

Merlin — 2. Sezon Bölüm 2
Kelimeler ve anlamları
417 kelime
Seviye
hak etmek
Sahnedebir şeye layık olmak
You deserve a break
Bir molayı hak ediyorsun
hak etmek
Sahnedebir şeyi elde etmeye değer olmak
You deserve to be happy
Mutlu olmayı hak ediyorsun
kesinlikle
Sahnedeşüphe olmadan veya kesin olarak
I will certainly help you
Sana kesinlikle yardım edeceğim
öfke
Sahnedekızgınlık duygusu
He lost his temper
Sinirlendi
yumuşatmak
bir şeyin şiddetini veya etkisini azaltmak
He tempered his criticism with praise
Eleştirisini övgüyle yumuşattı
sertleştirmek
bir şeyi daha dayanıklı hale getirmek
They tempered the steel to make it stronger
Çeliği daha güçlü olması için sertleştirdiler
varsaymak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu kanıtsız kabul etmek
I suppose you are right
Haklı olduğunu varsayıyorum
sanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I suppose that you are right
Haklı olduğunu sanıyorum
niyetinde olmak
bir amaç veya plan taşımak
You are supposed to arrive by ten
Ona kadar varman gerekiyor
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
kanıtlamak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu göstermek
I can prove it
Bunu kanıtlayabilirim
doğruluğunu göstermek
Sahnedebir şeyin gerçek olduğunu kanıtlamak
They proved the truth
Gerçeği kanıtladılar
ispatlamak
bir iddianın gerçekliğini ortaya koymak
He proved his theory
Teorisini ispatladı
uzakta olmak
Sahnedebir yerde bulunmamak
He will be away for a week
Bir hafta boyunca uzakta olacak
uzakta olmak
alışılagelmiş yerde bulunmamak
He is away for work
O iş için uzakta
avantaj
Sahnedebir durumu daha iyi hale getiren fayda
This is a big advantage
Bu büyük bir avantaj
sabah
Sahnedegünün güneş doğuşundan öğlene kadar olan kısmı
I wake up early in the morning
Sabahları erken uyanırım
günaydın
iyi sabahlar anlamında kullanılan kısa selamlama
Morning, how are you?
Günaydın, nasılsın?
sabah
günün öğleden önceki erken kısmı
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
sabah
günün erken saatleri
I drink coffee in the morning
Sabahları kahve içerim
aramak
Sahnedebir şeyi bulmaya çalışmak
I search for my keys
Anahtarlarımı arıyorum
hissetmek
Sahnedefiziksel veya duygusal bir duyuya sahip olmak
I feel very tired
Çok yorgun hissediyorum
düşünmek
Sahnedebir fikir veya tutuma sahip olmak
I feel that we should go
Gitmemiz gerektiğini düşünüyorum
endişeli
kendine güvenmeyen veya emin olamayan his
I feel anxious about the test
Sınav hakkında endişeli hissediyorum
hatırlatmak
birine bir şeyi anımsatmak
This song makes me feel my childhood
Bu şarkı bana çocukluğumu hatırlatıyor
hissetmek
bir duygu veya durumu deneyimlemek
I feel happy today
Bugün mutlu hissediyorum
saray
Sahnedekral veya kraliçenin yaşadığı büyük ve görkemli ev
The palace is very beautiful
Saray çok güzel
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
önemsemek
Sahnedebir konu veya kişi hakkında endişelenmek
I care about my grades
Notlarımı önemsiyorum
önemsemek
birine değer vermek veya onu sevmek
I care about my friends
Arkadaşlarımı önemsiyorum
omuz
Sahnedekolu vücuda bağlayan eklem
My shoulder hurts
Omzum ağrıyor
yük
kişinin üstlenmesi gereken ağır görev
He bears a heavy shoulder for the team
Takım için ağır bir yük taşıyor
banket
yolun kenarında bulunan emniyet şeridi
He pulled the car onto the shoulder
Arabayı bankete çekti
öğrenmek
Sahnedeçalışarak veya deneyim yoluyla bilgi veya beceri edinmek
I want to learn English
İngilizce öğrenmek istiyorum
öğretmek
birine bilgi veya beceri kazandırmak
He learned me a new skill
Bana yeni bir beceri öğretti
öğrenmek
bir durum hakkında haber almak
I learned that the meeting is postponed
Toplantının ertelendiğini öğrendim
öğrenmek
yeni bir bilgi veya beceri edinmek
I am learning how to play chess
Satranç oynamayı öğreniyorum
sihirle ortaya çıkarmak
Sahnedebir şeyi büyü yapmışçasına yoktan var etmek
The magician conjured a rabbit from his hat
Sihirbaz şapkasından bir tavşan çıkardı
büyüyle getirmek
bir şeyi sihir yoluyla ortaya çıkarmak
The magician conjured a rabbit from his hat
Sihirbaz şapkasından bir tavşan çıkardı
horlamak
Sahnedeuyurken burun ve ağızdan gürültülü nefes alıp vermek
My father tends to snore loudly
Babam genellikle yüksek sesle horlar
horlamak
uykuda gürültülü nefes almak
He snores every night
Her gece horlar
horlama
uykudaki hırıltılı ses
I heard a loud snore
Yüksek bir horlama sesi duydum
sıkıcı şey
aşırı sıkıcı ve ilginç olmayan şey
The movie was a total snore
Film tam bir sıkıcı şeydi
haydut
Sahnedeçalma veya soygun yapan kişi
The bandit stole the gold
Haydut altını çaldı
haydut
başkalarından çalan kimse
The bandit stole the gold
Haydut altını çaldı
soylu
Sahnedeözel unvanları olan yüksek bir sosyal sınıfa ait
She comes from a noble family
O soylu bir aileden geliyor
asil
yüksek ahlaki karaktere sahip olan
He has a noble heart
Onun asil bir kalbi var
soylu
yüksek sosyal sınıftan olan kişi
The noble lived in a large castle
Soylu kişi büyük bir kalede yaşıyordu
soylu
özel unvanları olan yüksek bir sınıfa mensup
The noble family lived in a large castle
Soylu aile büyük bir kalede yaşıyordu
salak
Sahnedeaptal veya sinir bozucu kimse
He acts like a total prat
Tam bir salak gibi davranıyor
rapor
Sahnedebir olay veya durum hakkındaki anlatım
She gave a detailed report
Detaylı bir rapor verdi
bildirmek
talimat üzerine bir yere gitmek
Report to the manager immediately
Derhal müdüre başvurun
bildirmek
bir konu hakkında bilgi vermek
She reported the news to her boss
Haberleri patronuna bildirdi
rapor
bilgi veya bulguların yazılı açıklaması
I wrote a report for school
Okul için bir rapor yazdım
ciddi
Sahnedeönemli veya zorlu durum
This is a heavy topic
Bu ciddi bir konu
ağır
ağırlığı fazla olan
This box is heavy
Bu kutu ağır
ağır
çok yağlı veya şekerli olan
This chocolate cake is very heavy
Bu çikolatalı kek çok ağır
heavy metal
yüksek sesli ve sert bir rock müzik türü
He listens to heavy metal
O heavy metal dinliyor
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan veya tamamen
I absolutely agree with you
Sana kesinlikle katılıyorum
kibirli
Sahnedekendini çok üstün gören
He is very arrogant
O çok kibirlidir
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
yapamamak
Sahnedebir şeyi yapmaya gücü yetmemek
I cannot swim
Yüzemem
saray
Sahnedekral veya imparatorun ailesiyle yaşadığı ve çalıştığı yer
The queen lives at the court
Kraliçe sarayda yaşıyor
mahkeme
yasal davaların görüldüğü yer
He must appear in court
Mahkemeye çıkmak zorunda
saha
belirli sporların oynandığı alan
They are playing on the tennis court
Tenis kortunda oynuyorlar
kur yapmak
birine romantik amaçla yaklaşmak
He is trying to court her
Ona kur yapmaya çalışıyor
layık
Sahnedebir şeye layık veya yeterince iyi olan
He is worthy of the award
Ödüle layıktır
rota
Sahnedeizlenmesi planlanan yol veya yön
The ship changed its course
Gemi rotasını değiştirdi
elbette
evet demek veya onaylamak için kullanılır
Of course I will come
Elbette geleceğim
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursuna gidiyorum
yemek sırası
bir öğünün bölümlerinden her biri
The first course was soup
İlk yemek sırası çorbaydı
tabii
bir durumun beklendik veya aşikar olduğunu belirtir
Of course I will help you
Tabii ki sana yardım edeceğim
yemek kısmı
servis edilen bir öğünün bölümlerinden biri
I liked the main course
Ana yemek kısmını sevdim
süreç
bir zaman dilimi veya dönem
During the course of the day
Gün süresince
yol
bir hareketin veya gelişimin izlediği yön
The ship changed its course
Gemi yolunu değiştirdi
parkur
bir spor veya etkinlik için kullanılan arazi
The golf course is very large
Golf parkuru çok geniş
kurs
belirli bir konuda verilen dersler dizisi
I am taking an English course
İngilizce kursu alıyorum
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
ana fikir
Sahnedesavunulan temel düşünce veya argüman
I see your point
Ne demek istediğini anlıyorum
işaret etmek
bir şeyi veya yönü göstermek
He pointed to the door
Kapıyı işaret etti
an
bir süreçteki belirli bir zaman veya aşama
At this point we can stop
Bu noktada durabiliriz
uç
keskin veya sivri olan uç kısım
The point of the pencil is sharp
Kalemin ucu sivri
heyecan
Sahnedeilgi veya mutluluğun verdiği güçlü duygu
She was full of excitement
Heyecan doluydu
onur
Sahnedeönemli bir iş başarınca kazanılan büyük saygı veya övgü
It is a glory to help others
Başkalarına yardım etmek büyük bir onurdur
görkem
büyük bir güzellik veya halkın duyduğu hayranlık
The glory of the sunset is breathtaking
Gün batımının görkemi nefes kesici
görkem
büyük bir güzellik veya halk tarafından duyulan hayranlık ve övgü
They enjoyed the glory of the sunset
Gün batımının görkeminin tadını çıkardılar
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
dürüst
Sahnededoğruyu söyleyen ve hile yapmayan
He is an honest man
O dürüst bir adamdır
son
Sahnedesonunda olan veya gerçekleşen
This is the final chapter
Bu son bölümdür
final
Sahnedebir dersin sonunda yapılan sınav
I have a final tomorrow
Yarın bir final sınavım var
kesin
değiştirilemez olan
This is my final decision
Bu benim kesin kararım
final
bir yarışmada kazananı belirleyen son oyun
Our team reached the final
Takımımız finale ulaştı
kalabalık
Sahnedebirlikte bulunan çok sayıda insan
There is a large crowd at the concert
Konserde büyük bir kalabalık var
kalabalık
Sahnedebir araya gelmiş çok sayıda insan
The crowd cheered for the team
Kalabalık takım için tezahürat yaptı
sıkıştırmak
dar bir alana sığdırmaya çalışmak
Do not crowd the passengers in the elevator
Asansördeki yolcuları sıkıştırmayın
övmek
Sahnedebirini veya bir şeyi takdir ettiğini ifade etmek
The teacher praised the student for her hard work
Öğretmen öğrencisini çok çalışmasından dolayı övdü
görünmek
Sahnedebir şeymiş izlenimi vermek
You seem happy today
Bugün mutlu görünüyorsun
belki
Sahnedeihtimalle veya olabilir anlamında
Perhaps it will rain today
Belki bugün yağmur yağar
domuz
Sahnedehortumlu ve kıvrık kuyruklu bir çiftlik hayvanı
The pig is pink
Domuz pembedir
obur
Sahnedeçok fazla yemek yiyen veya açgözlü kimse
You are such a pig for eating the whole cake
Tüm pastayı yediğin için tam bir obursun
domuz
çok dağınık olan veya çok yemek yiyen kişi
Stop eating like a pig
Domuz gibi yemek yemeyi bırak
polis
polislere yönelik kullanılan hakaret içerikli bir söz
Calling an officer a pig is disrespectful
Bir memura bu şekilde hitap etmek saygısızlıktır
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlerle iletişim kurmak
I can speak English
İngilizce konuşabiliyorum
konuşabilmek
bir dilde iletişim kurma becerisi
Do you speak Spanish
İspanyolca konuşabilir misin
konuşmak
tam şu anda bir şeyler ifade etmek
I am speaking right now
Şu anda konuşuyorum
konuşmak
birine sözcükler söylemek
Please speak slowly
Lütfen yavaş konuşun
hitap etmek
birine sözcükler söylemek
He speaks to the crowd
Kalabalığa hitap ediyor
hemen
Sahnedebekletmeden, şu anda
Come here immediately
Hemen buraya gel
meme
Sahnedekadının göğsü
She has a pain in her tit
Memesinde bir ağrı var
baştankara
kısa gagalı küçük bir ötücü kuş
A small tit perched on the branch
Küçük bir baştankara dala kondu
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
We will arrive at the station soon
İstasyona yakında varacağız
gecikmek
planlanan zamandan sonra varmak
The train will arrive late
Tren geç varacak
varmak
bir yere ulaşmak
We arrive at the station at noon
Öğlen istasyona varıyoruz
ulaşmak
bir yere gitmek
They arrive in London tomorrow
Yarın Londra'ya ulaşıyorlar
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
tam zamanı
Sahnedebir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tanıdık
Sahnededaha önce karşılaşılan veya aşina olunan
This melody sounds known
Bu melodi tanıdık geliyor
bilinen
hakkında bilgiye sahip olunan
This is a known fact
Bu bilinen bir gerçektir
ünlü
birçok kişi tarafından tanınan
He is a known singer
O ünlü bir şarkıcıdır
tanınmış
birçok kişi tarafından bilinen
He is a known author
O tanınmış bir yazar
mademki
Sahnedebir durum gerçekleştiği için
Now that you are here, we can start
Madem buradasın, başlayabiliriz
mademki
yeni bir durum nedeniyle bir şeyin doğru olduğunu açıklamak için kullanılır
Now that you are here we can start
Mademki buradasın başlayabiliriz
zinde
Sahnedeyeterince uyuyup yenilenmiş hissetme durumu
He feels well rested after his vacation
Tatilinden sonra kendini zinde hissediyor
dinlenmiş
yorgunluğu geçmiş ve uykusunu almış olma
You look well rested today
Bugün çok dinlenmiş görünüyorsun
atından düşürmek
Sahnedebirini atından yere düşürmek
The knight managed to unhorse his opponent
Şövalye rakibini atından düşürmeyi başardı
atından düşürmek
birini atın üzerinden düşürmek
The knight managed to unhorse his opponent
Şövalye rakibini atından düşürmeyi başardı
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
alçakgönüllülük
Sahnedekendini başkalarından üstün görmeme durumu
He showed great humility when he accepted the award
Ödülü kabul ederken büyük bir alçakgönüllülük gösterdi
verimli
Sahnedeiyi sonuçlar veren
It was a fruitful meeting
Verimli bir toplantıydı
yatak
Sahnedeuyumak için kullanılan mobilya
I go to bed
Yatağa gidiyorum
kasa
kamyonun arkasındaki yük taşıma alanı
The truck bed is full of wood
Kamyonun kasası odunla dolu
taban
nehir veya vadi zemini
Fish live at the river bed
Balıklar nehir tabanında yaşar
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
yayınlanmak
radyo veya televizyonda gösterilmek
The show will go on tonight
Gösteri bu gece yayınlanacak
çıkmak
biriyle romantik bir randevuya gitmek
Are you going on a date tonight
Bu gece bir randevuya mı çıkıyorsun
katılmak
bir gezi veya etkinliğe iştirak etmek
Are you going on the tour
Tura katılıyor musun
konuşup durmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
Don't go on about it anymore
Artık bu konuda konuşup durma
yayına çıkmak
bir televizyon veya radyo programında yer almak
The actor will go on the show tonight
Oyuncu bu gece programa çıkacak
katılmak
bir etkinlik veya faaliyete dahil olmak
She will go on the trip with us
O bizimle geziye katılacak
olmak
gerçekleşmek veya meydana gelmek
Tell me what is going on here
Burada neler olduğunu bana söyle
devam etmek
sürmek veya ilerlemek
We must go on with our work
İşimizi yapmaya devam etmeliyiz
başlamak
bir faaliyete girişmek
I will go on a diet tomorrow
Yarın diyete başlayacağım
uzun uzun konuşmak
bir konu hakkında uzun süre konuşmak
He went on about his old job
Eski işi hakkında uzun uzun konuştu
girmek
bir web sitesini veya hizmeti kullanmak
I go on the internet every day
Her gün internete girerim
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
Sahnedene demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
keyif almak
Sahnedebir şeyden zevk almak
I enjoy reading books
Kitap okumaktan keyif alırım
kırık
Sahnedehasarlı veya bozuk olan
The screen is broken
Ekran kırık
bozulmuş
artık geçerli olmayan
The promise was broken
Söz bozuldu
bozuk
artık düzgün çalışmayan
The coffee machine is broken
Kahve makinesi bozuk
eğitilmiş
eğitim verilerek söz dinler hale getirilmiş
The horse is fully broken
At tamamen eğitilmiş
kabul etmek
Sahnedebir şeye onay vermek
She accepted the invitation
Daveti kabul etti
kabul etmek
bir şeyi doğru veya geçerli olarak tanımak
I accept the truth
Gerçeği kabul ediyorum
kabul etmek
sunulan bir şeyi almak
He accepted the award
Ödülü kabul etti
kabul etmek
bir şeyi almaya veya onaylamaya razı olmak
I accept your offer
Teklifi kabul ediyorum
almak
Sahnedebir şeyi teslim almak veya kabul etmek
I received a letter
Bir mektup aldım
çamaşır yıkamak
Sahnedekirli giysileri yıkamak
I do the laundry on Sundays
Pazar günleri çamaşır yıkarım
tereddüt etmek
Sahnedebir şeyi yapmadan önce kısa bir süre durmak
Don't hesitate to ask
Sormaktan çekinmeyin
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeter
artık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
biliyordu
Sahnedebir durumu kavramış olmak
He knew the truth
Gerçeği biliyordu
biliyordu
bir konuda bilgi sahibi olmak
I knew the answer
Cevabı biliyordum
parasını ödemek
Sahnedebir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the coffee
Kahvenin parasını ben ödeyeceğim
bedel ödemek
geçmişteki bir eylemin kötü sonuçlarına katlanmak
You will pay for what you did
Yaptıklarının bedelini ödeyeceksin
parasını ödemek
bir şey karşılığında para vermek
I paid for the ticket
Biletin parasını ödedim
bedelini ödemek
yapılan bir davranışın kötü sonucunu yaşamak
You will pay for your mistakes
Hatalarının bedelini ödeyeceksin
ödemek
bir şeyin karşılığında para vermek
I will pay for the dinner
Yemeğin ücretini ben ödeyeceğim
satın almak
alınan bir şey için para vermek
I paid for these new shoes
Bu yeni ayakkabılar için para ödedim
karşılamak
bir şeyin maliyetini üstlenmek
He pays for his sons education
Oğlunun eğitim masraflarını o karşılıyor
açıklamak
Sahnedebir şeyi kolay anlaşılır kılmak için nedenlerini veya detaylarını vermek
Can you explain this rule
Bu kuralı açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this
Bunu açıklayabilir misin
açıklamak
bir şeyi anlaşılır kılmak için bilgi vermek
Please explain the rules to me
Lütfen kuralları bana açıkla
açıklamak
bir şeyi anlaşılır hale getirmek
Can you explain this math problem to me
Bu matematik problemini bana açıklayabilir misin
varlık
Sahnedebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
bir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
mükemmel
Sahnedeçok iyi
This cake is excellent
Bu kek mükemmel
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüş sahibi olmak veya bir eylemi değerlendirmek
What do you think of this movie
Bu film hakkında ne düşünüyorsun
aklına gelmek
bir fikir üretmek ya da bir şeyi hatırlamak
I can think of a better name
Daha iyi bir isim aklıma geliyor
akla getirmek
bir konudan bahsetmeye başlamak
Can you think of any good movies
Aklına iyi bir film geliyor mu
düşünmek
birini veya bir şeyi zihninde tutmak
I am thinking of my friends
Arkadaşlarımı düşünüyorum
düşünmek
bir konu hakkında fikir veya görüş sahibi olmak
What do you think of this book
Bu kitap hakkında ne düşünüyorsun
neredeyse hiç
Sahnedehemen hemen hiç
There was scarcely anyone there
Orada neredeyse hiç kimse yoktu
özür dilemek
Sahnedeyaptığı bir şey için birinden özür dilemek
I apologise for my mistake
Hatam için özür dilerim
hiçbir şey yapmamak
Sahnedehiçbir işle uğraşmamak
I decided to do nothing all day
Bütün gün hiçbir şey yapmamaya karar verdim
şans
Sahnedeiyi veya kötü şeylerin gerçekleşmesine neden olan güç
Luck can change quickly
Şans hızla değişebilir
şans
tesadüfen gerçekleşen iyi şeyler
I had some good luck
Biraz şansım vardı
şans eseri bulmak
iyi bir talih sonucu bir şeye sahip olmak
He lucked into this amazing job
O şans eseri bu harika işi buldu
iki kere düşünmek
Sahnedeharekete geçmeden önce bir şeyi dikkatlice değerlendirmek
You should think twice before quitting your job
İşinden ayrılmadan önce iki kere düşünmelisin
akşam
Sahnedeöğleden sonra ile gece arasındaki süre
The evening is cool
Akşam serindir
akşam
günün güneş battıktan sonraki bölümü
I like the cool evening air
Akşam serinliğini severim
akşam
öğleden sonra ile gece arasındaki gün bölümü
I read a book in the evening
Akşamları kitap okurum
akşam vakti
günün öğleden sonra ile gece arasındaki dilimi
The evening is a peaceful time
Akşam vakti huzurlu bir zamandır
varsaymak
Sahnedekanıt olmadan bir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I assume you are tired
Yorgun olduğunu varsayıyorum
üstlenmek
bir görev veya sorumluluğu üzerine almak
He assumed the role of manager
Yönetici rolünü üstlendi
başa çıkmak
Sahnedezor bir durumla mücadele edip üstesinden gelmek
She learned to cope with stress
Stresle başa çıkmayı öğrendi
baş etmek
zor bir durumun üstesinden gelmek
He learned how to cope with stress
Stresle nasıl baş edeceğini öğrendi
baş etmek
zor bir durumun üstesinden gelmek
He learned to cope with stress
O stresle baş etmeyi öğrendi
gerçek
Sahnedevar olan veya doğru olan
This is a real diamond
Bu gerçek bir elmas
gerçekten
çok veya samimi bir şekilde
He is real quiet
O gerçekten sessiz
sade
süslü veya karmaşık olmayan
He prefers a real and simple lifestyle
O sade ve basit bir yaşam tarzını tercih ediyor
sosyalist
üretim araçlarının topluma ait olduğu bir sisteme inanan kişi
He is a real who believes in common ownership
O ortak mülkiyete inanan bir sosyalisttir