

Modern Family — Season 1 Episode 18
Kelimeler ve anlamları
567 kelime
Seviye
küçük kız
genç bir kız çocuk
The little girl is playing
Küçük kız oyun oynuyor
saygı
Sahnedebirine veya bir şeye verilen değer ve önem
He has high regard for his teacher
Öğretmenine büyük saygı duyuyor
görmek
bir şeyi belirli bir şekilde düşünmek
I regard this as a success
Bunu bir başarı olarak görüyorum
ilgili olmak
bir konuyla bağlantılı olmak
This matter regards the new plan
Bu konu yeni planla ilgili
selam
birine gönderilen saygı veya dostça duygu mesajı
Please give my regards to your parents
Lütfen ebeveynlerine selamlarımı ilet
büyümek
yaşça büyümek
Children grow up quickly
Çocuklar çabuk büyür
yetişkin olmak
yetişkin bir birey haline gelmek
I want to be a doctor when I grow up
Büyüdüğümde doktor olmak istiyorum
olgunlaşmak
davranışsal olarak yetişkin gibi davranmak
You need to grow up
Olgunlaşman gerekiyor
kadar
bir sınıra veya miktara kadar
The price can grow up to fifty dollars
Fiyat elli dolara kadar çıkabilir
büyümek
çocuktan yetişkine dönüşmek
I want to be a pilot when I grow up
Büyüdüğümde pilot olmak istiyorum
kelime
Sahnedeanlamı olan tek bir dil birimi
I don't know this word
Bu kelimeyi bilmiyorum
tavsiye
kısa bir tavsiye veya bilgi
Let me give you a word of advice
Sana bir tavsiye vereyim
olmak
Sahnedebir durumda veya koşulda bulunmak
The word est is a form of the verb to be
Est kelimesi to be fiilinin bir formudur
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
pis koku
Sahnedehoş olmayan kötü bir koku
There is a terrible stink in here
Burada berbat bir pis koku var
berbat olmak
bir konuda çok başarısız olmak
I stink at playing tennis
Tenis oynamakta berbatım
yaygara
gürültülü bir şekilde yapılan kamusal şikayet veya itiraz
He raised a stink about the poor service
Kötü hizmet hakkında büyük bir yaygara kopardı
öğle yemeği
Sahnedegün ortasında yenilen yemek
I have lunch at noon
Öğle yemeğini öğlen yerim
öğle yemeği
günün ortasında yenen yemek
I had a salad for lunch
Öğle yemeğinde salata yedim
sayesinde
birinin veya bir şeyin yardımıyla
Thanks to your help I finished it
Senin yardımın sayesinde bunu bitirdim
nedeniyle
bir şeyin sebep olmasıyla
The flight was delayed thanks to the rain
Yağmur nedeniyle uçuş ertelendi
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
terlemek
Sahnedeciltten ter çıkarmak
I sweat a lot in summer
Yazın çok terlerim
endişelenmek
bir şey hakkında kaygılanmak veya gerilmek
Don't sweat the small stuff
Küçük şeyleri dert etme
sorguya çekmek
birini yoğun veya agresif bir şekilde sorgulamak
The detectives sweated the suspect for information
Dedektifler bilgi almak için şüpheliyi sorguya çekti
zor
Sahnedeyapılması veya baş edilmesi kolay olmayan
This is a tough question
Bu zor bir soru
sert
birine karşı talepkar veya katı olan
My teacher is very tough
Öğretmenim çok serttir
dayanıklı
çok güçlü veya cesur olan
He is a tough man
O dayanıklı bir adamdır
kötü şans
kötü bir durumu önemsemediklerini belirtmek için kullanılır
Tough luck for you
Senin için kötü şans
kapkek
Sahnedeüzerine krema sürülmüş küçük kek
I want a chocolate cupcake
Çikolatalı bir kapkek istiyorum
doğa
Sahnedebir şeyin temel nitelikleri veya kişiliği
It is his nature to be kind
Kibar olmak onun doğasında var
doğa
Sahnedefiziksel dünya ve yaşayan varlıklar
We must protect nature
Doğayı korumalıyız
doğa
fiziksel dünya ve tüm canlılar
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
doğa
yeryüzündeki bitkiler hayvanlar ve doğal ortam
I love spending time in nature
Doğada vakit geçirmeyi seviyorum
konuşmak
biriyle sözlü olarak iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
içinden geçmek
bir yerin bir ucundan girip diğer ucundan çıkmak
The train passes through the tunnel
Tren tünelden geçer
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
gevşek
Sahnedesıkıca bağlanmamış veya serbest
The screw is loose
Vida gevşek
serbest bırakmak
bir şeyi tutmayı bırakıp serbest kalmasına izin vermek
He loosed the dog to run in the park
Parkta koşması için köpeği serbest bıraktı
bulmak
Sahnedebir şeyi görmek veya yerini tespit etmek
I found my keys
Anahtarlarımı buldum
bulmak
Sahnedebiri veya bir şey hakkında fikir sahibi olmak
I find it easy
Onu kolay buluyorum
hükmetmek
mahkemede resmen bir karara varmak
The jury found him guilty
Jüri onun suçlu olduğuna hükmetti
yanıt
bir soruya verilen cevap
What is your find to the question
Soruya verdiğin yanıt nedir
kalmak
bir yerde veya bir durumda kalmaya devam etmek
He decided to stay on at the company
Şirkette kalmaya karar verdi
yakından izlemek
birini sürekli kontrol altında tutmak veya denetlemek
I need to stay on him until he finishes the work
İşi bitirene kadar onu yakından izlemem lazım
dilemek
Sahnedegerçekleşmesi zor veya imkansız olan bir şeyi istemek
I wish I could fly
Keşke uçabilsem
dilemek
birine iyi bir şeylerin olmasını temenni etmek
I wish you a happy birthday
Sana mutlu bir yaş dilerim
bir yerde
Sahnedebelirlenmemiş veya bilinmeyen bir yer
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yere bıraktım
bir yer
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir konum
I left my keys somewhere
Anahtarlarımı bir yerde bıraktım
ilk
Sahnedezaman veya sıra bakımından diğerlerinden önce gelen
This is my first car
Bu benim ilk arabam
malum şeyler
konuşmacının adını açıkça söylemek istemediği bir şeye atıfta bulunan ifade
They are doing know-what
Malum şeyleri yapıyorlar
biliyor musun
dinleyicinin dikkatini çekmek veya düşünürken vakit kazanmak için kullanılan ifade
Know what I have a better idea
Biliyor musun daha iyi bir fikrim var
yemek
Sahnedehazırlanmış bir yemek veya öğün
This dish tastes great
Bu yemek harika tadıyor
tabak
yemek servis etmek veya yemek yemek için kullanılan düz kap
Please put the dish on the table
Lütfen tabağı masaya koy
dedikodu yapmak
başkaları hakkında özel haber veya dedikodu paylaşmak
We gathered to dish about the latest news
En son haberler hakkında dedikodu yapmak için toplandık
başında beklemek
birinin yaptığı işi izlemek için yanında durmak
My boss likes to stand over me while I work
Patronum ben çalışırken başımda beklemeyi sever
elbise
Sahnedekadınlar veya kızlar için üst ve alt kısmı örten giysi
She is wearing a blue dress
Mavi bir elbise giyiyor
giyinmek
kıyafet giymek
I need to dress for work
İş için giyinmem gerekiyor
pansuman yapmak
bir yarayı temizleyip kapatmak
The nurse will dress the wound
Hemşire yaraya pansuman yapacak
süslemek
bir şeyi daha çekici hale getirmek için güzelleştirmek
We should dress the cake with fresh fruit
Pastayı taze meyveyle süslemeliyiz
burada
bulunduğumuz bu yer
Come down here and see this
Buraya gel ve şuna bak
vay
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Whoa, look at that!
Vay, şuna bak!
erkek kardeş
Sahnedeaynı anne ve babaya sahip olan erkek çocuk veya adam
I have one brother
Bir erkek kardeşim var
erkek kardeş
erkek olan kardeş
My brother is a student
Erkek kardeşim bir öğrencidir
erkek kardeş
erkek kardeş
He is my older brother
O benim ağabeyim
karşılamak
Sahnedevaran birini selamlamak
They welcomed the guests
Misafirleri karşıladılar
hoş karşılanan
memnuniyetle karşılanan veya istenen
You are welcome here
Burada isteniyorsunuz
serbest
bir şeyi yapmasına izin verilen
Questions are welcome
Sorular serbesttir
alay etmek
Sahnedebiriyle veya bir şeyle eğlenmek için dalga geçmek
Do not mock your classmates
Sınıf arkadaşlarınla alay etme
sahte
gerçek olmayıp aslına benzetilen
They held a mock trial
Sahte bir duruşma düzenlediler
alay etmek
birisiyle veya bir şeyle kaba bir şekilde eğlenmek
They mocked his silly hat
Onun komik şapkasıyla alay ettiler
ısrar etmek
Sahnedebir şeyin olması gerektiğini kesin bir dille söylemek
I insist on paying for dinner
Akşam yemeğini ödemek için ısrar ediyorum
zorunda
Sahnedebir şeyi yapmak zorunda olmak
I gotta go now
Şimdi gitmem lazım
zorunda olmak
bir şeyi yapma gerekliliği
I gotta go now
Şimdi gitmem gerek
rica etmek
Sahnedebir şey istemek
I ask for a pen
Bir kalem rica ediyorum
istemek
bir şeyi yapmayı planlamak
I ask to do this task
Bu görevi yapmayı istiyorum
sormak
birinin fikrini öğrenmek
I ask for your advice
Tavsiyeni soruyorum
sormak
birine soru yöneltmek
I need to ask a question
Bir soru sormam gerekiyor
oyun
Sahnedebir oyun veya spor türü
I love this game
Bu oyunu seviyorum
yetenek
bir konuda doğal beceri
Her game is improving
Yeteneği gelişiyor
strateji
uzun vadeli hedeflere ulaşmak için planlanan hareketler bütünü
He plays a long game to win the election
Seçimi kazanmak için uzun vadeli bir strateji izliyor
istekli
bir şeyi denemeye veya yapmaya hazır olma
Are you game for a long hike
Uzun bir doğa yürüyüşüne var mısın
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
başka bir
Sahnedebir tane daha veya farklı bir tane
I want another cup of coffee
Bir fincan daha kahve istiyorum
aptal
Sahnedeaptal kimse
He is a complete idiot
O tam bir aptal
aptal
çok aptal veya budala kimse
Do not be an idiot
Aptal olma
şaşırtmak
Sahnedebirinin hayret etmesine neden olmak
The result surprised me
Sonuç beni şaşırttı
şaşırmış
beklenmedik bir durum karşısında hayret hissetmek
I was surprised to see her
Onu gördüğüme şaşırdım
şaşırmış
beklenmedik bir durum karşısında hissedilen şok veya hayret
He was surprised to see her
Onu gördüğüne şaşırdı
beklenmedik
önceden haber verilmeyen veya şaşırtmak amacıyla yapılan
The visit was a surprised event
Ziyaret beklenmedik bir etkinlikti
oluşturmak
Sahnedeyeni bir şey yapmak veya var etmek
I want to create a new account
Yeni bir hesap oluşturmak istiyorum
o zamanlar
geçmişteki bir zaman
Things were different back there
O zamanlar işler farklıydı
Arkada
konuşmacının arkasında kalan bir yer
I left my bag back there
Çantamı arkada bıraktım
orada
konuşmacının gerisinde veya geçmişte kalan bir yerde
I left my bag back there
Çantamı orada bıraktım
çiğ
Sahnedepişirilmemiş
I don't like raw fish
Çiğ balık sevmem
işlenmemiş
düzenlenmemiş veya işlemden geçmemiş
The editor used the raw footage
Editör işlenmemiş görüntüleri kullandı
ham
işlenmemiş veya doğal durumunda olan
They use raw materials for production
Üretim için ham madde kullanıyorlar
Raw
1987 yapımı Eddie Murphy standup komedi filmi
Eddie Murphy released a comedy special called Raw
Eddie Murphy Raw adında bir komedi gösterisi yayınladı
tıkırdamak
Sahnedesert nesnelerin birbirine çarpmasıyla gürültülü ses çıkarmak
The plates clattered on the table
Tabaklar masanın üzerinde tıkırdadı
savunma
Sahnedesaldırıya karşı koruma eylemi
The city has a strong defense
Şehrin güçlü bir savunması var
savunma
mahkemede sanığı temsil eden avukatlar
The defense argued that he was innocent
Savunma onun masum olduğunu iddia etti
gitmek
Sahnedebir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school
Okula giderim
çalışmak
işlemek veya faaliyet göstermek
This watch doesn't go
Bu saat çalışmıyor
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to start my diet tomorrow
Yarın diyetime başlamaya niyetliyim
gitmek
bir durumun veya sürecin belirli bir şekilde ilerlemesi
The party went well
Parti iyi gitti
Latin
SahnedeLatin Amerika veya kültürü ile ilgili olan
I love Latin music
Latin müziğini seviyorum
Latince
Antik Roma'nın dili
He is studying Latin
O, Latince çalışıyor
belirti
Sahnedebir hastalığın olduğunu gösteren fiziksel belirti
Fever is a common symptom of the flu
Ateş, gribin yaygın bir belirtisidir
para
Sahnedebir şeyler satın almak için kullanılan madeni veya kağıt ödeme araçları
I have some money
Biraz param var
eğilim
Sahnedebir kişinin genellikle davranma biçimi
He has a tendency to talk too much
Çok fazla konuşma eğilimi var
eğilim
bir şey yapma konusunda sahip olunan yatkınlık
He has a tendency to arrive late
Geç gelme eğilimi var
teşekkür
Sahnedeminnet veya şükran ifadesi
Many thanks for the help
Yardım için çok teşekkürler
teşekkür etmek
birine minnettarlığını bildirmek
I want to thank you
Sana teşekkür etmek istiyorum
olup olmadığı
Sahnedeiki olasılığı belirtmek için kullanılır
I don't know whether he will come
Gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
ip-medigi
iki olasılık arasında seçim veya belirsizlik belirtmek için kullanılan bağlaç
I do not know whether he is coming
Onun gelip gelmeyeceğini bilmiyorum
kontrol
Sahnedebir şeyi yönetme veya düzenleme eylemi
She lost control of the car
Arabanın kontrolünü kaybetti
kontrol etmek
bir şeyi yönetmek veya ona hükmetmek
He can control the robot
Robotu kontrol edebilir
kontrol
deney sonuçlarını karşılaştırmak için kullanılan standart
The scientists used a control for their experiment
Bilim insanları deneyleri için bir kontrol kullandılar
içecek
Sahnedeiçilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içmek
Sahnedevücuda sıvı almak
I drink water
Su içerim
içki içmek
alkollü içecek tüketmek
He does not drink
O içki içmez
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
duş
Sahnedesu püskürtmesi altında yıkanma eylemi
I take a shower every morning
Her sabah duş alırım
sağanak
Sahnedekısa süreli yağmur
There was a quick shower this afternoon
Bu öğleden sonra kısa bir sağanak yağış vardı
yağdırmak
birine bir şeyden çok fazla vermek
They showered her with gifts
Ona hediyeler yağdırdılar
bebek partisi
hamile bir kadına hediye vermek için düzenlenen parti
She enjoyed the baby shower
Bebek partisini çok beğendi
konuşma
Sahnedefikir veya bilgilerin sözlü olarak paylaşılması
We had a long talk
Uzun bir konuşma yaptık
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşabilmek
konuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
konuşma
sözlü olarak ifade edilen düşünceler
The talk was very interesting
Konuşma çok ilginçti
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
bağlamak
Sahnedebir şeyi sıkıca tutturmak veya sabitlemek
Fasten your seatbelt
Emniyet kemerinizi bağlayın
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
diva
Sahnedeopera veya pop müziğinde çok başarılı ve ünlü kadın şarkıcı
She is a true diva of pop music
O pop müziğinin gerçek bir divası
affedersiniz
özür dilemek veya birinin dikkatini çekmek için kullanılan nazik bir ifade
Excuse me, where is the station?
Affedersiniz, istasyon nerede?
sıvılaştırmak
Sahnedebir şeyi sıvı hale getirmek
The heat will liquefy the wax
Isı balmumunu sıvılaştıracaktır
şeyler
Sahnedegenel olarak nesneler veya eşyalar
I have too much stuff
Çok fazla şeyim var
eşyalar
kişisel eşyalar veya sahip olunanlar
Put your stuff in the car
Eşyalarını arabaya koy
doldurmak
bir şeyi bir yere sıkıca yerleştirmek
She stuffed the bag
Çantayı doldurdu
gevezelik etmek
Sahnedehızlı ve sürekli konuşmak
They chatter all day
Tüm gün gevezelik ederler
hızlıca konuşmak
Sahnedeara vermeden hızlıca konuşmak
She started to chatter
Hızlıca konuşmaya başladı
ağız
Sahnedeyemek yemek ve konuşmak için kullanılan yüzdeki açıklık
Open your mouth
Ağzını aç
sessizce söylemek
Sahnedeses çıkarmadan dudaklarını hareket ettirmek
She mouthed the words
Kelimeleri sessizce söyledi
doyurulacak ağız
beslenmesi gereken kişi
We have another mouth to feed.
Doyurmamız gereken bir ağız daha var.
anahtarı
bir şeyi başarmak için en önemli olan şey
Hard work is the key to success
Sıkı çalışma başarının anahtarıdır
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
parça
Sahnedebir bütünün küçük bir kısmı
I have a piece of cake
Bir parça kekim var
tip
belirli bir türde insan
He is a strange piece of work
O tuhaf bir tip
silah
ateşli silah
He had a piece in his belt
Kemerinde bir silah vardı
birleştirmek
ayrı parçaları bütün oluşturacak şekilde bir araya getirmek
I will piece these parts together
Bu parçaları birleştireceğim
proje
Sahnedebelirli bir hedefi olan planlı çalışma
I have a school project
Bir okul projem var
yansıtmak
bir görüntüyü bir yüzeye aktarmak
He projected the image on the wall
Görüntüyü duvara yansıttı
yansıtmak
kendi duygularını başkalarında varmış gibi düşünmek
He tends to project his anger onto others
O öfkesini başkalarına yansıtma eğilimindedir
öngörmek
gelecekte ne olacağını tahmin etmek
They project a rise in sales next year
Gelecek yıl satışlarda artış öngörüyorlar
hâlâ
Sahnedeşimdiye kadar veya şu an devam eden
I am still waiting
Hâlâ bekliyorum
hareketsiz
hareket etmeyen
Stand still
Hareketsiz dur
yine de
söylenenlere rağmen
It was raining, but he still went out
Yağmur yağıyordu ama yine de dışarı çıktı
eksiklik
Sahnedebir şeyin olmaması durumu
There is a lack of water
Su eksikliği var
eksik olmak
gerekli olan bir şeye sahip olmama
We lack the money to buy a car
Araba almak için paramız eksik
kurşun kalem
Sahnedeyazmak veya çizmek için kullanılan grafitle dolu ince tahta çubuk
I have a yellow pencil
Sarı bir kurşun kalemim var
not düşmek
bir etkinliği takvime geçici olarak kaydetmek
I will pencil our meeting in for Friday
Toplantımızı cuma günü için not düşeceğim
kurşun kalemle yazmak
bir şeyi kurşun kalem kullanarak yazmak veya işaretlemek
Please pencil your name on the list
Lütfen adınızı listeye kurşun kalemle yazın
kolayca
Sahnedezorluk çekmeden
I can do it easily
Bunu kolayca yapabilirim
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
Sahnedekendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
katılmak
Sahnedebir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
eşlik etmek
birinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
dövüş
Sahnedeşiddetli bir karşı karşıya gelme durumu
The two boxers started to fight
İki boksör dövüşmeye başladı
tarz
bir şeyi yapma veya ifade etme biçimi
Her fight is very unique
Onun tarzı çok özgün
azim
güçlü ve kararlı olma niteliği
She showed great fight today
Bugün büyük bir azim gösterdi
kavga
insanlar arasındaki öfkeli tartışma
They had a big fight yesterday
Dün büyük bir kavga ettiler
emir
Sahnedebir şeyi yapılması için verilen talimat
The captain gave a strict order
Kaptan kesin bir emir verdi
düzen
şeylerin yerleştirilme veya birbirini takip etme şekli
Put the books in alphabetical order
Kitapları alfabetik sıraya koy
amaç
bir şeyin yapılma hedefi
He studied in order to learn
Öğrenmek amacıyla ders çalıştı
tarikat
aynı dini kurallara bağlı topluluk
He joined a religious order
Dini bir tarikata katıldı