

Merlin — 1. Sezon Bölüm 8
Kelimeler ve anlamları
405 kelime
Seviye
ısırık
Sahnedebir hayvanın dişlerinden kaynaklanan yara
He has a dog bite on his leg
Bacağında bir köpek ısırığı var
lokma
hızlıca yenen küçük bir miktar yemek
I had a quick bite
Hızlıca bir şeyler atıştırdım
ısırmak
dişlerle bir şeyi kavramak
The dog wants to bite the toy
Köpek oyuncağı ısırmak istiyor
kesit
bir konuşmanın veya gösterinin kısa bir bölümü
I heard a sound bite on the news
Haberlerde bir ses kesiti duydum
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
davranış
Sahnedebir kişinin hareket etme şekli
Good behaviour is important at school
Okulda iyi davranış önemlidir
aşırı ısınmak
Sahnedeçok sıcak hale gelmek
The engine might burn up
Motor yanabilir
çok sinirlendirmek
birini çok kızdırmak
It burns me up when he lies
Yalan söylemesi beni çok sinirlendiriyor
yakıp yok etmek
bir şeyi ateşle tamamen yok etmek
They burned up the old papers
Eski kâğıtları yakıp yok ettiler
tavsiye
Sahnedekısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
kelime
anlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
izlemek
Sahnedebir şeye dikkatle bakmak
I like to watch movies
Film izlemeyi severim
gözetmek
bir şeyi korumak veya kontrol etmek
Please watch my bag
Lütfen çantamı kolla
kol saati
bileğe takılan küçük saat
My watch is broken
Saatim bozuk
dikkat etmek
bir şeyi yaparken özenli ve dikkatli olmak
Watch your step on the stairs
Merdivenlerde adımına dikkat et
bulaştırmak
Sahnedezararlı bir mikrobu birine veya bir şeye geçirmek
The virus can infect many people
Virüs birçok kişiye bulaşabilir
bulaştırmak
bir kişiye veya nesneye hastalık ya da zararlı bir etken geçirmek
The virus can infect many people
Virüs birçok insana bulaşabilir
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
kabullenmek
Sahnedezor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
aynı evi paylaşmak
başka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
birlikte yaşamak
biriyle aynı evi paylaşmak
I live with my family
Ailemle birlikte yaşıyorum
aynı evde oturmak
biriyle aynı konutta kalmak
They live with their grandparents
Büyükannesi ve büyükbabasıyla aynı evde oturuyorlar
katlanmak
hoş olmayan bir şeye alışıp onunla yaşamaya çalışmak
I have to live with this pain
Bu ağrıya katlanmak zorundayım
görmezden gelmek
Sahnedebir şeye dikkat etmemek
Ignore the warning signs
Uyarı işaretlerini görmezden gel
görmezden gelmek
Sahnedebirine veya bir şeye bilerek dikkat etmemek
He ignored my question
Sorumu görmezden geldi
yok saymak
birini veya bir şeyi fark etmemezlikten gelmek
He ignored me at the party
Partide beni yok saydı
dikkate almamak
bir şeye bakmamak veya dinlememek
Just ignore the noise
Sadece gürültüyü dikkate alma
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
gizli
Sahnedebaşkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
enfeksiyonlar
Sahnedemikropların neden olduğu hastalıklar
The doctor treated the infections
Doktor enfeksiyonları tedavi etti
ahır temizlemek
Sahnedehayvanların yaşadığı yeri pislikten arındırmak
You need to muck out the stable
Ahırı temizlemen gerekiyor
aynı
Sahnedefarklı olmayan
We have the same car
Bizim arabalarımız aynı
aynı
daha önce sözü edilenin tıpkısı
I saw the same man yesterday
Dün aynı adamı gördüm
hüküm
Sahnedebir suç için mahkemenin verdiği ceza kararı
He received a five year sentence
Beş yıllık bir hüküm giydi
cümle
tam bir düşünceyi ifade eden kelime grubu
This is a long sentence
Bu uzun bir cümle
hüküm vermek
bir suçluya verilecek cezayı kararlaştırmak
The judge sentenced the criminal to jail
Hakim suçluya hapis cezası verdi
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking a new job
Yeni bir iş arıyor
elde etmeye çalışmak
Sahnedebir şeyi başarmak için çabalamak
She seeks a better future
Daha iyi bir gelecek elde etmeye çalışıyor
aramak
bir şeyi bulmak için çaba sarf etmek
They seek a solution
Bir çözüm arıyorlar
aramak
birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak
He is seeking his lost cat
Kaybolan kedisini arıyor
getirmek
Sahnedebir şeyi bir yere taşımak
Please bring me some water
Lütfen bana biraz su getir
beraberinde getirmek
bir durumun yaşanmasına neden olmak
Spring brings warm weather
Bahar sıcak havaları beraberinde getirir
peşinden gelmek
birinin arkasından yakın bir şekilde yürümek
The dog likes to bring behind me
Köpek peşimden gelmeyi sever
suçlamak
birinin yasa dışı bir şey yaptığını resmen ifade etmek
The police decided to bring charges against him
Polis ona karşı suçlamada bulunmaya karar verdi
kıt
Sahnedebulunması zor olan
Water is scarce in the desert
Çölde su kıttır
kıt
yeterli miktarda olmayan
Food became scarce during the winter
Kışın yiyecek kıtlaştı
düşünülemez
Sahnedehayal edilmesi veya düşünülmesi imkansız olan
A war between them is unthinkable
Onların arasında bir savaş düşünülemez
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to sing well
Onun iyi şarkı söyleme yeteneği var
yetenek
Sahnedebir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to learn quickly
Hızlı öğrenme yeteneğine sahip
yetenek
bir şeyi yapabilme gücü veya becerisi
She has the ability to speak three languages
O üç dil konuşma yeteneğine sahip
çok
Sahnedebüyük bir miktar veya sayı
I have a lot of books
Çok kitabım var
bir sürü
bir şeyin büyük miktarı veya sayısı
I have a lot of books
Bir sürü kitabım var
çok
bir şeyden büyük miktarda olması
I have a lot of books
Çok kitabım var
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
efendim
Sahnedebir erkeğe hitap ederken kullanılan nazik bir ifade
Yes, sir
Evet, efendim
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
sormak
Sahnedebirine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
belirtmek
bir görüşü ifade etmek
You should ask your opinion clearly
Görüşünü açıkça belirtmelisin
önlemek
Sahnedebir şeyin olmasını engellemek
Vaccines prevent diseases
Aşılar hastalıkları önler
hiçbir şey yapmamak
Sahnedehiçbir işle uğraşmamak
I decided to do nothing all day
Bütün gün hiçbir şey yapmamaya karar verdim
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
devirmek
Sahnedebir hükümeti veya lideri iktidardan uzaklaştırmak
They tried to overthrow the government
Hükümeti devirmeye çalıştılar
değiştirilemez
Sahnedeherhangi bir şekilde düzeltilmesi veya değiştirilmesi mümkün olmayan
These plans are not set in stone
Bu planlar değiştirilemez
infaz
Sahnedebirinin ceza veya cinayet yoluyla öldürülmesi
The criminal faced execution
Suçlu infazla karşı karşıya kaldı
uygulama
bir planın veya görevin yerine getirilmesi
The execution of the plan was perfect
Planın uygulanması mükemmeldi
başarılar
Sahnedebirine başarı veya mutluluk dileme
I wish you good luck with your exam
Sınavında sana başarılar dilerim
bol şans
birine başarı veya şans dilemek için kullanılır
Good luck on your exam
Sınavında bol şans
şans
başarı veya olumlu sonuç
Winning that game required some good luck
O oyunu kazanmak biraz şans gerektirdi
endişe
Sahnedesizi huzursuz hissettiren şey
My main concern is the weather
Temel endişem hava durumu
ilgilendirmek
Sahnedebir konuyla ilgili veya bağlantılı olmak
This problem concerns all of us
Bu sorun hepimizi ilgilendiriyor
firma
büyük bir iş yeri veya şirket
It is a large manufacturing concern
Bu büyük bir üretim firmasıdır
mesele
ele almanız gereken iş veya görev
That is none of your concern
Bu senin meselen değil
kanıt
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu gösteren bilgi
There is no evidence for this claim
Bu iddia için hiçbir kanıt yok
saray
Sahnedekral veya kraliçenin yaşadığı büyük ve görkemli ev
The palace is very beautiful
Saray çok güzel
ifadem
Sahnedebirinin dile getirdiği söz
You should trust my word
İfademe güvenmelisin
Aman Tanrım
şaşkınlık veya vurgu belirtmek için kullanılan ünlem
My word, it is huge
Aman Tanrım, bu kocaman
sözüm
ciddi bir taahhüt
You have my word that I will be there
Orada olacağıma dair söz veriyorum
sağır
Sahnedeişitemeyen
He is deaf
O sağır
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
yolculuk
bir hedefe ulaşmak için yaşanan uzun veya zorlu olaylar dizisi
Learning a new language is a long journey
Yeni bir dil öğrenmek uzun bir yolculuktur
rock grubu
ünlü bir amerikalı rock müzik grubu
I love listening to the band Journey
Journey grubunun şarkılarını dinlemeyi seviyorum
ihtimal
Sahnedebir şeyin gerçekleşme olasılığı
There is a chance of rain
Yağmur yağma ihtimali var
fırsat
bir şeyi yapmak için uygun olan zaman veya durum
I had a chance to travel
Seyahat etme fırsatım oldu
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
There is a chance of failure
Başarısızlık riski var
kasa dairesi
Sahnededeğerli eşyaları saklamak için kullanılan güvenli oda
The gold is in the vault
Altın kasa dairesinde
üstünden atlamak
elleri veya bir sırığı kullanarak bir şeyin üzerinden atlamak
He vaulted over the fence
Çitin üzerinden atladı
kasa dairesi
değerli eşyaları saklamak için kullanılan güçlü duvarları ve kapısı olan oda
The bank kept the money in a vault
Banka parayı kasa dairesinde tuttu
kemer
bir binanın veya odanın tavanını oluşturan kavisli yapı
The church has a high stone vault
Kilisenin yüksek bir taş kemeri var
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
ders
Sahnedebir olaydan çıkarılan öğüt veya hayat tecrübesi
This was a hard lesson
Bu zor bir dersti
ders
eğitim veya öğretim oturumu
I have an English lesson
İngilizce dersim var
ders
bir konunun öğretildiği zaman dilimi
I have a piano lesson today
Bugün piyano dersim var
ders
birinin bir şey öğrettiği zaman dilimi
I have a math lesson today
Bugün matematik dersim var
faydalı
Sahnedeyararlı olan veya yardımı dokunan
This map is very useful
Bu harita çok faydalı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
bağışlamak
Sahnedebirini zarar görmekten veya ölmekten kurtarmak
The enemy decided to spare his life
Düşman onun hayatını bağışlamaya karar verdi
yedek
fazladan tutulan
I have a spare key
Yedek bir anahtarım var
ayırmak
bir şeyi kullanmayıp başkasına vermek için kenara koymak
Can you spare a minute to help me
Bana yardım etmek için bir dakika ayırabilir misin
esirgemek
birini bir zahmetten veya yükten kurtarmak
Please spare me the details
Lütfen detayları benden esirge
kontrol etmek
Sahnedebir şeye dikkatlice bakmak
Please check your answers
Lütfen cevaplarınızı kontrol edin
hesap
ödenmesi gereken miktarı gösteren belge
Can I have the check please
Hesabı alabilir miyim lütfen
kareli
kumaş üzerindeki küçük kareli desen
He wore a check shirt
Kareli bir gömlek giydi
hesap
bir hizmet veya yemek için ne kadar borcunuz olduğunu gösteren kağıt parçası
Could we have the check please
Hesabı alabilir miyiz lütfen
davranmak
Sahnedebirine karşı belirli bir şekilde hareket etmek
She treats everyone with kindness
Herkese nezaketle davranır
ısmarlamak
Sahnedebirinin yiyecek veya içecek masrafını karşılamak
I will treat you to lunch today
Bugün öğle yemeğini ben ısmarlayacağım
tedavi etmek
Sahnedebir hastaya tıbbi bakım uygulamak
The doctor will treat the patient
Doktor hastayı tedavi edecek
ödül
haz veren şey
This chocolate is a special treat
Bu çikolata özel bir ödül
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
seçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
Choose your favorite color
En sevdiğin rengi seç
seçmek
bir karar vererek tercihini yapmak
You must choose a path
Bir yol seçmelisin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
This is the chosen one
Bu seçilmiş olandır
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
dahil olmak
Sahnedebir şeye katılmak veya bir sürecin parçası olmak
I want to get involved in the project
Projeye dahil olmak istiyorum
dahil olmak
bir durumu değiştirmek için bir olaya karışmak
She decided to get involved in the local charity project
Yerel yardım projesine dahil olmaya karar verdi
otorite
Sahnedebelirli bir konuda bilgisine güvenilen kişi veya kurum
She is an authority on modern art
O modern sanat konusunda bir otoritedir
kurum
resmi güce sahip kuruluş
The housing authority manages the apartments
Konut kurumu daireleri yönetiyor
yetki
emir verme veya karar alma hakkı
He has the authority to sign the contract
Sözleşmeyi imzalama yetkisi var
yetkili
karar verme veya kuralları uygulama gücüne sahip kişi
You should talk to the authority in charge
Sorumlu yetkiliyle konuşmalısın
son derece
Sahnedeçok yüksek derecede
It is extremely hot today
Bugün hava son derece sıcak
fikir
Sahnedebir şey hakkındaki bilgi veya anlayış
I have no idea where he is
Onun nerede olduğu hakkında hiçbir fikrim yok
fikir
zihindeki bir düşünce veya plan
That is a great idea
Bu harika bir fikir
şıngırdayan
Sahnedemetal nesnelerin birbirine çarpmasıyla çıkan ses
I heard the jangling keys in his pocket
Cebindeki şıngırdayan anahtarları duydum
tehdit
Sahnedezarar verebilecek kişi veya şey
The storm is a threat to the city
Fırtına şehir için bir tehdit
tehdit
birine istediğini yapmazsa zarar vereceğini söyleme
He made a threat against his rival
Rakibine karşı bir tehditte bulundu
yakalamak
Sahnedebir şeyi hızlıca ve sıkıca yakalamak
Seize the day
Günü yakala
kapmak
bir şeyi hızla tutup kavramak
He seized the bag
Çantayı kaptı
el koymak
bir şeyi zorla veya hukuki yolla almak
The police seized the drugs
Polis uyuşturuculara el koydu
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere yapılan seyahat
Have a nice trip
İyi yolculuklar
ayağı takılmak
dengesini kaybedip neredeyse düşmek
I tripped over a rock
Bir taşa takıldım
tetiklemek
bir cihazı veya sistemi çalışmaya başlatmak
The sensor tripped the alarm
Sensör alarmı tetikledi
halüsinasyon görmek
gerçek olmayan şeyleri görmek veya deneyimlemek
He started to trip after taking the pill
Hapı aldıktan sonra halüsinasyon görmeye başladı
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
bir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
şüphesiz
Sahnedehiçbir kuşku olmadan kesinlikle
He will no doubt come to the party
O şüphesiz partiye gelecek
rahatsız etmek
Sahnedebirini üzmek veya endişelendirmek
I don't want to disturb you
Seni rahatsız etmek istemiyorum
bölmek
birinin yaptığı işi durdurmak
Do not disturb me while I am working
Çalışırken beni bölme
yerinden oynatmak
bir şeyin yerini veya durumunu değiştirmek
Do not disturb the papers on the desk
Masadaki kağıtları yerinden oynatma
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
Sahnedebirine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
ayrılma
Sahnedebir yerden gitmek
I am leaving the house now
Şimdi evden ayrılıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
bırakmak
birini veya bir şeyi belirli bir durumda tutmak
The news left him speechless
Haber onu suskun bıraktı
dağınıklık
Sahnededüzensiz veya kirli durum
This room is a mess
Bu oda çok dağınık
kurcalamak
düzeni bozmak veya sorun çıkarmak
Don't mess with the settings
Ayarları kurcalama
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
tedavi
Sahnedehastaya uygulanan tıbbi bakım
He needs urgent treatment
Acil tedaviye ihtiyacı var
tedavi
bir hastalığı iyileştirmek için uygulanan bakım
The patient needs special treatment
Hastanın özel tedaviye ihtiyacı var
kaplama
bir pencere için örtü veya süsleme
She chose a modern window treatment
Modern bir pencere kaplaması seçti
cilt bakımı
yüz için uygulanan güzellik işlemi
She went to the spa for a skin treatment
Cilt bakımı için spaya gitti
cezalandırmak
Sahnedeyanlış bir davranış nedeniyle ceza vermek
The teacher punished the student for cheating
Öğretmen, kopya çektiği için öğrenciyi cezalandırdı
maalesef
Sahnedeüzüntü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately, I cannot come
Maalesef gelemem
maalesef
üzücü veya hayal kırıklığı yaratan bir şekilde
Unfortunately it is raining today
Maalesef bugün hava yağmurlu
maalesef
bir şeyin üzücü veya şanssız olduğunu belirtmek için kullanılır
Unfortunately the store is closed today
Maalesef mağaza bugün kapalı
talihsiz bir şekilde
kötü şans veya üzüntü gösteren bir tarzda
She responded unfortunately to the bad news
Kötü habere talihsiz bir şekilde tepki verdi
gizem
Sahnedeanlaşılması veya açıklanması zor olan şey
Solving the crime was a real mystery
Suçu çözmek gerçek bir bilmeceydi
gizem
bilinmeyen veya açıklanamayan şey
It is a mystery
Bu bir gizem
meçhul
kimliği veya kişiliği bilinmeyen kişi
The new student is a total mystery
Yeni öğrenci tam bir meçhul
inç
Sahnede2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
inç
bir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
saygı
Sahnedebaşkalarına karşı gösterilen nazik davranış ve özen
We show respect for our elders
Yaşlılarımıza saygı gösteririz
yön
bir şeyin belirli bir parçası veya detayı
He is right in this respect
O bu yönden haklı
saygı duymak
bir kişi veya şey hakkında olumlu düşüncelere sahip olmak
I respect my teacher
Öğretmenime saygı duyarım
saygı
başkalarına karşı nazik davranış ve özen
We should show respect to our elders
Büyüklerimize saygı göstermeliyiz
yürütmek
Sahnedebir faaliyeti yapmak veya gerçekleştirmek
They conduct a survey
Bir anket yürütüyorlar
davranış
bir kişinin hareket etme veya davranma biçimi
His conduct was professional
Davranışları profesyonelceydi
iletmek
elektrik veya ısının geçmesine izin vermek
Metal wires conduct electricity
Metal teller elektriği iletir
yönetmek
bir etkinliği düzenlemek veya idare etmek
The scientist will conduct the experiment
Bilim insanı deneyi yönetecek
kocaman
Sahnedeboyut veya miktar olarak çok büyük
He lives in a huge house
Kocaman bir evde yaşıyor
büyük
son derece önemli veya etkili olan
This is a huge decision for us
Bu bizim için büyük bir karar
ihtiyaç duymak
Sahnedegerekli olduğu için bir şeye gereksinim duymak
I need some help
Biraz yardıma ihtiyacım var
ihtiyaç
gerekli veya zorunlu olan şey
There is a need for water
Suya ihtiyaç var
büyü
Sahnedebüyülü bir etki veya büyük bir hayranlık hissi
The fairy tale was full of enchantment
Masal büyü doluydu
büyü
bir büyü veya büyü etkisi altında olma durumu
The witch cast an enchantment on the frog
Cadı kurbağaya bir büyü yaptı
benzemek
Sahnedebir şeye benzer bir dış görünüşe sahip olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
benzemek
dış görünüş olarak birine veya bir şeye benzer olmak
You look like your father
Babana benziyorsun
gibi görünmek
bir durumun öyle olduğu izlenimini vermek
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
benzemek
dış görünüşü birine veya bir şeye benzemek
You look like your brother
Erkek kardeşine benziyorsun