

Lost — 1. Sezon Bölüm 16
Kelimeler ve anlamları
465 kelime
Seviye
gerçek
Sahnededoğru veya gerçek olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olduğu bir gerçektir
aslında
bir şeyin doğru olduğunu vurgulamak veya ek bilgi vermek için kullanılır
In fact, it is very cold
Aslında hava çok soğuk
gerçek
doğru olduğu bilinen şey
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
gerçek
doğru olan bir şey
It is a fact that the earth is round
Dünyanın yuvarlak olması bir gerçektir
üzülmek
Sahnedeüzgün veya endişeli bir duruma gelmek
He did not get upset
O üzülmedi
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
çok
büyük bir miktar veya sayı
There are a lot of people here
Burada çok insan var
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir konum veya mekan
You can sit anywhere you want
İstediğin yere oturabilirsin
hiçbir yer
olumsuz cümlelerde belirtilen herhangi bir konum
I cannot find my keys anywhere
Anahtarlarımı hiçbir yerde bulamıyorum
satmak
Sahnedebir şeyi para karşılığında vermek
I will sell my old phone
Eski telefonumu satacağım
satmak
kişisel çıkar için birini ele vermek
He sold his partner to the police
Ortağını polise sattı
ikna etmek
birini bir şeye inanmaya ikna etmek
He sold me on the new plan
Beni yeni plana ikna etti
satmak
bir fikri veya planı başkasına kabul ettirmek
He tried to sell his new plan to the team
Yeni planını takıma satmaya çalıştı
ikna olmak
bir şeye inanmaya veya kabul etmeye razı olmak
He was sold on the idea
Bu fikir ona cazip geldi
hiçbir şey
hiçbir anlamda bir şey bulunmaması durumu
She has nothing left to sell
Satacak hiçbir şeyi kalmadı
satmak
para karşılığında bir şeyi vermek
They sell fresh vegetables
Onlar taze sebze satıyorlar
satmak
bir şeyi para karşılığında vermek
They sell fresh bread here
Burada taze ekmek satıyorlar
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
önce
Sahnedeşimdiye göre geçmişte kalmış zaman
I arrived an hour ago
Bir saat önce geldim
önce
şimdiden önce veya geçmişte
I saw him two days ago
Onu iki gün önce gördüm
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
rica etmek
bir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
ada
Sahnededört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
ne kadar
Sahnedebir şeyin miktarı
How much is this
Bu ne kadar
çok
büyük ölçüde
I like it very much
Onu çok seviyorum
pek
küçük bir ölçüde
It did not help much
Pek yardımcı olmadı
fazla
geriye kalan miktar
Not much is left
Geriye fazla bir şey kalmadı
kemik
Sahnedeiskeleti oluşturan sert beyaz madde
The dog chewed the bone
Köpek kemiği çiğnedi
İyilik
birine yapılan küçük bir yardım
He threw me a bone by helping me
Bana yardım ederek bir iyilik yaptı
Dolar
bir doları ifade eden argo terim
That meal cost five bones
O yemek beş dolara mal oldu
cinsel ilişkiye girmek
birisiyle cinsel birliktelik yaşamak
The couple decided to bone
Çift cinsel ilişkiye girmeye karar verdi
gönüllü olmak
Sahnedebir şeyi ücret almadan yapmayı teklif etmek
I will volunteer to help
Yardım etmek için gönüllü olacağım
gönüllü
ücret almadan çalışan kişi
He is a volunteer
O bir gönüllüdür
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
yanında
Sahnedebir şeyin yanında
Sit beside me
Yanımda otur
fayda
Sahnedebirine yardım eden veya iyi bir sonuç veren şey
This plan has many benefits
Bu planın birçok faydası var
yardım etkinliği
bir amaç için para toplamak amacıyla düzenlenen etkinlik
They organized a benefit for the children
Çocuklar için bir yardım etkinliği düzenlediler
yararlanmak
bir şeyden iyi bir sonuç veya avantaj elde etmek
You will benefit from this course
Bu kurstan yararlanacaksın
fayda
bir kişinin durumunu iyileştiren olumlu şey
Exercise has many benefits for health
Egzersizin sağlık için birçok faydası vardır
iletişim
Sahnedebiriyle irtibat kurma eylemi
Please contact me soon
Lütfen benimle yakında iletişime geçin
kontak yapıştırıcı
basıldığında yapışacak şekilde tasarlanan
Use contact adhesive for the edges
Kenarlar için kontak yapıştırıcı kullanın
temas
birine veya bir şeye dokunma eylemi
Avoid direct contact with the skin
Ciltle doğrudan temastan kaçının
kontakt lens
görmeyi iyileştirmek için göze takılan ince mercek
I wear contact lenses every day
Her gün kontakt lens takıyorum
utanmış
Sahnedeutanç veya suçluluk hisseden
He felt ashamed of his mistake
Hatasından dolayı utandı
çevre
Sahnedebir alanın dış sınırı
The perimeter of the garden is 50 meters
Bahçenin çevresi 50 metredir
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
yürümek
Sahnedebir ayağını diğerinin önüne koyarak ilerlemek
She likes to walk in the park
O parkta yürümeyi sever
yürüyüş yolu
insanların üzerinde yürümesi için yapılmış yol
The park has a nice walk for visitors
Parkta ziyaretçiler için güzel bir yürüyüş yolu var
eşlik etmek
bir yere giderken birine eşlik etmek
I will walk you to the station
Seni istasyona kadar yürüyerek götüreceğim
adım adım anlatmak
bir süreci aşama aşama tarif etmek
Let me walk you through the process
Süreci sana adım adım anlatayım
dağıtmak
Sahnedebir şeyi herkese vermek
The teacher handed out the papers
Öğretmen kağıtları dağıttı
dağıtmak
bir şeyi birine vermek
The teacher will hand out the books
Öğretmen kitapları dağıtacak
şaşırtmak
Sahnedebüyük bir şaşkınlık veya hayranlık uyandırmak
Her talent will amaze you
Yeteneği seni şaşırtacak
şaşırtmak
birini çok etkilemek veya hayrete düşürmek
The magic trick amazed the audience
Sihirbazlık numarası seyircileri şaşırttı
korku
Sahnedeani korku hissi
It was a big scare
Büyük bir korkuydu
korkutmak
birini korkutmak
Don't scare me
Beni korkutma
rahat
Sahnedesıcak ve huzurlu
This room is very cozy
Bu oda çok rahat
kılıf
bir şeyi sıcak tutmak için kullanılan yumuşak örtü
She put a cozy on the teapot
Çaydanlığın üzerine bir kılıf geçirdi
önemli olmak
Sahnedebir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
proje
Sahnedebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
harika
Sahnedeçok iyi veya etkileyici olan
It was a wonderful day
Harika bir gündü
geri çekilmek
Sahnedebir durumdan uzaklaşmak veya müdahale etmeyi bırakmak
Please back off now
Lütfen şimdi geri çekil
hız kesmek
bir şeyin miktarını veya yoğunluğunu azaltmak
You should back off on your work
İş temponu biraz düşürmelisin
uzaklaşmak
birinden uzaklaşmak veya rahatsız edici davranışı bırakmak
He told the bully to back off
Zorbalık yapan kişiye uzaklaşmasını söyledi
geri çekilmek
birini tehdit etmeyi veya ona yaklaşmayı bırakmak
He told the aggressive man to back off
Agresif adama geri çekilmesini söyledi
günlük
Sahnedekişisel deneyimlerin yazıldığı defter
I write in my journal every day
Her gün günlüğüme yazarım
dergi
ciddi bir gazete veya akademik yayın
He reads a medical journal
O, tıbbi bir dergi okur
günlük tutmak
kişisel bir deftere düşünceleri veya yaşanılanları düzenli olarak yazmak
I journal every morning
Her sabah günlük tutarım
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
yapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
ateş etmek
Sahnedesilahtan kurşun çıkarmak
He fired the gun
Silahı ateşledi
kovmak
birini işten çıkarmak
The boss fired him
Patron onu kovdu
ateş
yanma sonucu oluşan sıcak alevler
The fire is hot
Ateş sıcaktır
tutuşturmak
bir şeyin yanmasını başlatmak
He fired the furnace
Fırını tutuşturdu
delilik
Sahnedeağır ruhsal hastalık durumu
This is pure insanity
Bu tam bir delilik
-medikçe
Sahnedebir şeyin gerçekleşmesinin başka bir durumun olmamasına bağlı olduğunu belirtir
You cannot pass unless you study hard
Çok çalışmadıkça geçemezsin
madıkça
başka bir durum olmadıkça
I won't go unless you come
Sen gelmedikçe gitmeyeceğim
patika
Sahnedetakip edilen yol veya iz
We followed the hiking trail
Yürüyüş patikasını takip ettik
geride kalmak
bir yarışmada veya oyunda arkada olmak
Our team is trailing by two points
Takımımız iki puan geride
takip etmek
birini gizlice izlemek
The detective trailed the suspect
Dedektif şüpheliyi takip etti
statü
Sahnedebir kişinin gruptaki yeri veya itibarı
He has high standing in the community
Toplumda yüksek bir statüsü var
duran
belirli bir yerde bulunan
The tree is standing there
Ağaç orada duruyor
dik durmak
vücut dik şekilde ayaklar üzerinde olmak
He is standing in the middle of the room
O odanın ortasında dik duruyor
mevcut
şu anda var olan veya kabul edilen
This is a standing rule in our school
Bu okulumuzda mevcut bir kuraldır
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice gözden geçirmek
He scanned the document for errors
Belgeyi hatalar için inceledi
göz gezdirmek
bir şeye hızlıca bakmak
I scanned the newspaper
Gazeteye göz gezdirdim
tarama
tıbbi bir durumu kontrol etmek için yapılan işlem
The doctor ordered a brain scan
Doktor bir beyin taraması istedi
tarama
vücudun içini gösteren tıbbi bir görüntü
The doctor checked the brain scan
Doktor beyin taramasını kontrol etti
fotokopi makinesi
Sahnedebelgeleri kopyalayan makine
The copier is broken
Fotokopi makinesi bozuk
tahrip etmek
Sahnedebir yere veya şeye şiddetle zarar verip yıkmak
The storm ravaged the coastal town
Fırtına kıyı kasabasını tahrip etti
tahrip etmek
bir şeye ciddi şekilde zarar vermek
The hurricane ravaged the coastal town.
Kasırga sahil kasabasını tahrip etti.
kendine güven
Sahnedebir şeyi iyi yapabileceğine dair duyulan güçlü his
He has confidence in his skills
Yeteneklerine güveniyor
özgüven
kişinin kendinden emin olma durumu
She speaks with confidence
Özgüvenle konuşuyor
güven
birine karşı duyulan itimat veya inanç
I have confidence in my doctor
Doktoruma güveniyorum
gizli
kimseyle paylaşılmaması gereken
I told him this in confidence
Bunu ona gizli olarak söyledim
fıstık ezmesi
Sahnedeyer fıstığının ezilmesiyle elde edilen yumuşak bir gıda
I love peanut butter on toast
Kızarmış ekmekte fıstık ezmesini çok severim
albüm
Sahnedetek bir diskteki müzik parçaları koleksiyonu
Her new album is great
Onun yeni albümü harika
fotoğraf albümü
fotoğrafların konulduğu boş sayfalı kitap
Look at this old photo album
Bu eski fotoğraf albümüne bak
albüm
bir sanatçı tarafından yayınlanan şarkılar koleksiyonu
She released a new album
O yeni bir albüm yayınladı
her nerede
Sahnedeherhangi bir yerde veya durumda
You can sit wherever you like
İstediğiniz her yere oturabilirsiniz
her nereye
herhangi bir yer veya durum
You can go wherever you want
İstediğin yere gidebilirsin
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
tropikal orman
Sahnedesıcak bölgelerdeki yoğun orman
Many animals live in the jungle
Birçok hayvan tropikal ormanda yaşar
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
aklına gelmek
Sahnedebirinin zihninde belirlemek
It didn't occur to me
Aklıma gelmedi
cehalet
Sahnedebilgi eksikliği veya bir şeyi bilmeme durumu
Ignorance can be dangerous
Cehalet tehlikeli olabilir
hasta
Sahnedekendini iyi hissetmeyen
I feel sick today
Bugün hasta hissediyorum
müthiş
çok iyi veya etkileyici argo
That car is sick
Bu araba müthiş
iğrenç
tiksinme duygusu uyandıran
This is a sick joke
Bu iğrenç bir şaka
bıkkın
bir şeyden uzun süre maruz kaldığı için sıkılmış olma durumu
I am sick of this noise
Bu gürültüden bıktım
maddeler
Sahnedebelirli bir türden oluşan yapı veya materyal
There are many different substances in this liquid
Bu sıvıda birçok farklı madde var
aksi
Sahnedehuysuz ve arkadaş canlısı olmayan
The surly clerk refused to help me
Aksi memur bana yardım etmeyi reddetti
akıllı
Sahnedeöğrenme ve anlama kapasitesi yüksek olan
Dogs are intelligent animals
Köpekler akıllı hayvanlardır
zeki
hızlı kavrama ve anlama yeteneğine sahip olan
He is very intelligent
O çok zeki
spekülasyon
Sahnedekanıt olmadan ortaya atılan fikir veya tahmin
The news is just speculation
Haberler sadece spekülasyondan ibaret
bahsetmek
Sahnedebir şeyden kısaca söz etmek
He didn't mention the price
Fiyattan bahsetmedi
değinmek
bir konuya kısaca değinmek
Please mention your experience in the letter
Lütfen mektupta deneyiminizden değinin
bahsetmek
birinden veya bir şeyden söz etmek
He mentioned the book to me
Kitaptan bana bahsetti
teknik
Sahnedebelirli bir konu veya alanla ilgili
This is a technical problem
Bu teknik bir sorun
ağırbaşlı
Sahnedesessiz nazik ve çekingen tavırlı
She gave a demure smile
Ağırbaşlı bir şekilde gülümsedi
bağımlı
Sahnedebir şeye aşırı derecede alışmış veya takıntılı olan kişi
He is a real fitness junkie
O gerçek bir fitness bağımlısı
efsanevi
Sahnedeçok ünlü ve hakkında çok konuşulan
He is a legendary guitar player
O efsanevi bir gitaristtir
uyuyan kişi
Sahnedeuyuyan kimse
He is a heavy sleeper
O derin uyuyan biridir
eksik
Sahnedeyerinde olmayan
A page is missing
Bir sayfa eksik
kayıp
bulunamayan
The dog is missing
Köpek kayıp
özlemek
birinin yokluğunda üzüntü duymak
I miss you
Seni özlüyorum
eksik
bulunması gereken bir şeyin yerinde olmaması
One page is missing from this book
Bu kitaptan bir sayfa eksik
ıskalamak
bir şeyi hedefleyememek veya yakalayamamak
I missed the ball
Topu ıskaladım
mil
Sahnede1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzaklıkta
mil
1.609 kilometreye eşit bir uzunluk birimi
We walked for a mile
Bir mil boyunca yürüdük
mil
yaklaşık 1.6 kilometreye eşit uzunluk birimi
The town is one mile away
Kasaba bir mil uzakta
metre
Sahnede100 santimetreye eşit bir uzunluk birimi
The table is one meter long
Masa bir metre uzunluğunda
sayaç
bir şeyi ölçen cihaz
The electricity meter is old
Elektrik sayacı eski
metrekare
kenarları bir metre olan karenin alanı
The room is ten square meters
Bu oda on metrekare
garantisiz
Sahnedeönceden bir anlaşma veya ödeme garantisi olmaksızın yapılan
He wrote the story on spec in hopes that a publisher would buy it
Hikayeyi bir yayıncının satın alacağını umarak garantisiz bir şekilde yazdı
duymak
Sahnedekulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
Sahnedebir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
günler
Sahnede24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatlik süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
dönem
belirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
zamanlar
birinin hayatındaki özel bir dönem
I miss my school days
Okul zamanlarımı özlüyorum
gündüz
güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman
The days are getting longer
Gündüzler uzuyor
süre
bir şeyin devam ettiği zaman aralığı
These days are very busy
Bu süreler çok yoğun
tarih
takvimdeki belirli bir zaman noktası
What are the days of the trip
Gezinin tarihleri nelerdir
günler
yirmi dört saatlik periyotlar
The days go by quickly
Günler çabuk geçiyor
bugünler
günümüz veya yakın geçmiş zaman
Life is easier these days
Bugünler hayat daha kolay
günler
yirmi dört saatlik süreler
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatten oluşan zaman birimi
It takes two days to walk there
Oraya yürümek iki gün sürer
zamanlar
geçmişte kalan bir dönem
Those were the good old days
O güzel eski zamanlardı
telif ücreti
Sahnedebir eserin kullanımı karşılığında yaratıcısına ödenen para
The author earns royalties from every book sold
Yazar satılan her kitaptan telif ücreti kazanıyor
çöp
Sahnedeartık istenmeyen veya ihtiyaç duyulmayan şeyler
Put the rubbish in the bin
Çöpü kutuya at
berbat
çok düşük kalitede veya standartta olan
This movie is absolute rubbish
Bu film gerçekten berbat
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
sadece
Sahnedebasit bir şekilde veya sadece
It is simply a matter of time
Bu sadece bir zaman meselesi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
She explained it simply
Bunu basitçe anlattı
sadece
sadece veya kolay bir şekilde
I simply wanted to help
Sadece yardım etmek istedim
kesinlikle
bir ifadeyi vurgulamak için kullanılır
It is simply amazing
Bu kesinlikle harika
evli
Sahnedebir eşi olan
Are you married?
Evli misiniz?
bağlı
bir şeye veya fikre güçlü bir şekilde bağlı olma
He is married to his work
İşine çok bağlı
evli
bir eşi olan
They are a married couple
Onlar evli bir çift
evli
bir eşi olan
They have been married for ten years
Onlar on yıldır evliler
diğerleri
Sahnedegruptan geriye kalan insanlar veya nesneler
Some stayed and the others left
Bazıları kaldı ve diğerleri gitti
başkaları
başka insanlar
We should help others
Başkalarına yardım etmeliyiz
başkaları
sözü edilenden farklı olan insanlar
You should respect others
Başkalarına saygı göstermelisin
her kim
Sahnedekim olduğu fark etmeksizin herhangi bir kişi
Whoever arrives first wins
İlk gelen her kimse kazanır
her kim
Sahnedekim olursa olsun o kişi
Whoever knows the answer should raise their hand
Cevabı bilen her kimse elini kaldırmalı
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
çökmek
Sahnedeaniden yere yıkılmak
The building collapsed
Bina çöktü
çöküş
fiziksel veya zihinsel sağlığın aniden bozulması
He suffered a total physical collapse
Tam bir fiziksel çöküş yaşadı
çökmek
aniden faaliyet göstermeyi veya var olmayı durdurmak
The entire system collapsed suddenly
Tüm sistem aniden çöktü
nöbetçi
Sahnedegözetleme yapmak için görevlendirilen asker
The sentry stood at the gate
Nöbetçi kapıda duruyordu
mağara
Sahnedeyerin altında veya kayalıkta bulunan doğal boşluk
They found a dark cave
Karanlık bir mağara buldular
boyun eğmek
direnmeyi bırakmak veya teslim olmak
He finally caved to the pressure
Sonunda baskıya boyun eğdi
sertçe vurmak
birine veya bir şeye büyük bir kuvvetle darbe indirmek
He caved the wall with one punch
Duvara tek bir yumrukla sertçe vurdu
mağara
yerin veya kayaların içindeki büyük doğal boşluk
The bear sleeps in a cave
Ayı mağarada uyuyor
olmadan
Sahnedebir şeye sahip olmadan
I cannot see without my glasses
Gözlüklerim olmadan göremem
olmadan
bir şeyin veya birinin dahil edilmediği durum
You cannot go without a ticket
Bilet olmadan gidemezsin
dışında
bir şeyin dış tarafında
He stood without the door
Kapının dışında duruyordu
enayi
Sahnedekolayca kandırılabilen kişi
Don't be such a chump
Bu kadar enayi olma
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
açık
Sahnedegörülmesi veya anlaşılması kolay
The answer is obvious
Cevap açık