

Merlin — 4. Sezon Bölüm 12
Kelimeler ve anlamları
439 kelime
Seviye
teşekkür ederim
Sahnedeminnettarlığı ifade etmenin eski veya yöresel kibar bir yolu
I say thankee for your kind help
Yardımın için teşekkür ederim
çalkalamak
Sahnedebir şeyin içini suyla temizlemek
Please rinse out the glass
Lütfen bardağı çalkala
duymak
Sahnedebir haberi veya bilgiyi başkasından öğrenmek
I heard that they are moving
Onların taşınacağını duydum
duymak
kulakla sesleri algılamak
I hear a noise
Bir ses duyuyorum
söylemek
bir şeyi dile getirmek veya ifade etmek
Hear me clearly
Bunu açıkça söylüyorum
kulak
başın yan tarafında bulunan ve duymamızı sağlayan organ
I hear with my ears
Kulaklarımla duyarım
onarmak
Sahnedekırılan veya yırtılan bir şeyi düzeltmek
I can mend your sock
Çorabını onarabilirim
iyileşmek
hastalık veya yaralanmadan sonra sağlığına kavuşmak
He is starting to mend after the surgery
Ameliyattan sonra iyileşmeye başlıyor
anlamına gelmek
Sahnedebelirli bir anlama sahip olmak
What does this word mean
Bu kelime ne anlama geliyor
araç
bir şeyi yapma yolu
This is a means of communication
Bu bir iletişim aracıdır
kaba
nazik olmayan veya zalim
He is very mean to me
Bana karşı çok kaba
niyetlenmek
bir şey yapmayı planlamak veya istemek
I meant to call you earlier
Seni daha önce aramaya niyetlenmiştim
demek istemek
konuşurken bir şeyi açıklamak için kullanılan ifade
I mean to say that we are late
Geç kaldığımızı demek istiyorum
müthiş
çok iyi veya yetenekli
She plays a mean tennis match
O müthiş bir tenis maçı çıkarıyor
yani
konuşurken duraksamak veya açıklık getirmek için kullanılan söz
I mean it is not raining today
Yani bugün yağmur yağmıyor
anlamına gelmek
bir şeyin ne olduğunu belirtmek
A red light means stop
Kırmızı ışık dur anlamına gelir
yöntem
bir işi yapmanın yolu
They used a simple mean to fix it
Bunu düzeltmek için basit bir yöntem kullandılar
temsil etmek
bir fikri ifade etmek veya göstermek
The flag means our country
Bayrak ülkemizi temsil eder
sınır
Sahnedeizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
söz
Sahnedebir şeyi kesinlikle yapacağınızı bildiren ifade
I will keep my promise
Sözümü tutacağım
salıverme
tutulan birini veya bir şeyi serbest bırakma
He gave his promise to let them go
Onları serbest bırakmaya söz verdi
gelecek vaadi
gelecekte başarılı olacağını gösteren nitelik
The young student shows great promise
Genç öğrenci büyük gelecek vaat ediyor
söz vermek
birine bir şeyin gerçekleşeceğini söylemek
I promise to call you later
Seni daha sonra arayacağıma söz veriyorum
mesele
Sahnedeçok önemli olan durum
It is a big deal
Bu büyük bir mesele
başa çıkmak
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I can deal with this
Bununla başa çıkabilirim
çok miktar
bir şeyin büyük miktarı
This task takes a great deal of time
Bu görev çok fazla zaman alıyor
yasa dışı ticaret yapmak
yasa dışı ürünlerin alım satımını yapmak
He was arrested for dealing drugs
Uyuşturucu ticaretinden tutuklandı
hiçbir yer
Sahnedehiçbir yerde olmayan
There is nowhere to sit
Oturacak hiçbir yer yok
hiçbir yer
herhangi bir yer veya konum bulunmayan durum
I have nowhere to go tonight
Bu gece gidecek hiçbir yerim yok
suçlamak
Sahnedebirinin bir yanlıştan sorumlu olduğunu söylemek
Do not blame me for this mistake
Bu hata için beni suçlama
sorumlu tutmak
Sahnedebir olayın sonucunu birinin üzerine yıkmak
I blame the rain for the delay
Gecikmeden dolayı yağmuru sorumlu tutuyorum
ayıplamak
birinin yaptığı davranışı onaylamadığını belirtmek
They blamed him for his selfish behavior
Bencil davranışından dolayı onu ayıpladılar
suç
kötü bir durumdan dolayı sorumlu tutulma durumu
He accepted the blame for the accident
Kazanın suçunu üstlendi
tercih etmek
Sahnedebir şeyi diğerinden daha çok istemek veya seçmek
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
tercih etmek
bir şeyi diğerine tercih etmek için kullanılır
I would rather stay home
Evde kalmayı tercih ederim
oldukça
orta derecede
It is rather cold today
Bugün hava oldukça soğuk
kuvvet
Sahnedefiziksel çaba gerektiren işleri yapabilme yeteneği
He has great physical strength
Onun büyük bir fiziksel gücü var
güç
bir şeyin etkili veya önemli olma durumu
The strength of the evidence is high
Kanıtların gücü yüksek
güçlü yön
bir kişinin sahip olduğu beceri veya iyi özellik
Patience is my greatest strength
Sabır benim en güçlü yönümdür
dile getirmek
Sahnedesözle veya yazıyla aktarmak
She voiced her concerns
Endişelerini dile getirdi
söz hakkı
karar verme veya fikir belirtme yetkisi
She has a say in the matter
Konuda onun söz hakkı var
fikrini belirtmek
bir düşünceyi ifade etmek
She says it is a good idea
O bunun iyi bir fikir olduğunu söylüyor
göstermek
bilgi veya rakam belirtmek
The sign says stop
Tabela durmayı gösteriyor
zindan
Sahnedekaranlık yeraltı hapishanesi
The prisoner was kept in a dungeon
Mahkum bir zindanda tutuluyordu
geçici
Sahnedekalıcı olmayan
The effects of the drug were short lived
İlacın etkileri geçiciydi
kısa süreli
çok kısa zaman devam eden
Their success was short lived
Başarıları kısa süreliydi
yakında
Sahnedekısa bir süre sonra
I will see you soon
Yakında görüşürüz
yakında
kısa bir süre içinde
I will see you soon
Seni yakında göreceğim
seçici
Sahnedebir şeyi seçerken çok titiz davranan
She is very choosy about her friends
Arkadaşları konusunda çok seçicidir
kullanmak
Sahnedebir şeyden yararlanmak
Can I use your pen
Kalemini kullanabilir miyim
yarar
bir şeyin sağladığı fayda
That information has no use
O bilginin hiçbir yararı yok
eskiden yapmak
geçmişte düzenli yapılan ama artık yapılmayan eylem
I used to swim every morning
Eskiden her sabah yüzerdim
ihtiyaç duymak
bir şeye gerek duymak
I could really use some help
Gerçekten biraz yardıma ihtiyacım var
istismar etmek
birini kendi çıkarı için kandırmak
He used me for his benefit
Kendi çıkarı için beni istismar etti
kullanmak
bir şeyi işleme koymak
Use your brain to solve this
Bunu çözmek için beynini kullan
küfür etmek
kaba veya saldırgan bir dil kullanmak
Do not use bad words here
Burada kötü kelimeler kullanma
yararlanmak
bir şeyden fayda sağlamak
You can use these tools for work
İş için bu araçlardan yararlanabilirsin
gerekçe göstermek
bir durum için geçerli bir sebep sunmak
She used the rain as a reason for being late
Yağmuru geç kalmak için gerekçe gösterdi
kötüye kullanmak
bir şeyi yanlış veya zararlı bir şekilde kullanmak
He misused his power
Yetkisini kötüye kullandı
sık sık
bir şeyin çok kez yapılması veya gerçekleşmesi
I use my computer often
Bilgisayarımı sık sık kullanırım
alışkın olmak
bir şeye deneyim yoluyla aşina olmak
I am used to waking up early
Erken kalkmaya alışkınım
nazikçe
Sahnedenazik veya yumuşak bir şekilde
She smiled kindly at the child
Çocuğa nazikçe gülümsedi
plan
Sahnedebir şeyi yapmaya yönelik düzenleme
We made a plan for the trip
Gezi için bir plan yaptık
plan
bir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şeyi yapmak için düzenleme yapmak
I plan to visit my friend
Arkadaşımı ziyaret etmeyi planlıyorum
zorla girmek
Sahnedebir binaya veya kapalı alana güç kullanarak girmek
The police breached the house
Polis eve zorla girdi
gedik
bir duvar veya engel üzerindeki boşluk veya delik
The enemy made a breach in the wall
Düşman duvarda bir gedik açtı
ihlal
bir kuralın veya yasanın çiğnenmesi
This is a breach of contract
Bu bir sözleşme ihlalidir
tamam
Sahnededinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
Sahnedebir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
tamam
onay veya kabullenme belirtmek için kullanılan ifade
All right I will go to the store
Tamam markete gideceğim
iyi
kabul edilebilir veya sorunsuz durum
Everything is all right
Her şey yolunda
sabitlemek
Sahnedebir şeyi hareket etmeyecek şekilde sağlamca tutturmak
Please secure the rope to the post
Lütfen halatı direğe sabitleyin
kendinden emin
kendinden emin ve güvende hissetmek
She feels secure in her job
İşinde kendini güvende hissediyor
güvenli
tehlikeden veya zarardan korunmuş
This is a secure location
Burası güvenli bir yer
elde etmek
bir şeyi çaba göstererek kazanmak
They managed to secure a loan
Bankadan kredi almayı başardılar
korumak
bir şeyi tehlikelere karşı güvenceye almak
The lock helps to secure the house
Kilit evi korumaya yardımcı olur
ele geçirmek
bir şeyi güvende tutmak için kontrolünü sağlamak
They managed to secure the area
Bölgeyi ele geçirmeyi başardılar
kaçmak
Sahnedetehlikeden kurtulmak için bir yerden hızla uzaklaşmak
They had to flee the burning building
Yanan binadan kaçmak zorunda kaldılar
kaçmak
tehlikeden kurtulmak için uzaklaşmak
They had to flee the city
Şehirden kaçmak zorunda kaldılar
son
Sahnedediğer her şeyden sonra gelen
This is the last train
Bu son tren
sürmek
Sahnedebir süre devam etmek
The meeting will last one hour
Toplantı bir saat sürecek
soyadı
kişinin aile ismi
Her last name is Smith
Onun soyadı Smith
geçen
şimdiki zamandan hemen önce gelen
I saw him last night
Onu geçen gece gördüm
devam etmek
Sahnedebir şeyi yapmaya devam etmek
Please carry on with your work
Lütfen işine devam et
el bagajı
uçağa yanınızda aldığınız çanta
I have a small carry on
Küçük bir el bagajım var
taşkınlık yapmak
heyecanlı kızgın veya endişeli bir şekilde davranmak
Please do not carry on like that
Lütfen o şekilde taşkınlık yapma
çığlık atmak
Sahnedeyüksek sesle bağırmak
She started to scream
O çığlık atmaya başladı
çığlık atmak
yüksek sesle ve tiz bir şekilde bağırmak
She started to scream
Çığlık atmaya başladı
haykırmak
bir şeyi çok açık bir şekilde ifade etmek
His behavior screams guilt
Davranışları suçluluk haykırıyor
doğru
Sahnedegerçek veya hatasız
You are right
Haklısın
hak
yasal veya ahlaki talep
Everyone has the right to education
Herkesin eğitim hakkı vardır
tamam
anlaşma veya anlama belirtmek için kullanılır
Right, I will do it
Tamam, yapacağım
sağ
solun karşı tarafı
Turn right at the corner
Köşeden sağa dön
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
adlandırmak
birine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
ısıtmak
Sahnedebir şeyi sıcak hale getirmek
I need to warm the milk
Sütü ısıtmam gerekiyor
sıcakkanlı
nazik ve ilgili
She is a warm person
O sıcakkanlı bir insandır
ılık
orta derecede sıcak
The weather is warm today
Bugün hava ılık
pusuda beklemek
Sahnedegizlenip sessizce izlemek
A stranger was lurking in the shadows
Gölgelerde bir yabancı pusuda bekliyordu
önem
Sahnedeönemli olma durumu
Health is of great importance
Sağlık büyük önem taşır
şimdilik
Sahnedekısa bir süreliğine kalıcı olmayan bir şekilde
Let us stay here for now
Şimdilik burada kalalım
şu an için
bu anda geçerli olan kısa süreli durum
This plan is fine for now
Bu plan şu an için iyi
risk
Sahnedekötü bir şeyin olma ihtimali
Smoking is a health risk
Sigara içmek bir sağlık riskidir
riske atmak
bir şeyi tehlikeye atmak
Don't risk your life
Hayatını riske atma
Risk
oyuncuların bölgeleri fethetmeye çalıştığı bir strateji oyunu
We played Risk last night
Dün gece Risk oynadık
riske atmak
bir şeyi zarar görme ihtimaliyle karşı karşıya bırakmak
He did not want to risk his life
Hayatını riske atmak istemedi
kalmak
Sahnedevarlığını sürdürmek veya aynı durumda kalmak
He remained silent
Sessiz kaldı
kalmak
bir yerde bulunmaya devam etmek
Please remain in your seats
Lütfen koltuklarınızda kalın
kalıntı
ölen bir kişinin bedeni veya parçası
The remains were found in the woods
Kalıntılar ormanda bulundu
kalmak
bir durumda varlığını sürdürmek
The temperature will remain the same
Sıcaklık aynı kalacak
etkileyici
Sahnedehayranlık veya saygı uyandıran
The view from the top is impressive
Tepeden görünen manzara etkileyici
etkileyici
hayranlık veya şaşkınlık uyandıran
Her performance was impressive
Performansı etkileyiciydi
tespit etmek
Sahnedebir şeyi fark etmek veya ortaya çıkarmak
The sensor can detect smoke
Sensör dumanı tespit edebilir
ruh hali
Sahnedebelirli bir zamandaki ruhsal durum
She is in a bad mood today
Bugün ruh hali kötü
havasında
bir şeyi yapma veya ona sahip olma isteği
I am in the mood for pizza
Pizza yeme havasındayım
ruh hali
bir kişinin belirli bir andaki hissetme durumu
She is in a good mood today
Bugün iyi bir ruh halinde
kusursuz
Sahnedehiçbir hatası veya kusuru olmayan
This diamond is perfect
Bu elmas kusursuz
mükemmelleştirmek
bir şeyi kusursuz hale getirmek
She wants to perfect her skills
Becerilerini mükemmelleştirmek istiyor
tam puan
okul çalışması için verilen en yüksek not
She got a perfect on her history exam
Tarih sınavından tam puan aldı
bahane
bir hatayı açıklamak için öne sürülen neden
That is just a perfect for being late
Bu geç kalmak için sadece bir bahane
umut etmek
Sahnedebir şeyin olmasını istemek
I hope for a better future
Daha iyi bir gelecek umuyorum
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
yakışıklı
Sahnedeiyi görünümlü
He is very handsome
O çok yakışıklı
ihanet etmek
Sahnedegüvendiği birine sadakatsizlik etmek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
ele vermek
isteyerek olmasa da bir duygu veya özelliği açığa çıkarmak
Her smile betrayed her excitement
Gülümsemesi heyecanını ele verdi
ihanet etmek
dürüst davranmayarak birine zarar vermek
He betrayed his best friend
En iyi arkadaşına ihanet etti
bakmak
Sahnedebirini veya bir şeyi görmek için gözlerini ona çevirmek
Look at that bird
Şu kuşa bak
incelemek
bir şeyi dikkatlice araştırmak veya düşünmek
I need to look at the documents
Belgeleri incelemem gerekiyor
biraz altında
Sahnedebir sayı veya miktarın hemen altında
It is just shy of ten dollars
On doların biraz altında
utangaç
başkalarının yanında kendini rahatsız hisseden
She is a shy girl
O utangaç bir kız
utangaç
başkalarıyla konuşmaktan çekinen ve rahatsız olan
The shy student did not answer
Utangaç öğrenci cevap vermedi
ikna
Sahnedebirini bir şeyi yapmaya razı etme eylemi
He used persuasion to change her mind
Fikrini değiştirmek için ikna yolunu kullandı
inanç
bir dizi inanç veya fikir
They are of a different religious persuasion
Onlar farklı bir dini inanca sahipler
işe yaramaz
hiçbir faydası olmayan kişi
He is a good for nothing man
O işe yaramaz bir adamdır
işe yaramaz
hiçbir değeri veya yararı olmayan
He is a good-for-nothing person
O işe yaramaz bir insan
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
malzemeler
Sahnedebelirli bir amaç için gereken şeyler
We need more office supplies
Daha fazla ofis malzemesine ihtiyacımız var
sağlamak
ihtiyaç duyulan bir şeyi vermek veya temin etmek
The store supplies fresh fruit every day
Mağaza her gün taze meyve sağlar
cephanelik
Sahnedesilahların saklandığı yer
The soldiers went to the armory
Askerler cephaneliğe gitti
silah deposu
silahların tutulduğu veya yapıldığı yer
The city had a large armory
Şehrin büyük bir silah deposu vardı
şşş
Sahnedebirine sessiz olmasını söylemek için kullanılır
Shh, be quiet
Şşş, sessiz ol
şşş sesi
birine sessiz olmasını söylemek için çıkarılan ses
He made a shh sound
Şşş sesi çıkardı
şşş
birinden sessiz olmasını istemek için çıkarılan ses
Shh the movie has started
Şşş film başladı
endişe
Sahnedebir durumdan kaynaklanan huzursuzluk hissi
She expressed her worry about the project
Proje hakkındaki endişesini dile getirdi
kaygılandırmak
Sahnedebirini tedirgin etmek
The news worried the family
Haberler aileyi kaygılandırdı
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılı hissetmek
Do not worry about me
Benim hakkımda endişelenme
endişe
insanı kaygılandıran düşünceler veya durumlar
I have many worries about my future
Geleceğim hakkında birçok endişem var
affedersiniz
Sahnedeözür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
pardon
duyulmayan veya anlaşılmayan bir şeyi tekrar ettirmek için kullanılan ifade
Excuse me could you say that again
Pardon bunu tekrar söyleyebilir misiniz
affedersiniz
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me can you help me
Affedersiniz bana yardım edebilir misiniz
pardon
birinin dikkatini çekmek veya özür dilemek için söylenen söz
Excuse me I did not see you
Pardon sizi görmedim
iskambil oyunu
Sahnedeoyun kartları ile oynanan bir oyun
We played a card game last night
Dün gece bir iskambil oyunu oynadık
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
minnettar
Sahnedeşükran duyan veya teşekkür eden
I am grateful for your help
Yardımın için minnettarım
koşmak
Sahnedeyürümekten daha hızlı hareket etmek
I run every morning
Her sabah koşarım
yönetmek
bir işin veya kurumun başında olmak
She runs a small business
Küçük bir işletme yönetiyor
sürmek
bir şeyin belirli bir süre devam etmesi
The play runs for two hours
Oyun iki saat sürüyor
çocuklar
Sahnedebirden fazla genç kişi
Many children go to school
Birçok çocuk okula gider
çocuklar
Sahnedebir kişinin erkek veya kız evlatları
She has three children
Üç çocuğu var
çocuklar
genç insan yavruları
The children are playing in the park
Çocuklar parkta oynuyorlar
gençler
gelişme çağındaki insanlar
These children are studying for their exam
Bu gençler sınavlarına çalışıyorlar
çorba
Sahnedeet, balık veya sebzelerin suda kaynatılmasıyla yapılan sıcak sıvı yiyecek
I like chicken soup
Tavuk çorbasını severim
çorba
sebzelerin veya etin suda pişirilmesiyle hazırlanan sıvı yiyecek
This soup is tasty
Bu çorba lezzetli
çorba
sebzelerin veya etin pişirilmesiyle yapılan sıcak sıvı yiyecek
The soup is hot
Çorba sıcak
eşlik etmek
Sahnedebiriyle beraber bir yere gitmek
Do you want to come with me
Benimle gelmek ister misin
beraberinde gelmek
bir şeyle beraber sunulmak
The phone comes with a charger
Telefon şarj cihazıyla birlikte gelir
birlikte gelmek
bir şeyin parçası olarak sunulmak veya satılmak
This phone comes with a charger
Bu telefon şarj aletiyle birlikte geliyor
beraberinde gelmek
bir şey ile aynı zamanda var olmak veya gerçekleşmek
This phone comes with a charger.
Bu telefonun yanında şarj aleti gelir.
ayrılmak
Sahnedebirbirinden uzaklaşmak
They parted at the airport
Havalimanında ayrıldılar
parça
Sahnedebütünün bir kısmı
The engine has many parts
Motorun birçok parçası var
rol
film veya tiyatrodaki karakter
He played a small part
Küçük bir rol oynadı
mükemmellik
Sahnedekusursuz olma durumu
She strives for perfection
O mükemmellik için çabalar
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
sapasağlam
zarar görmemiş
The box arrived in one piece
Kutu sapasağlam ulaştı
adet
belirli bir türden tek bir nesne
I have two pieces of furniture
İki adet mobilyam var
ıh
Sahnedeçaba sarf ederken veya ani bir duygu gösterirken çıkarılan ses
Unh! This box is heavy
Ih! Bu kutu çok ağır
ı-ıh
hayır anlamında kullanılan ses
Unh I do not want to go
ı-ıh gitmek istemiyorum
hayır sesi
hayır demek için çıkarılan ses
She said unh to the question
Soruya hayır sesi ile karşılık verdi
emanet etmek
Sahnedebirine bir sorumluluk veya görev vermek
I entrust this task to you
Bu görevi sana emanet ediyorum
uzak
Sahnedebir noktadan veya yerden büyük mesafede
The store is too far
Mağaza çok uzak
çok daha
Sahnedeönemli ölçüde veya büyük derecede
This car is far better
Bu araba çok daha iyi
şimdiye kadar
şu ana kadar
So far everything is good
Şimdiye kadar her şey iyi
ilerleme
yapılması veya tamamlanması gereken kısım
How far are you with your homework
Ödevinde ne kadar ilerledin
bayıltmak
Sahnedebirini vurarak bilincini kaybettirmek
The punch knocked him out
Yumruk onu bayılttı
çok yormak
birini aşırı derecede yorgun düşürmek
The long race knocked him out
Uzun yarış onu çok yordu
çabucak hazırlamak
bir şeyi hızla ve kolayca ortaya çıkarmak
She knocked out the report in an hour
Raporu bir saatte çabucak hazırladı
vurarak çıkarmak
sertçe vurarak bir şeyi bulunduğu yerden dışarı atmak
The accident knocked out his tooth
Kaza onun dişini yerinden çıkardı
harikalar yaratmak
bir şeyi son derece iyi yapmak
She knocked out that performance
O performansı harika bir şekilde sergiledi
çabucak bitirmek
bir işi hızlı ve başarılı bir şekilde tamamlamak
I can knock out this report in an hour
Bu raporu bir saatte çabucak bitirebilirim
çarpıcı
çok etkileyici veya çekici olan
She looked a real knock-out at the party
Partide gerçekten çok çarpıcı görünüyordu
nakavt etmek
birini bayıltmak veya devam edemez hale getirmek
The boxer knocked out his opponent in the first round
Boksör rakibini ilk rauntta nakavt etti
hızlıca bitirmek
bir işi çabucak tamamlamak
I can knock out this report in one hour
Bu raporu bir saat içinde hızlıca bitirebilirim
ortadan kaldırmak
bir şeyi yok etmek veya bulunduğu yerden çıkarmak
The new law knocked out the old tax exemption
Yeni yasa eski vergi muafiyetini ortadan kaldırdı
bitki
Sahnedeyemek veya ilaç yapımında kullanılan bitki
Mint is a fresh herb
Nane taze bir bitkidir.
başlamak
Sahnedebir şeye başlamak
Let's begin the lesson
Hadi derse başlayalım
endişelenmek
Sahnedebir durum hakkında kaygılı veya huzursuz hissetmek
Do not worry about the exam
Sınav hakkında endişelenme
takip etmek
Sahnedebir şeyin hareketini veya gelişimini izlemek
The police are tracking the suspect
Polis şüpheliyi takip ediyor
yol
bir şeyin hareket ettiği hat
The train is on the track
Tren rayın üzerinde
avantaj
başarıya ulaşmaya yardımcı olan özel bir imkan
He has the inside track for the job
O bu iş için öncelikli konuma sahip
parça
bir albümde yer alan kayıtlı müzik eseri
This is my favorite track on the album
Bu albümdeki en sevdiğim parça
tutarlı olmak
bilinen bilgilerle mantıklı veya uyumlu olmak
This story tracks with the facts
Bu hikaye gerçeklerle tutarlı
kayıt
bir şeyi hatırlamak için tutulan yazılı bilgi
I keep a track of my expenses
Harcamalarımın kaydını tutuyorum
atletizm
insanların koşu pistinde yarıştığı bir spor dalı
She runs track at school
O okulda atletizm yapıyor
umarım
Sahnedebir şeyin olmasını dileyerek
Hopefully, the weather will be nice
Umarım hava güzel olur
zafer
Sahnedebir yarışmada veya mücadelede kazanılan başarı
They celebrated the victory after the game
Maçtan sonra zaferi kutladılar
zafer
bir yarışmada veya savaşta kazanılan başarı
They celebrated their victory
Zaferlerini kutladılar
budala
Sahnedesağduyudan yoksun aptal kişi
Only a simpleton would believe that lie
O yalana sadece bir budala inanırdı
jest
Sahnedesembolik bir anlam taşıyan davranış
It was a kind gesture
Nazik bir hareketti
el hareketi
bir şeyi ifade etmek için yapılan vücut hareketi
She made a small gesture
Küçük bir el hareketi yaptı
korkak
Sahnedekolayca korkan kimse
Don't be such a coward
Bu kadar korkak olma
korkak
tehlikeden kaçan kişi
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
ödlek
cesareti olmayan kimse
Don't be a coward
Ödlek olma
korkak
zor bir şey yapmaktan korkan kimse
He is a coward for running away
Kaçtığı için o bir korkak
saklama
Sahnedebir şeyi göz önünden uzak tutma
She is hiding the letter
Mektubu saklıyor
saklanma
görünmez kalma eylemi
The children are hiding in the garden
Çocuklar bahçede saklanıyor
varmak
Sahnedebir yere ulaşmak
He finally came to the city
Sonunda şehre vardı
farkına varmak
bir şeyi yavaşça anlamak
I slowly came to realize the truth
Yavaş yavaş gerçeğin farkına vardım
varmak
belirli bir sonuca veya duruma ulaşmak
They finally came to an agreement
Sonunda bir anlaşmaya vardılar
kanaatine varmak
bir kişi ya da durum hakkında belirli bir görüşe sahip olmak
I have come to believe that he is honest
Onun dürüst olduğu kanaatine vardım
değinmek
bir konu hakkında konuşmaya başlamak
We will come to that topic later
O konuya sonra değineceğiz
gelmek
belirli bir yere ulaşmak
Please come to my office
Lütfen ofisime gel
ziyaret etmek
birinin yanına gidip vakit geçirmek
Please come to see me
Lütfen beni ziyarete gel
kendine gelmek
baygınlıktan sonra tekrar bilincini kazanmak
He came to after the accident
Kazadan sonra kendine geldi
başlamak
bir şeyi yapmaya girişmek
I come to like this song
Bu şarkıyı sevmeye başlıyorum
varmak
bir yere ulaşmak
We will come to the city soon
Şehre yakında varacağız
ilgili olmak
bir konu hakkında olmak
When it comes to cooking he is an expert
Yemek pişirmek söz konusu olduğunda o bir uzmandır
gelmek
bir noktaya veya duruma ulaşmak
We have come to a difficult decision
Zor bir karara geldik
ayılmak
tekrar bilinci yerine gelmek
The patient started to come to after the surgery
Hasta ameliyattan sonra ayılmaya başladı
kendine gelmek
baygınlıktan sonra bilincin geri dönmesi
She finally came to after the accident
Kazadan sonra nihayet kendine geldi
sonuçlanmak
belirli bir duruma yol açmak
The total bill came to fifty dollars
Toplam fatura elli dolar ile sonuçlandı
uğramak
birini görmek için bir yere gitmek
Please come to my house this evening
Lütfen bu akşam evime uğra
aklına gelmek
bir fikrin veya düşüncenin zihinde belirmesi
The idea came to me suddenly
Fikir aniden aklıma geldi
başvurmak
yardım veya destek için birine gitmek
You can come to me for help
Yardım için bana başvurabilirsin
varmak
belirli bir duruma ulaşmak
The situation has come to an end
Durum sona erdi
ölmek
Sahnedeyaşamın kalıcı olarak sona ermesi
Everyone will die one day
Herkes bir gün ölecek
zar
oyunlarda kullanılan üzerinde sayılar olan küçük küp
Roll the die
Zarı at
çok istemek
bir şeyi aşırı derecede arzulamak
I am dying for a coffee
Bir kahve için can atıyorum
ölmek üzere
ölüme çok yakın olmak
The plant is going to die soon
Bitki yakında ölmek üzere
çok istemek
bir şeyi yapmayı çok arzulamak
I am dying to see the show
Gösteriyi görmeyi çok istiyorum
tecrübesiz kişi
belirli bir aktiviteyi daha önce hiç yapmamış kimse
He is still a die here
O burada hala tecrübesiz biri
ölmek
yaşamın sona ermesi
The old tree died yesterday
Yaşlı ağaç dün öldü
bozulmak
çalışmayı veya işlemeyi bırakmak
My laptop died suddenly
Dizüstü bilgisayarım aniden bozuldu
ölmek
canlılığın sona ermesi
All living things will eventually die
Tüm canlılar sonunda ölecek
ahmak
zekası düşük olan kimse
He acts like a half wit
Bir ahmak gibi davranıyor
aptal
aklı az olan kimse
He acted like a half-wit
Bir aptal gibi davrandı