

Modern Family — 3. Sezon Bölüm 3
Kelimeler ve anlamları
519 kelime
Seviye
yerinden etmek
Sahnedebirini bulunduğu konumdan çıkarmak veya değiştirmek
I was bumped from the flight
Uçuştan çıkarıldım
cinsel ilişkiye girmek
cinsel ilişkiye girmek
They bumped
Cinsel ilişkiye girdiler
çarpmak
bir şeye vurmak veya çarpmak
I bumped into the table
Masaya çarptım
şişlik
bir yüzeydeki küçük kabarık alan
He has a bump on his head
Başında bir şişlik var
yerinden etmek
birini bulunduğu pozisyondan çıkarmak
They bumped me from the flight
Havayolu beni uçuştan çıkardı
artış
miktarda veya seviyede ani yükseliş
We need a salary bump
Maaş artışına ihtiyacımız var
tok ses
müzikte derin ve ağır bas sesi
I can hear the bass bump
Basın tok sesini duyabiliyorum
çıkarmak
birini bulunduğu yerden uzaklaştırmak
They bumped him from the team
Onu takımdan çıkardılar
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
başa çıkmak
Sahnedebir işi veya sorunu yönetmek için harekete geçmek
I will deal with the problem tomorrow
Sorunla yarın başa çıkacağım
ilgili olmak
belirli bir konu hakkında konuşmak veya konuyla ilgilenmek
This book deals with ancient history
Bu kitap antik tarih ile ilgili
muhatap olmak
bir kişiyle iş yapmak veya iletişim kurmak
I do not like dealing with rude people
Kaba insanlarla muhatap olmayı sevmiyorum
ilgilenmek
bir sorunu çözmek için harekete geçmek
I have to deal with this problem
Bu sorunla ilgilenmem gerekiyor
bahçe
Sahnedebir binanın yanındaki çevrili arazi alanı
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
yarda
3 feet'e eşit olan uzunluk birimi
The fabric is one yard long
Kumaş bir yarda uzunluğunda
bahçe
evin çevresindeki açık alan
The children are playing in the yard
Çocuklar bahçede oynuyor
giymek veya takmak
Sahnedevücudunda bir şey bulundurmak
I wear a watch
Saat takıyorum
aşınmak
zamanla kalınlığın veya yoğunluğun azalması
The carpet began to wear
Halı aşınmaya başladı
taşımak
yüzünde veya davranışında bir duygu veya özellik sergilemek
She wears a happy expression
Yüzünde mutlu bir ifade taşıyor
yormak
birini aşırı derecede yormak
The hard work began to wear him
Zor iş onu yormaya başladı
giysi
vücudu örtmek için kullanılan eşyalar
This shop sells sports wear
Bu mağaza spor giysileri satıyor
giymek
üzerinde kıyafet bulunması
I wear a coat in winter
Kışın palto giyerim
giymek
vücudun kıyafetle kaplı olması
She wears a beautiful dress
O güzel bir elbise giyiyor
giymek
üzerinde bir giysi bulundurmak
He wears a blue shirt
O mavi bir gömlek giyiyor
takmak
vücudunda aksesuar veya benzeri bir şey taşımak
You should wear a mask
Bir maske takmalısın
giymek
bir kıyafeti üzerine geçirmek
Wear your jacket before leaving
Çıkmadan önce ceketini giy
giymek
vücuduna kıyafet geçirmek
She wears her new shoes
O yeni ayakkabılarını giyiyor
tür
Sahnedekategori veya sınıf
What type of music do you like
Ne tür müzik seversin
tip
benzer özelliklere sahip grup
He is a weird type of person
O tuhaf bir tip
yazmak
klavye ile yazı yazmak
I am typing an email
Bir e-posta yazıyorum
gruplandırmak
kan gibi biyolojik örnekleri ayırmak
The doctor typed his blood
Doktor kan grubunu belirledi
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
ciddiyetle
içten ve ciddi bir biçimde
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
pembe dizi
Sahnedegünlük yaşamı konu alan televizyon dizisi
She watches a soap opera every day
Her gün pembe dizi izler
sabun
yıkama için kullanılan madde
I wash my hands with soap
Ellerimi sabunla yıkarım
sabun
temizlik amacıyla kullanılan madde
This soap smells like lemon
Bu sabun limon gibi kokuyor
pembe dizi
günlük yaşamı konu alan televizyon dizisi
My mom watches her favorite soap every day
Annem her gün en sevdiği pembe diziyi izler
evet
Sahnedeevet demenin gayriresmi yolu
Yeah, I will come
Evet, geleceğim
evet
bir şeyi kabul ettiğini veya onayladığını söylemek
Yeah I agree with you
Evet sana katılıyorum
kararsız
iki seçenek arasında karar veremeyen
I am yeah about this choice
Bu seçim konusunda kararsızım
evet
bir şeyi onaylamak için kullanılır
Yeah that sounds like a good plan
Evet bu kulağa iyi bir plan gibi geliyor
ebeveynlik
Sahnedeçocuk yetiştirme eylemi
Parenting can be difficult
Ebeveynlik zor olabilir
Ebeveynlik
çocuk yetiştirme süreci
Parenting is a difficult but rewarding job
Ebeveynlik zor ama ödüllendirici bir iştir
izin vermek
Sahnedebirinin bir şeyi yapmasına izin vermek
Please allow me to explain
Lütfen açıklama yapmama izin verin
izin vermek
bir şeyin yapılmasına onay vermek
They allowed us to go home
Eve gitmemize izin verdiler
çekmek
Sahnedebir şeyi kendine doğru hareket ettirmek
He pulled the door open
Kapıyı çekerek açtı
oyun oynamak
dürüst olmayan veya muzip bir şey yapmak
He tried to pull a trick on me
Bana bir oyun oynamaya çalıştı
geri çekmek
bir şeyi geri almak veya çıkarmak
He decided to pull his request
İsteğini geri çekmeye karar verdi
çekim
birine veya bir şeye gitme isteği uyandıran güçlü duygu
I felt a strong pull towards him
Ona karşı güçlü bir çekim hissettim
paniklemek
Sahnedeaşırı derecede korkmak veya üzülmek
Don't freak out
Panikleme
tuhaf
çok garip veya normal olmayan
It was a freak accident
Bu tuhaf bir kazaydı
tuhaf biri
çok garip veya alışılmadık kimse
He is considered a bit of a freak
O biraz tuhaf biri olarak görülüyor
kız çocuk
Sahnedegenç bir dişi kişi
The girl is playing
Kız çocuk oynuyor
kız
Sahnededişi bir insan
She is a smart girl
O zeki bir kız
kız
kadınlar için kullanılan samimi ifade
I am with the girls
Kızlarla beraberim
iyi
Sahnedenazik veya dost canlısı
She is a nice person
O iyi bir insan
hoş
Sahnedekeyifli veya zevkli
We had a nice day
Hoş bir gün geçirdik
güzel
göze hitap eden
That is a nice dress
O güzel bir elbise
eylem
Sahnedebir kişinin yaptığı herhangi bir şey
This was a brave act
Bu cesurca bir eylemdi
yasa
devlet tarafından konulan resmi kural
The government passed a new act
Hükümet yeni bir yasa çıkardı
gösteri
izleyiciler için yapılan kısa süreli performans
The circus act was funny
Sirk gösterisi komikti
yüzgeç
Sahnedebalıkların yüzmesini sağlayan ince ve düz vücut parçası
The shark has a large fin
Köpekbalığının büyük bir yüzgeci var
bitirmek
bir şeyi tamamlamak
I will finish my book
Kitabımı bitireceğim
havada
Sahnedehavada olan veya uçan
The plane is now airborne
Uçak şu an havada
ahlaki üstünlük
Sahnedebir tartışmada ahlaki veya stratejik olarak daha avantajlı konumda olma
He maintained the high ground throughout the discussion
Tartışma boyunca ahlaki üstünlüğünü korudu
yüksek yer
etrafındaki bölgeden daha yüksekte olan arazi
We went to high ground
Yüksek yere gittik
avantajlı konum
bir tartışma veya çatışmada elde edilen üstün durum
He maintained the high ground during the debate
Tartışma sırasında avantajlı konumunu korudu
sevimli
Sahnedeşirin veya sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok sevimli
ukala
ukalalık yaparak saygısız veya sinir bozucu davranan
Don't get cute with me
Bana ukalalık yapma
şirin
hoş ve sempatik görünen
The puppy is very cute
Yavru köpek çok şirin
şirinleştirmek
bir şeyi daha sevimli veya çekici hale getirmek
You can cute up the room with some colorful cushions
Odayı renkli minderlerle şirinleştirebilirsin
birlik
Sahnededaha büyük bir yapının parçası olan küçük grup
The special unit moved out
Özel birlik harekete geçti
birim
bir grubun parçası olan tek bir şey veya kişi
Each unit costs ten dollars
Her birim on dolar
birim
ölçüm için standart olarak kullanılan sabit miktar
Meter is a unit of length
Metre bir uzunluk birimidir
kusmak
Sahnedemidedeki yiyecekleri dışarı atmak
I feel like I'm going to puke
Kusacakmışım gibi hissediyorum
mahrum bırakmak
Sahnedebirini bir şeyden yoksun bırakmak
They deprived him of his rights
Onu haklarından mahrum bıraktılar
mahrum kalmak
ihtiyaç duyulan veya istenen bir şeye sahip olamamak
They were deprived of food and water
Yiyecek ve sudan mahrum kaldılar
mahrum bırakmak
birini bir şeyden yoksun bırakmak
Don't deprive yourself of sleep
Kendini uykudan mahrum bırakma
kapı
Sahnedebina veya oda girişindeki hareketli panel
Close the door please
Lütfen kapıyı kapat
kapı
girişe izin vermek için açılıp kapanan hareketli panel
The door is open
Kapı açık
kapı
bir odaya girmek için açılan panel
He is at the door
O kapıda
kapı
bir odaya veya binaya girişi kapatmaya yarayan hareketli engel
Please close the door
Lütfen kapıyı kapat
istemek
Sahnedebir şeyi yapmayı dilemek
I wanna go home
Eve gitmek istiyorum
istemek
bir şeye sahip olmayı dilemek
I wanna drink
Bir şeyler içmek istiyorum
zayıf
Sahnedegücü az olan
He is too weak to stand
Ayakta duramayacak kadar zayıf
daha zayıf
zayıf sıfatının karşılaştırma biçimi
He became weaker after the illness
Hastalıktan sonra daha zayıf düştü
zayıf
gücü veya kuvveti az olan
He feels weak after being sick
Hastalandıktan sonra kendini zayıf hissediyor
kadın oyuncu
Sahnedetiyatro veya sinemada rol alan kadın
She is a famous actress
O ünlü bir kadın oyuncu
sörf yapmak
Sahnedebir tahta yardımıyla dalgaların üzerinde kaymak
He loves to surf
O sörf yapmayı seviyor
internette gezinmek
internette bilgiye bakmak veya sayfalar arasında dolaşmak
I like to surf the internet at night
Geceleri internette gezinmeyi severim
dalga köpüğü
kıyıya çarpan dalgaların oluşturduğu beyaz köpük
We watched the surf hitting the rocks
Kayalara çarpan dalga köpüklerini izledik
inanmak
Sahnedebir şeyin var olduğuna veya doğru olduğuna inanmak
I believe in magic
Sihre inanıyorum
güvenmek
birine güven duymak veya bir fikri desteklemek
I believe in your success
Başaracağına inanıyorum
inanmak
birine veya bir şeye güven duymak
I believe in my team
Takımıma inanıyorum
inanmak
bir şeyin veya birinin gerçekten var olduğunu düşünmek
I believe in ghosts
Hayaletlere inanırım
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
geri dönmek
Sahnedebir yere veya bir aktiviteye tekrar gitmek
I will get back to work
İşe geri döneceğim
geri almak
kaybedilen bir şeyi yeniden elde etmek
I want to get back my book
Kitabımı geri almak istiyorum
barışmak
bir sorun yaşadıktan sonra biriyle arayı düzeltmek
They decided to get back together
Tekrar bir araya gelmeye karar verdiler
öcünü almak
birine yaptığı kötülüğe karşılık zarar vermek
He wanted to get back at her
Ondan öcünü almak istedi
aslını öğrenmek
Sahnedebir sorunun gerçek nedenini bulmak
We need to get to the bottom of this issue
Bu meselenin aslını öğrenmemiz gerekiyor
temeline inmek
bir meselenin gerçek nedenini bulmak
We must get to the bottom of this mystery
Bu gizemin temeline inmeliyiz
asla
Sahnedehiçbir zaman
I never eat meat
Asla et yemem
yaptırmak
Sahnedebirine bir şeyi yapmasını sağlamak
He made me cry
Beni ağlattı
yapmak
Sahnedebir şeyi üretmek veya oluşturmak
I make dinner every day
Her gün akşam yemeği yaparım
yetişmek
bir yere veya hedefe ulaşmak
I can make it on time
Zamanında yetişebilirim
yapmak
bir şeyi ifade etmek veya söylemek
She made a suggestion
Bir öneride bulundu
anlamak
Sahnedebir şeyin anlamını kavramak
I understand the lesson
Dersi anlıyorum
anlamak
ne demek olduğunu bilmek
I understand you
Seni anlıyorum
anlamak
bir durumun veya gerçeğin bilincine varmak
I understand the risks involved
İşin içindeki riskleri anlıyorum
kavramak
söylenen bir şeyi zihnen çözümlemek
I understood his instructions clearly
Talimatlarını net bir şekilde kavradım
imza atmak
Sahnedekabul ettiğini göstermek için bir belgeye ismini yazmak
Please sign the contract here
Lütfen sözleşmeyi buraya imzalayın
işaret
bir anlamı olan vücut hareketi
He made a sign to be quiet
Sessiz olması için bir işaret yaptı
işaret
özel bir anlamı olan sembol
It is a sign of respect
Bu bir saygı işaretidir
biri
Sahnedebilinmeyen bir kişi
I need somebody to help me
Bana yardım edecek birine ihtiyacım var
birisi
bilinmeyen veya belirtilmemiş bir kişi
Somebody is at the door
Kapıda biri var
önemli biri
önemli veya yüksek statüye sahip kimse
She acts like she is really somebody
Gerçekten önemli biriymiş gibi davranıyor
zahmet etmek
Sahnedebir şeyi yapmak için çaba sarf etmek
Don't bother to call him
Onu aramak için zahmet etme
rahatsız etmek
birini huzursuz etmek veya sıkıntı vermek
Please don't bother me
Lütfen beni rahatsız etme
zahmet
bir işin gerektirdiği uğraş veya zorluk
It is a lot of bother to move these boxes
Tüm bu kutuları taşımak büyük bir zahmet
haber
Sahnedebir olay veya durum hakkında yeni bilgi
I have some good news
Bazı iyi haberlerim var
adlandırmak
Sahnedebirine veya bir şeye isim vermek
They named the baby Leo
Bebeğe Leo adını verdiler
isim
Sahnedebir kişiye veya nesneye verilen sözcük
My name is Alex
Benim adım Alex
ün
insanların bir kişi veya şey hakkındaki görüşü
He has a good name in the city
Şehirde iyi bir ünü var
bayan
Sahnedekadın için kullanılan nazik bir sözcük
A lady came to the door
Kapıya bir bayan geldi
hanımefendi
bir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
öfke
Sahnedeçok güçlü ve vahşi öfke
He was full of rage
Öfke doluydu
öfke
çok güçlü ve yoğun kızgınlık duygusu
He shouted in a fit of rage
Bir öfke nöbetiyle bağırdı
moda
şu an çok popüler olan şey
These jeans are all the rage
Bu kot pantolonlar şu an çok moda
öfkelenmek
şiddetli bir kızgınlık göstermek
He started to rage at the driver
Sürücüye öfkelenmeye başladı
kadar
Sahnedebir zamana kadar
Wait until tomorrow
Yarına kadar bekle
kadar
belirli bir zamana kadar
We stayed until noon
Öğlene kadar kaldık
kadar
bir eylem gerçekleşene dek
Do not leave until I return
Ben dönene kadar ayrılma
gitmek
Sahnedebir yere varmak veya bir etkinliğe katılmak
We go to school every morning
Her sabah okula gideriz
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
I go to school
Okula giderim
niyetinde olmak
ne yapmayı planladığını ifade etmek için kullanılır
I am going to study
Ders çalışacağım
favori
belirli bir amaç için en sık kullanılan
This is my go-to coffee shop
Burası benim favori kahvecim
uyumaya gitmek
geçici olarak bir yerde uyumak
I go to sleep at ten
Saat onda uyumaya giderim
bozulmak
bir şeyin niteliğinin veya durumunun kötüleşmesi
This building will go to ruin soon
Bu bina yakında harap olacak
gitmek
belirli bir yöne doğru hareket etmek
We will go to the park later
Daha sonra parka gideceğiz
başvurulacak
yardım için danışılan kişi veya kaynak
She is my go to person for advice
Tavsiye için başvurduğum kişi odur
incelemek
bir şeyin doğru veya kabul edilebilir olup olmadığını anlamak için ona bakmak
Please go to the file to check for any mistakes
Hata olup olmadığını kontrol etmek için lütfen dosyayı inceleyin
tercih edilen
en sık başvurulan kişi veya şey
This is my go-to place for coffee
Burası kahve için tercih ettiğim yer
ilk tercih
birinin en sık kullandığı veya seçtiği şey ya da kişi
Pizza is my go-to meal on Fridays
Pizza cumaları ilk tercihim olan yemektir
gitmek
bir yere veya kişiye ulaşmak
The letter goes to the manager
Mektup müdüre gidiyor
gitmek
bir okulda öğrenci olmak
She goes to university in London
O Londra'da üniversiteye gidiyor
yönelmek
bir yerin doğrultusunda hareket etmek
The road goes to the city center
Yol şehir merkezine yöneliyor
uğramak
bir yeri ziyaret etmek
I will go to the library today
Bugün kütüphaneye uğrayacağım
gitmek
belirli bir yere doğru hareket etmek
I go to school every day
Her gün okula giderim
gitmek
birine ulaşmak ya da teslim edilmek
This award will go to the best student
Bu ödül en iyi öğrenciye gidecek
öğün
Sahnedegünün belirli bir saatte yenen yemek
Breakfast is the first meal of the day
Kahvaltı günün ilk öğünüdür
yemek
belirli bir vakitte yenen yiyecek
We had a nice meal
Güzel bir yemek yedik
araç
Sahnedeinsanları veya eşyaları bir yerden başka bir yere taşımak için kullanılan şey
The car is a common vehicle
Araba yaygın bir araçtır
bak
Sahnededikkat çekmek veya bir ifadeye giriş yapmak için kullanılır
Now, listen carefully
Bak, dikkatlice dinle
şimdi
Sahnedeiçinde bulunduğumuz zaman
I am busy now
Şimdi meşgulüm
hadi
arkadaşça veda etmek için kullanılır
Now, I must go
Hadi, gitmeliyim
tam zamanı
bir şey için en uygun an
Now is the perfect time to start
Başlamak için tam zamanı
tebrik
Sahnedebirinin başarısını kutlamak için söylenen sözler
Congratulations on your graduation
Mezuniyetin için tebrikler
konuşabilmek
Sahnedekonuşma yeteneğine sahip olmak
The baby can talk
Bebek konuşabiliyor
ikna etmek
birini bir şeyi yapmaya razı etmek
I talked him into coming
Onu gelmeye ikna ettim
konuşmak
bir konu hakkında karşılıklı konuşmak
They need to talk about their plans
Planları hakkında konuşmaları gerekiyor
yanlış
Sahnededoğru olmayan veya düzgün çalışmayan
This answer is wrong
Bu cevap yanlış
yanlış
ahlaki olarak doğru olmayan veya kabul edilemez
Stealing is wrong
Çalmak yanlıştır
yanlış
doğru olmayan bir biçimde
You answered the question wrong
Soruyu yanlış cevapladın
yanlış
doğru olmayan veya düzgün çalışmayan
Something is wrong with my car
Arabamda bir sorun var
geç
Sahnedezamanında olmayan
I am late for work
İşe geç kaldım
merhum
artık hayatta olmayan
His late father was a doctor
Merhum babası doktordu
son
yakın zamanda gerçekleşen veya yapılan
These are late reports
Bunlar son raporlar
geç
belirlenen zamandan sonra olan
I am late for work
İşe geç kaldım
olumsuz
Sahnedekötü veya pozitif olmayan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
negatif
sıfırdan küçük değer veya yük
This number is negative
Bu sayı negatif
olumsuz
olumlu olmayan veya hayır anlamına gelen
He gave a negative answer
Olumsuz bir cevap verdi
olumsuz
iyi olmayan veya zararlı olan
He has a negative attitude
Olumsuz bir tavrı var
kızgın
Sahnedeöfkeli hissetmek veya öfke göstermek
He is mad at me
Bana kızgın
harika
çok iyi veya etkileyici
Those shoes are mad
Bu ayakkabılar harika
tutkun
birine karşı çok güçlü sevgi duyan
He is mad about her
Ona tutkun
gururlu
Sahnedebir başkasının başarısıyla mutlu olmak
I am proud of you
Seninle gurur duyuyorum
gururlu
kendi başarılarından tatmin olmak
He is proud of his work
İşiyle gurur duyuyor
gururlu
memnuniyet ve kıvanç gösteren
She has a proud expression
Gururlu bir ifadesi var
gururlu
kendinle veya başkasıyla memnuniyet duyma
I am proud of your success
Başarınla gurur duyuyorum
oruç tutmak
Sahnedebelirli bir süre boyunca yemek yememek
He decided to fast for a day
Bir gün boyunca oruç tutmaya karar verdi
ileri
saatin gerçek zamandan daha ileride olması
My watch is five minutes fast
Saatim beş dakika ileri
derince
genellikle uyku için kullanılan derin bir şekilde
The baby is fast asleep
Bebek derin uykuda
hızlı
yüksek hızda
He runs very fast
O çok hızlı koşar
horlamak
Sahnedeuykuda gürültülü nefes almak
He snores every night
Her gece horlar
horlama
uykudaki hırıltılı ses
I heard a loud snore
Yüksek bir horlama sesi duydum
sıkıcı şey
aşırı sıkıcı ve ilginç olmayan şey
The movie was a total snore
Film tam bir sıkıcı şeydi
horlamak
uyurken burun ve ağızdan gürültülü nefes alıp vermek
My father tends to snore loudly
Babam genellikle yüksek sesle horlar
hoş olmayan
Sahnedehoş olmayan veya keyif vermeyen
The smell was very unpleasant
Koku çok hoş değildi
yarıda kesmek
Sahnedebir şeyi kısa bir süreliğine aniden durdurmak
Please do not interrupt me
Lütfen sözümü kesmeyin
kesin
Sahnedekesin bir cevap veren veya en güvenilir olan
We need a definitive answer
Kesin bir cevaba ihtiyacımız var
yumruk
Sahnedeparmakların sıkıca kapatıldığı el
He clenched his fist
Yumruğunu sıktı
yumruklamak
yumruğu sıkıp bir şeye vurmak
He fisted the table
Masayı yumrukladı
konuşmak
Sahnedebiriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam lazım
konuşmak
birine sözlü olarak bir şeyleri anlatmak
I need to talk to my teacher
Öğretmenimle konuşmam gerekiyor
konuşmak
biriyle sözlü iletişim kurmak
I need to talk to you
Seninle konuşmam gerekiyor
sohbet etmek
biriyle karşılıklı konuşmak
We should talk to our neighbors
Komşularımızla sohbet etmeliyiz
aç
Sahnedeyiyecek yeme ihtiyacı duyan
I am hungry
Ben açım
istekli
Sahnedebir şeyi şiddetle arzulayan
He is hungry for success
Başarıya açtır
daha aç
öncekine göre daha fazla yeme ihtiyacı hissetme
I am even more hungry now
Şimdi daha da aç hissediyorum
dayan
Sahnedezorluklara rağmen pes etmemek
I know it is hard, but hang in there
Zor olduğunu biliyorum ama dayan
kanun
Sahnedehükümet tarafından konulan kural
You must obey the law
Kanunlara uymalısın
tabii ki
Sahnedecoşkuyla onaylamak için kullanılan gayriresmi bir ifade
You betcha I will be there
Tabii ki orada olacağım
metamfetamin
Sahnedegüçlü ve yasa dışı bir uyarıcı uyuşturucu
Meth is a dangerous drug
Metamfetamin tehlikeli bir uyuşturucudur
yığın
Sahnedeüst üste konulmuş şeyler grubu
There is a pile of books on the table
Masanın üzerinde bir kitap yığını var
yığmak
nesneleri üst üste koyarak birikinti oluşturmak
He piled the books on the desk
Kitapları masanın üstüne yığdı
dürüstçe
Sahnededoğru ve samimi bir şekilde
Please answer honestly
Lütfen dürüstçe cevap ver
sınır
Sahnedeizin verilen en yüksek miktar veya en uzak nokta
There is a speed limit here
Burada bir hız sınırı var
sınırlamak
bir şeyi belirli bir miktarın altında tutmak
You should limit your sugar intake
Şeker tüketiminizi sınırlamalısınız
sınır
izin verilen en yüksek miktar veya seviye
There is a limit to how many people can enter
İçeri girebilecek insan sayısının bir sınırı var
kötü etkilemek
Sahnedebirine zarar vermek ya da onu kötü bir duruma sokmak
The flu really did a number on me
Grip beni gerçekten kötü etkiledi
zarar vermek
bir şeye zarar vermek
The storm did a number on the fence
Fırtına çite büyük zarar verdi
içmek
Sahnedesıvı bir maddeyi yutmak
I drink water every day
Her gün su içerim
içecek
içilebilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
içecek
tüketilen sıvı
I want a cold drink
Soğuk bir içecek istiyorum
odaklanmış
Sahnedetüm dikkatini bir şeye veren
He is very focused on his work
İşine çok odaklanmış
konsantre
dikkatini bir şeye yoğunlaştırmış
She remained focused during the test
Sınav boyunca konsantre kaldı
dikkatli
yakından dikkat gösteren
We must stay focused
Odaklanmış kalmalıyız
odaklanmış
bir konuya dikkatini vermiş olan
She is focused on her studies
Çalışmalarına odaklanmış durumda
istikrar
Sahnededeğişmeden kalma veya sağlam olma durumu
The country needs political stability
Ülkenin siyasi istikrara ihtiyacı var
ders
Sahnedebir grup öğrenci için düzenlenen bir dizi ders veya toplantı
I have an English class today
Bugün İngilizce dersim var
sınıf
Sahnedebirlikte eğitim gören öğrenci grubu
My class is very friendly
Sınıfım çok cana yakın
asalet
şık ve zarif bir nitelik
She has a lot of class
O çok asildir
seviyesizlik
kaba veya nezaketsiz davranış
That comment showed no class
O yorum hiç seviyeli değildi
sınıf
okulda aynı seviyede bulunan öğrenci grubu
I like my class
Sınıfımı seviyorum
uyumak
Sahnedegözler kapalı şekilde dinlenmek
I need to sleep
Uyumam gerekiyor
neredeyse hiç
Sahnedeçok az veya neredeyse hiç
I can hardly hear you
Seni neredeyse hiç duyamıyorum
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
uzaklaşmak
Sahnedebir yerden veya durumdan uzaklaşmak
He decided to walk away
Uzaklaşmaya karar verdi
uzaklaşmak
bir durumdan veya ortamdan kaçınarak ayrılmak
It is better to walk away from an argument
Bir tartışmadan uzaklaşmak daha iyidir
uzaklaşmak
bir yerden veya durumdan ayrılmak
He walked away from the house
Evden uzaklaştı
inç
Sahnede2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
inç
bir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
aman tanrım
Sahnedeşaşkınlık veya hafif bir duygu belirtmek için kullanılır
My goodness, it is cold today
Aman tanrım, bugün hava çok soğuk