

Lost — 1. Sezon Bölüm 19
Kelimeler ve anlamları
350 kelime
Seviye
yaban domuzu
Sahnedeyabani erkek domuz
The boar lives in the forest
Yaban domuzu ormanda yaşar
yaban domuzu
erkek yabani domuz
The boar ran into the forest
Yaban domuzu ormana doğru koştu
başa çıkmak
Sahnedebir durumla veya sorunla ilgilenmek
I can handle this problem
Bu sorunla başa çıkabilirim
kulp
Sahnedebir nesneyi tutmaya veya taşımaya yarayan kısım
Please hold the handle of the door
Lütfen kapının kulpunu tut
takma ad
kimlik belirlemek için kullanılan isim veya lakap
What is your Twitter handle
Twitter kullanıcı adın nedir
uzatmak
bir şeyi elden ele teslim etmek
Handle the book to your friend
Kitabı arkadaşına uzat
doğrudan
Sahnedeçok doğrudan bir şekilde
We need to deal with this head on
Bununla doğrudan yüzleşmemiz gerekiyor
cepheden
bir şeyin ön kısmı karşıya bakacak şekilde
The two cars crashed head on
İki araba kafa kafaya çarpıştı
yönelmek
belli bir yöne doğru ilerlemek
We should head on to the next town
Bir sonraki kasabaya yönelmeliyiz
çare
Sahnedebir hastalığı iyileştiren şey
This tea is a natural remedy
Bu çay doğal bir çaredir
gidermek
bir durumu düzeltmek veya iyileştirmek
We must remedy this situation
Bu durumu düzeltmeliyiz
çare
bir hastalığı veya sorunu düzelten tedavi yöntemi
There is no simple remedy for this problem
Bu sorunun basit bir çaresi yok
ağır
Sahnedeağırlığı fazla olan
This box is heavy
Bu kutu ağır
ciddi
önemli veya zorlu durum
This is a heavy topic
Bu ciddi bir konu
ağır
çok yağlı veya şekerli olan
This chocolate cake is very heavy
Bu çikolatalı kek çok ağır
heavy metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
He listens to heavy metal
O heavy metal dinliyor
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
aşırı hevesli
Sahnedebir şeye karşı gereğinden fazla coşkulu veya istekli
The overzealous guard checked our bags twice
Aşırı hevesli güvenlik görevlisi çantalarımızı iki kez kontrol etti
doğurtmak
Sahnedebir bebeğin doğumuna yardımcı olmak
The doctor will deliver the baby
Doktor bebeği doğurtacak
teslim etmek
bir şeyi ihtiyaç duyulan yere götürmek
The courier will deliver the package tomorrow
Kurye paketi yarın teslim edecek
yerine getirmek
vaat edilen veya beklenen bir şeyi gerçekleştirmek
They promised to deliver results
Sonuçları yerine getireceklerine söz verdiler
sunmak
bir topluluğa resmi bir konuşma yapmak
The professor will deliver a lecture today
Profesör bugün bir ders sunacak
hazır
Sahnedehazırlanmış durumda olan
I am ready to go
Gitmeye hazırım
makas
Sahnedekesmek için kullanılan iki bıçaklı alet
I need scissors to cut the paper
Kağıdı kesmek için makasa ihtiyacım var
makas
iki bıçaklı kesme aracı
Where are the scissors
Makaslar nerede
makaslamak
makas ile kesmek
He will scissors the paper
Kâğıdı makaslayacak
problem
Sahnedezorluk çıkaran bir soru veya durum
This math problem is hard
Bu matematik problemi zor
sorun
başa çıkması zor olan şey
I have a problem with my car
Arabamla ilgili bir sorunum var
sorun değil
bir teşekkür veya özür sonrasında önemli olmadığını belirtmek için kullanılan ifade
Thanks for the help, it was no problem
Yardım için teşekkürler, hiç sorun değildi
sorun
çözülmesi gereken mesele
This is a big problem
Bu büyük bir sorun
bana bak
Sahnedeinsanların dikkatini çekmek için davranmak
Check me out in my new dress
Yeni elbisemle bana bak
dökmek
Sahnedebir sıvıyı bir kaptan akıtmak
Please pour me some water
Lütfen bana biraz su dök
bardaktan boşalırcasına yağmak
çok şiddetli yağmur yağması
It is pouring outside today
Bugün dışarıda bardaktan boşalırcasına yağmur yağıyor
vermek
tüm dikkatini veya çabasını bir şeye yöneltmek
He poured all his attention into the work
Tüm dikkatini işine verdi
olumlu
Sahnedekötü şeyler yerine iyi şeyleri düşünen
Stay positive about the future
Gelecek hakkında olumlu kal
pozitif
bir şeyin doğru veya mevcut olduğunu gösteren
The test result was positive
Test sonucu pozitifti
artı
sıfırdan büyük olan matematiksel değer
Five is a positive number
Beş pozitif bir sayıdır
pozitif
bir maddenin veya durumun var olduğunu gösteren
The medical test was positive
Tıbbi test sonucu pozitifti
caymak
Sahnedeplanlanan bir şeyi yapmaktan vazgeçmek
He decided to back out of the deal
Anlaşmadan caymaya karar verdi
geri geri çıkmak
bir aracı park yerinden veya garajdan geriye doğru sürmek
I need to back out of the garage
Garajdan geri geri çıkmam gerekiyor
belini incitmek
sırt veya bel kaslarına zarar vermek
I backed out my back lifting the box.
Kutuyu kaldırırken belimi incittim.
vazgeçmek
bir anlaşmadan veya planlanan bir durumdan çekilmek
He decided to back out of the project
Projeden vazgeçmeye karar verdi
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
iş
para kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
vücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
basit
Sahnedezor veya karmaşık olmayan
This is a simple task
Bu basit bir görev
sade
gösterişsiz veya karmaşık olmayan
She wore a simple dress
Sade bir elbise giydi
basitçe
basit veya anlaşılır bir biçimde
I like to keep things simple
İşleri basit tutmayı severim
anafilaktik şok
Sahnedeciddi ve hayati tehlike oluşturan alerjik reaksiyon
He went into anaphylactic shock after eating a peanut
Fıstık yedikten sonra anafilaktik şoka girdi
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
fırçalamak
Sahnedebir şeyi fırça kullanarak temizlemek
I brush my teeth every morning
Her sabah dişlerimi fırçalarım
fırça
temizlik veya boyama için kullanılan kıllı araç
I need a paint brush
Bir boya fırçasına ihtiyacım var
hafifçe değmek
bir şeyi başka bir şeye hafifçe sürterek hareket ettirmek
His arm brushed against mine
Kolu benimkine hafifçe değdi
çalı
yabani ortamda yetişen sık ağaç veya bitki örtüsü
We walked through the thick brush
Sık çalıların arasından yürüdük
midesi bulanan
Sahnedekusma isteği duymak
I feel nauseous
Midem bulanıyor
konteyner
Sahnedeeşyaları taşımak veya depolamak için kullanılan büyük kutu
They loaded the container onto the ship
Konteyneri gemiye yüklediler
kap
bir şeyleri koymak veya saklamak için kullanılan nesne
Put the food in a plastic container
Yiyecekleri plastik bir kaba koy
ayrılmak
Sahnedebiriyle romantik ilişkiyi bitirmek
They decided to split up after five years
Beş yıl sonra ayrılmaya karar verdiler
bölmek
parçalara ayırmak
We split up the cake
Pastayı böldük
ayrılmak
farklı yönlere gitmek
They decided to split up after the meeting
Toplantıdan sonra ayrılmaya karar verdiler
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
yanmak
Sahnedeateş almak veya tutuşturmak
The wood burns quickly
Odun hızlıca yanar
öfkelendirmek
birini çok öfkelendirmek
His comment burned him
Yorumu onu öfkelendirdi
yakmak
sızlama şeklinde acı vermek
This soap burns my eyes
Bu sabun gözlerimi yakıyor
çarçur etmek
parayı çok hızlı ve gereksiz yere harcamak
He burned all his cash in one week
Tüm parasını bir haftada çarçur etti
iyi
Sahnedeyüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
mal
alınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
lanet
Sahnedeçok sinir bozucu olan
I cannot open this sodding jar
Bu lanet kavanozu açamıyorum
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
bulmak
Sahnedebirinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
birinin veya bir şeyin nerede olduğunu öğrenmek
They found the lost dog
Kayıp köpeği buldular
kurmak
bir şeyi başlatmak veya oluşturmak
He founded a new company
Yeni bir şirket kurdu
karar vermek
yasal bir süreçte bir sonuca veya hükme ulaşmak
The court found that the agreement was invalid
Mahkeme sözleşmenin geçersiz olduğuna karar verdi
düşmek
Sahnedeaşağı doğru inmek
The ball fell to the ground
Top yere düştü
zalim
çok kötü ve şiddetli olan
The giant had a fell look in his eyes
Devin gözlerinde zalim bir bakış vardı
haline gelmek
belirli bir duruma geçmek
She fell asleep quickly
O hemen uyuyakaldı
yapacak olmak
Sahnedebir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him
Onu arayacağım
planlamak
bir işi yapma kararında olmak
We are going to visit the museum
Müzeyi ziyaret etmeyi planlıyoruz
olacak
gelecekte bir olayın gerçekleşmesi
It is going to rain
Yağmur yağacak
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz vermek
He vowed to return
Geri döneceğine yemin etti
bastırmak
Sahnedebir şeye baskı uygulamak
Press the button
Düğmeye bas
basın
haber kurumları ve gazeteciler
The press is here
Basın burada
ısrar etmek
bir konuda güçlü talepte bulunmak
They will press us for an answer
Bizden cevap için ısrar edecekler
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
Sahnedebir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
uzağa
Sahnedebir şeyi başka bir yere taşımak
Put your toys away
Oyuncaklarını kaldır
durmaksızın
durmadan veya ara vermeden
He was working away
Durmadan çalışıyordu
uzakta
buranın uzağında
The city is far away
Şehir çok uzakta
uzakta
bir yerde bulunmama durumu
He is away for the weekend
O hafta sonu için uzakta
oğul
Sahnedeebeveynlerin erkek çocuğu
He is my son
O benim oğlum
bırak beni
Sahnedebirini tutmayı bırakmak
Please let me go now
Lütfen şimdi beni bırak
beni işten çıkarmak
birinin işine son vermek
The company had to let me go
Şirket beni işten çıkarmak zorunda kaldı
izin almak
Sahnedebelirli bir süre işten uzak kalmak
I want to take off next Friday
Gelecek Cuma izin almak istiyorum
havalanmak
hızla ayrılmak veya uçağın yükselmesi
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
çıkarmak
kıyafet gibi bir şeyi üzerinden çıkarmak
Please take off your shoes
Lütfen ayakkabılarınızı çıkarın
popülerleşmek
hızla başarılı veya tanınır hale gelmek
The new software really took off this year
Yeni yazılım bu yıl gerçekten çok tuttu
dikkatini dağıtmak
birinin bir şeyi düşünmeyi bırakmasını sağlamak
This hobby helps take off the stress from your mind
Bu hobi zihnindeki stresi uzaklaştırmaya yardımcı olur
yükselişe geçmek
başarılı veya popüler olmaya başlamak
Her career really started to take off
Kariyeri gerçekten yükselişe geçmeye başladı
izin almak
işten bir süre uzak kalmak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
fırlayıp gitmek
aniden ve hızlıca bir yerden ayrılmak
He took off as soon as the bell rang
Zil çalar çalmaz fırlayıp gitti
izin almak
işe ara vererek çalışmamak
I will take off next week
Gelecek hafta izin alacağım
hızla uzaklaşmak
bir yerden aniden gitmek
He took off suddenly
O aniden hızla uzaklaştı
havalanmak
yerden göğe doğru yükselmek
The plane will take off now
Uçak şimdi havalanacak
havalanmak
bir uçağın veya aracın yerden yükselmeye başlaması
The plane will take off soon
Uçak yakında havalanacak
kalkış
bir hava aracının yerden havalanması
The plane is ready for take off
Uçak kalkış için hazır
aptalca
Sahnedeakıl ve mantıktan yoksun
That was a silly mistake
Bu aptalca bir hataydı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
tek
eşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
sadece
daha fazlası olmayan
I have only two dollars
Sadece iki dolarım var
kasılma
Sahnedebir kasın aniden gerilmesi veya sıkılaşması
She felt a muscle contraction
Bir kas kasılması hissetti
büzülme
daha kısa veya dar hale gelme süreci
Thermal contraction happens in cold weather
Termal büzülme soğuk havalarda olur
su
Sahnedeyağmur olarak yağan ve nehirlerde bulunan berrak sıvı
I drink a glass of water
Bir bardak su içerim
sulamak
bitkilere su vermek
I water the plants every day
Bitkileri her gün sularım
çuvallamak
Sahnedebir işi yanlış yaparak hata yapmak
I screwed up the test
Testte çuvalladım
bozmak
bir şeylerin yanlış gitmesine neden olmak
Don't screw up this chance
Bu şansı bozma
beceriksiz
sürekli hata yapan kimse
He is a total screw-up
O tam bir beceriksiz
mahvetmek
bir şeyi bozmak veya berbat etmek
I did not want to screw up the project
Projeyi mahvetmek istemedim
doldurmak
Sahnedebir şeyi tamamen dolu hale getirmek
Please fill the glass with water
Lütfen bardağı suyla doldur
doyma miktarı
doyana kadar yenen yemek
Eat your fill
Doyana kadar ye
doldurmak
bir işteki boşluğu doldurmak
Fill the position
Pozisyonu doldur
korkuyla dolmak
aşırı derecede korkmak
He was filled with dread
İçi korkuyla doldu
bilgilendirmek
birine bir şey hakkında bilgi vermek
Please fill me in on the details
Lütfen bana detaylar hakkında bilgi ver
doldurmak
vaktini bir şey yaparak geçirmek
She fills her days with reading
Günlerini kitap okuyarak dolduruyor
doldurmak
bir şeyin içini ekleyerek dolu hale getirmek
Fill the bottle with water
Şişeyi suyla doldur
doldurmak
boş yerlere bilgi yazmak
Please fill out this form
Lütfen bu formu doldurun
birisi
Sahnedebelirsiz veya bilinmeyen bir kişi
Someone is at the door
Kapıda biri var
çift
Sahnedebirlikte kullanılan iki eşyadan oluşan set
I have a pair of socks
Bir çift çorabım var
eşlemek
iki şeyi bir araya getirerek takım oluşturmak
I need to pair these socks
Bu çorapları eşlemem gerekiyor
çift
birbiriyle ilgili iki şeyden oluşan set
I bought a new pair of shoes
Yeni bir çift ayakkabı aldım
ikna etmek
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
nefes
Sahnedeakciğerlere alınan hava
Take a deep breath
Derin bir nefes al
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından herkesten önce gelen
She was the first person to arrive
O gelen ilk kişiydi
birinci sınıf
mümkün olan en yüksek standartta
This hotel provides first class service
Bu otel birinci sınıf hizmet sunuyor
başlangıçta
en başta veya başlangıç aşamasında
At first I did not understand
Başlangıçta anlamadım
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
nazik
Sahnedekaba olmayan ve sakin
He is a gentle person
O nazik bir insan
nazik
kibar veya iyi kalpli kişi
He is a gentle man
O nazik bir adamdır
yumuşak
sakin ve sert olmayan
He has a gentle voice
Onun yumuşak bir sesi var
daha sıkı
Sahnededaha fazla çabayla
You should work harder
Daha sıkı çalışmalısın
daha zor
yapılması kolay olmayan
This math problem is harder than the last one
Bu matematik problemi bir öncekinden daha zor
daha sert
daha fazla fiziksel güç kullanarak
Hit the ball harder
Topa daha sert vur
zor
yapılması veya anlaşılması kolay olmayan
The test was much harder than I expected
Sınav beklediğimden çok daha zordu
daha sıkı
daha fazla çaba veya güç harcayarak
You need to work harder to succeed
Başarılı olmak için daha sıkı çalışmalısın
karşıdan gelen
Sahnedebirine veya bir yöne doğru hareket eden
I saw the headlights of the oncoming car
Karşıdan gelen arabanın farlarını gördüm
bırakmak
Sahnedetutmayı bırakmak
Let go of the rope
İpi bırak
işten çıkarmak
birinin işine son vermek
They let her go last week
Onu geçen hafta işten çıkardılar
serbest bırakmak
birinin bir sorumluluktan veya cezadan kurtulmasına izin vermek
They decided to let him go
Onu serbest bırakmaya karar verdiler
kan
Sahnedevücutta dolaşan kırmızı sıvı
Blood carries oxygen
Kan oksijen taşır
kan
vücut içinde hareket eden kırmızı sıvı
There was blood on the floor
Yerde kan vardı
beklenti
Sahnedebir şeyin gerçekleşeceğine dair güçlü inanç
I have high expectations for this movie
Bu filmle ilgili beklentilerim yüksek
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
mikrofon
Sahnedesesi alıp elektriksel sinyale dönüştüren cihaz
Please speak into the microphone
Lütfen mikrofona konuşun
mikrofon
sesi yükselten araç
Please use the microphone
Lütfen mikrofonu kullanın
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
hevesini kursağında bırakmak
Sahnedebirinin planlarını veya heyecanını bozmak
I do not want to rain on your parade but we need to cancel the trip
Hevesini kursağında bırakmak istemem ama geziyi iptal etmemiz gerekiyor
günler
Sahnede24 saatlik süreler
I have been waiting for two days
İki gündür bekliyorum
program
televizyon yayını
I watched Days yesterday
Dün Days programını izledim
kalan gün
tamamlanması gereken süre
There are five days left
Beş gün kaldı
gün
24 saatlik zaman dilimi
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatlik süre
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
dönem
belirli bir çağ veya zaman dilimi
Those were the glory days
Onlar görkemli dönemlerdi
zamanlar
birinin hayatındaki özel bir dönem
I miss my school days
Okul zamanlarımı özlüyorum
gündüz
güneşin doğuşu ile batışı arasındaki zaman
The days are getting longer
Gündüzler uzuyor
süre
bir şeyin devam ettiği zaman aralığı
These days are very busy
Bu süreler çok yoğun
tarih
takvimdeki belirli bir zaman noktası
What are the days of the trip
Gezinin tarihleri nelerdir
günler
yirmi dört saatlik periyotlar
The days go by quickly
Günler çabuk geçiyor
bugünler
günümüz veya yakın geçmiş zaman
Life is easier these days
Bugünler hayat daha kolay
günler
yirmi dört saatlik süreler
There are seven days in a week
Bir haftada yedi gün vardır
gün
yirmi dört saatten oluşan zaman birimi
It takes two days to walk there
Oraya yürümek iki gün sürer
zamanlar
geçmişte kalan bir dönem
Those were the good old days
O güzel eski zamanlardı
tabii ki
Sahnedeonaylamak veya evet demek için kullanılır
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
elbette
birini onaylamak veya beklendik bir durumu belirtmek için kullanılan ifade
Can you help me? Of course
Bana yardım edebilir misin? Elbette
elbette
bir şeyin beklendiğini veya aşikar olduğunu belirtmek için kullanılır
Of course I will help you
Elbette sana yardım edeceğim
yara
Sahnedevücudun hasar görmüş kısmı
The wound is healing
Yara iyileşiyor
yaralamak
birine veya bir şeye fiziksel zarar vermek
The soldier was wounded
Asker yaralandı
gergin
çok endişeli veya stresli hissetme
He was wound tight after the meeting
Toplantıdan sonra çok gergindi
beklenmedik
Sahnedeönceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
şaşırmış
beklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
şaşırmış
bir şeye karşı duyulan hayret veya şaşkınlık hissi
I am surprised by your success
Başarına şaşırdım
muktedir
Sahnedebir şeyi yapma yeteneği veya imkanı olan
She is able to speak English
İngilizce konuşabiliyor
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
altüst etmek
Sahnedebir yeri darmadağın ederek aramak
Thieves ransacked the house
Hırsızlar evi altüst etti
kalabalık
Sahnedebir araya gelmiş çok sayıda insan
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
kalabalık
birlikte bulunan çok sayıda insan
There is a large crowd at the concert
Konserde büyük bir kalabalık var
sıkıştırmak
dar bir alana sığdırmaya çalışmak
Do not crowd the passengers in the elevator
Asansördeki yolcuları sıkıştırmayın
ses
Sahnedekonuşurken veya şarkı söylerken çıkan ses
He has a deep voice
Onun derin bir sesi var
dile getirmek
düşünce veya duyguları söylemek
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
ada
Sahnededört bir yanı sularla çevrili kara parçası
They live on a small island
Küçük bir adada yaşıyorlar
ada
etrafı sularla çevrili kara parçası
This is a small island
Bu küçük bir ada
ada
etrafı sularla çevrili olan toprak kütlesi
Hawaii is a famous island
Hawaii ünlü bir adadır
bağışçı
Sahnedebaşkalarına yardım etmek için bir şeyler veren kişi
He is a blood donor
O bir kan bağışçısıdır
havlu
Sahnedebir şeyleri kurulamak için kullanılan kumaş parçası
Please give me a towel
Lütfen bana bir havlu ver
yemin etmek
Sahnedeçok ciddi ve dürüst bir söz vermek
I swear to God that I did not take it
Onu almadığıma yemin ederim
nispeten
Sahnedebir dereceye kadar
The test was relatively easy
Sınav nispeten kolaydı
kahraman
Sahnedecesareti nedeniyle hayranlık duyulan kişi
He is a real hero
O gerçek bir kahraman
dedi
Sahnedesözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
söyledi
bir düşünceyi sözlü olarak ifade etmek
She said she was tired
Yorgun olduğunu söyledi
sağlıklı
Sahnedeiyi bir sağlık durumuna sahip olma
She is a healthy person
O sağlıklı bir insan
sağlıklı
sağlığa yararlı
Eating fruit is a healthy choice
Meyve yemek sağlıklı bir seçimdir
faydalı
yararlı veya olumlu
A healthy profit is good
İyi bir kar faydalıdır
sağlıksız
bedenen güçlü ve iyi durumda olmayan
He looks not healthy
Sağlıksız görünüyor