4 sayısı
I have four apples
Dört elmam var
karar
Sahnededüşünerek yapılan seçim
It was a difficult decision
Zor bir karardı
karar
iki veya daha fazla olasılık arasından seçim yapma eylemi
He made a difficult decision
Zor bir karar verdi
oralarda bir yerlerde
Sahnededünyada veya bir yerde mevcut olan
There are many opportunities out there
Oralarda bir yerlerde birçok fırsat var
sıra dışı
tuhaf veya alışılmadık
His ideas are a bit out there
Fikirleri biraz sıra dışı
orada
konuşmacıdan uzak bir yerde
Look at the birds out there
Şuradaki kuşlara bak
dışarıda
bulunulan yerin uzağında bir yerde
He is out there waiting for you
O dışarıda seni bekliyor
orada
mevcut durumda veya belli bir alanda
There are many people out there
Orada pek çok insan var
arkada bırakmak
Sahnedebir şeyi yanına almadan ayrılmak
I left my bag behind
Çantamı arkada bıraktım
geride bırakmak
bir şeyi veya birini ardında bırakmak ya da vazgeçmek
Please do not leave your bag behind
Lütfen çantanızı geride bırakmayın
geride bırakmak
bir yere giderken bir şeyi yanlışlıkla yanına almamak
I left my bag behind at the cafe
Çantamı kafede geride bıraktım
geride bırakmak
bir yerden giderken bir şeyi orada kalmasını sağlamak
I left behind my phone
Telefonumu geride bıraktım
emin
Sahnedehiç şüphesi olmayan
I am certain that he is right
Onun haklı olduğundan eminim
belirli
Sahnedeözel veya net bir şey
She has a certain charm
Kendine has belirli bir cazibesi var
kesin
gerçekleşmesi kaçınılmaz olan
Success is certain
Başarı kesindir
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
huzursuz
Sahnedesakinleşemeyen veya yerinde duramayan
He was restless last night
Dün gece huzursuzdu
nedeniyle
Sahnedebir şeyin sonucu olarak
I did it out of curiosity
Bunu meraktan yaptım
kalmadı
bir şeyin elinde tükenmiş olması
We are out of sugar
Şekerimiz kalmadı
dışarı
bir yerin içinden dışına doğru hareket etmek
She ran out of the room
Odadan dışarı koştu
dışında tutmak
birini veya bir şeyi dahil etmemek
They kept me out of the meeting
Beni toplantının dışında tuttular
-den
bir yerden veya kaynaktan gelmek
I got the water out of the tap
Suyu musluktan aldım
arasından
bir grubun içinden seçilmek
Choose one out of these three
Bu üçünün arasından bir tane seç
içinden
bir şeyin iç kısmından gelmek
He came out of the room
Odanın içinden geldi
yoksun
bir şeye sahip olmamak
We are out of bread
Ekmeksiz kaldık
uzaklaşarak
bir yerden ayrılmak
Please get out of my house
Lütfen evimden çık
dışında
artık bir grubun parçası olmamak
He is out of the team
O artık takımın dışında
tükenmiş
bir şeyin bitmiş olması
We are out of gas
Benzinimiz bitti
dışarıda
bir yerin içinde olmamak
She is out of the office
Ofisin dışında
dışarı
bir yerin içerisi olmaması
Stay out of the rain
Yağmurun dışında kal
çıkararak
bir şeyi bir yerden almak
Take the keys out of your pocket
Anahtarları cebinden çıkar
alınarak
birini veya bir şeyi bir yerden uzaklaştırmak
They took the boy out of school
Çocuğu okuldan aldılar
kalmamış
bir şeyin tamamen bitmiş olması
We are out of sugar for the tea
Çay için şekerimiz kalmadı
talimat
Sahnedebirine ne yapacağını söyleyen yönergeler
Follow the instructions carefully
Talimatları dikkatlice izleyin
öğretim
becerilerin öğrenilmesi veya öğretilmesi süreci
The school provides quality instruction
Okul kaliteli öğretim sağlıyor
eğitim
birine bir şeyin nasıl yapılacağının öğretilmesi eylemi
He received instruction in piano
Piyano eğitimi aldı
eyalet
Sahnedebir ülkenin idari yönetime ayrılmış geniş bölgesi
He lives in a small province
Küçük bir eyalette yaşıyor
görev alanı
bir kişinin sorumlu olduğu iş veya faaliyet alanı
Decision making is his province
Karar vermek onun görev alanına girer
masraf
Sahnedebir şey için harcanan para
The travel expense was high
Seyahat masrafı yüksekti
yürütmek
Sahnedebir savaşı veya mücadeleyi başlatmak veya sürdürmek
They decided to wage war
Savaş çıkarmaya karar verdiler
ücret
çalışma karşılığında kazanılan para
He earns a low wage
Düşük bir ücret kazanıyor
bahse girmek
bir olay üzerine bahis oynamak
They decided to wage a bet on the game
Oyun üzerine bahse girmeye karar verdiler
sürdürmek
bir savaşı veya mücadeleyi başlatıp devam ettirmek
They waged war against the enemy
Düşmana karşı savaş sürdürdüler
Lordum
SahnedeSoylu veya hakimlere hitap ederken kullanılan saygılı bir ifade
I am ready my lord
Hazırım lordum
kiralık
Sahnedeözel kullanım için kiralanan
They traveled on a charter boat
Kiralık bir tekne ile seyahat ettiler
tüzük
haklar veya kurallar veren resmi belge
The organization signed a new charter
Kuruluş yeni bir tüzük imzaladı
kurucu
ilk veya orijinal olan
He is a charter member of the club
O kulübün kurucu bir üyesidir
saygısızca kirletmek
Sahnedekutsal sayılan bir şeye karşı saygısızlık etmek
They desecrated the temple
Tapınağı kirlettiler
kutsallığını bozmak
kutsal kabul edilen bir yeri veya şeyi saygısızca kirletmek veya zarar vermek
The vandals desecrated the historic church
Vandallar tarihi kilisenin kutsallığını bozdular
insafsız
Sahnedeçok kaba veya nazik olmayan bir kişi
Stop being such a bastard
Bu kadar insafsız olmayı bırak
evlilik dışı çocuk
Sahnedeevli olmayan ebeveynlerden dünyaya gelen çocuk
The child was born a bastard
Çocuk evlilik dışı doğmuştu
çalışkan kişi
çok sıkı ve yorulmadan çalışan kimse
He is a hard working bastard
O çok çalışkan biridir
pislik
sevmediğin bir kişi için kullanılan kaba veya kırıcı bir ifade
He acted like a complete bastard
Tam bir pislik gibi davrandı
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
gemi arkadaşı
Sahnedeaynı gemide çalıştığınız kişi
He is my shipmate
O benim gemi arkadaşım
yani
Sahnedesöylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
SahnedeBirisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
şok
Sahnedeani bir şaşkınlık veya üzüntü hissi
It was a big shock
Bu büyük bir şoktu
elektrik çarpması
vücuttan geçen elektriğin yarattığı ani acı hissi
I felt a shock when I touched the wire
Tele dokunduğumda elektrik çarpması hissettim
şok
vücudun ani ve tehlikeli tepki göstermesi durumu
The patient went into shock after the medicine
Hasta ilacı aldıktan sonra şoka girdi
şok
cihazlarda veya makinelerde bulunan bir seçenek
Press the shock button to start
Başlatmak için şok düğmesine basın