

Modern Family — Season 2 Episode 18
Kelimeler ve anlamları
528 kelime
Seviye
son
Sahnedebir şeyin son kısmı
This is the end of the road
Bu yolun sonu
bitmek
Sahnedesona ermek veya durmak
The movie ends now
Film şimdi bitiyor
uç
bir şeyin en uzak noktası
He stood at the end of the road
Yolun ucunda duruyordu
taraf
bir durumun belirli bir kişiye ait olan kısmı
Everything is fine on my end
Benim tarafımda her şey yolunda
sapık
Sahnedesıradışı cinsel arzuları olan kişi
He is a pervert
O bir sapık
sapkın
cinsel açıdan anormal veya kabul edilemez davranışlar sergileyen kimse
He is a pervert
O bir sapkın
konser
Sahnedecanlı müzik performansı
I am going to a concert tonight
Bu akşam bir konsere gidiyorum
konser
izleyiciler önünde yapılan müzik gösterisi
I bought tickets for the concert
Konser için bilet aldım
yaşamak
Sahnedebir yerde ikamet etmek
I live in Ankara
Ankara'da yaşıyorum
canlı
çalışan veya aktif olan
The show is live
Program canlı
yaşamak
hayatta olmak
I want to live
Yaşamak istiyorum
yaşamak
belli bir hayat sürmek veya deneyimlemek
He lives a happy life
O mutlu bir hayat yaşıyor
hemşire
Sahnedehasta insanlara bakmak için eğitilmiş kişi
The nurse is very kind
Hemşire çok nazik
hemşire
hastanede hasta insanlara bakan kişi
The nurse works in the hospital
Hemşire hastanede çalışıyor
neredeyse
Sahnedetam olarak değil ama çok yakın
I almost missed the bus
Neredeyse otobüsü kaçırıyordum
iki
Sahnede2 sayısı
I have two cats
İki kedim var
iki
1 ve 1 sayılarının toplamı olan rakam
I have two apples
İki elmam var
iki
1 sayısından sonra gelen sayı
The answer is two
Cevap iki
gevşemek
Sahnedegerginliği azaltmak
I like to relax on weekends
Hafta sonları gevşemeyi severim
rahatlamak
sakinleşmek ve gerginliği azaltmak
I need to relax
Rahatlamam gerekiyor
çekici
Sahnedefiziksel olarak etkileyici
She looks sexy in that dress
O elbisenin içinde çekici görünüyor
seksi
Sahnedecinsel arzu uyandıran
He has a sexy voice
Seksi bir sesi var
vakit geçirmek
Sahnedebir şeyi yaparak zaman harcamak
I spend my weekends reading
Hafta sonlarımı kitap okuyarak geçiririm
zaman harcamak
Sahnedebir iş için zaman ayırmak
Don't spend too much time on this
Buna çok fazla zaman harcama
harcamak
bir şey satın almak için para vermek
I spend too much money
Çok fazla para harcıyorum
harcamak
bir şeyi satın almak için para kullanmak
I spend all my money on books
Tüm paramı kitaplara harcıyorum
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
nefes alma
Sahnedevücuda hava alıp verme işlemi
He is breathing deeply
Derin nefes alıyor
gizlice ayrılmak
bir yerden sessizce ve gizlice ayrılmak
He tried to sneak off before the meeting ended
Toplantı bitmeden gizlice ayrılmaya çalıştı
bebek bakıcılığı yapmak
Sahnedeçocuklara göz kulak olmak ve onlarla ilgilenmek
Can you babysit my kids?
Çocuklarıma bakıcılık yapabilir misin?
çocuk bakmak
Sahnedeebeveynler yokken bir çocuğa bakmak
I will babysit tomorrow night
Yarın gece çocuk bakacağım
bebek bakmak
anne babası evde yokken çocuklara bakmak
She loves to babysit
Bebek bakmayı sever
çocuk bakıcılığı yapmak
birinin çocuklarına kısa süreliğine göz kulak olmak
I will babysit the kids tonight
Bu gece çocuklara bakıcılık yapacağım
hiç
Sahnedeherhangi bir zamanda
Have you ever been to Rome
Hiç Roma'ya gittin mi
çok
bir ifadeyi güçlendirmek için kullanılan kelime
It was ever so cold
Hava çok soğuktu
daima
her zaman
He is ever loyal to his duty
O görevine her zaman sadıktır
hiçbir zaman
hiçbir vakitte
I will not ever go back
Hiçbir zaman geri dönmeyeceğim
an
Sahnedeçok kısa bir zaman dilimi
Wait a moment
Bir an bekle
an
çok kısa süre
It happened in a moment
Bir anda oldu
an
çok kısa bir zaman dilimi
Please wait a moment
Lütfen bir an bekle
kısa süre
az bir zaman aralığı
It took a short moment
Kısa bir süre aldı
sıkıca tutmak
bir şeyi sıkıca kavramak
Hold on to the rail
Korkuluğa sıkıca tutun
beklemek
kısa bir süre beklemek veya durmak
Please hold on a moment
Lütfen bir an bekleyin
hakimiyet
birisi üzerindeki güç veya etki
He has a firm hold on the team
Takım üzerinde sıkı bir hakimiyeti var
kelime oyunu
Sahnedekelimelerin benzer sesleri veya farklı anlamları kullanılarak yapılan şaka
That was a clever pun
Bu zekice bir kelime oyunuydu
aşama
Sahnedebir sürecin belirli bir dönemi veya adımı
This is the first phase of the project
Bu, projenin ilk aşamasıdır
yıkmak
Sahnedebirini duygusal olarak çok üzmek
This news will tear him apart
Bu haber onu yıkacak
yırtmak
bir şeyi parçalara ayırmak
I tore my shirt
Gömleğimi yırttım
gözyaşı
gözden akan tuzlu sıvı damlası
A single tear fell
Tek bir gözyaşı damlası düştü
hızla gitmek
bir yerden çok süratli geçmek
He tore down the street
Sokakta hızla ilerledi
tanımak
Sahnedebirini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
eşlik etmek
Sahnedebirinin yanına gitmek
Join us for lunch
Öğle yemeği için bize katılın
birleştirmek
parçaları birbirine bağlamak
Join the two pieces of wood
İki tahta parçasını birleştirin
katılmak
bir grubun parçası olmak
I want to join the club
Kulübe katılmak istiyorum
evlendirmek
evlilik yoluyla birleştirmek
The priest joined them in marriage
Rahip onları evlilikle birleştirdi
harika
Sahnedeçok iyi
You did a great job
Harika bir iş çıkardın
büyük
boyut veya derece olarak çok büyük
It was a great success
Büyük bir başarıydı
büyük
soy ağacında bir kuşak öncesi
He is my great-grandfather
O benim büyük büyükbabam
itfaiyeci
Sahnedeyangınları söndüren kişi
The fireman put out the fire
İtfaiyeci yangını söndürdü
testosteron
Sahnedeerkeksi özelliklerle ilişkilendirilen hormon
He is full of testosterone
Testosteron dolu biri
testosteron
vücutta erkek özelliklerini etkileyen bir kimyasal madde
Testosterone is an important hormone for men
Testosteron erkekler için önemli bir hormondur
evet
Sahnedeevet demenin gayri resmi yolu
Yep, I can help you
Evet, sana yardım edebilirim
evet
evet anlamında kullanılan gayriresmi kelime
Yep I will be there
Evet orada olacağım
tamam
bir şeyi onaylamak için kullanılan ifade
Yep that sounds right
Tamam bu doğru görünüyor
çok komik
Sahnedeaşırı derecede komik veya güldüren
That joke was hilarious
O şaka çok komikti
karşı
Sahnedeiki taraf arasındaki karşıtlığı veya rekabeti belirten sözcük
Real Madrid versus Barcelona
Real Madrid Barcelona'ya karşı
plan
Sahnedebir şeyi yapmak için yöntem
I have a great plan
Harika bir planım var
planlamak
bir şey için hazırlık yapmak
We plan a trip
Bir gezi planlıyoruz
planlamak
bir şeyi yapmaya niyet etmek
I plan to travel
Seyahat etmeyi planlıyorum
plan
gelecekteki bir olay için yapılan hazırlıklar
We have a plan for the weekend
Hafta sonu için bir planımız var
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah I agree
Evet katılıyorum
dış görünüş
Sahnedebirinin fiziksel görünümü, özellikle çekiciliği
He has good looks
Onun iyi bir dış görünüşü var
görünmek
bir şeyin dışarıdan nasıl bir izlenim bıraktığı
She looks tired today
Bugün yorgun görünüyor
görünüş
bir kişinin yüzünün veya dış halinin biçimi
He cares a lot about his looks
Görünüşüne çok önem veriyor
görünmek
bir şeyin dışarıdan öyle gözükmesi
It looks like it will rain
Yağmur yağacak gibi görünüyor
durmak
Sahnedebir yerde veya konumda bulunmak
The house stands on a hill
Ev bir tepenin üzerinde duruyor
tezgah
eşyaların satıldığı küçük yapı
I bought an apple from the fruit stand
Meyve tezgahından bir elma aldım
katlanmak
bir şeye tahammül etmek
I cannot stand this noise
Bu gürültüye katlanamıyorum
tutum
bir konu hakkındaki kesin görüş veya tavır
They took a firm stand on the issue
Bu konuda kesin bir tutum sergilediler
baş döndürücü
olağanüstü etkileyici veya çekici
She looks drop dead gorgeous
Baş döndürücü görünüyor
aniden ölmek
beklenmedik bir şekilde ve hızla hayatını kaybetmek
He dropped dead during the race
Yarış sırasında aniden ölüverdi
şişe
Sahnedesıvılar için kullanılan cam veya plastik kap
The water is in the bottle
Su şişenin içinde
şişelemek
bir şeyi şişenin içine koymak
They bottle the wine
Şarabı şişeliyorlar
zorla girmek
bir yere veya araca zor kullanarak girmek
Someone tried to break into my car
Birisi arabama zorla girmeye çalıştı
meydana gelmek
Sahnedegerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
gelmek
bir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
olay
Sahnedeönemli veya ilgi çekici bir olay veya durum
The whole affair was a disaster
Tüm bu olay bir felaketti
yasak aşk
evlilik dışındaki gizli romantik ilişki
He had an affair with his colleague
Meslektaşıyla yasak bir ilişki yaşadı
mesele
kişisel veya özel bir konu
This is a private affair
Bu özel bir mesele
bolca sürmek
Sahnedebir şeyi kalın bir tabaka halinde yaymak
Slather the toast with butter
Ekmeğe bolca tereyağı sür
sıvamak
bir yüzeyi kalın bir tabaka ile kaplamak
Slather on the sunscreen
Güneş kremini bolca sür
görünmek
Sahnedebelirli bir şekilde görünmek
You look happy
Mutlu görünüyorsun
bak
Sahnedebirinin dikkatini çekmek için kullanılır
Look, we are late
Bak, geç kaldık
görünüş
birinin dış görünüşü veya çekiciliği
I like her look
Onun görünüşünü seviyorum
bakmak
gözleri bir şeye doğru çevirmek
Look at the bird
Kuşa bak
beklenmedik durum
Sahnedebeklenmedik bir olay veya sorun
Life threw me a curveball
Hayat bana beklenmedik bir sürpriz yaptı
beklenmedik sorun
beklenmedik bir zorluk veya engel
The test threw me a curveball
Sınavda karşıma beklenmedik bir zorluk çıktı
yalnızca
Sahnedebelirtilenden fazlası olmadığını vurgular
It is only a scratch
Bu yalnızca bir çizik
tek
Sahnedeeşsiz veya biricik olan
You are my only friend
Sen benim tek arkadaşımsın
ancak
bir istisna veya karşıtlık belirtir
I would go only I am tired
Giderdim ancak yorgunum
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
hatırlamak
bir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
haklı olarak
Sahnedeadil veya ahlaki açıdan doğru bir şekilde
She is rightfully proud of her achievement
Başarısıyla haklı olarak gurur duyuyor
hoş
Sahnedemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
mahremiyet
Sahnedebaşkalarının müdahalesi veya dikkatinden uzak olma durumu
I value my privacy
Mahremiyetime önem veririm
şekilli
Sahnedebelirli bir şekle sahip olan
The table is heart-shaped
Masa kalp şeklindedir
şekillendirmek
bir şeye belirli bir form vermek
The artist shaped the clay
Sanatçı kili şekillendirdi
tüplü dalış
özel ekipmanla su altında yapılan spor
They went scuba diving in the sea
Denizde tüplü dalış yaptılar
herhangi bir yer
Sahnedeherhangi bir yer veya herhangi bir yere
You can sit anywhere
Herhangi bir yere oturabilirsin
herhangi bir yer
her türlü konum veya yön
You can sit anywhere you want
İstediğin herhangi bir yere oturabilirsin
göz alıcı
Sahnedeson derece çekici veya etkileyici
You look stunning in that dress
Bu elbise içinde göz alıcı görünüyorsun
çarpıcı
çok güzel veya etkileyici
The view from the top is stunning
Zirvedeki manzara çarpıcı
çarpıcı
son derece güzel veya etkileyici
She looked stunning in that dress
O elbise içinde çarpıcı görünüyordu
çarpıcı
son derece çekici veya etkileyici olan
She wore a stunning dress
Çarpıcı bir elbise giymişti
şekil
Sahnedebir kişinin veya şeyin biçimi
It is a strange figure
Bu tuhaf bir şekil
rakam
bir sayıyı temsil eden sembol
The figure is written here
Rakam burada yazılı
şahsiyet
ünlü veya önemli bir kişi
He is a famous figure
O ünlü bir şahsiyettir
çözmek
düşünerek bir şeyi kavramak
I can't figure it out
Bunu çözemiyorum
ayrılmak
Sahnedebir yerden veya bir kişiden ayrılmak
I leave home at 8 AM
Saat 8'de evden ayrılırım
bırakmak
Sahnedebir şeyi belirli bir durumda tutmak
Please leave the door open
Lütfen kapıyı açık bırak
dışarıda bırakmak
birini bir etkinlikten veya gruptan hariç tutmak
Please do not leave him out of the team
Lütfen onu takımdan dışarıda bırakma
miras bırakmak
ölürken bir şeyi birine vermek
She will leave all her money to her family
Tüm parasını ailesine miras bırakacak
çok
Sahnedebüyük ölçüde
I am super tired
Çok yorgunum
harika
çok iyi veya muhteşem
This cake is super
Bu kek harika
bina yöneticisi
bir binayı yöneten kişi
Call the super for the leak
Sızıntı için bina yöneticisini ara
üst
bir şeyin konum olarak yukarısı
The prefix super indicates a position above
Super öneki yukarıdaki bir konumu belirtir
yerine
Sahnedebir şeyin yerine başka bir seçeneğin kullanılması
I will have tea instead of coffee
Kahve yerine çay içeceğim
onun yerine
alternatif bir seçenek olarak
There was no coffee, so I drank tea instead
Kahve yoktu, bu yüzden onun yerine çay içtim
yerine
bir şeyin veya birinin yerine
I chose tea instead of coffee
Kahve yerine çay seçtim
saçma
Sahnedeinandırıcı olmayan veya etkisiz
That is a lame excuse
Bu saçma bir bahane
yetersiz
ikna edici olmayan veya zayıf
That is a lame excuse
Bu çok yetersiz bir bahane
topal
bacağındaki sorun yüzünden yürüyemeyen
The horse is lame
At topal
harika olmak
Sahnedeen iyi veya baskın olmak
This song rules
Bu şarkı harika
yönetmek
bir şey üzerinde güce sahip olmak
The king rules the land
Kral ülkeyi yönetiyor
kural
bir kılavuz veya yasa
Follow the rules
Kurallara uyun
hüküm vermek
bir yasal davada resmi karar vermek
The judge will rule on the case
Yargıç dava hakkında hüküm verecek
karşılanmak
insanlar tarafından kabul edilmek veya beğenilmek
The joke didn't go over well
Şaka pek iyi karşılanmadı
devrilmek
yere düşmek
The vase went over
Vazo devrildi
geçmek
başka bir yere gitmek veya taraf değiştirmek
He went over to the other side
Karşı tarafa geçti
gözden geçirmek
bir şeyi incelemek veya kontrol etmek
Let's go over the plan
Planı gözden geçirelim
aşmak
bir sınırı veya sayıyı geçmek
The costs must not go over the budget
Masraflar bütçeyi aşmamalı
bahçe
Sahnedebir binanın yanındaki çevrili arazi alanı
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yarda
3 feet'e eşit olan uzunluk birimi
The fabric is one yard long
Kumaş bir yarda uzunluğunda
bahçe
evin çevresindeki açık alan
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yemin etmek
Sahnedeciddi bir söz veya vaatte bulunmak
I swear to tell the truth
Doğruyu söyleyeceğime yemin ederim
yemin etmek
bir şeyden çok emin olduğunu belirtmek
I swear I saw him
Onu gördüğüme yemin ederim
küfretmek
kötü kelimeler kullanmak
Do not swear in class
Derste küfretme
benimsemek
Sahnedebir şeyi isteyerek kabul etmek
She decided to embrace the new culture
Yeni kültürü benimsemeye karar verdi
kucaklamak
birini kollarıyla sarmak
They embraced each other warmly
Birbirlerini sıcak bir şekilde kucakladılar
sarılmak
birini kollarıyla tutmak
Please embrace your friend
Lütfen arkadaşına sarıl
benimsemek
bir düşünceyi veya durumu isteyerek kabul etmek
We should embrace new ideas
Yeni fikirleri benimsemeliyiz
vites düşür
bir şeyin yoğunluğunu veya şiddetini azaltmak
You should take it down a notch
Biraz vites düşürmelisin
öğretmen
Sahnededers veren kişi
My teacher is very kind
Öğretmenim çok naziktir
eğitmen
başkalarının öğrenmesine yardımcı olan kişi
He is a yoga teacher
O bir yoga eğitmenidir
östrojen
Sahnedevücutta büyümeyi ve gelişmeyi kontrol eden hormon
Estrogen is a hormone
Östrojen bir hormondur
alışveriş
Sahnedemağazalardan ürün satın alma işi
We went shopping yesterday
Dün alışverişe gittik
alışveriş
mağazalardan ürün satın alma etkinliği
Shopping is expensive these days
Bugünlerde alışveriş pahalı
sevimli
Sahnedeçok etkileyici, tatlı ve şirin
The puppy is adorable
Köpek yavrusu çok sevimli
modaya uygun
Sahnedegüncel moda tarzına sahip
She is wearing a fashionable dress
O modaya uygun bir elbise giyiyor
iptal etmek
Sahnedebir şeyin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
I need to cancel my appointment
Randevumu iptal etmem gerekiyor
iptal etmek
planlanmış bir etkinliğin gerçekleşmeyeceğine karar vermek
They had to cancel the meeting
Toplantıyı iptal etmek zorunda kaldılar
üzgün
Sahnedepişmanlık duyan veya özür dileyen
I am sorry for being late
Geç kaldığım için üzgünüm
üzgün
Sahnedeüzgün veya endişeli hissetmek
She is very upset
O çok üzgün
üzmek
birini üzgün veya endişeli hale getirmek
I didn't want to upset her
Onu üzmek istemedim
sürpriz galibiyet
daha güçlü bir rakibe karşı kazanılan beklenmedik zafer
The small team caused a major upset
Küçük takım büyük bir sürpriz galibiyet elde etti
kızgın
bir şeyden duyulan kızgınlık veya rahatsızlık
I am upset about the noise
Gürültüden dolayı kızgınım
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
niyetlenmek
bir eylemi yapmayı planlamak
I am going to call him tomorrow
Yarın onu aramayı planlıyorum
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
gitmek
bir yerden başka bir yere hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
sarhoş
Sahnedeçok fazla alkol aldığı için kendinde olmayan
He is too drunk to drive
Araba sürmek için çok sarhoş
ayyaş
çok fazla alkol tüketen kişi
He is a drunk
O bir ayyaş
içilmiş
içilerek tüketilmiş
I have drunk all the water
Tüm suyu içtim
sarhoş
birine karşı çok güçlü bir çekim hissetmek
She was drunk with love
Aşkla sarhoş olmuştu
beklemek
Sahnedebir şeyin olacağını düşünmek
I expect a call today
Bugün bir telefon bekliyorum
hamile
bir bebeğe gebe olmak
She is expecting a baby
Bebek bekliyor
beklenmek
bir eylemi yapması istenmek
You are expected to come
Gelmeniz bekleniyor
ummak
bir şeyin olacağını düşünmek
I expect a reply soon
Yakında bir cevap umuyorum
sebep
Sahnedebir şeyin meydana gelmesine yol açan neden
Give me one good reason
Bana tek bir geçerli sebep ver
mantık yürütmek
mantık kullanarak bir sonuca varmak
We must reason logically
Mantıklı bir şekilde düşünmeliyiz
akıl
mantıklı düşünme yetisi
Humans have the power of reason
İnsanlar akıl yürütme gücüne sahiptir
sürü
Sahnedehayvanlardan oluşan büyük grup
A herd of cows is in the field
Tarlada bir inek sürüsü var
gütmek
bir hayvan grubunu bir arada hareket ettirmek
The farmer herds the sheep
Çiftçi koyunları gütüyor
atmak
bir şeyi birinin yönüne doğru fırlatmak
He threw a stone at me
Bana taş attı
yöneltmek
birine doğru çok miktarda soru veya şey göndermek
The reporter threw many questions at the politician
Muhabir politikacıya çok soru yöneltti
karşı gelmek
cesurca karşı koymak veya direnç göstermek
You need to stand up to the bully
Zorbaya karşı gelmelisin
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
şarkı
sözleri olan müzik parçası
Lucky Star is a great song
Lucky Star harika bir şarkı
dans etmek
Sahnedemüzik eşliğinde vücudu hareket ettirmek
She loves dancing
O, dans etmeyi sever
dans etme
Sahnedevücudunu müzikle hareket ettirme
They are dancing
Onlar dans ediyor
aniden ayrılmak
Sahnedebir yerden veya durumdan aniden ayrılmak
I have to bail
Gitmem gerekiyor
kefalet
bir sanığın serbest kalması için ödenen para
He was released on bail
Kefaletle serbest bırakıldı
müttefik
Sahnedeortak bir amaç için başka biriyle çalışan kişi
He acted as my confederate
Müttefiğim olarak hareket etti
Konfedere
Amerikan İç Savaşı sırasında ayrılan güney eyaletleriyle ilgili
The soldiers fought for the Confederate army
Askerler Konfedere ordusu için savaştı