

Merlin — 5. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
324 kelime
Seviye
kızgın
Sahnedebir şeye karşı öfke duyma
The customer was angry about the delay
Müşteri gecikme yüzünden kızgındı
kızgın
güçlü bir rahatsızlık veya hoşnutsuzluk hissetmek
He is angry with me
Bana kızgın
sinirli
kolayca öfkelenen veya hoşnutsuz
She is feeling angry after the argument
Tartışmadan sonra sinirli hissediyor
toplamak
Sahnedeinsanları veya nesneleri bir araya getirmek
Please gather your things before we leave
Gitmeden önce lütfen eşyalarını topla
toparlamak
kontrol altına almak
She gathered her thoughts
Düşüncelerini topladı
anlamak
bilgiden sonuç çıkarmak
I gather that you are tired
Yorgun olduğunuzu anlıyorum
toplanmak
bir grup halinde bir yere gelmek
We will gather here tonight
Bu gece burada toplanacağız
anında
Sahnedehemen, çok kısa süre içinde
The medicine worked instantly
İlaç anında etki etti
öngörülebilir
Sahnedetahmin edilmesi kolay olan
The ending was predictable
Sonu öngörülebilirdi
ada
Sahnededört tarafı sularla çevrili kara parçası
They live on a small isle
Küçük bir adada yaşıyorlar
duruşma
Sahnedebirinin suçlu olup olmadığına karar vermek için yapılan yasal süreç
The trial begins tomorrow
Duruşma yarın başlıyor
deneme
bir şeyin çalışıp çalışmadığını görmek için yapılan test
This is a free trial
Bu ücretsiz bir denemedir
sınav
zorlu veya tatsız bir deneyim
Her life has been full of trials
Hayatı pek çok sınavla doluydu
deneme
bir şeyi yapmanın resmi kuralı veya yolu
This trial follows the standard procedure
Bu deneme standart prosedürü izliyor
merhaba
Sahnedeselam vermek için kullanılır
Hello, how are you
Merhaba, nasılsın
yahu
şaşkınlık veya inanmazlık belirtmek için kullanılır
Hello? Are you kidding
Yahu, şaka mı yapıyorsun
hayal etmek
Sahnedezihinde bir resim veya görüntü oluşturmak
Imagine a beautiful beach
Güzel bir plaj hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Just imagine a world without war
Sadece savaşsız bir dünya hayal et
hayal etmek
zihninde bir görüntü oluşturmak
Imagine you are on a beach
Sahilde olduğunu hayal et
inanmak
Sahnedebir şeyin doğru olduğunu düşünmek
I believe you
Sana inanıyorum
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarardan uzak tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
korumak
Sahnedebirini veya bir şeyi zarar görmekten sakınmak
The mother protected her child from the rain
Anne çocuğunu yağmurdan korudu
korumak
bir şeyi güvende tutmak
We must protect the environment
Çevreyi korumalıyız
zayıflatmak
Sahnedebir şeyi daha az güçlü veya etkili hale getirmek
The bad weather will weaken the bridge
Kötü hava köprüyü zayıflatacak
zayıflatmak
bir şeyi daha güçsüz veya daha az etkili hale getirmek
The fever will weaken his body
Ateş vücudunu zayıflatacak
zayıflamak
daha az güçlü veya etkili hale gelmek
The storm began to weaken
Fırtına zayıflamaya başladı
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
Buluşmak
Birisiyle veya bir şeyle bir araya gelmek
Let us meet at the park tomorrow
Yarın parkta buluşalım
müsabaka
insanların spor dallarında yarıştığı etkinlik
The swimming meet was exciting
Yüzme müsabakası heyecan vericiydi
karşılamak
bir ihtiyacı veya gerekliliği gidermek
This solution meets all requirements
Bu çözüm tüm gereksinimleri karşılıyor
müsabaka
sporcuların yarıştığı organizasyon
The swim meet is tomorrow
Yüzme müsabakası yarın
toplantı
insanların bir araya gelmek için planladığı görüşme
We have a meet at noon
Öğlen bir toplantımız var
varlık
Sahnedebirinin veya bir şeyin yakınında olma durumu
His presence calmed me down
Onun varlığı beni sakinleştirdi
varlık
Sahnedebir yerde bulunma durumu
I felt his presence in the room
Odanın içinde onun varlığını hissettim
varlık
internet ortamında görünür olma durumu
She has a strong online presence
Onun güçlü bir çevrimiçi varlığı var
-sa bile
Sahnedebir şey ne olursa olsun gerçekleşeceğini belirtmek için kullanılır
I will go even if it rains
Yağmur yağsa bile gideceğim
çan
Sahnedevurulduğunda müzikal bir ses çıkaran metal tüp
The wind chime sounds beautiful
Rüzgar çanı güzel ses çıkarıyor
çınlamak
bir zil gibi net ve müzikal ses çıkarmak
The clock began to chime
Saat çınlamaya başladı
çınlamak
net ve müzikal bir ses çıkarmak
The old clock will chime soon
Eski saat yakında çınlayacak
çan çalmak
hoş ve melodik bir tınlama sesi yapmak
The bells chime every hour
Çanlar her saat başı çalar
başarısız olmak
Sahnedebaşarısız olmak
He failed the test
Sınavda başarısız oldu
bozulmak
bir şeyin düzgün çalışmayı bırakması
The engine failed during the trip
Motor yolculuk sırasında bozuldu
düşmek
Sahnedehızla yere doğru hareket etmek
Be careful not to fall
Düşmemeye dikkat et
sonbahar
yaz ile kış arasındaki mevsim
The leaves change color in the fall
Sonbaharda yapraklar renk değiştirir
haline gelmek
yeni bir duruma girmek
The room fell silent
Oda sessizliğe büründü
başarısız olmak
bir şeyi yapmayı başaramamak
The mission did not fall
Görev başarısız olmadı
açıkça
Sahnedenet bir şekilde
It is clearly visible
Bu açıkça görünüyor
açıkça
kolayca görülebilen duyulabilen veya anlaşılabilen bir biçimde
She spoke clearly during the meeting
Toplantı sırasında açıkça konuştu
kurul
Sahnedebir kurum için karar alan insanlar grubu
The student council organized the event
Öğrenci kurulu etkinliği organize etti
konsey
karar veren kişilerden oluşan grup
The city council met yesterday
Belediye meclisi dün toplandı
belediye meclisi
bir şehri veya kasabayı yöneten insanlar grubu
The city council approved the budget
Belediye meclisi bütçeyi onayladı
kalmak
Sahnedebir yerde bulunmaya devam etmek
Please stay here
Lütfen burada kal
uyanık kalmak
tamamen uyanık ve net düşünebilir durumda olmak
I need to stay awake
Uyanık kalmam gerekiyor
kalmak
bir yerde belirli bir süre konaklamak
We will stay in a hotel
Bir otelde kalacağız
kalış
bir yerde geçirilen süre
We enjoyed our stay in London
Londra'daki kalışımızdan keyif aldık
mal
Sahnedealınıp satılan ürünler
These are luxury goods
Bunlar lüks mallardır
iyi
yüksek kalitede veya tatmin edici
This is a good book
Bu iyi bir kitap
epey
bir miktarı veya dereceyi vurgulayan söz
It took a good ten minutes
Epey bir on dakika sürdü
sadık
Sahnedebir söze veya bir niteliğe uygun davranma
He remained true to his promise
O sözüne sadık kaldı
evlenmek
Sahnedebirisiyle hayatını birleştirmek
They decided to marry last year
Geçen yıl evlenmeye karar verdiler
evlenmek
Sahnedebiriyle eş olmak
They want to marry soon
Yakında evlenmek istiyorlar
adamak
bir şeye kendini tamamen bağlamak
He married his life to music
Hayatını müziğe adadı
artık
Sahnedeartık veya bir daha (olumsuz cümlelerde kullanılır)
I don't live there anymore
Artık orada yaşamıyorum
artık
artık gerçekleşmeyen veya var olmayan
I don't live here anymore
Artık burada yaşamıyorum
artık
bir şeyin eskisi gibi devam etmediğini belirtir
I don't go there anymore
Artık oraya gitmiyorum
artık
günümüzde geçerliliğini yitirmiş durumları ifade eder
They don't play together anymore
Artık birlikte oynamıyorlar
sorumlu olmak
Sahnedeotorite sahibi birine karşı hesap vermek zorunda olmak
I answer to the manager
Müdürden sorumluyum
çözüm
bir sorunu gidermenin yolu
This is the answer to the problem
Bu sorunun çözümüdür
cevap vermek
bir çağrıya veya talebe karşılık vermek
He answered to the request
Talebe cevap verdi
cevap vermek
bir soruya veya soruna karşılık vermek
She did not answer to his question
O onun sorusuna cevap vermedi
hesap vermek
birinin denetiminde olmak veya ona karşı sorumlu olmak
I answer to the manager
Müdüre hesap veririm
uzaklaşmak
Sahnedebir kişiden yerden veya kötü bir durumdan ayrılmak
I need to get away from the city
Şehirden uzaklaşmam gerekiyor
uzaklaştırmak
bir şeyi bulunduğu yerden başka bir yere taşımak
Get the dog away from the table
Köpeği masadan uzaklaştır
konuyu değiştirmek
belirli bir konuyu tartışmayı veya odaklanmayı bırakmak
Let us get away from that topic
Hadi o konuyu değiştirelim
uzaklaşmak
birinden veya bir şeyden kaçmak
He wants to get away from the city
Şehirden uzaklaşmak istiyor
hapşırmak
Sahnedeburnundan ve ağzından aniden hava püskürtmek
I always sneeze when I smell pepper
Karabiber kokladığımda her zaman hapşırırım
omuz
Sahnedekolu vücuda bağlayan eklem
My shoulder hurts
Omzum ağrıyor
yük
kişinin üstlenmesi gereken ağır görev
He bears a heavy shoulder for the team
Takım için ağır bir yük taşıyor
banket
yolun kenarında bulunan emniyet şeridi
He pulled the car onto the shoulder
Arabayı bankete çekti
nefes almak
Sahnedeakciğerlere hava çekip verme süreci
It is hard to breathe in this room
Bu odada nefes almak zor
canlandırmak
bir şeye yeni bir canlılık veya enerji kazandırmak
We need to breathe life into the project
Projeye hayat vermemiz gerekiyor
ile yatıp kalkmak
bir şeye kendini tamamen adamış veya onunla dolu olmak
He breathes fashion
O modayla yatıp kalkıyor
fısıldamak
bir şeyi gizli bir şekilde söylemek
She did not breathe a word about it
O konu hakkında tek kelime bile etmedi
nefes almak
havayı ciğerlerine çekmek
You need to breathe deeply
Derin nefes alman gerekiyor
şaşırmak
Sahnedebeklenmedik bir durum karşısında hayrete düşmek
I am surprised by the gift
Hediyeye şaşırdım
sürpriz
beklenmedik bir durum anında söylenen söz
Surprise! I am here
Sürpriz! Buradayım
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen
It was a surprise visit
Sürpriz bir ziyaretti
sürpriz
beklenmedik şekilde gerçekleşen olay
That party was a big surprise
O parti büyük bir sürprizdi
barış
Sahnedesavaş veya çatışmanın olmadığı durum
We all want peace in the world
Hepimiz dünyada barış istiyoruz
barış
çatışmanın olmadığı, sessiz ve sakin durum
We all want peace
Hepimiz barış istiyoruz
sulh hakimi
küçük yasal meselelerle ilgilenen yerel görevli
The justice of the peace signed our papers
Sulh hakimi kağıtlarımızı imzaladı
güvenmek
Sahnedebirine veya bir şeye güven duymak
You can trust in him
Ona güvenebilirsin
hakkında konuşmak
Sahnedebir konu üzerine konuşmak
We need to talk about the plan
Plan hakkında konuşmamız gerekiyor
işte buna denir
bir durumun aşırı veya sıra dışı olduğunu vurgulamak için kullanılır
Talk about a lucky break
İşte buna büyük bir şans denir
bahsetmek
bir konu hakkında bir şeyler söylemek
They talked about the project
Projeden bahsettiler
ciddi şekilde
Sahnedeçok ciddi veya aşırı bir biçimde
The storm severely damaged the roof
Fırtına çatıya ciddi şekilde hasar verdi
ciddi şekilde
çok büyük bir ölçüde veya aşırı biçimde
He was severely injured in the accident
Kazada ciddi şekilde yaralandı
yönetmek
Sahnedebir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
harika olmak
en iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
yönetmek
bir ülke veya bölge üzerinde resmi yetkiye sahip olmak
The king used to rule the country
Kral eskiden ülkeyi yönetirdi
kural
ne yapmanız veya yapmamanız gerektiğini söyleyen ifade
You must follow the school rules
Okul kurallarına uymalısın
adet
olayların olağan veya normal durumu
Working late is the rule here
Burada geç çalışmak bir adettir
ilke
bir şeyin nasıl yapıldığını anlatan genel ifade
It is a fundamental rule of science
Bu bilimin temel bir ilkesidir
düzenleme
ne yapabileceğiniz hakkında resmi talimat
New safety rules were introduced
Yeni güvenlik düzenlemeleri getirildi
kural
bir yargıç veya yetkili tarafından alınan resmi karar
The judge made a strict rule
Yargıç katı bir kural koydu
güvenli
Sahnedetehlikeli veya riskli olmayan
You are safe here
Burada güvendesin
çelik kasa
değerli eşyaları korumak için kullanılan metal kutu
The documents are in the safe
Belgeler çelik kasada
güvenilir
bir işi iyi yapacağına inanılan
She is a safe choice for the job
O bu iş için güvenilir bir seçenek
kesin
bir şeyden emin olma durumu
It is a safe bet
Bu kesin bir bahis
görev
Sahnedeyapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help you
Sana yardım etmek benim görevim
görev
yapılması gereken işler
It is your duty to help him
Ona yardım etmek senin görevin
görev
yapılması gereken iş veya sorumluluk
It is my duty to help others
Başkalarına yardım etmek benim görevim
gümrük vergisi
mallar üzerinden ödenen vergi
You must pay duty on these goods
Bu mallar için gümrük vergisi ödemelisiniz
boynuz
Sahnedebir hayvanın başındaki sert ve sivri çıkıntı
The goat has a long horn
Keçinin uzun bir boynuzu var
korna
yüksek sesli uyarı veren cihaz
He pressed the car horn
Araba kornasına bastı
korno
içine üflenerek çalınan metalden yapılmış bir müzik aleti
She plays the horn in the school band
Okul grubunda korno çalıyor
sorumlu
Sahnedebir işten veya durumdan dolayı yükümlü olan
He is responsible for the project
Projeden o sorumlu
hiç kimse
hiçbir kişi
No one is home
Evde kimse yok
hiç kimse
hiçbir kişi
No one knows the answer
Cevabı hiç kimse bilmiyor
hiç kimse
tek bir kişi bile değil
No one is at home
Evde hiç kimse yok
istemek
Sahnedebir şeyi dilemek veya arzulamak
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
istemek
bir şeyi arzu etmek veya talep etmek
I want a glass of water
Bir bardak su istiyorum
aramak
birini bulmaya veya yakalamaya çalışmak
The police want him for robbery
Polis onu soygun nedeniyle arıyor
tutuşturmak
Sahnedebir şeyi ateşe vermek
He tried to onbryne the dry wood
Kuru odunu tutuşturmaya çalıştı
Görüşürüz
Sahnedebirine veda ederken kullanılan ifade
See you tomorrow
Yarın görüşürüz
sanmak
Sahnedebir kişi veya şey hakkında fikir veya sonuca varmak
I took him to be an expert
Onu uzman sanıyordum
kullanmaya başlamak
belirli bir yer veya eşyayı kullanmaya başlamak
She took to the new library very quickly
Yeni kütüphaneyi çok çabuk kullanmaya başladı
başlamak
bir alışkanlığa veya aktiviteye başlamak
He took to jogging every morning
Her sabah koşmaya başladı
gitmek
bir yere doğru hareket etmek
They took to the mountains for the weekend
Hafta sonu için dağlara gittiler
gerektirmek
bir şeyi yapmak için belirli bir miktarda zaman veya çaba ihtiyaç duymak
This project takes to much time
Bu proje çok zaman gerektiriyor
kapatmak
Sahnedebir şeyi erişilmez hale getirmek
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
yakın
kısa bir mesafede bulunmak
My house is close to the park
Evim parka yakın
dikkatli
detaylara çok fazla özen gösteren
Please pay close attention to the details
Lütfen detaylara çok dikkat et
kuşatmak
etrafını sarıp yakalamak
The police close on the suspect
Polis şüphelinin etrafını sarar
Lordum
SahnedeSoylu veya hakimlere hitap ederken kullanılan saygılı bir ifade
I am ready my lord
Hazırım lordum
tehlikeli
Sahnedezarar verme olasılığı olan
This road is dangerous
Bu yol tehlikeli
tehlikeli
zarar veya yaralanma riski taşıyan
It is dangerous to play with fire
Ateşle oynamak tehlikelidir
yok etmek
Sahnedebir şeyi tamir edilemeyecek kadar ağır hasara uğratmak
The storm destroyed the village
Fırtına köyü yok etti
ezip geçmek
bir oyunda veya yarışmada birini çok kolay bir şekilde yenmek
We destroyed the other team in the game
Oyunda diğer takımı ezip geçtik
yok etmek
bir şeyi tekrar kullanılamayacak hale getirmek
The storm destroyed the old house
Fırtına eski evi yok etti
öldürmek
bir canlının yaşamına son vermek
They had to destroy the sick dog
Hasta köpeği öldürmek zorunda kaldılar
genç adam
Sahnedeyaşı ilerlememiş erkek
A young man is walking in the park
Genç bir adam parkta yürüyor
erkek arkadaş
romantik partner olan genç erkek
She went to the movies with her young man
O erkek arkadaşıyla sinemaya gitti
delikanlı
gençlik çağındaki erkek
He was a tall young man
O uzun boylu bir delikanlıydı
canlı
Sahnedehayatı olan
The fish is still live
Balık hala canlı
yaşamak
Sahnedebir yerde ev sahibi olmak
We live in a big house
Biz büyük bir evde yaşıyoruz
yaşamak
bir kişinin veya şeyin var olma biçimi
Fish live in water
Balıklar suda yaşar
canlı
gösterildiği anda gerçekleşen
The match is on live TV
Maç canlı televizyonda
yaşamak
bir yerde evinin olması
I live in Istanbul
İstanbul'da yaşıyorum
yaşamak
bir durumu tecrübe etmek
I want to live new adventures
Yeni maceralar yaşamak istiyorum
uyku ilacı
Sahnedeuyumanıza yardımcı olan içecek
She drank the sleeping draft and fell asleep instantly
Uyku ilacını içti ve anında uykuya daldı
sonraki
Sahnedeşu anki veya mevcut olandan sonra gelen
See you next week
Gelecek hafta görüşürüz
yandaki
bir şeye çok yakın veya onun yanında olan
She sat in the next seat
O yandaki koltukta oturdu
bir şey
Sahnedetek bir neden veya örnek vermek için kullanılır
One thing I like about this house is the garden
Bu evle ilgili sevdiğim bir şey bahçesidir
inşa etmek
Sahnedeparçaları bir araya getirerek bir şey yapmak
They build a new house
Yeni bir ev inşa ediyorlar
vücut yapısı
bir kişinin vücudunun şekli ve boyutu
He has a strong build
Güçlü bir vücut yapısı var
artmak
bir şeyin zamanla daha büyük veya güçlü hale gelmesi
The excitement began to build
Heyecan artmaya başladı
oluşturmak
zamanla bir şeyi meydana getirmek veya kurmak
We want to build a strong team
Güçlü bir ekip oluşturmak istiyoruz
kesinlikle
Sahnedehiçbir şüphe olmadan
I will definitely come
Kesinlikle geleceğim
sınırsız
Sahnedehiçbir kısıtlama veya üst sınır olmaması
There is no limit to your success
Başarınızın bir sınırı yoktur
sınırsız
herhangi bir miktar veya kısıtlama içermeyen
This card has a no-limit policy
Bu kartın sınırsız bir politikası var
zayıflık
Sahnedegüçsüz olma durumu
She felt a sudden weakness
Ani bir zayıflık hissetti
zaaf
Sahnedebir şeye karşı koyamadığınız aşırı düşkünlük
I have a weakness for chocolate
Çikolataya karşı bir zaafım var
dolu
Sahnedebelirli bir nitelik veya unsurla yüklü
The situation was fraught with danger
Durum tehlike ile doluydu
gergin
endişe veya stres dolu
The atmosphere was fraught
Atmosfer gergindi
dışarıda
Sahnedebina dışında olan yer
The kids are playing outside
Çocuklar dışarıda oynuyor
dış yüzey
bir şeyin dış kısmı veya yüzeyi
The outside of the box is blue
Kutunun dışı mavidir
dışarıdan
bir grubun veya yerin dışından gelen
He is an outside consultant
O dışarıdan bir danışmandır
hariç
bir şeyin veya bir kimsenin dahil olmadığı durum
Outside of this small issue the project is complete
Bu küçük mesele haricinde proje tamamlandı
şekil
Sahnedebir şeyin görünür yapısı
The ice took a strange form
Buz garip bir şekil aldı
oluşturmak
Sahnedebir şeyi meydana getirmek veya yapmak
They will form a committee
Onlar bir komite oluşturacak
form
doldurulması gereken boşlukları olan kağıt
Fill out this form
Bu formu doldurun
form
fiziksel veya zihinsel olarak iyi olma durumu
The athlete is in excellent form
Sporcu mükemmel bir formda
tat
Sahnedebir şeyi yerken veya içerken hissedilen duygu
This cake has a sweet taste
Bu kekin tatlı bir tadı var
zevk
bir şeye karşı kişisel beğeni
We have the same taste in music
Müzik konusunda aynı zevke sahibiz
tatmak
kalitesini anlamak için az miktarda denemek
Please taste the soup
Lütfen çorbayı tat
tat
bir şeyin kısa süreliğine yaşanması
She wanted a taste of success
Başarının tadına bakmak istedi
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
hizmetçi
Sahnedebaşkası için çalışan kişi
The servant cleaned the house
Hizmetçi evi temizledi
hizmetçi
başkasının evinde çalışan kişi
They hired a servant to clean the house
Evi temizlemek için bir hizmetçi tuttular
yolculuk
Sahnedebir yerden başka bir yere gitme eylemi
The journey took ten hours
Yolculuk on saat sürdü
yolculuk yapmak
bir yerden başka bir yere gitmek
They will journey across the country
Ülke genelinde yolculuk yapacaklar
yolculuk
bir hedefe ulaşmak için yaşanan uzun veya zorlu olaylar dizisi
Learning a new language is a long journey
Yeni bir dil öğrenmek uzun bir yolculuktur
rock grubu
ünlü bir amerikalı rock müzik grubu
I love listening to the band Journey
Journey grubunun şarkılarını dinlemeyi seviyorum
yeter
Sahnedeartık daha fazlasına gerek yok
That is enough
Bu kadar yeter
yeterli
Sahnedeistenilen ya da gereken miktarda
Do you have enough water
Yeterli suyun var mı
yeterli
ihtiyaç kadar olan
I have enough money
Yeterince param var
yeterli
gerektiği kadar
This is enough for me
Bu benim için yeterli
memnun etmek
Sahnedebirini mutlu etmek
I want to please my parents
Ailemi memnun etmek istiyorum
lütfen
Sahnedenazik bir ricada bulunmak için kullanılır
Please help me
Lütfen bana yardım et
istediğini yapmak
birinin kendi keyfine göre hareket etmesi
You can do as you please
İstediğini yapabilirsin
zorlamak
Sahnedebirini bir eyleme mecbur bırakmak
They forced him to leave
Onu gitmeye zorladılar
kuvvet
polis veya asker gibi insanlardan oluşan grup
He joined the police force
Polis kuvvetine katıldı
zorlamak
bir şeyi hareket ettirmek için fiziksel güç kullanmak
He forced the door open
Kapıyı açmak için zorladı
kuvvet
fiziksel dayanıklılık veya bedensel güç
He pushed the door with force
Kapıyı kuvvetle itti
arkasında
Sahnedebir şeyin arka kısmında
The cat is behind the sofa
Kedi kanepenin arkasında
gerisinde
zaman olarak daha sonra
He is behind schedule
Programın gerisinde kaldı
arkasında
birini desteklemek
We are behind you
Senin arkandayız
popo
vücudun üzerine oturulan arka kısmı
He fell on his behind
Poposunun üzerine düştü
arkasında
bir şeyin arka tarafındaki yer
The ball is behind the chair
Top sandalyenin arkasında
arkasındaki
bir olayın gerçekleşmesine sebep olan kişi veya şey
She is the force behind this project
O bu projenin arkasındaki güç
gizlice
birinin haberi olmadan
He did it behind my back
Bunu benim arkamdan yaptı
geride
bir yerden ayrılırken bir yerde bırakılan
He left his keys behind
Anahtarlarını geride bıraktı
onaylamak
Sahnedebir şeyin iyi veya kabul edilebilir olduğunu söylemek
I hope they approve of my decision
Umarım kararımı onaylarlar
onaylamak
bir şeyin uygun olduğunu resmen bildirmek
The boss approved the plan
Patron planı onayladı
iğrenç
Sahnedeçok kötü veya mide bulandırıcı
There was a foul smell in the room
Odada iğrenç bir koku vardı
faul
kurallara aykırı davranış
The player committed a foul
Oyuncu faul yaptı
kirletmek
bir şeyi pis veya hoş olmayan bir hale getirmek
The oil spill fouled the water
Petrol sızıntısı suyu kirletti
faul
kurallara aykırı olan veya yasak hareket
The player committed a foul
Oyuncu bir faul yaptı
rahibe
Sahnedekadın din görevlisi
The priestess led the ceremony
Rahibe töreni yönetti
gelmek
Sahnedebir yere ait olmak veya orada doğmuş olmak
I come from Turkey
Ben Türkiye'den geliyorum
gelmek
bir yerden veya kaynaktan meydana gelmek
I come from a small town
Küçük bir kasabadan geliyorum
kaynaklanmak
bir nedenden veya yerden oluşmak
Problems come from stress
Sorunlar stresten kaynaklanır
dikkatini çevirmek
Sahnedebir şeye odaklanmaya başlamak
Now let us turn to the next topic
Şimdi dikkatimizi bir sonraki konuya çevirelim
yardım istemek
birinden destek veya tavsiye istemek
You can always turn to your family
Her zaman ailenden yardım isteyebilirsin
sayfaya geçmek
kitapta belirli bir sayfaya ilerlemek
Students turn to page fifty
Öğrenciler ellinci sayfaya geçiyor
dönmek
birine bakmak için vücudunu hareket ettirmek
Please turn to me
Lütfen bana dön
boşuna
Sahnedehiçbir sonuç elde etmeden
All my hard work was for nothing
Tüm sıkı çalışmam boşunaydı
bedava
para ödemeden
I got this book for nothing
Bu kitabı bedavaya aldım
servis
Sahnedeyiyecek veya içecek sunma
They are serving the meal now
Şu anda yemeği servis ediyorlar
porsiyon
tek bir kişiye verilen yiyecek miktarı
One serving of cake is not enough
Bir porsiyon kek yeterli değil
hizmet etme
bir görevde veya rolde bulunma
She is serving in the army
O orduda hizmet ediyor
tür
Sahnedebenzer özelliklere sahip grup
What kind of music do you like
Ne tür müzik seversiniz
nazik
dost canlısı ve cömert
She is a kind person
O nazik bir insandır
biraz
küçük bir ölçüde
I am kind of tired
Biraz yorgunum
nazik
başkalarına karşı iyi ve yardımsever olan
She is a kind person
O nazik bir insan
dinlemek
Sahnedesese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
dinlemek
bir sesi veya konuşan kişiyi duymaya çalışmak
I like to listen to music
Müzik dinlemeyi severim
kulak vermek
birini veya bir şeyi dikkatle dinleyip önemsemek
Please listen to my advice
Lütfen tavsiyeme kulak ver
dinlemek
bir sesi duymak için dikkatini vermek
Listen to the teacher
Öğretmeni dinle
fırlayıp korkutmak
Sahnedebirinin karşısına aniden çıkarak onu şaşırtmak
He jumped out to scare me
Beni korkutmak için fırladı
göze çarpmak
kolayca fark edilmek
The mistake really jumps out at me
Hata gerçekten gözüme çarpıyor
dışarı fırlamak
bir yerden beklenmedik şekilde hızla çıkmak
The cat jumped out of the box
Kedi kutudan dışarı fırladı
fırlamak
bir yerden hızla dışarı çıkmak veya atılmak
He decided to jump out of the car
Arabadan fırlamaya karar verdi
küçük
Sahnedeboyutu büyük olmayan
This is a small cat
Bu küçük bir kedi
herhangi bir yer
Sahnedeher türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
herhangi bir konum veya mekan
You can sit anywhere you want
İstediğin yere oturabilirsin
hiçbir yer
olumsuz cümlelerde belirtilen herhangi bir konum
I cannot find my keys anywhere
Anahtarlarımı hiçbir yerde bulamıyorum