

Modern Family — Season 3 Episode 6
Kelimeler ve anlamları
585 kelime
Seviye
coşkuyla dans etmek
enerjik bir şekilde dans etmek veya eğlenmek
Let's get down on the dance floor
Hadi dans pistinde coşalım
aşağı inmek
daha alçak bir konuma geçmek
Get down from the table
Masadan aşağı in
gelmek
Sahnedebir yere doğru hareket etmek
Come here
Buraya gel
meydana gelmek
gerçekleşmek veya vuku bulmak
How did this come about
Bu nasıl oldu
hadi
dikkat çekmek veya söze başlamak için kullanılan ifade
Come now do not be upset
Hadi ama üzülme
söyledi
Sahnededile getirmek
She said the truth
Gerçeği söyledi
dedi
sözle ifade etmek
He said no
Hayır dedi
söyledi
bir düşünceyi veya bilgiyi kelimelerle ifade etmek
He said that he was busy
Meşgul olduğunu söyledi
bahsi geçen
daha önce değinilmiş olan
The said document is missing
Bahsi geçen belge kayıp
ileride
Sahnedeön tarafta
Go straight ahead
Dosdoğru ilerleyin
kârda
maddi kazanç veya avantaj sağlama durumu
We are ahead of our budget
Bütçede kârdayız
vaktinden önce
planlanandan veya beklenenden daha erken
We arrived ahead of schedule
Vaktinden önce geldik
önde
başkalarından daha iyi bir konumda olmak
She is ahead in the race
Yarışta o önde
yani
söylenenleri açıklamak veya duraksamak için kullanılır
I mean, it is a bit expensive
Yani, biraz pahalı
toplanmak
Sahnedebelirli bir amaç için bir araya gelmek
The people rallied for a cause
İnsanlar bir amaç için toplandılar
miting
bir düşünceyi desteklemek için yapılan büyük halk toplantısı
They held a rally to protest the new law
Yeni yasayı protesto etmek için bir miting düzenlediler
toparlanmak
zor bir dönemden sonra tekrar güçlenmek veya iyileşmek
The patient began to rally after the surgery
Hasta ameliyattan sonra toparlanmaya başladı
birleşmek
birini veya bir şeyi desteklemek için bir araya gelmek
The team decided to rally behind their captain
Takım kaptanlarının arkasında birleşmeye karar verdi
iş
Sahnedepara kazanmak için yapılan çalışma
I have a new job
Yeni bir işim var
operasyon
Sahnedevücudu değiştirmek için yapılan tıbbi müdahale
She had a nose job
Burun ameliyatı oldu
görev
Sahnedeyapılması gereken bir iş parçası
Your job is to clean the room
Senin görevin odayı temizlemek
yine de
Sahnedeher durumda
It's raining, but I'll go anyway
Yağmur yağıyor ama yine de gideceğim
ikram etmek
Sahnedebirine bir şeyi alma şansı vermek
He offered me some water
Bana biraz su ikram etti
teklif etmek
birinin kabul etmesi veya reddetmesi için bir şey sunmak
They offered him a new job
Ona yeni bir iş teklif ettiler
teklif
bir şeyin yapılması veya verilmesi yönündeki öneri
He accepted the job offer
İş teklifini kabul etti
sunmak
birine bir şey vermek veya uzatmak
He offered his hand to her
Elini ona uzattı
güzel
Sahnedebakıldığında hoş görünen
She is a pretty girl
O güzel bir kız
oldukça
Sahnedeorta derecede
This task is pretty hard
Bu görev oldukça zor
güzel
göze hoş gelen
She is wearing a pretty dress
Çok güzel bir elbise giyiyor
hoş
Sahnedemutluluk veya haz veren
That is a sweet gesture
Bu çok hoş bir davranış
tatlım
Sahnedesevilen birine hitap ederken kullanılan isim
Goodnight, sweet
İyi geceler, tatlım
süper
şaşkınlık veya heyecan belirtmek için kullanılır
Sweet! I got the tickets
Süper! Biletleri aldım
tatlı
şeker tadında olan
This apple is very sweet
Bu elma çok tatlı
ele almak
bir konuyu değerlendirmek
We must look at this plan
Bu planı ele almalıyız
bakmak
gözleri bir yöne çevirmek
Please look at me
Lütfen bana bak
seyretmek
bir şeyi dikkatle izlemek
They look at the stars
Yıldızları seyrediyorlar
incelemek
detaylıca gözlemlemek
I looked at the painting
Resim tablosunu inceledim
çözmek
bir soruna çözüm bulmak
We can work it out together
Bunu birlikte çözebiliriz
ara
Sahnedeiki olay arasında geçen kısa süre
There was a short interlude between the acts
Perdeler arasında kısa bir ara vardı
düzeltilmiş
Sahnedeyanlışları giderilmiş
He corrected the error
Hatayı düzeltti
düzeltti
hatalı olan bir şeyi doğru hale getirmek
The teacher corrected my essay
Öğretmen kompozisyonumu düzeltti
kol
Sahnedeomuzdan ele kadar olan vücut bölümü
My arm hurts
Kolum ağrıyor
silahlandırmak
silah veya araç gereç sağlamak
The soldiers were armed
Askerler silahlandırıldı
silah
savaşta kullanılan ateşli veya kesici araç
He had to drop his arm
Silahını bırakmak zorunda kaldı
rekabet etmek
Sahnedebaşkalarını yenmeye çalışmak
They compete for the gold medal
Altın madalya için yarışıyorlar
yarışmak
bir yarışmada veya etkinlikte yer almak
She will compete in the marathon
Maratona katılacak
rekabet etmek
başkalarına karşı kazanmaya çalışmak
Two companies compete for customers
İki şirket müşteriler için rekabet ediyor
yanıp kül olmak
bir binanın veya yapının ateşle tamamen yok olması
The old house burned down
Eski ev yanıp kül oldu
izin vermek
Sahnedebirine bir şey yapması için müsaade etmek
Please let me go
Lütfen gitmeme izin ver
engel olmak
bir şeyin gerçekleşmesini durdurmak
He moved without let or hindrance
Hiçbir engel olmaksızın hareket etti
hadi
bir öneride bulunmak için kullanılan ifade
Let us go home
Hadi eve gidelim
hayal kırıklığına uğratmak
birinin beklentilerini karşılayamamak
I do not want to let my family down
Ailemi hayal kırıklığına uğratmak istemiyorum
dönüştürmek
Sahnedebir şeyi başka bir şeye dönüştürmek
She turned the room into a gym
Odayı bir spor salonuna dönüştürdü
sıra
başkalarından sonra bir şeyi yapabileceğiniz zaman
It is your turn now
Şimdi senin sıran
vermek
bir şeyi başkasına uzatmak
Please turn the book to him
Lütfen kitabı ona ver
çevirmek
bir cihazı çalıştırmak için düğmeyi hareket ettirmek
Turn the knob to start the machine
Makineyi çalıştırmak için düğmeyi çevir
pinot
Sahnedeşarap yapımında kullanılan bir üzüm türü
I prefer a glass of pinot noir
Bir kadeh pinot noir tercih ederim
hatırlamak
Sahnedebir şeyi yapmayı unutmamak
Remember to lock the door
Kapıyı kilitlemeyi hatırla
hatırlamak
Sahnedegeçmişteki bir anıyı zihne geri getirmek
I remember my childhood
Çocukluğumu hatırlıyorum
kulüp
Sahnedeortak ilgi alanına sahip kişilerin kurduğu organizasyon
I joined the chess club
Satranç kulübüne katıldım
golf sopası
golfte topa vurmak için kullanılan sopa
He bought a new golf club
Yeni bir golf sopası aldı
kulüp sandviç
üç dilim ekmek et peynir ve sebzeyle yapılan sandviç
I ordered a club sandwich for lunch
Öğle yemeği için bir kulüp sandviç sipariş ettim
yaka
giysinin boyun kısmına gelen parça
The shirt has a white collar
Gömleğin beyaz bir yakası var
hanımefendi
Sahnedebir kadın için kullanılan resmi veya nazik sözcük
She is a very elegant lady
O çok zarif bir hanımefendi
bayan
kadın için kullanılan nazik bir sözcük
A lady came to the door
Kapıya bir bayan geldi
devam etmek
bir şeyi yapmaya devam etmek
Please go on with your story
Lütfen hikayene devam et
hissetmek
bir şeyin doğru olduğuna dair güçlü bir his
I have a feeling that something is go on
Bir şeylerin döndüğüne dair bir hissim var
olmak
meydana gelmek veya gerçekleşmek
What is going on here
Burada neler oluyor
çıkmak
bir yolculuğa veya tatile gitmek
They go on a vacation every summer
Her yaz tatile çıkarlar
konmak
bir yüzeyin üzerine yerleşmek
The lid goes on the jar
Kapak kavanoza konar
katılmak
bir etkinliğe veya faaliyete dahil olmak
We decided to go on the tour
Tura katılmaya karar verdik
açılmak
bir cihazın veya ışığın çalışmaya başlaması
The heater goes on at night
Isıtıcı gece açılır
sürülmek
bir maddenin bir yüzeye uygulanması
The paint goes on easily
Boya kolayca sürülür
ciddi
Sahnedeşaka yapmayan, söylediklerinde samimi olan
Are you serious?
Ciddi misin?
ciddi
dikkatli düşünme veya eylem gerektiren
This is a serious problem
Bu ciddi bir problem
ağır
çok kötü veya büyük
She has a serious injury
Ağır bir yaralanması var
ciddi
zarar veya tehlikeye neden olan
He had a serious accident
O ciddi bir kaza geçirdi
orada yukarda
daha yüksek bir yerde
The bird is up there
Kuş orada yukarda
ücretsiz
Sahnedebedava olan veya ücret ödenmeyen
This water is free
Bu su ücretsiz
özgür
Sahnedekısıtlanmamış veya kontrol edilmeyen
The bird is free
Kuş özgür
serbest bırakmak
birini veya bir şeyi tutulduğu ya da sıkıştığı yerden kurtarmak
They decided to free the bird from the cage
Kuşu kafesten serbest bırakmaya karar verdiler
içermeyen
bir şeyin içinde bulunmaması durumu
This drink is sugar free
Bu içecek şeker içermiyor
ikinci el
Sahnededaha önce birine ait olan yeni olmayan
I bought a secondhand car
İkinci el bir araba satın aldım
ürkütmek
birini çok endişelendirmek veya korkutmak
You freak me out when you drive so fast
Bu kadar hızlı sürdüğünde beni ürkütüyorsun
dehşete düşürmek
birini aşırı derecede korkutmak veya üzmek
The sudden noise freaked the baby out
Ani gürültü bebeği dehşete düşürdü
paniklemek
aşırı derecede korkmak veya üzülmek
She freaked out when she lost her keys
Anahtarlarını kaybettiğinde panikledi
panikleme
ani ve şiddetli bir duygu patlaması
She had a major freak out in front of everyone
Herkesin önünde büyük bir panikleme yaşadı
yapacak
Sahnedegeleceğe dair bir plan veya tahmini ifade etmek için kullanılır
I'm gonna call you
Seni arayacağım
hazırlamak
Sahnedekendini veya bir şeyi hazır hale getirmek
I need to prepare for the exam
Sınava hazırlanmam gerekiyor
hazırlamak
bir şeyi kullanım için hazır hale getirmek
Please prepare the room for the guests
Lütfen odayı misafirler için hazırlayın
hazırlamak
yiyecekleri yenmeye hazır hale getirmek
She is preparing dinner for us
O bizim için akşam yemeği hazırlıyor
mesaj
birine gönderilen bilgi
Please send me a message
Lütfen bana bir mesaj gönder
içeride
Sahnedebir yerin veya nesnenin içi
It is very hot inside
İçerisi çok sıcak
içinde
bir şeyin iç kısmı veya içinde
The keys are inside the bag
Anahtarlar çantanın içinde
içeriden
sadece sınırlı sayıda kişinin bildiği
She has inside knowledge
Onun içeriden bilgisi var
içinde
bir nesnenin veya yerin içi
The cat is inside the box
Kedi kutunun içinde
hızla gitmek
Sahnedehızlıca koşmak veya hareket etmek
I had to race to the station
İstasyona hızla gitmek zorunda kaldım
yarış
insanların en hızlı olmaya çalıştığı etkinlik
I won the horse race
At yarışını kazandım
ırk
geniş bir insan grubu
People of every race live here
Burada her ırktan insan yaşıyor
antrenör
Sahnedebirine eğitim veren veya onu eğiten kişi
The trainer helps the team
Antrenör takıma yardımcı olur
spor ayakkabı
spor veya günlük aktiviteler için giyilen yumuşak ayakkabı
I need to buy new trainers for the gym
Spor salonu için yeni spor ayakkabı almam lazım
antrenman ayakkabısı
özellikle spor yaparken giyilen rahat ve yumuşak ayakkabı
He wore his trainers to play football
Futbol oynamak için antrenman ayakkabılarını giydi
meşale
Sahnedeışık vermek için yakılan sopa
He carried a torch
Elinde bir meşale taşıyordu
yakıp yıkmak
bir şeyi ateşle yok etmek
They torched the building
Binayı ateşe verdiler
ateşe vermek
bir şeyi kasıtlı olarak yakmak
They threatened to torch the building
Binayı ateşe vermekle tehdit ettiler
pürmüz
kaynak yapma veya kesme için sıcak alev çıkaran alet
He used a torch to cut the metal
Metali kesmek için pürmüz kullandı
güvenle
Sahnedezarar veya risk olmadan
He arrived home safely
Eve güvenle vardı
tamam
yeterince iyi veya kabul edilebilir
The meal was all right
Yemek idare ederdi
peki
kesinlikle veya şüphe duymadan
All right, I will come
Peki, geleceğim
tamam
dinleyicinin anladığını kontrol etmek veya ara vermek için kullanılır
All right, let's move on
Tamam, devam edelim
tamam
bir şeyi kabul ettiğini belirtmek için kullanılır
All right I will help you
Tamam sana yardım edeceğim
inç
Sahnedebir fitin on ikide birine eşit olan uzunluk birimi
The screen is ten inches wide
Ekran on inç genişliğinde
inç
Sahnede2.54 santimetreye eşit uzunluk birimi
That screen is ten inches wide
O ekran on inç genişliğinde
yavaşça ilerlemek
çok yavaş ve kademeli olarak hareket etmek
The car began to inch forward
Araba yavaşça ilerlemeye başladı
basamak
Sahnedeyukarı veya aşağı çıkan basamaklardan her biri
He sat on the bottom stair
En alt basamağa oturdu
t-topu
topun bir sehpa üzerine yerleştirildiği başlangıç seviyesi beyzbol
He is playing t-ball today
O bugün t-topu oynuyor
çocuk beyzbolu
küçük çocuklar için oynanan basit bir beyzbol türü
My son joined the t-ball league
Oğlum çocuk beyzbolu ligine katıldı
ışık
Sahnedegörmemizi sağlayan doğal veya yapay parlaklık
The light is bright
Işık parlak
yakmak
bir şeyi tutuşturmak veya yanmasını sağlamak
Light the candle
Mumu yak
hafif
ağırlığı az olan
This box is light
Bu kutu hafif
açık renkli
koyu olmayan renk
I like light blue
Açık maviyi severim
dedikoducu
Sahnedebaşkalarının özel hayatı hakkında konuşmayı seven
She is a very gossipy person
O çok dedikoducu bir insandır
yatak odası
Sahnedeuyumak için kullanılan oda
My bedroom is small
Yatak odam küçük
bütün gün
tüm gün süren
I worked all day long
Bütün gün çalıştım
seçmek
Sahnedebir şeyi tercih etmek veya seçmek
Pick a color
Bir renk seç
çıkarmak
bir şeyi bir yerden çıkarıp almak
Pick the seeds out
Tohumları çıkar
pena
telli çalgıları çalmak için kullanılan küçük alet
He lost his guitar pick
Gitar penasını kaybetti
almak
bir nesneyi elinize almak veya kaldırmak
Pick up your book
Kitabını al
güle güle
veda etmek için kullanılan bir söz
Bye bye, see you later
Güle güle, sonra görüşürüz
hoşça kal
veda etme yolu
I said bye bye to my friend
Arkadaşıma hoşça kal dedim
bay bay
veda edip ayrılmak
He waved and said bye bye
El salladı ve bay bay dedi
yok
artık mevcut olmayan
The money is bye bye
Para artık yok
vay be
Sahnedeşaşkınlık veya hayranlık belirten ünlem
Wow, this is beautiful
Vay be, bu çok güzel
hayran bırakmak
Sahnedebirini çok etkilemek
Her performance wowed the audience
Performansı izleyicileri hayran bıraktı
Vay
şaşkınlık veya hayranlık ifade eden söz
Wow, what a nice view
Vay, ne kadar güzel bir manzara
biliyorsun
Sahnededinleyicinin anladığını teyit etmek için kullanılır
It is hard, you know
Zor, biliyorsun
bilmek
Sahnedebilgi sahibi olmak
I know the answer
Cevabı biliyorum
tanımak
birini şahsen tanımak
I know him very well
Onu çok iyi tanıyorum
biliyorsun
dinleyicinin anladığından emin olmak veya konuşurken duraksamak için kullanılan söz
It is a nice car, you know, very fast
Güzel bir araba, biliyorsun, çok hızlı
kaldırmak
Sahnedebir şeyi daha yüksek bir konuma taşımak
Can you lift this box
Bu kutuyu kaldırabilir misin
kaldırmak
bir şeyi sona erdirmek veya iptal etmek
The government lifted the ban
Hükümet yasağı kaldırdı
arabayla bırakmak
bir araçla ücretsiz olarak bir yere götürmek
He gave me a lift
Beni arabayla bıraktı
asansör
bir binada insanları veya eşyaları katlar arasında aşağı yukarı taşıyan cihaz
The lift is broken so we must take the stairs
Asansör bozuk olduğu için merdivenleri kullanmalıyız
koymak
Sahnedebir şeyi bir yere yerleştirmek
Put the book on the table
Kitabı masanın üzerine koy
ifade etmek
bir şeyi belirli bir şekilde söylemek
How should I put this
Bunu nasıl ifade etmeliyim
sokmak
birini zor bir duruma düşürmek
The mistake put him in a difficult situation
Hata onu zor bir duruma soktu
yöneltmek
dikkat veya çabayı bir şey üzerine çevirmek
She put all her energy into the project
Tüm enerjisini projeye yöneltti
endişeli
Sahnedehuzursuz veya kaygılı hissetmek
I am worried about the exam
Sınav hakkında endişeliyim
ayrılmak
Sahnedebir yerden gitmek
I am leaving now
Şimdi ayrılıyorum
bırakmak
bir şeyi olduğu yerde bırakmak
I am leaving the door open
Kapıyı açık bırakıyorum
artık
bir işlemden sonra geriye kalan madde
This ash is a leaving of the fire
Bu kül ateşten geriye kalan bir artığıdır
tavuk
Sahnedeetinden ve yumurtasından faydalanılan bir çiftlik hayvanı
The chicken is eating corn
Tavuk mısır yiyor
cesaret oyunu
iki kişinin birbirini geri çekilmeye zorladığı bir durum
We played a game of chicken
Bir cesaret oyununa giriştik
korkak
cesur olmayan
Do not be such a chicken
Bu kadar korkak olma
tavuk eti
tavuktan elde edilen gıda
I eat chicken for dinner
Akşam yemeğinde tavuk eti yiyorum
hadi canım
Sahnedeşaşkınlık veya kızgınlık belirten ünlem
Jeez, that is expensive
Hadi canım, bu çok pahalı
vermek
Sahnedebir şeyi birinin eline ulaştırmak
He gave me his book
O bana kitabını verdi
yol açmak
bir şeyin olmasına neden olmak
The noise gave me a headache
Bu gürültü baş ağrısına yol açtı
söylemek
birine bilgi veya cevap iletmek
Please give me your answer
Lütfen bana cevabını söyle
yitirmek
Sahnedeartık bir şeye sahip olmamak
She lost her job yesterday
Dün işini yitirdi
yenilmek
bir oyunda veya yarışmada başarısız olmak
The team did not want to lose
Takım yenilmek istemedi
kendini kaybetmek
çok öfkelenmek veya kontrolünü yitirmek
He began to lose it when he got angry
Sinirlendiğinde kendini kaybetmeye başladı
kaybetmek
bir şeyi nereye koyduğunu unutmak
I think I lost my keys
Sanırım anahtarlarımı kaybettim
sürahi
Sahnedeiçecek koymak için kullanılan kulplu büyük kap
I filled the pitcher with water
Sürahiyi suyla doldurdum
atıcı
beyzbolda topu fırlatan oyuncu
The pitcher threw the ball
Atıcı topu fırlattı
atıcı
beyzbolda topu fırlatan oyuncu
The pitcher threw the ball
Atıcı topu fırlattı
yaşamak
Sahnedebir durumu tecrübe etmek
I want to experience new things
Yeni şeyler deneyimlemek istiyorum
deneyim
yaşanılan olay
It was a great experience
Bu harika bir deneyimdi
tecrübe
bir işten kazanılan bilgi
She has a lot of experience
Onun çok fazla tecrübesi var
yaşamak
bir durumu hissetmek veya bir şeyin etkisinde kalmak
I experienced great happiness today
Bugün büyük bir mutluluk yaşadım
bir an
Sahnedeçok kısa bir süre
Give me a minute
Bana bir dakika ver
dakika
Sahnede60 saniyelik zaman birimi
It takes ten minutes
On dakika sürer
dakika
bir derecenin altmışta birine eşit açı birimi
One degree contains sixty minutes
Bir derece altmış dakika içerir
çok küçük
boyutu son derece ufak olan
The scientist studied the minute particles
Bilim insanı çok küçük parçacıkları inceledi
gergin
Sahnedegelecekte ne olacağı konusunda endişeli veya korkmuş
I feel nervous about the exam
Sınav hakkında gergin hissediyorum
Aman Tanrım
şaşkınlık veya şok belirtmek için kullanılır
My gosh, look at that cake!
Aman Tanrım, şu keke bak!
sekiz
Sahnedesekiz sayısı
I have eight apples
Sekiz tane elmam var
tutum
Sahnedebir şey hakkında düşünme veya hissetme biçimi
She has a positive attitude
Olumlu bir tutumu var
değil mi
Sahnedekarşıdakinin katılıp katılmadığını sormak için kullanılır
It's hot, huh?
Hava sıcak, değil mi?
ha
kafa karışıklığını veya tekrar isteğini belirtir
Huh? Who is that?
Ha? O kim?
buluşmak
Sahnedebir yerde bir araya gelmek
Let's meet at the park
Parkta buluşalım
benzemek
bir şeye benzer olmak
His words meet his actions
Sözleri davranışlarına benziyor
karşılamak
bir gereksinimi yerine getirmek
We must meet the requirements
Gereksinimleri karşılamalıyız
buluşma
insanların bir araya geldiği etkinlik
They organized a school meet
Okul için bir buluşma düzenlediler
zihin
Sahnedekişinin düşünen ve hisseden kısmı
He has a brilliant mind
Parlak bir zihni var
rahatsız olmak
Sahnedebir şeyden rahatsızlık duymak
I don't mind the cold
Soğuktan rahatsız olmam
dikkat etmek
bir şeye odaklanmak veya özen göstermek
Please mind your step on the stairs
Lütfen merdivenlerde adımına dikkat et
niyetlenmek
bir şeyi yapmayı planlamak
I mind to help him
Ona yardım etmeye niyetlendim
etkilemek
birinin üzerinde etkili olmak
The medicine is starting to work on him
İlaç onun üzerinde etkisini göstermeye başladı
üzerinde çalışmak
bir şeye zaman ve emek harcamak
I need to work on my English
İngilizcem üzerinde çalışmam gerekiyor
üzerinde çalışmak
bir şey üzerinde emek harcamak
I am working on a new project
Yeni bir proje üzerinde çalışıyorum
tedavi etmek
tıbbi bakım sağlamak
The doctors are working on the patient
Doktorlar hastayı tedavi ediyor
beraber
Sahnedeaynı yerde veya aynı zamanda
We study together
Birlikte çalışıyoruz
barışmış
bir ayrılığın ardından tekrar sevgili olmak
They got back together recently
Yakın zamanda tekrar barıştılar
toplamda
sayıların toplamını hesaplamak
How much is it all together
Hepsi toplamda ne kadar
düzenli
mantıklı ve planlı bir şekilde
She is a very together person
O çok düzenli bir insandır
iptal etmek
Sahnedebir şeyin artık geçerli olmadığını resmi olarak bildirmek
The government decided to revoke the license
Hükümet lisansı iptal etmeye karar verdi
sevgi dolu
Sahnedesevgi ve ilgi gösteren
She is a loving mother
O, sevgi dolu bir anne
şefkatli
sevgi ve şefkat gösteren
He gave her a loving hug
Ona şefkatli bir şekilde sarıldı
sevmek
bir şeyi çok beğenmek veya ondan zevk almak
I am loving this music
Bu müziği çok seviyorum
etli sebzeli turta
Sahnedeet ve sebzeyle doldurulmuş bir turta türü
I ate a chicken potpie
Tavuklu turta yedim
fırında etli pay
Sahnedeiçinde et ve sebze bulunan fırınlanmış hamur işi
She baked a potpie for dinner
Akşam yemeği için fırında etli pay pişirdi
sebzeli etli tart
Sahnedeet ve sebzelerin üzerine hamur kaplanarak pişirilen yemek
This potpie is very delicious
Bu sebzeli etli tart çok lezzetli
-e rağmen
söylenen bir şeye rağmen şaşırtıcı bir durumu belirtmek için kullanılır
Even though it was raining, we went for a walk
Yağmur yağmasına rağmen yürüyüşe çıktık
ciddiyetle
Sahnedeiçtenlikle veya ciddi bir tavırla
He spoke seriously about his future
Geleceği hakkında ciddiyetle konuştu
ciddi bir şekilde
çok ağır veya aşırı bir durumda
He was seriously injured in the accident
Kazada ciddi bir şekilde yaralandı
dinlemek
sese dikkat etmek
I listen to music
Müzik dinlerim
yemek
Sahnedeyemek yenen şeyler
I like Italian food
İtalyan yemeklerini severim
beklemek
Sahnedebir şey olana kadar bir yerde durmak
I will wait here for you
Seni burada bekleyeceğim
aramak
birini telefonla aramak
I will wait you at eight
Seni sekizde arayacağım
hizmet etmek
birine yardım etmek için onun işlerini yapmak
The server waits on the guests
Garson konuklara hizmet eder
çok
büyük bir sayı veya miktar
I have a lot of friends
Çok arkadaşım var
sık sık
birçok kez veya sıklıkla
He travels a lot
O sık sık seyahat eder
çok
birçok kez veya büyük ölçüde
I read a lot
Çok okurum
çok
büyük ölçüde
I miss you a lot
Seni çok özlüyorum
ana
Sahnedeen önemli veya merkezi olan
The main goal is to win
Ana hedef kazanmaktır
ana hat
su veya gaz taşıyan büyük boru hattı
They fixed the water main
Su ana hattını tamir ettiler
ana cadde
kasabalardaki başlıca yol adı
She lives on Main Street
O Ana Caddede yaşıyor
hey
Sahnededikkat çekmek veya şaşkınlık belirtmek için kullanılır
Hey, look at this!
Hey, şuna bak!