

Merlin — 4. Sezon Bölüm 7
Kelimeler ve anlamları
386 kelime
Seviye
diken
Sahnedebitkilerin üzerindeki sivri çıkıntı
The rose has a sharp thorn
Gülün keskin bir dikeni var
muhafız
Sahnedebir yeri veya kişileri koruyan kimse
The guards stood at the gate
Muhafızlar kapıda duruyordu
muhafızlar
bir kişiyi veya yeri koruyan askeri birlik üyeleri
The palace guards stand at the gate
Saray muhafızları kapıda duruyor
korumalar
bir yeri veya kişiyi korumakla görevli kişiler
The guards stand by the gate
Korumalar kapıda duruyor
araştırma
Sahnedebir konu hakkındaki gerçekleri öğrenmeye çalışma
The detective is investigating the crime
Dedektif suçu araştırıyor
araştırmak
Sahnedebir durumun veya olayın iç yüzünü öğrenmeye çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak
araştırmak
bir şeyin gerçeğini ortaya çıkarmaya çalışmak
The police will investigate the crime
Polis suçu araştıracak
kabullenmek
Sahnedezor veya nahoş bir durumu tahammül ederek kabul etmek
You have to learn to live with it
Bununla yaşamayı öğrenmelisin
aynı evi paylaşmak
başka birisiyle aynı evi kullanmak
They live with their friends
Arkadaşlarıyla aynı evi paylaşıyorlar
birlikte yaşamak
biriyle aynı evi paylaşmak
I live with my family
Ailemle birlikte yaşıyorum
aynı evde oturmak
biriyle aynı konutta kalmak
They live with their grandparents
Büyükannesi ve büyükbabasıyla aynı evde oturuyorlar
katlanmak
hoş olmayan bir şeye alışıp onunla yaşamaya çalışmak
I have to live with this pain
Bu ağrıya katlanmak zorundayım
sözünü kesmek
bir konuşmayı veya etkinliği bölmek
Please do not break in while I am speaking
Ben konuşurken lütfen sözümü kesmeyin
zorla girmek
bir binaya güç kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
zorla girmek
bir binaya veya araca genellikle çalmak için zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece birisi zorla girmeye çalıştı
alıştırmak
yeni bir eşyayı rahat hale gelene kadar kullanmak
You need to break in these new shoes
Bu yeni ayakkabıları alıştırman gerekiyor
zorla girme
bir binaya yasa dışı yollarla girme eylemi
There was a break-in at the store last night
Dün gece mağazaya zorla girildi
alıştırmak
bir şeyi veya birini yeni duruma uyumlu hale getirmek
It takes time to break in new shoes
Yeni ayakkabıları alıştırmak zaman alır
girmek
bir binaya zor kullanarak girmek
Someone tried to break in last night
Dün gece biri girmeye çalıştı
duruşma
Sahnedebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
deneme
bir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
deneme
bir şeyi yapmanın resmi kuralı veya yolu
This trial follows the standard procedure
Bu deneme standart prosedürü izliyor
kaçırmak
Sahnedebirini zorla alıp götürmek
The criminals tried to abduct the child
Suçlular çocuğu kaçırmaya çalıştı
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ada
Sahnededört tarafı sularla çevrili kara parçası
They live on a small isle
Küçük bir adada yaşıyorlar
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
yakın
Sahnedekısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
durdurmak
Sahnedebir eyleme son vermek
Stop talking
Konuşmayı bırak
dur
birine durması için söylenen söz
Stop!
Dur!
durak
otobüs veya trenin durduğu yer
Where is the bus stop
Otobüs durağı nerede
uğramak
bir yere kısa süreliğine gitmek
I will stop by your house later
Daha sonra evine uğrayacağım
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
neyse
konuyu değiştirmek veya bir duraksamadan sonra devam etmek için kullanılan söz
Anyway let us continue with the lesson
Neyse derse devam edelim
düşünmek
Sahnedebir konu hakkında görüşe sahip olmak
I thought you were busy
Meşgul olduğunu düşünmüştüm
düşünce
Sahnedezihinden geçen fikir veya inanış
He had a strange thought
Aklına tuhaf bir düşünce geldi
düşünme
dikkatli bir şekilde düşünme eylemi
He was lost in thought
Düşüncelere dalmıştı
bahsetmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
He thought to mention the new plan
O yeni plandan bahsetmeyi düşündü
haberdar olmak
Sahnedebir şeyin varlığından haberdar olmak
I know of a good doctor in town
Kasabada iyi bir doktor olduğunu biliyorum
haberdar olmak
bir şeyin veya birinin varlığından haberdar olmak
I know of a good cafe here
Burada iyi bir kafe olduğunu biliyorum
nefes
Sahnedeakciğerlere alınan hava
Take a deep breath
Derin bir nefes al
tam olarak
Sahnedetam ve kesin bir şekilde
The meeting starts at 9:00 precisely
Toplantı tam olarak saat 9:00'da başlıyor
lamia
Sahnedemitolojide genellikle yılan vücutlu bir kadın olarak tasvir edilen canavar
The ancient myths describe the lamia as a dangerous monster
Antik mitler lamia adlı yaratığı tehlikeli bir canavar olarak tanımlar
incelemek
Sahnedebir şeyi dikkatlice incelemek
The police inspected the car
Polis arabayı inceledi
orman
Sahnedeağaçlarla kaplı alan
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
ahşap
ağaçlardan elde edilen sert madde
The table is made of wood
Bu masa ahşaptan yapılmıştır
orman
ağaçlarla kaplı geniş arazi
We went for a walk in the woods
Ormanda yürüyüşe çıktık
orman
ağaçlarla kaplı küçük alan
We walked through the woods
Ormanda yürüdük
borçlu olmak
Sahnedebirine para veya bir şey verme zorunluluğu
I owe you ten dollars
Sana on dolar borçluyum
dayandırmak
bir şeyi bir nedene bağlamak
He owes his success to hard work
Başarısını çok çalışmaya dayandırıyor
borçlu olmak
birine para veya bir şey vermek zorunda olmak
I owe you five dollars
Sana beş dolar borçluyum
meşale
Sahnedeışık vermek için yakılan sopa
He carried a torch
Elinde bir meşale taşıyordu
ateşe vermek
bir şeyi kasıtlı olarak yakmak
They threatened to torch the building
Binayı ateşe vermekle tehdit ettiler
eski aşka özlem
eski bir sevgiliye karşı beslenen romantik hisler
He still carries a torch for his ex-girlfriend
Eski kız arkadaşına hala özlem duyuyor
hayatta kalmak
Sahnedetehlikeli bir olaydan sonra sağ kurtulmak
He survived the accident
Kazadan hayatta kaldı
yaşamını sürdürmek
yaşamaya devam etmek
Plants cannot survive without water
Bitkiler susuz yaşayamaz
hayatta kalmak
başka biri öldükten sonra yaşamaya devam etmek
He survived his wife by ten years
Eşinden on yıl daha fazla yaşadı
hayatta kalmak
zor bir durumdan sonra var olmaya devam etmek
They survived the earthquake
Depremden sağ kurtuldular
saat
Sahnede60 dakikaya eşit süre
I will be there in one hour
Bir saat içinde orada olacağım
saat
bir günün yirmi dört parçasından biri
We will leave in one hour
Bir saat içinde ayrılacağız
saat
60 dakikalık zaman dilimi
I will be there in an hour
Bir saat içinde orada olacağım
işlemek
Sahnedegenellikle kötü bir eylemi yapmak
The criminals perpetrated a robbery last night
Suçlular dün gece bir soygun işledi
işlemek
kötü veya yasa dışı bir şey yapmak
He perpetrated the crime last night
Suçu dün gece o işledi
verimli
Sahnedeiyi sonuçlar veren
It was a fruitful meeting
Verimli bir toplantıydı
mümkün
Sahnedeyapılabilen veya gerçekleşebilen durum
It is possible to finish the work today
İşi bugün bitirmek mümkün
aday
seçilme ihtimali olan kişi
She is a possible for the role
O bu rol için bir aday
güçlü
Sahnedebüyük güce veya etkiye sahip olan
He is a powerful leader
O güçlü bir lider
güvenilir
Sahnedeinanılabilir ve dürüst olan
He is a trusted advisor
O güvenilir bir danışman
güvendi
birine veya bir şeye karşı inanç duymak
I trusted my friend
Arkadaşıma güvendim
berbat
Sahnedeçok nahoş veya sefil
This is a godforsaken place
Burası berbat bir yer
dışlamak
Sahnedebirini kasıtlı olarak görmezden gelmek veya ondan kaçınmak
He was shunned by his community
Topluluğu tarafından dışlandı
hediye
Sahnedebirine ücretsiz olarak verilen şey
This is a gift for you
Bu senin için bir hediye
yetenek
bir şeyi iyi yapma konusundaki doğal kabiliyet
She has a gift for music
Onun müzik konusunda bir yeteneği var
hediye etmek
birine bir şeyi karşılıksız vermek
She decided to gift the book to her friend
Kitabı arkadaşına hediye etmeye karar verdi
yetki
bir şeyi kararlaştırma veya verme hakkı
She has the gift to make final decisions
Nihai kararları verme yetkisi var
direnmek
Sahnedebir şeyi kabul etmeyi veya uymayı reddetmek
They resisted the new rules
Yeni kurallara direndiler
tartışmak
Sahnedebir konu hakkında biriyle konuşmak
We need to discuss the plan
Planı tartışmamız gerekiyor
özenle yapmak
Sahnedeustalıkla bir şey oluşturmak
He crafted a wooden toy
Ahşap bir oyuncak yaptı
araç
hava veya uzay yolculuğunda kullanılan taşıt
The pilot steered the craft
Pilot aracı yönetti
zanaat
özel bilgi veya yetenek gerektiren iş
She learned the craft of weaving
Dokuma zanaatını öğrendi
el işi
el ile yapılan nesne
She loves making crafts at home
O evde el işi yapmayı seviyor
olmak
Sahnedemeydana gelmek veya gerçekleşmek
What happened?
Ne oldu?
meydana gelmek
bir şeyin gerçekleşmesi
Something strange happened
Tuhaf bir şey oldu
başına gelmek
bir olayın birinin başına gelmesi
That happened to my friend
Bu arkadaşımın başına geldi
biraz
Sahnedeküçük bir derecede
The movie was somewhat boring
Film biraz sıkıcıydı
biraz
bir dereceye kadar
It is somewhat cold outside
Dışarısı biraz soğuk
biraz
az bir ölçüde
I am somewhat tired
Biraz yorgunum
anlamak
Sahnedebir şeyi kavramak veya anlamak
I don't get it
Anlamıyorum
ceza almak
yanlış bir davranışın sonucunda cezalandırılmak
You will get it if you do that
Bunu yaparsan cezanı çekersin
elde etmek
bir şeye sahip olmak veya onu kazanmak
I hope I get it soon
Umarım onu yakında elde ederim
halletmek
bir işi tamamlamak
I will get it done today
Onu bugün halledeceğim
telefona bakmak
gelen bir çağrıyı yanıtlamak
Please get it when it rings
Çaldığında lütfen telefona bak
tamamlamak
bir işi veya görevi bitirmek
I will get it done by tomorrow
İşi yarına kadar tamamlayacağım
almak
bir şeyi elde etmek veya satın almak
I need to get it from the store
Onu mağazadan almam gerekiyor
kavuşmak
bahsi geçen nesneye sahip olmak
Did you get it in the mail
Onu postayla aldın mı
cezalandırılmak
azarlanmak veya bir yaptırıma uğramak
You will get it when dad comes home
Babam eve gelince cezanı çekeceksin
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
ayrılmak
birbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünmek
belirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
kişi
Sahnedeinsan olan varlık
He is a good person
O iyi bir kişidir
birey
tek bir kişiyi ifade eden terim
Every person is different
Her birey farklıdır
insan
genel anlamda insan türü
A person needs sleep
Bir insanın uykuya ihtiyacı vardır
şahıs
belirli bir kimse
I know that person
O şahsı tanıyorum
Lordum
SahnedeSoylu veya hakimlere hitap ederken kullanılan saygılı bir ifade
I am ready my lord
Hazırım lordum
korkak
Sahnedecesareti olmayan
She is too fainthearted to speak in public
O topluluk önünde konuşamayacak kadar korkak
kanıt
Sahnedebir gerçeğin doğru olduğunu gösteren şey
Do you have any proof
Hiç kanıtın var mı
geçirmez
bir şeye karşı dayanıklı olan
This watch is waterproof
Bu saat su geçirmez
düzeltmek
hataları bulmak için dikkatlice okumak
You should proof your essay
Kompozisyonunu gözden geçirmelisin
sır
Sahnedebaşkalarına söylemediğiniz bilgi
I have a secret to tell you
Sana söyleyecek bir sırrım var
gizli
başkaları tarafından bilinmeyen
I have a secret plan
Gizli bir planım var
keyif
Sahnedemutluluk veya tatmin duygusu
Reading books gives me great pleasure
Kitap okumak bana büyük bir keyif verir
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
konuşma
Sahnedebir topluluğa hitaben yapılan resmi konuşma
The politician gave a short speech
Politikacı kısa bir konuşma yaptı
konuşma
bir topluluğa yapılan resmi hitap
He gave a great speech
Harika bir konuşma yaptı
konuşma
konuşma eylemi
Speech is a basic human ability
Konuşma temel bir insan yeteneğidir
emzirilen bebek
Sahnedeemzirilen ya da bakılan küçük çocuk
The mother held her nursling close
Anne emzirilen bebeğini sıkıca tuttu
ölümlü
Sahnedeeninde sonunda ölecek olan insan
We are all mortal
Hepimiz ölümlüyüz
ölümcül
ölüme neden olan
The wound was mortal
Yara ölümcüldü
ölümcül
ölüme neden olan
He suffered a mortal wound
O ölümcül bir yara aldı
güzel
Sahnedegöze veya zihne hoş gelen
She has a beautiful voice
Onun güzel bir sesi var
güzel
göze hitap eden ve hoş görünen
She is a beautiful woman
O güzel bir kadın
zulmetmek
Sahnedebirine uzun süre boyunca zalimce veya haksız davranmak
They were persecuted for their beliefs
İnançları yüzünden zulüm gördüler
eşyalar
Sahnedebirine ait olan şeyler
He lost all his possessions
Tüm eşyalarını kaybetti
sahiplik
bir şeye sahip olma durumu
The possession of the land is disputed
Arazinin sahipliği tartışmalı
musallat
bir ruh tarafından ele geçirilme durumu
He claimed to be suffering from demonic possession
Kötü ruhların musallatına uğradığını iddia etti
bulundurma
bir şeyi yasal olarak elinde tutma durumu
The suspect was arrested for illegal drug possession
Şüpheli yasa dışı uyuşturucu bulundurmaktan tutuklandı
hiçbiri
Sahnedeiki kişiden veya şeyden hiçbiri
Neither of the students is here
Öğrencilerin hiçbiri burada
de değil
olumsuz bir ifadenin başkası için de geçerli olduğunu belirtir
I don't like it. Neither do I
Sevmiyorum. Ben de sevmiyorum
hiçbiri
iki seçenekten hiçbirini değil
Neither book is good
İki kitap da iyi değil
ikisi de değil
iki durumdan hiçbiri
The box is neither big nor small
Kutu ne büyük ne de küçük
el altında
Sahnedekullanıma hazır veya yakın olan
Keep a notebook at hand
Yanında bir defter bulundur
mevcut
şu anda gerçekleşen veya var olan
Focus on the task at hand
Elindeki işe odaklan
işkenceci
Sahnedebirine ağır acı veya ıstırap çektiren kimse
The torturer was caught by the police
İşkenceci polis tarafından yakalandı
riske atmak
Sahnedebir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
risk
kötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
öldürmek
Sahnedebir canlının yaşamına son vermek
The hunter killed the deer
Avcı geyiği öldürdü
kırıp geçirmek
bir gösteride çok komik veya popüler olmak
The comedian killed the audience
Komedyen seyirciyi kırıp geçirdi
durdurmak
bir süreci veya çalışmayı sona erdirmek
The company killed the project
Şirket projeyi durdurdu
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am killing for a slice of pizza
Bir dilim pizzayı çok istiyorum
sonlandırmak
bir şeyi durdurmak veya bitirmek
We had to kill the project
Projeyi sonlandırmak zorunda kaldık
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
The frost will kill the plants
Don olayı bitkileri öldürecek
katletmek
bir insanı kasten öldürmek
The soldiers killed the king
Askerler kralı katletti
katil
birini öldüren kişi
The police caught the killer
Polis katili yakaladı
kahretmek
birine büyük duygusal acı vermek
His words killed me
Sözleri beni kahretti
sonunda
Sahnedeuzun bir süre veya gecikmeden sonra
He finally finished the project
Projeyi sonunda bitirdi
sonunda
uzun bir süre sonra veya nihayet
He finally arrived home
Sonunda eve vardı
sonunda
uzun bir zaman veya çabadan sonra
I finally finished my homework
Ödevimi sonunda bitirdim
son olarak
bir listenin veya konuşmanın sonunu belirtmek için
Finally we will look at the budget
Son olarak bütçeye bakacağız
içinde
Sahnedebelirli bir zaman veya mekanın içinde
I will arrive within an hour
Bir saat içinde varacağım
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
I will meet with my friends at the park
Parkta arkadaşlarımla buluşacağım
karşılaşmak
bir olay veya tepki ile yüz yüze gelmek
The proposal met with success
Öneri başarı ile karşılaştı
buluşmak
belirli bir amaç için biriyle görüşmeyi planlamak
I will meet with my lawyer today
Bugün avukatımla buluşacağım
iyileştirme
Sahnedebirini veya bir şeyi tekrar sağlıklı hale getirmek
The medicine is healing the wound
İlaç yarayı iyileştiriyor
iyileşme
tekrar sağlıklı hale gelme süreci
Healing takes time
İyileşme zaman alır
iyileşme
sağlıklı duruma geri dönme süreci
The wound is healing fast
Yara hızla iyileşiyor
reddetmek
Sahnedebir şeyi yapmayı veya kabul etmeyi istemediğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını belirtmek
He refused to help me
Bana yardım etmeyi reddetti
reddetmek
bir şeyi yapmayacağını veya kabul etmeyeceğini söylemek
He refused the offer
Teklifi reddetti
çöp
atılan atık malzeme
Please take out the refuse
Lütfen çöpü dışarı çıkar
seçmek
Sahnedeseçenekler arasından birini almak
You can choose a color
Bir renk seçebilirsin
seçmek
seçenekler arasından karar vermek
Choose a color
Bir renk seç
seçmek
bir gruptan bir şeyi tercih etmek
Choose your favorite color
En sevdiğin rengi seç
seçmek
bir karar vererek tercihini yapmak
You must choose a path
Bir yol seçmelisin
seçilmiş
bir grup arasından özenle ayrılmış
This is the chosen one
Bu seçilmiş olandır
onaylamak
Sahnedebir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
acele
Sahnedebir şeyi hızlıca yapma durumu
I am in a hurry
Acelem var
acele etmek
hızlı hareket etmek
Please hurry up
Lütfen acele et
aceleye getirmek
bir şeyi çok hızlı yapmak
Don't hurry the work
İşi aceleye getirme
gerçek
Sahnedebir şey hakkındaki gerçekler
Tell me the truth
Bana gerçeği söyle
denemek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
I will try to run
Koşmayı deneyeceğim
denemek
bir şeyin işe yarayıp yaramadığını kontrol etmek
Try this cake
Bu keki dene
yargılamak
mahkemede suçlu olup olmadığına karar vermek için delilleri incelemek
They will try the suspect in court
Şüpheliyi mahkemede yargılayacaklar
gerekli
Sahnedeyapılması veya olması gereken
Sleep is necessary for health
Uyku sağlık için gereklidir
gerekli
yapılması gereken veya ihtiyaç duyulan şey
It is necessary to drink water every day
Her gün su içmek gereklidir
ayak işi
Sahnedebelirli bir işi yapmak için çıkılan kısa yolculuk
I have to run some errands today
Bugün bazı ayak işlerini halletmem gerekiyor
sadık
Sahnedebirine her zaman destek olan
He is a loyal friend
O sadık bir arkadaştır
devam etmek
Sahnedebir işe devam etmek
I need to get on with my work
İşime devam etmem gerekiyor
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça veya hoş bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçinirim
iyi geçinmek
biriyle arkadaşça ve samimi bir ilişkiye sahip olmak
I get on with my colleagues
İş arkadaşlarımla iyi geçiniyorum
yıllar
Sahnedeçok uzun bir zaman süreci
It has been years since I saw her
Onu görmeyeli yıllar oldu
yaş
bir kişinin hayatta kaldığı süre miktarı
He is ten years old
O on yaşındadır
yıl
on iki aylık bir süre
It has been five years
Beş yıl oldu
yıl
üç yüz altmış beş günlük süre
I have lived here for two years
İki yıldır burada yaşıyorum
yıllar
uzun bir zaman dilimi
It has been years since we met
Görüşmeyeli yıllar oldu
sene
on iki aylık bir süre
The project will take one year
Proje bir sene sürecek
mesele
Sahnedeele alınması gereken önemli bir konu
This is a private matter
Bu özel bir mesele
süre
kısa bir zaman dilimi
It happened in a matter of days
Bu birkaç gün içinde oldu
madde
eşyaların yapıldığı fiziksel temel
Everything is made of matter
Her şey maddeden yapılmıştır
önemli olmak
bir şeyin değer veya önem taşıması
It does not matter to me
Bu benim için önemli değil
önem
bir şeyin değeri veya gerekliliği
This work is a matter of great importance
Bu iş büyük önem taşıyan bir konu
sorun
çözülmesi gereken güç bir durum
I have a private matter to discuss with you
Seninle konuşmam gereken özel bir sorun var
konu
üzerinde durulan düşünce veya olay
We should focus on the matter at hand
Elimizdeki konuya odaklanmalıyız
madde
fiziksel dünyayı oluşturan temel yapı
Everything in the universe is made of matter
Evrendeki her şey maddeden oluşur
mevzu
üzerine konuşulan veya ilgilenilen durum
Let us talk about a different matter
Farklı bir mevzu hakkında konuşalım
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlık göstermek için kullanılan sözler
Thank you for the help
Yardım için teşekkür ederim
teşekkür
minnettarlık ifade eden söz
I sent a thank-you to my teacher
Öğretmenime bir teşekkür gönderdim
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan nazik ifade
I want to say thank you
Sana teşekkür ederim demek istiyorum
teşekkür
minnettarlığı göstermenin nazik bir yolu
A simple thank you goes a long way
Basit bir teşekkür çok şey ifade eder
teşekkürler
minnettar olduğunuzu belirtmek için kullanılan sözler
Please say thank you for the gift
Lütfen hediye için teşekkürler de
teşekkür ederim
minnettar olduğunuzu göstermek için kullanılan sözler
Thank you for your help
Yardımın için teşekkür ederim
güvenmek
Sahnedebirine veya bir şeye güvenmek
You can count on me
Bana güvenebilirsin
güvenmek
birinin veya bir şeyin beklentilerinizi karşılayacağına inanmak
You can count on me for help
Yardım konusunda bana güvenebilirsin
güvenmek
birine veya bir şeye inanıp bel bağlamak
You can count on me
Bana güvenebilirsin
kontrol etmek
Sahnedebir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
bir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
aceleci
Sahnedeaceleyle yapılmış
It was a hasty decision
Aceleci bir karardı